Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

İlle de sizleri paspas mı edeyim?..

24.7.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Önümde üç davetiye duruyor; 3. Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali’nin 3 davetiyesi…

İlki, 21 Temmuz 2020 Salı günü 21.00’da Efes Antik Kenti Odeon’da sahnelenen “Avrupa ve Osmanlı Saray Müzikleri Konseri” içindi.

26 Temmuz Pazar akşamı ise, Türkiye’de ilk defa “seyirciyi de sahne performansına katarak” operanın eğlenceli yüzünü göstermeyi amaçlayan interaktif “The Funtime of the Opera Konseri” sahneye konacak, sevilen ünlü aryalar, Napolitenler ve türküler, seyircinin de katılımıyla seslendirilecekti. İkinci davetiye, izleyenlere İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin takdimi ile “Operada hayalet değil, eğlence var” bu Opera Konseri içindi ve İzmir Kültürpark Atatürk Açıkhava Tiyatrosu’nda sanatseverleri bekliyordu.

Nihayet, 3. Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali 28 Temmuz’da “aynı yerde” gerçekleşecek “7 Tenor” Gala Konseri ile sonlanacaktı.

İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin sanatseverlere “Kurban Bayramı hediyesi olan” 3 gecenin davetiyeleri masamın üzerinde kaldı. İzmir’de olduğum hâlde, bu “ses ve seyir” ziyafetlerine gidemedim. ÇÜNKÜ…

“65 YAŞ ÜSTÜYDÜM”, GECE SAAT 20’DEN SONRA SOKAĞA ÇIKMAM YASAKTI, EŞİMİN DE ÖYLE…

Ne diyeyim, anlı ve de şanlı Sağlık Bakanıma ve de onun anlı ve de şanlı bilim adamlarından kurulu bilim kuruluna!..

Diyorlar ki, Türk insanına; “Biz karar alalım, sizler de çiğneyin” ve de biliyorum ki “yasağa uymak için gitmediğim” bu yaz gecesi gösterilerinde yüzlerce, hatta binlerce “65 yaş üstü” insan kadınlı erkekli, “yasak kararını” paspas etmişti ve edecekti.

El insaf, Sağlık Bakanım, el insaf Bilim Kurulu Üyelerim; “Bizlere kastınız nedir? 65 yaş üstü insanlar ne suç işlediler” de, hâlâ ve hâlâ “gündüz güneşin parladığı sıcak ve nemli boğucu bir havada ‘sokaklara çıkmak, kafelere, lokantalara gitmek’ serbest” de, “gecenin biraz serinleyerek ‘nefes aldıran’ havasında”, saat 20’den sonra “evlerde hapis olmak” gibi bir cezaya çarptırılmaya müstahak oldular?

Hadi, kış aylarında neyse; yazın en sıcak günlerine girdik; İzmir’in güneyinden itibaren bütün Türkiye’de saat 20’ye kadar “güneş var” ve de “sıcak” bunaltıcı, “nem” ise insanı berbat ediyor.

Gece, biraz serinliyor hava, sahillerdeki kafelerde bir – iki saat oturmak, bir lokantada yemek yemek ve de varsa birkaç arkadaşla sohbet etmek; bu hakkı bile “yasaklamak” ne anlama geliyor?..

Taaa mart ayından beri “en ağır kısıtlamalarla karşı karşıya kalan” bizler gibi (65 +) insanlarda, şimdi de, evlerimize, gündüz “sıcaktan”, gece “sizin kararınızdan” dolayı hapsedilmenin yaşlılarda yaratacağı “psikolojik yıkımı” hiç mi düşünmezsiniz; sizler nasıl doktorlarsınız?..

Birbirlerine “bugüne kadar kötü laf etmemiş bizim gibi 60 yılı aşkın evlileri bile ‘depresyona sokup’ saç saça baş başa kavga ettirecek hâle düşürdüğünüzün” farkında değil misiniz?..

Daha çok şeyler yazabilirim ama “başarılı geçen bir pandemi sürecini ‘sizlerin yüzünden’ inkâr eder” duruma düşmemek için yazmayacağım.

Yazımın sonunu da başlıktaki sorum ile bağlıyorum; “Yasağı dinlemeyerek, ille de sizleri paspas mı edelim?”

Ben “aptal olduğum için” etmedim, etmeyeceğim, hem de “enfes müzik ve seyir ziyafetlerini bile kaçırma” pahasına…

Ama biliyorum ki, bu ülkede her gece yüz binlerce “65 yaş üstü” insan paspas ediyor; gece yarılarına kadar sokaklarda, kafelerde, lokantalarda, otellerde, sahillerde, yaylalarda ve de sizler de “bu paspaslık tablosunu hak ediyorsunuz”; ne diyeyim; kalın sağlıcakla…

++++++

Erdem ve Politika

Son zamanlarda Osmanlıyı yeniden yaşatma politikasının yollarını arayanların olduğu görülüyor. Bu yanlıştır. İmparatorluklar dönemi bitmiştir. Bir de Doğululaştırma daha açıkçası Araplaştırma politikasının aşkıyla çırpınanlar var. Bu da yanlıştır.

Ali Naili Erdem

++++++++

Okuyucunun sordukları…

“Adaletin adaletsizliği” değil mi?..

Okuyucum soruyor; ABD’de 17 yıl aradan sonra “dört federal mahkumun idam edilmesi için” Yüksek Mahkeme’den karar çıktı. İki mahkum “zehirli iğne” ile hayata veda ettiler. 2 mahkum da 28 ağustosa kadar idam edilecek.

Mahkumlardan idam edilen ikincisi, ölmeden önce son söz olarak “Bu sterilize edilmiş cinayet hiçbir amaca hizmet etmiyor” dedi; “haklı mıydı?”

“İdamın olduğu ülkede ‘idam edilecek’ suç işlemişti”; ceza haklıydı!..

Ama, mahkumun da haklı olduğu bir tarafı yok muydu, olayın; “O idama mahkum olmuştu”, tamam da, “17 yıl ‘her gün idam edilme korkusuyla yaşamak’ cezası” kararda var mıydı?..

Hadi, “cezaya itirazların, cezanın onaylanması ve infazı için” geçecek 17 hafta, 17 ay neyse ne de, “ayrıca, tam 17 yıl idam işkencesi ile yaşamaya mahkum olmak” neyin nesiydi?..

Cevabımdır; olayın bir penceresinden “haklı”, bir penceresinden de “haksız” damgaları yiyecek bir “adalet görüntüsü” var.

Bizde de, “idam cezası” yok ama “şüpheye dayalı” gözaltı ve tutuklamalar, hele hele “düşünce, düşüncelerini söyleme ve basın hürriyetleri ile doğrudan ilgili olan” olaylarda “adaletin adaletsizliği” uygulamaları yaygın.

“Sonradan gelen” beraat kararları, ortaya “adeta, sadece savcılık iddialarına dayalı hapis cezası almış ve cezası infaz edilmiş suçsuz mahkumlar” çıkarıyor; hem de “delil karartma, kaçma ihtimali var” gibi “inanılması zor” gerekçelerle.

Bu satırları yazarken, birdenbire, Ali Ercan’ın “Adaletin bu mu dünya” şarkısı da nereden aklıma geldi ki?..

+++++

İnternet’ten “esen” rüzgarlar!..

++++++

Sözün Özü

“İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını isteyenler” sadece kadınlara değil, insanlığa karşı suç işliyorlar; daha da acısı “kadınlara ve insanlığa karşı işlenen cinayetler için “çoğu haklı sebeplere dayalıdır” demek istiyorlar. İnsaf, vicdan, hukuk, kanun bir yana; “kadın için, cinayetler için” Kuran ne diyor, Hazreti Muhammed ne diyor, onları da mı hatırlamıyorlar?..

+++++++++

Aksaç / Aksakal meselesi!..

Gazetelerde, TV’lerde haber; “İçerisinde yazar, oyuncu, gazeteci, bilim insanı ve siyasetçilerin bulunduğu ‘101 Aksaçlı’ ortak bir çağrı yayımladı. ‘Cumhuriyetin teminatı bütün kurumlar, tek tek işlemez hale getiriliyor”’ vurgusu yapan ‘101 Aksaçlı’, ‘Haklarımızı talep etme zamanıdır’ dedi.”

Onlara sormam gerekiyor; “Haklarınızı geçen hafta mı aldılar?”

Ve de hiç “Ateş olsan cirmin kadar yer yakarsın” sözünü duymadınız mı? Dahası; “Gece 20’den sonra sokağa bile çıkamazken” aklınız neredeydi?..

Onlara bir soru daha; “Aksaçlılar zamanından, aksakallılar zamanına gelinirken” ne yaptınız?..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları Aşk 30 Eylül 2020 Çarşamba. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları Aşk 29 Eylül 2020 Salı. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları Aşk 28 Eylül 2020 Pazartesi. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Yazarlar
Website Security Test