Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Diyanet İşleri Başkanının Ayasofya hutbesi

25.7.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın görev yaptığı makamın Osmanlı Devletindeki şeyhülislâmlık değil, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yeri olan bir Cumhuriyet kuruluşu olduğunu, Anayasa ve 22.6.1965 tarih ve 633 sayılı Kanun’la konulan kurallar çerçevesinde çalışması gerektiğini unutmaması gerekir.

1991’den itibaren sessizce kısmen ibadete açılmış olan Ayasofya Camiinin 24 Temmuz 2020 günü Anayasa’nın 24. maddesinin son fıkrasındaki “Kimse, … siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez” yasağına aykırı bir şova dönüştürülen Cuma namazıyla yeniden ibadete açılışında Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın hutbe için minbere kılıçla çıkması ve Camiin 1934’te bir Bakanlar Kurulu Kararnamesiyle müzeye çevrilmesine değinerek, “Fatih Sultan Mehmet Han burayı kıyamete kadar cami olarak kalması için vakfetmiştir. Vakfedileni çiğneyen lânete uğrar.” demesi ile ilgili olarak eski Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, yazılı bir açıklama yaptı:

Bizanslılardan kalma bir kilise olan, İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra camiye dönüştürülen, bu amaçla minareler eklenen ve bazı çevresel değişik-likler yapılan, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde çeşitli onarımlardan geçen Ayasofya, tüm insanlığı kucaklayan eşsiz bir kültür ve sanat eseri olarak, 1934’te bir İcra Vekilleri Heyeti (Bakanlar Kurulu) Kararnamesiyle müzeye çevrilmişti. Altında Reisicumhur Kemal Atatürk, Başvekil İsmet İnönü ve 11 Vekilin, bu arada Adliye Vekili Şükrü Saraçoğlu, Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, Maarif Vekili Abidin Özmen ve İktisat Vekili Celâl Bayar’ın imzaları bulunan bu Kararname ile evrensel bir açılım ortaya konmuştu.

Fakat söz konusu Kararname, 86 yıl sonra Danıştay 10. Dairesi’nin bir dernek tarafından Başbakanlığa karşı açılmış olan, 16.4.2017 tarih ve 6771 sayılı Kanun’la gerçekleştirilen rejim değişikliğinden sonra onun yerini alan Cumhurbaşkanlığına karşı devam eden, aslında İdarî Yargılama Usulü Kanunu’nun öngördüğü dava koşullarına uymayan, ‘Ehliyet’ ve ‘Süre aşımı’ yönünden reddi gereken bir iptal davasını kabul ederek davacının istemi doğrultusunda verdiği 2.7.2020 tarih ve E. 2016/16015, K. 2020/2595 sayılı Kararla “30 gün içinde Danıştay İdarî Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere” iptal edildi. Fakat bu yola gidilmedi.

Kararın açıklandığı 10 Temmuz 2020 günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hiç vakit kaybetmeksizin imzaladığı Ayasofya Camiinin 22.6.1966 tarih ve 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 35. maddesi gereğince Başkanlığa devredilerek ibadete açılmasına ilişkin 10.7.2020 tarih ve 2729 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, aynı gün 31181 Mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı. Böylece siyasette din istismarı için beklenen yeni fırsat, Danıştay’dan da destek almak suretiyle kullanıldı. 

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın gerçekte Fatih Sultan Mehmet’in vakıf iradesinde bulunmadığı anlaşılan bir unsuru ekleyerek, ‘Vakfedileni çiğneyen lânete uğrar’ sözüyle, 1934’teki Bakanlar Kurulu Kararının altında başta Cumhurbaşkanı Kemal Atatürk olmak üzere imzası bulunanları hedef alması, asla kabul edilemeyecek bir nankörlüktür. Diyanet İşleri Başkanı, bir Osmanlı geleneği olduğunu, bundan sonra da devam ettirileceğini söylediği bir gösteri için elinde kılıçla minbere çıkmakla Ayasofya’yı kılıç hakkıyla camiye çevirdiklerini anlatmak istiyorsa; bunun 567 yıl önce yapıldığını, 1920’de İtilâf Devletlerince işgal edilen İstanbul ve Ayasofya’nın Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde Kurtuluş Savaşını kazanan Türk birliklerinin 6 Ekim 1923 günü şehre girmesiyle kurtarıldığını unutmaması gerekir.

29 Ekim 1923 günü Cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, dört ay sonra Diyanet İşleri Başkanlığı’nı 3 Mart 1924 tarih ve 429 sayılı Kanun’la gerçekleştirilen yeniden yapılandırmada lâğvedilen Şeriye Vekâleti yerine –günümüz Türkçesiyle– ‘iyiyi ve kötüyü ayıran din olarak İslâmın inanç ve ibadete ilişkin bütün hükümlerinin ve sorunlarının çevrilmesi ve dinî kurumların yönetilmesi için Cumhuriyetin başkentinde bir (Diyanet İşleri Reisliği) makamı’ olarak kurdu.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın görev yaptığı makamın Osmanlı Devletindeki şeyhülislâmlık değil, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yeri olan bir Cumhuriyet kuruluşu olduğunu, Anayasa ve 22.6.1965 tarih ve 633 sayılı Kanun’la konulan kurallar çerçevesinde çalışması gerektiğini unutmaması gerekir.”

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test