Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Timsah gözyaşları

29.7.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Toplumların tarihinde bazı olaylar dönüm noktası olur. Yakın tarihimizde 12 Eylül 2010 tarihindeki Anayasa için yapılan halk oylaması da böyle bir dönüm noktasıdır. O tarihte yoğun bir algı yönetimiyle değiştirilen Anayasa, daha sonraki olumsuz gelişmelerin önünü açtı. Bu referanduma, iktidardaki AKP, onun o zamanlar yakın müttefiki Fetulah Gülen taraftarlarının yanısıra kendilerini solcu gibi satmaya çalışırken, ABD ve AB’de çok moda olan liberalizmin savunuculuğunu yapan “yetmez ama evet”ciler olumlu oy atılması çağrısında bulundular. Kimler vardı bu liboş takımının arasında bir anımsayalım:

Oya Baydar, Aydın Engin, Baskın Oran, Mehmet Altan, Mithat Sancar, Osman Can, Perihan Mağden, Şahin Alpay, Yasemin Çongar, Yıldıray Oğur, Murat Belge, Cengiz Çandar, Ali Bayramoğlu, Ahmet İnsel, Şener Yurdatapan, Ahmet Türk, Orhan Pamuk, Hasan Cemal vd… Diğerlerini saymaya değmez, yazıyı şişirmeyelim.

Anayasa’da yapılan değişikliklerin sonucunu da Mustafa Sönmez, 10 Eylül 2010 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde güzel özetlemişti: “…Pakette “yüksek yargı”yı tasfiye etmeye “evet” derken, bu bir yargı demokratikleştirmesidir, diyebiliyorlar mı? Demokratikleşme, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının güçlendirilmesiyle sağlanır. Oysa pakette tam tersine, yürütmeye tabi kılma var. Yargının, siyasi iktidar üzerinde kontrol ve dengeleme görevini ifa etme yeteneğinin yok edilmesi var. Bağımlı yargı ile demokrasi olur mu? İktidarın daha da güçlendirilmesi anlamına gelen bir düzenlemeye “yetmez, daha…” denir mi?”

Yazar haklı çıktı. O tarihte yapılan değişikliler sayesinde Fetulah’ın uğursuz örgütü yargıyı ele geçirdi. Ergenekon, Balyoz, askeri casusluk gibi rezil davalar ile binlerce yurtsever askerin, sivilin görevlerinden alınıp hapse atılmalarını, acı çekmelerini sağladılar. Amerikancı 15 Temmuz FETÖ darbesine yol açan gelişmelerin yolu açıldı. Yer aldıkları Taraf, Zaman, Samanyolu TV gibi yayın organları, yalan haber yaymanın, mahkemeleri yönlendirmenin, darbeyi hazırlamanın kaynağı oldu.

Geçtiğimiz hafta yayınlanan 101 imzalı “aksaçlılar” bildirisinde Türkiye’nin bugünlere gelmesinde “ciddi katkıları” bulunan isimleri görmek benim için şaşırtıcı oldu. Bir yanda, Ali Sirmen, Şükran Soner, Genco Erkal, Nurettin Sözen gibi saygın isimler, öte yanda Pentagon’a giren ilk Türk gazeteci olmakla övünen Cengiz Çandar’lar, İngiltere’ye kaçacağını ilan eden Murat Belge’ler, Cumhuriyet gazetesini yıkmayı başaramayan Aydın Engin’ler, Oya Baydar’lar, Hasan Cemal’ler vd. Şaşırmamak elde değil.

İyi gazeteci Melih Aşık, bildiri konusundaki bir soruya şöyle cevap veriyor: “2002 - 2010 arası AKP'ye omuz vermiş, Ergenekon ve Balyoz davalarına amigoluk yapmış, Atatürk'ü karalamış, laiklerle laikçi diye dalga geçmiş, AKP'yi demokrat diye yutturmaya çalışmış ne kadar "ikinci cumhuriyetçi", "yetmez ama evetçi" varsa şimdi muhalefet safına geçmiş, kendini meşrulaştırmaya çalışıyor. Bizim cumhuriyetçi bazı arkadaşlar da onlarla yan yana bildiriye imza atmış. Komik mi komik!”

Bildirideki şu sözlere katılmamak mümkün mü? “Bizler umudumuzu hiç yitirmedik. Ülkemizin uçuruma sürüklenmesine, gençlerimizin geleceğinin çalınmasına, halkın yoksulluğa mahkûm edilmesine, kaynakların talanına, doğanın tahribine, kadınlara, halklara, gençlere dayatılan bu yaşama dün olduğu gibi bugün de isyan ederken, umudumuzu sizlere bağlıyoruz.”

Ama imzacıların bir kısmının, yani geçmişin liboşlarının, özellikle FETÖ darbesine hizmet konusunda ciddi bir özeleştiri yapmadan, böyle bir bildiriye imza atmalarını samimi bulmak, onlara inanmak mümkün mü? Değil!

Kurtuluş savaşı sırasında emperyalistlere hizmet eden sözde aydınlardan geçilmiyordu. İkinci Dünya Savaşında, Hitler’e, Mussolini’ye, Vichy rejimine vb. hizmet eden bir sürü “aydın” vardı. Sonradan ne derse desinler, halkların vicdanı bu sözde ‘aydın’ları hiçbir zaman affetmedi. FETÖ’cü darbecilerin bildirilerinde “Yurtta Sulh” sloganıyla ortaya çıktığını da unutmadık.

Yazımı yine Mustafa Sönmez’den bir alıntı ile sonlandırayım:

“Ne denebilir ki? En azından önemli bir kısmına ‘Yetmez ama Evet’teki ikiyüzlülük bir karakter olarak yapışıp kalır, kolay kolay değişmez… Örtülü AKP’lilik, mahcup bir destekten arsız bir savunmaya dönüşebilir, saflarını sıklaştırıp iyice emeğin karşısına geçerler. Ya da pişkince, liberalleşmiş bir CHP bulurlarsa, oraya da tornistan yaparlar. Bu kez de CHP’ye, ‘Yetmez ama Evet’ derler… Hiç şaşırmayın…”

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test