Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Atatürk: ''Ben değil, millet yaptı!..''

7.8.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Atatürk, Konya ziyaretlerinin birinde bir akşam yemeğindedir. Yemekte Atatürk ile beraber Konya’ya gelenler ve bazı Konya milletvekilleri ile Konya’nın ileri gelenleri de vardı. Milli Mücadele üzerine sohbet ediliyordu.

Zamanın Konya Milletvekili Refik Koraltan da sohbet sırasında söz alır ve Atatürk’ü öven bir konuşmaya başlar; “Her şeyi yapan sensin, bütün varlığımızı sana borçluyuz. Sen olmasaydın, başka hiç kimse hiçbir şey yapamazdı, bundan sonra da yapamaz. Allah seni başımızdan eksik etmesin…”

Bu sözler, Atatürk’ün neşesini kaçırır. Konuşmadan sıkılan Atatürk, konuyu kapatmak isteyerek, Koraltan’ın sözünü keser ve şöyle der:

“Beyefendi! Bütün bu yapılanlar, herkesten evvel büyük Türk Milleti'nin eseridir. Onun başında bulunmak bahtiyarlığına ermiş bulunan bizler ise ancak onun şuurlu fedakârlığı sayesinde ve fikir ve iman birliği içinde müşterek vazife görmüş, öylece başarı kazanmış insanlarız; hakikat bundan ibarettir!”

Atatürk’e özel kalem müdürlüğü ve Cumhurbaşkanlığı genel sekreterliği yapmış olan Hasan Rıza Soyak’ın  “Atatürk’ten Hatıralar’ adlı kitabının “55 ve 56’ncı sayfalarında anlatılan bu sohbet” şöyle devam eder:

Atatürk’ün bu uyarısına rağmen, Koraltan konuşmasını sürdürür: “Paşam, bu kadar yüksek tevazua tahammülümüz yoktur.”

Bu sözlere iyice sinirlenen Atatürk, sesini yükselterek yanıt verir Refik Bey’e:

“Efendim, müsaade buyurunuz. Ortada tevazu filan yok. Gerçeğin ifadesi vardır.

Zatıâlinize bir şeyi hatırlatacağım. Elbette dikkat etmişsinizdir, ben önümüze çıkan meseleler hakkında her zaman uzun uzadıya konuşur, istişarelerde bulunurum. Herkesi söyletir ve dinlerim. İtiraf edeyim ki, konuşulacak meselelerin hâl şekilleri hakkında açık bir fikre sahip olmadan müzakerelere girdiğim çok olmuştur. Bu konularda; ancak arkadaşlarımı, yani sizleri dinledikten sonradır ki kanaate varmışımdır. Binaenaleyh uygulamada olduğu gibi verilen kararlarda da hepinizin hissesi vardır, bunu bilesiniz.”

Atatürk bu sözleri söyledikten sonra bir süre susup düşünerek konuşmasına devam eder: “Şimdi mevzuun asıl ince noktasına geliyorum. Beyefendi; içeride ve dışarıda şahsıma karşı suikastlar tertip edilmesinin sebep ve hikmeti nedir, hiç düşündünüz mü? Bu tertiplerin peşinde koşanların benimle şahsi bir alıp verecekleri mi vardır?! Hayır! İntikam hırsıyla mı hareket ediyorlardır? O da değil. O halde neden beni ortadan kaldırmak istiyorlar?

Cevap vereyim: Çünkü devrimci Türkiye Cumhuriyeti’nin benimle var olduğunu, ben gidince yıkılacağını, bu suretle haince emellerine kavuşacaklarını vehmediyorlar da ondan. Sizin sözlerinizin de onların sakat muhakemesine uygun olduğunu bilmem fark ediyor musunuz?

Çok rica ederim Beyefendi, eğer samimi iseniz bu fikri kafanızdan çıkarınız; hatta böyle düşünenlere rastlarsanız, onlara da aynı şeyi ihtar ediniz. Herkes milli vazife sorumluluğunu bilmeli ve memleket meseleleri üzerinde o zihniyetle düşünüp çalışmayı alışkanlık edinmelidir.”

Atatürk sofradakilere dönerek sözlerini şöyle sürdürür: “Efendiler! Size şunu söyleyeyim ki, devrimci Türkiye Cumhuriyeti’ni benim şahsımla var olduğunu zannedenler çok aldanıyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti, her manası ile büyük Türk Milleti'nin öz ve aziz malıdır.

Kıymetli evlatlarının elinde daima yükselecek, ebediyen payidar olacaktır.

Şimdi rica ederim artık şu bahsi kapayalım, bir daha da tekrar etmeyelim.”

 

Erdem ve Politika

Politika, birilerine göre yalanın en çok ve en güzelinden söylendiği yerdir. Doğu’da yalan adeta bir kurtarıcı reçetedir ve Doğulu yalandan pek rahatsız olmaz. Gerçek politikacı medeni politikanın dayandığı fikir, ilim, özgürlük, hukuk ve ahlak esaslarına inanmış olması nedeniyle yalandan uzaktır. Esasında fikir üretemeyenler ya yalan üretirler ya da mermi misali iftira.

 

Ali Naili Erdem

 

Okuyucunun sordukları…

“Kılıç” ne anlama geliyor?

Bir okuyucum soruyor; “Az çok bu konularda epey kitap okudum. Kılıç, hele ki bir din adamının elinde, yaşanan tablonun önemli bir figürü olunca, akla İslam Fıkhı, Dârülharp ve Cihad kavramlarını da beraberinde getiriyor, bilmem ki yanlış mı düşünüyorum?..” (Uzun bir sorunun özetidir.)

Cevabımdır; “Az çok bu konularda epey kitap okumuş ise”, çok açıktır ki, sayın okuyucum bu konularda benden çok daha bilgili. Onun için sorusuna “onu tatmin edecek” bir cevap vermem zor. Bu soruyu, bizzat Diyanet İşleri’nin sayın Başkanı’na ya da “aydın” din âlimlerimizden birine, mesela sayın Cemil Kılıç’a sorması gerek.

 

İnternet’ten “esen” rüzgarlar!..

 

(Bu iki resme yorumu, “Köpek giren eve melek girmez” diyen İlahiyat Fakültesi Hocası saygı değer Prof. Dr. yazmalı!.. ÖU.)

 

Sözün Özü

Gazeteleri, patronlar besler, haberler okutur, yazarlar sevdirir, emek verenler güçlendirir ve de okuyucular yaşatır!.. (65 Yıllık bir Gazeteci’den…)

 

MİGÜTUP mu kuruluyor?..

Okuyucuların başlığa bakınca hemen soracaklardır; “MUGÜTUP” da ne demek?..

MİGÜTUP, “Muharrem İnce’yi Gündemde Tutma Partisi” demektir.

CHP Kurultay’ı “partiyi tamamen Kemal Kılıçdaroğlu’na teslim etmiş” ve de “siyasi geleceği bakımından büyük beklenti ve hayalleri olan” Muharrem İnce’yi, Parti Meclisi’ndeki taraftarları ile beraber, “yönetimdeki ağırlık” itibariyle tasfiye etmiştir!..

Bu durum, Muharrem İnce’nin siyasi hayatımızın “günlük gündeminden de “düşmesi” demekti!..

Eğer “MUGÜTUP” kurulursa, Muharrem İnce “parti başkanı” olarak “günlük siyasetin içinde kalabilecek” ve de TV ekranlarında, gazete sayfalarında yer almaya devam edebilecekti!..

Peki, Muharrem İnce partiyi kuracak mı; “hevesli olduğu” muhakkak, ama “kurmayının yoklamaları” pek umut verici olmadı ve “biraz” firene basıldı. Dahası, açıklamalarından anlaşılıyor ki, “Bir süre bekle gör” politikasına dönüldü!..

Hayırlısı!...

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test