Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Murat Kışlalı: ''AKP ve MHP içinde de tedirginler var!..''

4.9.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündeminde olan iç ve dış olaylarla ilgili sorularını yanıtladı. İşte görüşleri…

GÖZLEM– 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarında İçişleri Bakanlığı’nın koyduğu yasak ve kısıtlamalarla halkın kutlama törenlerinden uzak tutulması, Anadolu’nun bazı il ve ilçelerinde “CHP’nin, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin, Baroların öncülüğünde yapılmak istenen” ve halkın katıldığı yürüyüşler ve fener alaylarına polisin müdahale etmesi, TSK’nın hazırladığı videoda “Atatürk’ün adının geçmemesi”, dahası Akit TV’de “Anıtkabir’deki törenin ‘DEVLETİN ZİRVESİ ANIRKABİR’DE’ denilerek” verilmesi, tepkiler üzerine dilenen özürde “Anıtkabir’den, Atatürk’ten söz bile edilmemesi”, Anıtkabir’deki törene halk alınmazken, alınan bir grubun Erdoğan için sloganlar atması gibi gelişmeler, yurt çapında üzüntü ve sıkıntı yarattı. Ne yapılıyor, ne yapılmak isteniyor; sizin görüşünüz?

K– “Dindar ve kindar nesiller yetiştirmek” zihniyetiyle rövanş alma hırsının “fıtrat”larında, doğalarında olanların iktidarında böyle bir tablonun ortaya çıkması doğal. Bu hareketler bilinçli olduğu kadar refleksi de. Ancak aslında tüm bu gelişmelerin sadece laik, Atatürkçü veya muhalif kesimler açısından değil, AKP’ye oy verenler veya Cumhur İttifakı için de büyük sıkıntı yarattığını gösteren işaretler de var. Örneğin AKP’li Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin Zafer Bayramı videosunu seyrettim. Sonuçta ana hedef kitlesi AKP’ye oy veren kesim. Videoda yurttaşlara 15 bin 505 rakamının ne anlama gelebileceği soruluyor ve sonunda bu rakamın Büyük Taarruz’da şehit olan askerlerin sayısı olduğunu söylediklerinde yurttaşlardan aldıkları duygusal tepkilere yer veriliyor. Zafer Bayramı’na son derece sahip çıkan bir AKP reklam videosu. Demek ki kendi çekirdek, karşı-Cumhuriyetçi yönetimlerinin ve tabanlarının dışında, hedef kitlelerinin Cumhuriyet’in ulusal bayramlarına, değerlerine son derece önem verdiklerini düşünüyorlar ve bunun farkındalar. Dolayısıyla bu tür icraatlarının kendilerine oy kaybettirdiklerini aslında zimnen biliyorlar. Bunun da ötesinde Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı MHP’nin bu tür yasaklama ve Atatürk karşıtı icraatlardan çok rahatsız olduğu Ankara kulislerine yansıyor. Örneğin bir MHP’li yöneticinin, son Malazgirt kutlamalarında MHP’nin İstiklâl Marşı gibi kabul edilen “Çırpınırdı Karadeniz” türküsünü çaldırdıklarını ifade ettikten sonra “Göreceksiniz yakında biz bunlara ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ sloganını da attırırız” demesi bana çok ilginç geldi. Hem AKP için artık MHP’nin öneminin gittikçe arttığını, hem de MHP’nin AKP yönetimindeki Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlığından çok rahatsız olduğunu göstermesi açısından.

GÖZLEM– Cumhuriyet’e ve Atatürk’e karşı alınan bu tavırların sürmeye devam etmesi karşısında Millet İttifakı partileri (CHP ve İYİ Parti) ve Cumhur İttifakı MHP kanadı “yeterli tepkiyi” gösteriyorlar mı?

K– Millet İttifakı’nın yasaklama getirilen ulusal bayramları kutlamaya ilişkin ellerinden gelen çabayı gösteriyor olduklarından şüphe etmiyorum. Millet İttifakı’nın sorunu daha çok bu tür “karşı çıkması politik olarak sorun değil kazanç yaratacak” durumlarda halka dönük iletişimlerini iyi sağlayamamalarından kaynaklanıyor. Tepki ve faaliyet var, ama bunu halka iyi ulaştıramıyorlar. Haber ve faaliyetleri çok kısıtlı muhalif medyada bile yeterince yer almıyor. Bunun çözümü daha doğrudan etki edebilecekleri yazılı ve görsel basın kanallarına sahip olmalarından geçiyor. MHP’nin ise açıkça bir tepki göstermek ellerinde değil. Onun yerine Devlet Bahçeli’nin gösterdiği gibi “Böyle bir yasaklama yok, var diyenler vatan hainidir, bizim yurtseverliğimizden kimse şüphe edemez” tarzında bir yaklaşım tutturmaya çalışıyorlar. Ancak kendini Atatürkçü olarak tanımladığından hiçbir şüphe duymadığım Bahçeli’nin kapalı kapılar ardında “hop oturup, hop kalktığından” ve AKP yönetimin bu tür Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı icraatlarından son derece rahatsız olduğundan adım gibi eminim. Zaten eninde sonunda AKP açısından esas sorunun MHP veya onun temsil ettiği tabandan geleceğini düşünüyorum.

GÖZLEM– “Öğretmen maaşları açısından, Türkiye 36 OECD ülkesi arasında 27’nci sırada iken” Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un “sonradan tevil etmeye çalışsa” da, “Eğitimde asıl yük öğretmen maaşı ile ilgilidir. Öğretmen maaşlarından dolayı yatırıma fırsat kalmıyor” sözleri öğretmenlerin Eğitim Sen ve Eğitim Bir Sen Sendikaları başta büyük tepki gördü. Diyanet İşleri Başkanlığı bütçe ve ödenek artışında her yıl rekorlar kırarken, Milli Eğitim Bakanlığı’nda ortaya çıkan “bu acı” tablo için ne diyorsunuz?

K– Ülke bütçeleri, hükümetlerin o ülke insanlarının yaşamlarına ilişkin tercihlerini gösterir. Türkiye’de AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılı bütçesi ile 2020 yılı bütçesi karşılaştırıldığında ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: 2002 ile 2020 arasında Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) bütçeden aldığı pay yüzde 50 artarken, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın aldığı pay yüzde 81 artmış. Yalnız burada bir yanlışlığa düşmeyelim. MEB bütçesinin genel bütçeden aldığı pay artar gözükürken, MEB’in yatırım bütçesinin aldığı pay, yani esas olarak eğitime ayrılan pay yüzde 17,2’den yüzde 4,6’ya kadar düşüyor. Öte yandan enflasyonun da etkisiyle 18 yılda Diyanet İşlerinin bütçesi 20.8 kat, MEB’in bütçesi 16.8 kat artarken, MEB’in yatırımlar bütçesi sadece 4,6 kat artıyor. Bir başka ifadeyle eğer iktidar, MEB’in bütçeden aldığı payı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın aldığı pay kadar arttırmış olsaydı, ortaya 29,5 milyar liralık bir ek kaynak çıkmış olurdu. Bu da şimdiki 5,8 milyar liralık yatırım bütçesinin 5 katından fazlasına denk geliyor.

GÖZLEM– Türk Dış Politikasında “Siyasal İslam’ın ağır basması” Arap Dünyası – Türkiye ilişkilerini büyük ölçüde etkiledi ve Katar ile Filistin hariç, yanımızda hemen hemen hiçbir Arap ülkesi kalmadı. Bundan İsrail yararlandı ve Mısır ve Ürdün’den sonra, son olarak Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile de “normalleşme” anlaşması yaptı. Sırada Bahreyn / Suudi Arabistan / Umman ve Fas var. Bu anlaşmanın ardında İsrail – Hamas ile de “ateşkes” anlaşması yaptı. Dahası ABD, Doğu Akdeniz’de gittikçe gerilen bir hava yaşanırken, 33 yıldır süren Kıbrıs Rum yönetimine konulan silah ambargosunu büyük ölçüde kaldırdı. Doğu Akdeniz’e uçak gemisi gönderdi. Fransa da gönderiyor. “Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Arap Dünyası’nda dengeler Türkiye aleyhine, İsrail lehine mi” gelişiyor?

K– Buna, İsrail-BAE antlaşması sonrası Tel Aviv’den Abu Dabi’ye yapılan ilk ticari seferde İsrail’in El Al Havayolları’nın ilk defa olarak diplomatik ilişkisi bulunmadığı Suudi Arabistan hava sahası üzerinden geçmesine Suudi Arabistan tarafından izin verilmesi ayrıntısını da ekleyelim. Trump’un bölgedeki politikasının da etkisiyle Orta Doğu’da son dönemde İsrail’e doğru bir eksen kayması olduğu ortada. Pek çok Arap devleti, açıktan veya kapalı olarak İsrail karşıtlığını en azından eylem bazında terk etmiş gözüküyor. Bizim açımızdan ise İsrail’in güç kazanmasından çok, AKP iktidarının dinci ideolojisinin Türkiye’yi bölgede, hem Orta Doğu’da hem de Doğu Akdeniz’de tamamen yalnız ve çaresiz bırakmış olduğu gerçeği hayati önem taşıyor. AKP iktidarı için sözde FETÖ ne ise, BAE, Mısır gibi ülkeler için Müslüman Kardeşler ve İhvan Hareketi de o. Dolayısıyla AKP, İhvancı, Müslüman Kardeşlerci, dinci ideolojisi ve yaklaşımı nedeniyle Mısır ile, Suriye ile, İsrail ile güç birliği yapamıyor. Aynı cephede yer alamıyor. Doğu Akdeniz’de yapması gereken anlaşmaları yapamıyor. Bu yüzden Akdeniz’e açılamayacak, Doğu Akdeniz’in doğal kaynaklarından yararlanamayacak hale geliyor. Bir Libya anlaşması vardı o da şimdi, ABD ile Rusya’nın koordinasyonunda olduğunun anlaşılacağı şekilde Sirte ve Cufra’nın askerden arındırıldığı bir ateşkes anlaşması ile tehlikeye girdi. Oysa AKP iktidarı Libya’da umudunu ABD’nin ve Birleşmiş Milletler’in desteğine bağlamıştı. Ama ABD’nin Türkiye’nin Libya’daki hava üssünü vuran BAE’ye verdiği açık destek ve Doğu Avrupa’da gönderdiği uçak gemisiyle Yunanistan’ın yanında yer alması artık ABD’nin de karşı safta yer aldığını ortaya koyuyor. Şimdi bir de üstüne Libya’da yapılan bu ateşkes anlaşması Libya’nın bölünmesine yol açarsa, Türkiye’nin Libya ile yaptığı deniz sınırları anlaşması işlevsiz kalacak. Çünkü deniz anlaşmasının sınırları AKP’nin, sırf dinci ideolojisine uyuyor diye desteklediği Ulusal Uzlaşı Hükümeti’nin (UUH) bölgesinde değil, UUH’nin karşısında yer alan Hafter’in kontrolündeki bölgede kalıyor. Üstelik bu anlaşmayı AKP’nin desteklediği UUH’nin Başkanı Fayez Sarraf’ın, Hafter güçlerinin desteklediği Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ile aynı anda, sanki aynı kalemden çıkmış gibi önermiş olması ve sonrasında da bu ateşkese karşı olduğu bilinen ve apar topar Türkiye’ye gelen İç İşleri Bakanı’nı, hem de Türkiye’deyken görevden alması UUH ile ortaklığın da tehlikede olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla Türkiye’nin belki Libya’yı bile kaybetmesi gündeme gelecek. Bunun sonucunda Türkiye Doğu Akdeniz’de yapayalnız kalacak. Yunanistan’ın kışkırtmasıyla gittikçe artan AB baskısı karşısında sadece askeri gücüyle haklarını savunmaya çalışan bir ülke konumuna indirgenecek. Sırf AKP’nin dinci ideolojisinden dolayı.

GÖZLEM– Orta Doğu’da gelişmeler “böylesine olumsuz bir yola girmiş” ise, ne yapmamız lazım?.. Öte yandan Ortadoğu’da Arap Dünyası Türkiye’yi yalnız bırakırken, bu fırsattan Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi de istifade ediyor”; arkalarına Fransa başta AB ülkelerini alarak, Doğu Akdeniz’de “savaş gösterileri” yapıyorlar; ne dersiniz; ne yapmalıyız?

K– Bir an önce dinci ideolojiyi bırakıp Suriye’de Rusya koordinasyonunda Esad ile görüşmelere başlanmalı. Mısır ile İsrail ile ve diğer bölge ülkeleriyle Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmalarına gidilmeli. Libya’da Rusya’nın desteği alınmalı. Bu ittifakları da Doğu Akdeniz’de AB destekli Yunanistan’a karşı kullanmalı. Ama şu anda Türkiye’yi yönetmekte olan AKP iktidarı, tüm bu adımları, hem şimdiye kadarki politikalarının tam tersine olacak, hem de doğasına aykırı düşecek bir şekilde atabilir mi? Hiç sanmıyorum. Onun yerine Yunanistan ile veya Suriye’de ortaya çıkacak bir çatışma ortamını oya tahvil etmeyi hedefleyen ve buna dayanarak seçimlere gitme veya gitmeme -çünkü Anayasa savaş halinde seçimlerin bir yıl ertelenmesine buna imkân veriyor- seçeneğini elinden tutan bir strateji güdüldüğünü düşünüyorum.

GÖZLEM– Kuzey Suriye’de ABD ve Rusya PYD / YPG ile kol kola girip, “Esad’ı da ikna ederek” bir “federatif devlet için” adımlar atıyorlar. Rusya ve ABD Libya’da da Sarraf’ı “İhvan grubundan ayırarak” Hafter’le ve Hafter’in arkasındaki “seçilmiş” Meclis ile ortak hükümet kurmaya ikna etmeye çalışıyorlar ve epey mesafe aldılar. Yıllardır değişik tahterevallilerde “Bizle beraberler” dediğimiz iki büyük gücün bu tutumları konusunda görüşünüz?..

K– İktidarın her zaman ABD’ye yakın olup desteğini almakla beraber, ara ara Rusya’ya da yaklaşarak ABD’yi hizaya getirmeye çalışan bir politika güttüğü ortada. Ancak son dönemlerde ABD, iktidarın terazisinde öncekine göre bile ağır basmaya başladı. Oysa ABD’nin Suriye’deki, Libya’daki ve Yunanistan’a bir uçak filosu göndererek destek verdiği Doğu Akdeniz’deki adımları hep Türkiye’nin aleyhine. Bu durumda aslında öncelikle Suriye’den başlamak üzere Rusya ile daha yakın bir işbirliği en azından ABD destekli PYD/YPG’nin veya bölgedeki herhangi bir Kürt devletinin ABD’nin istediği şekilde Akdeniz’e ulaşmasını engeller. Eğer Ruslarla daha önceden bir yakınlaşma sağlanmış ve İdlib konusuna yine bu dinci ideolojiyle yaklaşılmamış olunsaydı, belki Rusya’nın PYD/YPG’ye desteğinin bu kadar büyük olmasının da önüne geçilebilirdi. Her şekilde Suriye ile barışmak ve Rusya ile daha fazla işbirliğine girmek Türkiye’nin lehine olur. ABD ise Türkiye’ye, o da Rusya ile arasını bozacağını düşündüğünden, sadece İdlib’de görece destek verdi. Trump’un Erdoğan’ı övücü ifadelerinden ve tavrından da Türkiye’den her türlü isteklerine “Ne istediniz de vermedik?” sözlerini hatırlatacak şekilde olumlu yanıt aldığını anlıyorum.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test