Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

6 / 7 Eylül üzerine gerçekler…

25.9.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Her Eylül bazı konular yandaş bir şekilde tekrar dezenformasyon kervanına katılırlar. Ben de izninizle eski bir yazıyı tekrar yayınlayayım buradan.

Ne oldu 6 Eylül 1955 de?

Her insanın utanç duyacağı, lanetleyeceği bir şiddet ve yağma oldu. İstanbul’daki rum vatandaşların işyerleri harap edildi!

Kime yaradı?

Bu hadiselerin planlı bir provokasyon olması muhtemel. Olaylar esasen 6 Eylülde saat 17 sularında başladı saat gece 24 de askerin el koyması ile son buldu.  İnönü’nün canlı muhalefeti bile 1955-1960 arasında Demokrat Parti’yi tertiple değil, başarısızlıkla suçladı. Ölüm yok. Olaylar hazin. İçişleri Bakanı istifa eder.

O zaman tüm azınlıkların ama bilhassa Rumların oylarının yüzde doksandan fazlası DP’ye gidiyordu. Fatin Rüştü Zorlu, Kıbrıs konusunda Londra’da başarılıydı. Bu bilgilerin yanı sıra olaylardan otuz yıl sonra açıklanan İngiliz kriptolarında İngiliz sefirinin “Türkiye’yi karıştırmak için Selanikte bir bomba yeter” notu da ilginçtir. 1955’den beş yıl sonra ölümlerden söz edilir, ispat edilemez. DP’den 1957 seçimlerinde iki Rum İstanbul milletvekili ve bir de Yassıada’da ölen Ermeni milletvekili Dr.Zakar Tarver seçilir.

1960 darbesinden sonra “intihar ettiği” söylenen ve vücudu ailesine gösterilmeyen Namık Gedik’in oğlu Arda Gedik’in de katıldığı 2009 yılındaki Fatih Altaylı’nın  bu konuda yaptığı TV programında da Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu kendisine atfedilen “”Olay DP’nin tertibidir”” sözünü canlı yayına katılarak yalanlar.

Yassıada “Mahkemelerinde konu ‘Köpek ve Bebek’ davalarından sonra bir de ‘6/7 Eylül davası’ şeklinde tekrar açılır. İhale 1955’de bir “MİT görevlisi” Selanik’te basit bir el yapımı bomba attığı için DP üzerine kalır. Tahrik eden 2. baskı yapan gazetelere kağıt tahsisi vs.  “DP’nin bu olayları planlaması için bir mantık olmamasına rağmen” Yassıada’da mahkum edilir.

Yassıada kararlarından sonra Amerikan Senatosu’nda D’Amato bir pogromdan söz eder. Pogrom: yani bir azınlığa karşı yapılan planlı tedhiş hareketi; soykırımdan önce Almanya’da yapılan katliamların benzeri!

Darbe yetkilileri tam manasıyla kendi kalemize yani ülkemizin mecazi kalesine bir gol atmışlardır.

Neden? Kimsenin yabancı güçlerden para falan alarak bu hıyaneti yaptığını sanmıyorum, türümüze has bir ahmaklıktan bahsetmek daha doğru olur.

***

Korkarım darbeciler bilgisizlikten ve yaptıklarını meşrulaştırmanın düşman belledikleri DP’lileri mahkum ettirmekten geçtiğine kendilerini inandırmalarından. Hırslarını kontrol edemeyip, küçük çıkarlara odaklanıp büyük (ülke) çıkarlarını idrak edememekten.

Bayar’ a atfedilen “Olaylar düşündüğümüzden vahim oldu” mealinde bir yalanın ise başarılı bir dezenformasyon olması dışında bir doğru tarafı yoktur. 1955’de bir Rum göçü yoktur.

İstanbul’daki Rumların göçü İnönü azınlık hükümetinin çıkardığı bir kararname sonrasında 1964’de olur. Sap ve samanın birbirine karıştırılmaması önemlidir.

Neden mi bu konular ancak şimdi ortaya çıkıyor?

Önce 1961 Anayasası’nca (ilerici bir anayasa olmasına rağmen doğası ve yapılışı gereği darbe yapanları maaşa bağlayan anayasadan bahsediyorum) Yassıada kararlarını eleştirmek yasak olduğu için, az okuyan bir toplum olduğumuz için ve tarihimiz boyunca istilalar, sonra darbeler yaşadığımızdan haklı olarak kaba kuvvet karşısında ürkek davrandığımız için.

***

“Karşı devrim” falan diyen haşlakların savlarına ise doğrusu değinmek bile istemiyorum. Onlarda Zorlu’yu, Polatkan’ı (46 yaşında asıldı!) ve DP’lileri mezarlarından çıkartıp tekrar tekrar asmak hıncı hakimdir. Tarihten ders alamazlar. Her türlü şiddet ve “sağ veya sol” darbe yargılanmadan bu ülkede temiz sayfa açmamız zor olacak anlaşılan.

***

İstanbul’ daki 6 Eylül Olaylarından sonra Londra müzakereleri kesiliyor, taraflar hiçbir karara imza atmadan ülkelerine dönüyorlar.  Yunanistan’ın ekmeğine yağ sürülüyor.

Eski Savunma Bakanı Hasan Esat Işık’ın ( Mehmet Arif Demirer’in tüm gazete arşivlerini tarayarak yazdığı “Fatin Rüştü Zorlu” adlı kitaptan öğrendiğim) şu cümlesi ilginç: “Menderes ve Zorlu’nun iş başından uzaklaştırılmasını Amerikalılar herkesten çok istiyorlardı.”

Bu konuları açmak ve konuşmak iyi ama konuşurken onarılmaz yaralar açmamaya gayret etmek ve ondan sonra da önümüze bakmak gerekir. “Dış mihraklar” deyip geçmemek gerek. Fırsat buldukça yapacaklardır. Kısmen Polis, Asker ve Jandarmanın içine sızarak olsa bile!

Vikipedi artık “6 Eylülde 15’den fazla ölü olduğunu” ve bir “pogrom” olduğunu yazar. O zaman gazete basılması için kağıt tahsis edildiği doğrudur. Tornadan çıkmış gibi sopalarla gelen birkaç grubun dükkanlarda yağmayı başlattığı doğrudur. Ama işin arkasında kimin olduğu meçhuldür.

Şafak Ural, Post Truth’u “doğru ötesi doğru” diye tarif eder: “Yalanların sayısı arttıkça ve yaygınlaştıkça, doğru diye kabul edilmeye başlanır; sonuçta da doğrunun yerini alır. O artık bir ‘post-truth’dur / Doğru ötesi doğrudur!”

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Boris Johnson'ın, göreve geldiği 2019 aralık ayından bu yana ve özellikle pandemi boyunca, halkın gözüne girmek için elinden geleni yapmasına rağmen, etiğe aykırı kara...

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in Türkiye’nin gündemindeki olay ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı. Kışlalı, “ekonomide ve hukukta reform” açıklamaları,...

Yazarlar
Website Security Test