Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Nolcak ki? ''Kur benim için önemli değil'' der geçerim..

2.10.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Vallahi ciddiyim. Kıyıda, köşede yastık altında dövizim olmadığı için düne kadar günlük kuru bile merak edip bakmıyordum.

65 yaşız ya; bir de ilaç kullandığım için sokağa çıkmıyordum. Uzun süreden sonra Migros’a girdim.

İzin verirseniz alınanları sayayım. Misafirler için 2 adet 6’lı bira, bir kase süzme yoğurt, 6’lı mini pil, Süzme peynir, 6’lı bir paket diyet kola;hepsi bu..

Kasada 300 küsur lira hesap ödedim.

Sinirlerim bozuldu; yuh be demekten kendimi alamadım. Baktım eşim kıs kıs gülüyor; ne var? dedim; “Oğlum sen taş devrinde kalmışsın, markete girdin mi, ıvır zıvır; bin liraya çıkarsan öp de başına koy, demez mi?

İşte o dakikadan itibaren Maliye Bakanı Damat Bey’in tuzu kuru ama benim ki öyle değil demeye başladım ve “kur benim için de önemli” oldu.

*

Niye mi önemli?

Maalesef TL ile kazanıp, dolarla harcıyoruz da ondan…

Benzin-mazot alıyoruz dolarla, 

Doğalgaz dolarla, 

Elektrik tüketiyoruz dolarla, 

Köprüden geçiyoruz dolarla, 

Otoyola giriyoruz dolarla, 

İlaç ithal, dolarla...

Tohum ithal, dolarla...

Girdiler dolarla olduğu için domatesin fiyatı da dolarla, salatalığın da, biberin de, patlıcanın da...

Buğday ithal ediyoruz, ekmeğin fiyatı da dolarla...

Saman ithal ediyoruz, dolarla... 

Et ithal ediyoruz, etin kilosu dolarla...

Yağ, mercimek, kuru fasulya, pirinç, pamuk dolarla…

Dolar/Euro yani kur, Sayın Bakan için önemli olmayabilir ama bizim için önemli.

Vatandaş olarak bizler işin bu tarafına bakıyoruz.

*

Bir de şu faiz meselesi var; faiz düşerse enflasyon da düşer demiştiniz.

Faizi indirdiniz, indirdiniz ama enflasyon inmedi?

Neden acaba?

*

Bakın beyler; Merkez Bankası’nın (TCMB) brüt döviz rezervleri 25 Eylül'de biten haftada 739 milyon dolar azalarak 42,4 milyar dolar seviyesine geldi.

Oy kaygım, siyaset yapmak gibi bir amacım olmadığı için sadece durum tespiti yapmaya çalışıyorum.

Şu bile yeter…

Merkez Bankası döviz rezervi ne kadardı; 42.4 milyar dolar.

Amerika neyi tartışıyor biliyor musunuz; Pelosi önderliğindeki Demokratlar, 2,2 trilyon dolar değerinde piyasadaki zor işletmeler ve işsizlere yardım amaçlı bir paket teklif etti.

Cumhuriyetçilerin karşı teklifi 1,6 trilyon dolar civarında oldu.

Hacmin büyüklüğüne bakar mısınız; yani koskoca Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankamızın toplam döviz rezervinin tam 5500 misli?..

 

NE AŞI, NE MASKE NE TIBBI NE DE KOCA-KARI İLAÇLARI

Ölümcül virüs ‘corona’yı

yine ‘corona’ yok edecek!..

Tüm dünyayı “muma” çeviren ölümcül virüs Covid-19 var ya; biliyorsunuz o da bir canlı.

Bu virüs hayatını idame etmek için biz insan vücuduna giriyor ya…

Aslında sığınıyor; çünkü amacı öldürmek değil. Yaşamak ve var olmak.

Ama insan vücudunun tepkisi; ne yazık ki “ölüm”le karşılık veriyor.

*

Covid-19’lu hasta ölünce, özel olarak ilaçlanıp, dezenfekte edilip, kireçle kaplı mezara gömüldüğü için, bu sonun tetikçisi virüs Covid-19’da ölüyor.

Oysa dedik ya; virüs ölmek için değil, yaşamak için insan vücuduna giriyor. 

Kısacası, ölüm O’nun da işine gelmiyor.

*

O zaman?

Virüs, insanoğlunun bu kadar gelişmişliğe rağmen, çare bulamadığı Covid-19’a (kendisine) yaşamak, insan vücudunda zararsız (grip-nezle) gibi barınabilmek için çare arıyor.

Kusura bakmayın ama bizden daha akıllı olduğu kesin.

ABD’de yapılan bir araştırmada, ölümcül virüsün bir süre sonra değişime uğrayarak, insanoğlu için zararsız hale geleceği saptanmış!

Yani “mutasyon…”

*

Ölümcül virüs, hepimizi evimize tıkan bu “şerefsiz”; şimdi kendini geliştirerek, yaşadığı mekan olan insan vücuduna zarar vermeden yaşayabilmek için “mutasyon”; DNA’da meydana gelen bozulmaya, DNA hasarı ya da mutasyon adı verilir) ile, kendini affettirmek için, kendi yarattığı ölümcül zararı yok etmeye çalışıyor.

İnşallah, kısa sürede bunu becerir(!)

Çünkü; özellikle İzmir feci durumda.

 

******************

 

İzmir salgında

mimli bir kent!..

Biliyor musunuz; İzmir tarih boyunca salgın hastalıklara on binlerce kurban vermiş bir kenttir.

Modern dönemlerde bile, pek çok kez veba, kolera ve çiçek hastalığı salgınlarıyla sarsılmıştır.

Bu salgınlardan en öldürücü olanı 1813’de yaşanandır. Kentin 100 bin kişi olan nüfusunun 45-50 bini…

1837’deki salgında ise 130 bin kişilik nüfusun 5 bin 227’si toprağa verilmiştir.

Ölenlerin çoğu 50 yaş üstü insanlardır.

*

İzmir’de salgın başladığında hastalar, “mortalar”, hastalığı geçirmiş ve bağışıklık kazanmış olanlar tarafından özel hastanelere (“Mortakya”) taşınırdı. 

*

Her salgında İzmirliler ya evlerine kapanır ya da şehri terk ederek civardaki dağlara ve banliyölere kaçar ve oranın yerlileri tarafından ya “tütsülenir” ya da üstlerine fenol sıkılırdı. 

Sokaklarda az sayıdaki insan, yanlarına biri yaklaşmasın diye büyük değnekler taşırdı.

*

Salgınların önlenemediği mahalleler iplerle ayrılır ve insanların öldüğü eski evler yıkılır ya da yakılırdı. Okullar, kafeler ve tavernalar kapatılırdı.

Tıpkı bugün Covid-19 salgınında olduğu gibi…

*

1813, 1837 ve 1938 yıllarında değiliz ama, iki yüz yıl önce yaşayan İzmir halkından daha vurdum duymaz durumdayız.

Sayın Valimize buradan çağrı yapıyorum. Vak’a sayısında düşme, ölüm oranında azalma olmazsa, lütfen Mart başında olduğu gibi İzmir için “özel sokağa çıkma yasağı” getirin.

Lütfen diyorum; çünkü en azından .ok yolunda öldü denmesini istemiyorum..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test