Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Haykırıyorum: Çocuklarımız eğitilmiyor, eğitiliyormuş gibi yapılıyor!.

9.10.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Bakın… Siyaset, zaman zaman yalan söylemeyi gerektirebilir. Katılmasak da kabul etmek zorundayız.

Ama bunlar ancak “pembe yalanlar” olabilir.

Ancak Milli Eğitim Bakanı'nın söylediği yalanlar bu sınıfa girmiyor.

Pandemi başladığında "online eğitim" ile ilgili güzel sözler söyledi.

Alicikler, Ayşecikler hiçbir şeyden eksik kalmayacaklardı, cep telefonlarından, bilgisayarlarından filan her şeyi öğreneceklerdi.

Meğerse hepimizin gözünün içine bakarak yalan söylüyormuş.

Mart ayında yüz yüze eğitim tatil olduktan sonra EBA ile her çocuğun eğitimine devam edeceğini söylemişti.

Nerdeeee…

O tarihte EBA'nın kapasitesi zaten 40 bin öğrenci ile sınırlı imiş.

Şu anda bu kapasite 1 milyon öğrenci ile sınırlı.

Yani 15 milyon öğrencinin sadece 1 milyonu canlı olarak bu eğitimden yararlanabiliyor. O da bilgisayarı, interneti varsa!..

Olması gereken, -tabi normal yönetilen bir ülkede- standart siyasi ahlak, yalanı ortaya çıkınca istifa etmeyi gerektirir.

Ama yok ki böyle bir delikanlı!..

*

Haykırılması gerekiyorsa, haykırıyorum…

Çocuklarımız "eğitilmiyor" bunun yerine "eğitiliyormuş" gibi algı yaratılıyor.

Ne yazık ki evde TV'nin ya da TV ekranı gibi tek yanlı yayın yapan bilgisayarın karşısında ve Türk eğitim sisteminin acizliğini yaşıyorlar.

*

1,5 milyon özel okul öğrencisi “şanslı azınlık” olarak, moda deyimle “dijital bölünmenin” avantajlı tarafında. 

Geri kalan 13,5 milyon öğrenci ise “şanssız çoğunluk” olarak bölünmüş durumda. 

Eşitsizlik eskiden "özel okul-devlet okulu" ayrımıydı. Bugün eğitimde "bilgisayarı + interneti olan" ve "bilgisayarı + interneti olmayan" şeklinde yani "dijital bölünme haline dönüştü.

*

EBA’nın şu an 1 milyon olan canlı kapasitesi ancak 2023’de 5 milyon olabilecek.

Oysa daha yeni uzaktan eğitim için Dünya Bankası Türkiye’ye 3 yılda 160 milyon dolar gönderme kararı aldı ve ilk ödemeyi yaptı.

Kısacası üç yıl bekleyeceğiz, üç yıl çocuklarımızın tamamına eğitim veremeyeceğiz.

İyi de, hani, dünyanın en güçlü ekonomisine sahip 10 ülkeden biriydik; devletin bu konuda Dünya Bankası'na mı ihtiyacı var? 

Koskoca devlet, ülkenin geleceği olan çocuklarımız için 160 milyon doları bugün "şak" diye bastıramıyor mu?

*

Efendim duyumlara göre Milli Eğitim Bakanının talebini, Maliye Bakanlığı  “bütçeden böyle bir parayı ayıramayız” diye kabul etmemiş…

Aynı şekilde; bilgisayarlar için ödenen KDV ve ÖTV’nin kaldırılması da “uygun değil” diye reddetmiş.

Bunlar eğlence ya da oyun değil, öğretim cihazları. Bugünkü fiyatlarla 1000 bilgisayar alacağınıza, bunlar kaldırıldığında 1.250 adet alabiliyorsunuz. 

O zaman KDV ve ÖTV acil olarak kaldırılmalıdır. 

Ama eğitimi, çocuklarımızın yetiştirilmesini düşünen yok ki?

Bu yüzden de pırlantada yok ama eğitim aracında var!

Ne biçim ülke burası anlayamıyorum.

Tabi yönetenleri de!..

Oysa çocukların minimum olarak neredeyse 2 yıl eğitim alamaması (corona sonunu 2021 sonu görenler var), bu çocukların yani neredeyse 1,5 neslin büyük kısmının kaybedilmesi anlamına gelir.

Sonuç; İnşallah Afganistan’a dönen bir ülke olmayız..

 

Yalan ve siyasi ahlak!..

Endişem şu; uzun süredir sırf iktidarı başarılı göstermek için verilerle oynanıyor.

Bu resmi devlet kurumlarına karşı ciddi bir güvensizlik yaratıyor.

Çünkü çizilen “pembe tablo” ile yaşanan gerçekler birbirini tutmuyor.

Bu saptamayı son olarak eski TÜİK Başkanı Birol Aydemir de yaptı.

Aydemir şöyle diyor:

"İnsanların yaşadığı ve gördüğü bir hayat var. Bir de istatistik ofislerinin yayımladığı veriler var. Bunlar örtüşmeyince insanlar inanmıyor, eleştiriyor. Çünkü kendi hayatına bakar, tükettiği mallara bakar. 'Bu kadar harcama yapıyorum, bu enflasyon ne alaka' diye sorar. Dünyada en önemli şey istatistik kurumlarının bağımsızlığı, işine karışılmayacak."

Aydemir haklı.

*

Mesela enflasyon…

Uzun süredir yüzde 11 civarında sabitlenmiş görünüyor. Oysa vatandaşın temel ihtiyaç maddelerinde yaşadığı enflasyon bunun çok üzerinde.

Sadece elektriğe yapılan zam oranı yıllık olarak yüzde 32'yi buldu.

Doğal gazdaki fiyat artışı ise yüzde 34,7 oranında. Benzinin litre fiyatı Ankara ve İstanbul'da 7 liraya yaklaştı.

Mutfaktaki enflasyonu hesaplayan sendikalara göre fiyat artışları bir yıl içinde yüzde 40'ı aştı.

*

Aynı şüphe işsizlik oranı ve sayısında da var.

Bu konuda TÜİK'in bir önceki başkanı Aydemir'i dinleyelim:

"Artık verilere benim de güvenim yok. Biz de büyüme de istihdam verisi de enflasyon da şüphelidir. 

Pandemi krizine girmişiz, insanlar işsiz kalmış, bizim işsizlik oranımız düşüyor…

Şaka gibi. Normalde yüzde 18-19'a gelmesi lazım, yüzde 12 geliyor. 

Nasıl oluyor? 

Sonuç olarak bugün enflasyon, büyüme ve işsizlik oranları gerçeği yansıtmıyor.

*

Benzer durum yargı kararları için de geçerli. Siyasi gelişmelere ve iktidarın beklentilerine ve hatta açıklamalarına uygun şekilde alınan yargı kararları da kamuoyunda çoktandır şüphe ile karşılanıyor.

*

Sağlık Bakanlığı'nın salgınla ilgili açıkladığı tablodaki değişiklikler “gizli aldatmacılığın” tuzu-biberi oldu.

O kadar saçma ki; Bakanlık, testi pozitif çıkanları "vaka", hastaneye yatanları "hasta" diye ikiye ayırıp, "vaka"ları tabloya almıyor. Böylece, hasta sayısı az gösteriliyor. 

Dünya Sağlık Örgütü bu uygulamaya çok sert çıktı. Nitekim bazı batılı ülkeler Türkiye'yi güvenli uçuş hattından çıkardı. Bazıları da Türkiye'den gelen yolculara iki hafta karantina zorunluluğu koydu.

Bizi yönetenler bilmiyorlar ki gerçekleri gizleyerek ancak kendilerini aldatabilirler.

Bilsinler ki; zamanı geldiğinde halk da kullanacağı “gizli oy” ile sizi aldatacaktır!..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test