Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Casusluk, ''bal tuzağı'' ve Çinli kadınlar

16.10.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gözlerim adeta kilitlendi gözlerine.

Sarı ırkın istisnai bir güzelliği ve cazibesi vardı. O da gözlerini kaçırmadı. Hatta yüzünde cesaret veren kaçamak bir tebessüm belirdiğini hissettim.

O zamanlar Çinli kadınların çoğu hala Mao tipi giyiniyordu.

Farklı kıyafetlere yönelmeye çalışan genç kadınlar daha dozunda, ayarında giyinmeyi öğrenememişlerdi henüz. Sarı bir etek, üzerine kahverengi bluz, kırmızı eldiven, bisiklet üzerinde işten eve gelip gitmeler yüzünden rüzgarın dağıttığı saçlar, sert kumaştan ayakkabılar bizim “şık”  kadın anlayışımıza pek uymuyordu.

Ama bu karşımdaki kadın sadece güzel yüzü, sempatik gülüşü, selvi boyu ile değil aynı zamanda sade, uyumlu kıyafetleri ile de diğerleri arasından sivriliyordu.

Bakışlardan el sıkışmaya nasıl evrileceğimi düşünürken o hemen yanıbaşımda belirdi, sohbete başladı. Nerede çalıştığımı öğrendi beş dakika içinde, çocuğumun olup olmadığını sordu, ne kadar yakışıklı olduğumu, güzel güldüğümü de bir solukta egomu okşayacak şekilde anlattı.

Ne istediğini bilen bir kadın olduğuna şüphe yoktu.

*

Çinli cins-i latiflerin kadınsı özellikleri, erkeğe kendisini iyi hissettirmeleri, geyşa tavırları, itaatkar ve sadık huyları iyi bilinir, en azından antik Çin tarihinden.

Ama 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti kurulan sosyalist düzende Çinli kadınlar bu özelliklerini ciddi şekilde kaybetmişlerdi. Kamyon şoförü, çiftçi, madenci, temizlikçi, bakan yardımcısı, komünist parti işyeri ya da mahalle komiseri kimliklerine büründüklerinde erkeklerden farkları kalmamıştı. Kültür Devrimi sırasında da çok yıprandılar, korkutuldular.  Makyaj, güzel kıyafetler, romantik ilişkiler gibi “burjuva alışkanlıkları”na cüret etmeleri sadece bir rüya olurdu ancak.

Eşitlikçi çalışma ve yaşam tarzı yaramamıştı Çinli kadına. Hiç cazip gelmezdi bana tanıştığım, çalıştığım Çinli kadın meslektaşlar, tanışlar.

*

İsminin Yu Yan olduğunu söyledi.

Hemen anlamını da aktardı. Jin Yong’un bir romanında kullandığı popüler bir kadın karakteri imiş. Güzel tebessümü olan kadınları tanımlamak için kullanılan yu xiao yan ran sözcüklerinden üretilmiş bir isim.

Muhtemelen 1.4 milyarlık nüfusun iki farklı etnik azınlığının füzyonundan ortaya çıkmıştı bu güzellik. Ve de cesaret.

Çin isimleri genellikle tesadüfe bırakılamaz. Sadece insanlara değil firmanıza, ürünlerinize, markalarınıza, yemeklere, evcil hayvanlarınıza vereceğiniz isimler de hoş bir anlama sahip olmalı. Yoksa dünyanın istersen en iyisi olsun kabul görmez, itici bulunur.

Hoşuma giden kadın isimlerinden birisi de sekreteriminki idi: Mo Chou. Anlamı, “üzüntüden arınmış”. Qin’den Tang hanedanına kadar yayımlanmış 5000 şiiri kapsayan Yuefu koleksiyonunda görülmüş bu isim ilk defa.

Akıllı bir kadın idi Mo Chou. Poker yüzü vardı, çıplak gözle bakınca ne sevindiği, şaşırdığı ne de üzüldüğü, kızdığı belli olurdu. Mao neslinin iyi bir örneği idi. Giyinmeyi, makyajı, kadınsı jestleri sevmezdi.

*

Tanıştığımız günden sonra Yu Yan ile sık sık buluştuk değişik yerlerde. Yemek yiyor, çayhaneye gidiyor, ressamların evlerini geziyorduk fırsat buldukça.

Çin Merkezi Televizyon Kurumu’na çocuk programları yapıyordu.

Pekin’i çevreleyen üçüncü periferik üzerinde binlerce küçük dairenin yer aldığı bir toplu konut alanında idi daracık 30 m2’lik odası. Ailesi kuzeyde Kore sınırına yakın Harbin’de imiş.

Beni Pekin’deki sanat dünyası ile o tanıştırdı.

Pirinç kağıdı üzerine yapılan, geleneksel Çin resim kurslarına götürdü. En ucuza, en kaliteli klozane vazoları buldurdu, antika mağazalarının depolarına soktu. Pekin’in zamanında Doğu Almanların inşa ettiği askeri barakalardan dönüştürülen 798 Sanat Mahallesi’ndeki tüm avangard galerileri dolaştık.

Normalde Çinliler yabancıları evlerine davet etmezler ama onun sayesinde girip çıkmadığım ev kalmadı. Dostluk şebekem “guanxi” genişledi.

*

Şayet takip ediyorlarsa - ki bundan emindim - Çin istihbaratının kafasını epey karıştırmışımdır o dönemde.

Öyle bir dönem ki, arkasında yabancı ajanların olduğu iddia edilen Haziran 1989 Tiananmen olayları kanla bastırılmıştı. Öyle bir dönem ki, Uygurların çoğunlukta olduğu Baren’de rejime karşı bir isyan baş göstermiş, isyancı liderler kurşuna dizilmişti.

Benim gibi her yere rahatlıkla girip çıkan, yerel aydın ve sanatçılarla dostluklar kuran, vize almak için gelen Uygurlar ile dirsek teması içinde olan birisinin Çin istihbaratının radarına girmemesi mümkün değildi.

Ankara’dan ayrılmadan önce bize Doğu bloku ülkelerinde kadınların diplomatları “bal tuzağı”na düşürmek için nasıl hareket edebilecekleri, hoşa gitmeyecek pozisyonlar yaratıp, bunları kayda aldırıp şantaj amacıyla kullanabilecekleri de anlatılmıştı.

Aklımdan tabii ki geçiyordu bazen “durup dururken böylesi güzel, akıllı bir kadın neden hayatıma girmişti” diye.

Bizim de Ankara’daki bazı yabancı diplomatları - ki bazıları diplomat şapkası altında istihbaratçılık yapıyorlar - yakın takipte tutmamız aynı şekilde normal.

Ama öyle bile olsa ne yaptığımı bildiğim için hiç kaygım yoktu. Hatta içten ve açık olduğum, işimi iyi yaptığım, Çin’i sevdiğimi her vesileyle gösterdiğim, ayrıca kendi dillerini de konuştuğum için Çinli muhataplarımın beni takdir ettiğini, ülkemin menfaatlerinin korunması, ilişkilerin daha da geliştirilmesi dışında gizli gündemim olmadığının farkında olduklarını hissediyordum ikili temaslarda.

O yüzdendir ki resmi görevlerim bittikten sonraki on yıllarda bile dostluk bağlarımız devam etti, ediyor.

*

Ankara’dan gelen istihbaratçı bir ekip rutin aramaları sırasında yatak odamda eski model bir dinleme cihazı bulmuşlardı. Yerinden çıkartmalarına itiraz ettim. “Neden çıkartmayalım Mehmet bey, sizi dinliyor bu adamlar” dediklerinde de, “Bu eski cihazı çıkartırsanız yerine daha yenisini, hatta yatağımdan görüntülü olanını koyarlar, bu da hiç hoş olmaz, bırakın kalsın, orada olduğunu bilmek daha iç rahatlatıcı” diye karşılık verdim gülümseyerek.

Yatak odasında erkeğin yanındaki kadına içini dökeceği, en mahrem sırları bile anlatabileceği varsayımına dayanıyordu bu tür gizli dinleme cihazları.

Oysa ben memnun olmadığım, değişmesini istediğim, hepsi Diplomatik Hizmet Bürosu tarafından görevlendirilen ahçı, bahçıvan ve “ayı”dan şikayet etmek, belli mesajları yansıtmak için kullanıyordum bu onların kurduğu iletişim kanalını.

*

Yu Yan sayesinde Çin’i, Çinli kafa yapısını, sanat ve kültür hazinelerini daha iyi anlamaya, antika parçalar keşfetmeye başlamıştım. Kafamın bir yerinde onun Çin istihbaratı için çalışıyor olabileceğine dair şüpheyi hep korudum.

Gerçi bir kere bile istihbarat sayılabilecek konularda soru sormadı. Sonradan MOSSAD ile ilgili hikayelerde öğrenmiştim ki istihbaratçıların ilk işi öncelikle güven kazanmak. Bu yüzden şüphelendirecek sorular sormaz, sizi rahat hissettiriler, karşılıksız kıyak çekerler. Güven ve dostluğunuzu kazandıktan sonra zamanı gelince, ellerinde varsa bir koz, o zaman karşınıza yine çıkarlar.

*

Bir gün isteği üzerine sık gittiğimiz Tiananmen Meydanı yakınlarındaki müthiş leziz ördek sunan bir restoranda buluştuk öğleyin. Çocuklar gibi sen idi. “Sana bir haberim var”, dedi hafif utangaç bir tavırla.

Üç aydır tanışık olduğu bir İsviçreli diplomat arkadaşımız evlenme teklif etmiş, o da kabul etmiş.

Akıllı, güzel Çinli genç kadınların çoğunun rüyası, yabancı bir diplomat ya da işadamı ile tanışıp, evlenmek, böylece ülkeyi terk edebilmek idi o zamanlar.

Tıpkı Rus kadınların gözünde Rus erkekleri ne ise, Çinli kadınların gözünde de Çinli erkekler o kadar krediye sahipti. Erkekten saymazlar, hatta evde mutfak işleri erkeklere bırakılır. Dizginler, kadınların elindedir.

Yu Yan, onu alıp ülke dışına çıkartacak bir potansiyelin bende olmadığını anladığı için aynı zamanda kendisi için başka seçenekler de geliştirmişti anlaşılan.

Sevindim onun adına.

Bugüne kadar hala dostluğumuz kaybolmadı, ne zaman Cenevre’ye gitsem eşi ile birlikte buluşuyor, eski günleri yad diyoruz.

Hala emin değilim bana tahsis edilmiş bir casus mu idi yoksa tesadüfen yollarımızın kesiştiği bir dost mu?

Yabancı diplomatları “bal tuzağı”na düşürmek için Jennifer Lawrence’un ”Red Sparrow” filmindeki gibi Rus casus kadınlarının seks teknikleri üzerine özel bir eğitim merkezi vardı.Bu elit okulda o zamanlar ortalama Sovyet kadınının aşina olmadığı nasıl sohbet başlatılır, erkek etkilenir, sevişilir, şampanya şişesi açılır da öğretiliyordu.

Benzeri bir okulun Çin’de olmadığını düşünemiyorum.

*

Aslında hepimizin hayatta bir çeşit casusluk icra ettiğini düşünüyorum.

Sevgilimizin geçmişini araştırıyor, gönlünün yakın olduğu başka birisi olup olmadığını merak ediyor, istihbarat toplamıyor muyuz?

Çocuklarımızın evleneceği kişinin ailesi, karakteri, arkadaşları, işyeri üzerine tanıdıklarımız aracılığıyla casusluk yapmıyor muyuz?

İşyerinde terfide bize rakip olacakların güçlü ve zayıf yönlerine ilişkin istihbari faaliyette bulunmuyor muyuz?

Çalıştığımız şirkette piyasa payımızı arttırmak, yeni müşteriler kazanmak, fiyat rekabetinde geri kalmamak için rakipler nezdindeki gizli çalışmalarımıza ne işim verilebilir?

Teknoloji ve ticari sırları elde etme çabası da casusluk değil mi, aslında?

Erkek ya da kadın farketmez, çapkınlık yaptığımız zaman iz bırakmadan nasıl bu işin içinden çıkarım diye düşünmüyor musunuz?

Siyasilerin hasımlarını alt etmek için haklarında topladıkları gizli bilgi ve kasetler ne anlama geliyor?

Onun için casusluğun sadece yüksek devlet menfaatleri için yapılmadığını günlük hayatımızda da karşımızda olduğunu görmemiz gerekiyor.

(Yakında Destek Yayınlar’dan çıkacak “Diplomatik Hikayeler” kitabımdan alınmıştır.)

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test