Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Tunç Soyer’in ''İzmir için'' önceliği: Kentsel dönüşüm

6.11.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Ekonomi Gazetecileri Derneği üyeleri ile buluşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, İzmir için öncelik planı olan kentsel dönüşüm hakkında konuşarak, ''Yerel kalkınma, kentsel dönüşümü de hızlandıracak'' dedi.

Celal Toprak

Büyük depremden bir gün önce Ekonomi Gazetecileri Derneği üyeleri olarak Tunç Soyer ile birlikteydik. Uzun süredir yapmayı planladığımız yerel kalkınma ile ilgili uzun bir sohbet şansımız oldu. Tunç Soyer, İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak yaptıklarını, yapmayı planladıklarını anlattı. Ertesi gün büyük deprem oldu. Bütün Türkiye İzmir’i bağrına bastı. İzmir muhteşem bir dayanışma örneği sergiledi. Özellikle deprem toplanma alanları bu dayanışmanın birbirinden ilginç örnekleri yaşadı. Belediye bu dayanışmanın tam göbeğindeydi. Ana şefkati ile tüm İzmir’e kucağını açtı. İzmirli evinde ne varsa çorbasını çayını, kazağını hırkasını her şeyini komşusu ile paylaşmış dünyaya yine örnek oldu. Şimdi İzmir’in yerel kalkınmanın dışında yapması gereken bir başka öncelik ortaya çıktı. Kentsel dönüşüm. Tunç Soyer yerel kalkınmanın yanına, belki de başına, kentsel dönüşümü de koymak durumunda. Yerel kalkınma belki de bu dönüşüme destek olacak, kolaylaştıracak ve hızlandıracaktır. Bu nedenle Başkan Tunç Soyer’in yerel kalkınma ile ilgili söylediklerini aktarmak gerekiyor belki de.

Önce “Neden yerel kalkınma” sorusu ile başladı Tunç Soyer ve şunları söyledi:

“ - Niye ulusal kalkınma yerine yerel kalkınma diyoruz? İkisi arasında çok büyük fark yok ama yerelin altını çizerken şöyle bir kasıt var: Geleceğin dünyasının kentler dünyası olacağına dair bir öngörü var. Kentlerin arasındaki ilişkinin güçleneceği, rekabetin artacağı şeklinde bir öngörü bu. Gelecek dünyası kentlerin öne çıkacağı bir dünya olacak. Bunu perçinleyen birtakım gelişmeler de var. Örneğin iklim değişikliği, kent yoksulluğu, enerji gibi küresel sorunlarla ulusların alacağı kararlarla başa çıkılamayacağı anlaşıldı ve mutlaka yerelin katkısının şart olduğu ortaya çıktı. 2015’teki Paris İklim Zirvesi ilk kez iklim değişikliği, küresel ısınmayla ile ilgili küresel bir meselenin çözümünün belediye başkanlarının da katılımıyla olabileceğini gösteren bir tablo ortaya koydu. Dünyanın dört bir yanında 400 belediye başkanı zirveye katıldı. 2016 yılında Habitat 3 Zirvesi yine kentlerin önemini ortaya çıkartan ve Yeni Kent Gündemi denilen bir manifestoyla tamamlandı. 2015 İklim Zirvesi, ardından Habitat 3 Zirvesi ve BM’nin 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi bize gösteriyor ki, insanlık geleceğin şekillenmesi için kentleri önemli aktörler olarak görüyor. Tablo buysa biz kent yöneticileri olarak ne yapmalıyız? Kentin ekonomik, sosyal dinamiklerini mümkün olduğu kadar güçlü bir şekilde ortaya çıkartmalı ve geleceğe taşıyacak çalışmalar yapmalıyız. İkincisi de kentimizi dünya kentleri arasında öne çıkartacak bir rekabeti ve kent diplomasisini ortaya koymalıyız. Bir yandan kendi öz kaynaklarımızı daha aktif hale getirmeliyiz, bir yandan da bunların dünyayla entegrasyonunu sağlamalıyız. İzmir özelinde nasıl bir yerel dinamikten söz edebiliriz? İzmir bir tarım ve turizm kenti. Hem tarımsal büyük zenginlikleri, değerleri var hem de turizm anlamında olağanüstü potansiyeli var. Biz bu ikisini birlikte ortaya çıkartıp dünyayla entegre edecek bir çalışma yapma ihtiyacı duyuyoruz. Bir yanıyla dünyadan ilham alan, bir yanıyla da dünyaya ilham veren bir kent olmaktan söz ediyorum. Tarımla turizmle ilgili birçok şey yapıyoruz ama hepsinin arka planında en çok kafa yorduğumuz meseleyi söyleyeyim: O da demokrasi. Bugün dünyanın içine düştüğü sorunların büyük bölümü giderek otoriterleşen bir popülist iklimin hâkim olmasından ileri geliyor. Bu, ne yazık ki demokrasinin erdemlerinden, değerlerinden uzaklaşmayı da beraberinde getiriyor. Öyle olunca her koyun kendi bacağından asılıyor. Yani kentin dinamiklerinin verimini arttırmak imkânsız hale geliyor. Çünkü kentin dinamiklerini harekete geçirmenin ve bunu verimli kullanmanın yolu toplam faktör verimliliğini arttırmak dediğimiz bir yoldan geçiyor. Toplam faktör verimliğini arttırmaktan söz edince, bir sektörün tüm dinamiklerini bir arada, birbirleriyle olan bağlarını bilerek ve onları güçlendirerek desteklemekten söz etmiş oluyoruz. Örneğin eskiden tarım sadece tarlada ürün yetiştirmekten ibaretti ve sadece ziraat biliminin konusuydu. Şimdi tarım iletişimle, endüstriyel tasarımla, pazarlamayla, hepsiyle ilgili bir sektör. Bir yandan o bilimsel disiplinleri de işin içine katmalıyız, bir yandan da tohumdan ihracata kadar olan sürecin her bir etabının birbiriyle olan bağını ortaya çıkartmalı ve o bağların güçlenmesini sağlamalıyız. Bu da ancak demokrasiyle mümkün. Herkes kendi bildiğini yaparsa o zaman ortaya toplumsal etkiyi güçlendirecek ve toplam faktörlerin verimliliğini ortaya çıkartacak bir şey gerçekleşemiyor.”

Sonra somut örneklerle bu söylediklerini destekledi Tunç Soyer… İşte o sözleri:

“ - Bizim yerel kalkınma çerçevesinde yapmaya çalıştığımız şey, tarımla devam edersek, yerli tohum ve yerli ırklarla başlıyor. Biz mutlaka yerel tohumu ve yerel hayvan ırklarını güçlendirmeliyiz. Çünkü pandemi bize kendi kendine yeten ekonomisi olan kentler ve ülkelerin bu salgında daha az mağduriyet yaşadıklarını gösterdi. Bizim bir avuç karakılçık buğdayı ile başlattığımız süreç bugün 1000 dönümün üzerinde bir üretime dönüştü. Ve saksıda yetiştirdiğimiz bir avuç karakılçık buğdayı bugün Menemen, Ödemiş ve Yarımada’nın birçok yerinde yetişiyor. Aynı şey yerel hayvan ırkları için de söz konusu. İkincisi, küçük üreticinin desteklenmesi. Tarım sadece endüstriyel boyutta yapılacak bir şey değildir. Tarımın sürdürülebilirliğini sağlayan şey küçük üreticinin desteklenmesidir. Küçük üretici üretmeyi bırakırsa kentte ucuz işgücü haline geliyor ve o kadim kültür zayıflıyor ve köklerimizden kopmaya başlıyoruz. Küçük üreticiyi yaşatmanın yolu kooperatiflerden geçiyor. Aksi takdirde sesini duyuramıyor ve varlığını sürdüremez hale geliyor. Üçüncüsü tarımsal ürünü katma değeri yüksek ürüne dönüştürmek. Domatesi salçaya, domates sosuna çevirdiğinizde o zaman çiftçi de ürünün karşılığını almaya başlıyor. Dördüncüsü de bunun ulusal ve uluslararası alanda pazarlanması. İzmir tarihi boyunca Ege Bölgesi ile var olmuş. İzmir’i İzmir yapan şey aslında Ege’dir. Ege, tarih boyunca üzümünü, incirini, her şeyini İzmir üzerinden dünyaya pazarlayabilmiş. Hollanda dünyanın en büyük ikinci tarım ihracatçısı ülke konumunda. Ege Bölgesi Hollanda’dan biraz daha büyük ama Ege Bölgesi gibi bereketli bir coğrafya Hollanda’nın çok daha gerisinde. Bunu hazmedemiyoruz. Kısacası biz bulunduğumuz noktayı hak etmediğimiz için yerel kalkınmaya önem veriyoruz. Bu dört ilke çerçevesinde sürdürdüğümüz tarım politikalarının yerelden kalkınmamızın önünü açacağını düşünüyoruz ve her biriyle ilgili birçok projeyi hayata geçiriyoruz. Tarım konusunda sürdürdüğümüz bu çalışmaları turizm için de yapıyoruz. İzmir’deki turizm aktörlerinin sesini dinliyoruz ve birlikte bir turizm planlaması yapıyoruz.”

 

“HALKIN BAKKALI PROJESİ’Nİ ÖNEMSİYORUZ”

Başkan Tunç Soyer “Halkın Bakkalı” adıyla mekanlar açtıklarını ifade ederek şunları söyledi: “Bu mekânlarda sadece kooperatiflerimizin ürettiği ürünleri satıyoruz. Türkiye’nin birçok üretici tarımsal kalkınma kooperatifinden ürün geliyor. Artık bu pazarlamayı sanal ortam üzerinden güçlendireceğiz. Bunun yazılımıyla ilgili çalışma tamamlanmak üzere. Önümüzdeki günlerde sadece iç piyasada değil, yurt dışına da ürünlerimizi pazarlayacağız. Burada özellikle ürünün işlenmesiyle elde edilen yeni endüstriyel ürünlerin olmasına gayret ediyoruz. Örneğin biz mandalina kurusu yapmıştık. Bu sayede ürün yaklaşık beş-altı misli değer kazandı.”

“YAKINDA ÇOK ÖNEMLİ ADIMLAR ATACAĞIZ”

Çok önemli çalışmalar başlattıklarını vurgulayan Tunç Soyer “İzmir’in bir Yüksek Teknoloji Üniversitesi var. Burada ileri teknoloji uygulayan şirketler var. Onlarla işbirliği içindeyiz. O konudaki projemiz olgunlaşınca paylaşacağım. Dikey tarımla ilgili bir çalışma yapıyoruz. Gençlerin bu meseleye heveslenmesi için bir-iki çalışma var. Bir tanesinden söz edeyim. Etrafında yerleşim alanı olan ve imar planlarında yeşil alan olarak görülen yerlerde bostan hazırlıyoruz. Toprağını sürüp, gübresini veriyoruz ve sulama boruları döşüyoruz. Fideleri de orada oturan kadın ve gençlere veriyoruz. Diyelim ki bir dönüm yeşil alan var ve oradaki alan her biri 100’er metrekareden olmak üzere 10 üreticiye imkan veriyor. Oradaki insanların o bostanlarda ürettiklerini pazarlayabilecekleri, tezgahlarını koyacakları noktayı da gösteriyoruz. Hem atıl alanları yeşil alan haline getirmiş hem de orada farklı ürünlerin üretilmesini sağlamış oluyoruz. Hem de oradaki insanlara küçük de olsa bir gelir kapısı açıyoruz. Burada önceliğimiz kadın ve gençler” dedi.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları 21 Ocak 2021 Perşembe. Astrolojik Burç Yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 20 Ocak 2021 Çarşamba. Astrolojik burç yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 19 Ocak 2021 Salı. Astrolojik burç yorumları.

Günlük Burç Yorumları 18 Ocak 2021 Pazartesi. Astrolojik Burç Yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 16 Ocak 2021 Cumartesi. Astroloji Burç Yükselenleri.

Yazarlar
Website Security Test