Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Depremle 77 yıldır tanışıklığım var; sorularım da!..

6.11.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Depremle, 1940’lı yıllarda Van’da tanıştık. İlkokul ikinci sınıfa gidiyordum. Okullar yeni açılmış, kış da “Geliyorum” demişti!..

Okula geç kalmıştım, çanta elimde koşarak giderken, birden yer gök sallanmaya başlamıştı. Yokuşta bir silindir vardı, o da aşağı doğru “langır langır” sürükleniyordu. Etraftaki binalardan caddeye çıkanlar, koşanlar vardı. “Zelzele… Zelzele…” diye bağrışıyorlardı.

Yere düşmüş, ağlamaya başlamıştım. Birden kışladan çıkan ve eve doğru koşan Babam beni kucaklayınca onun boynuna sarıldım. Öylece eve geldik.

“Yarı kerpiç, yarı taş” ev, iki katlı idi, büyük hasar görmüştü. Üst katta biz oturuyorduk, alt katta da ev sahipleri…

Ev sahibimiz, kendi ailesini dışarı çıkardıktan sonra, yukarı kata çıkmış ve “odasında hamile yatan” annemi, kucaklayarak aşağıya indirmişti.

O geceden itibaren, karşıdaki boş arazide kurulan “koni şeklindeki” mahruti askeri çadırlarda konaklamaya ve yatmaya başladık. Zelzele (sonradan öğrendiğimiz şekilde “artçılar” olarak) devam ediyordu. Kışın geceleri “eksi 10’u, 15’i bulan soğuklar” da başlamıştı ve çadırlara küçük sobalar kurulmuştu.

Büyük hasar gören evlere girilemiyordu. Annem, “temizlenen ve yatılacak hâle getirilen” bir taş ahırda “kız kardeşimizi” doğurdu. Aralık ayında babamın tayini çıktı, Bandırma’ya göçtük.

Daha sonra Bandırma’da, İzmir’de, Urla’da depremle birçok defa karşılaştık. Canımıza bir şey olmadı ama mal zararı gördüğümüz depremler oldu.

Kim derse ki, “Depremden korkmuyorum”, inanmam, sizler de inanmayın sevgili okurlarım.

Depremden korkarım ama “panik” yapmam. Şu günlerde “6.9’luk” depremin artçıları devam ediyor; tavandaki avizelerin sallanmasından, “şiddetini tahmin eder” olduk; “4.3 / 4.9 / 5.0 gibi…”

TV ekranlarındaki acı görüntüleri, Elif ve Aylin mucizelerini, deprem uzmanları hocalarımızın görüşlerini adeta ezberledik.

Ve de, vatandaş olarak, gazeteci olarak “sorma zamanımız” geldi; “Bu çok katlı binaların yıkılmasının sorumluları” kimlerdir; “alt kattaki marketlerin, kahvelerin kolonlarını ‘yer açılsın’ diye kesen sorumlular” kimlerdir, inşaatlarda “deniz kumu kullananlar, demirden çalanlar” kimlerdir?

Peki, “bunları denetlemeyen” devlet ve belediye sorumluları kimlerdir? Doğru dürüst denetlemeden oturma ve işletme ruhsatlarını veren sorumlular kimlerdir?

Sadece yapan müteahhitler ve işletme sahipleri mi sorumludurlar, bunca ölümden, yaralanmadan, mal kaybından?..

“O kolonları kesenler” kimlerdir; “o deniz kumundan harç yapanlar” kimlerdir?

Kolonlar kesilirken, gören, ama ilgililere haber vermeyenler kimlerdir? “Uyuyan mal sahipleri” kimlerdir? Üst katlarda oturan ama “kolon kesimine ses çıkarmayanlar” kimlerdir?..

“Yurttaşlık görevini yapmayan” bizler kimleriz ve daha da kötüsü “gazetecilik sorumluluğunu, bu suçları işleyenlere gereken ve müstahak oldukları cezaların verilmesine ve bu cezaların çekilmesinin sonuna kadar taşımayan gazeteciler” kimlerdir?..

Ya, bunca yıldır, “Deprem öldürmez, bina öldürür” deyip de, “en yaygın ve en kesin çözüm olan” Kentsel Dönüşüm’ü yurt çapında gerçekleştirmeyen / gerçekleştiremeyen, ondan öte, iktidar / muhalefet kavgası ile karşılıklı engelleme çabaları gösterenler kimlerdir?..

Eller vicdana konmalı ve “hesap görme” öteki dünyaya bırakılmamalıdır!..

 

 

BU HAFTA BİR KONUĞUM VAR; E. KORAMİRAL EKMEL TOTRAKAN…

Atatürk ve Vizyon

Atatürk 29 Ekim 1933’de 10.Yıl konuşmasında “Yurdumuzu, dünyanın en mamur ve en medenî memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi, en geniş, refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız” derken aslında, daha o senelerde ortaya atılmamış hatta bilinmeyen ve günümüzde çok geniş kapsamda kullanılan “Vizyon” yani, “Ortak Hayallerimiz” görüşünü ortaya koymuştur. Ama bunu sadece güzel sözler olarak da bırakmamış, bu vizyona ulaşmak için hareket tarzının neler olabileceğini de, adına “Atatürk İlkeleri” denilen ilkeleri ilan ederek saptamıştır. Daha da ileri giderek, bu ilkeler doğrultusunda vizyonuna ve stratejik amaçlarına ulaşmada kullanacağı stratejileri de, ilan ettiği “Devrimler” ile ortaya koymuştur.

Bu düşünce mantığı ise, o yıllarda dünyaca bilinmeyen, telaffuz dahi edilmemiş olan “Stratejik Planlama” ve daha geniş bir tanımı ile “Stratejik yönetim” anlayışının ta kendisidir. Bu stratejik plan aslında, Türkiye Cumhuriyeti'nin “Kuruluş Bildirgesinin” temel taşıdır.

İşte her Cumhuriyet Bayramlarında nerede ne konuşma, nerede ne tören/toplantı yapılıyorsa, ne yazılıyorsa hamaset nutuklarının yanında bu husus unutulmamalıdır, hatırlatılmalıdır.

Hasan İzzettin Dinamo, “Kutsal İsyan’” kitabının 1.cildinin 54.üncü sayfasında Atatürk'ün Rauf Orbay ile bir görüşmesini anlatır; “.... Hareket Ordusu'nun karşı ihtilali bastırdığı günlerden sonra Mahmut Şevket Paşa'nın karargâhında görüşürlerdi. Rauf Bey'in iyice hatırladığına göre Mustafa Kemal Paşa, o zaman bu 31 Mart karşı ihtilalini ‘İttihat ve Terakki reislerinin, hükümet kuvvet ve kudretini, meşrutiyet esaslarına aykırı olarak şahıslarında toplamalarından ve serbest seçim ile vücut bulmuş bir Millet Meclisi yerine, asker kuvvetine dayanmalarından, cebir ve şiddet kullanmalarından ileri gelmiştir’ diye yorumlamıştı.”

Bu sözler, aslında “Atatürk'ün Cumhuriyet fikirlerine Cumhuriyeti ilandan çok önce de sahip olduğunu” göstermektedir. Atatürk'ten bu yana Ülke olarak çektiğimiz sıkıntıların sebepleri bence, “Atatürk'ün çağının ötesindeki bu vizyoner ve stratejik anlayışına ne kadar sadık kalabildik ve bunları ne kadar uygulayabildik” suallerine samimi olarak verilebilecek cevaplarda yatmaktadır.

 

Politika ve Erdem…

Süleyman Demirel’i hatırlıyorum; kabinenin ilk toplantısında “Toplum endişeler içindeyse, politikamızı gözden geçirmeye mecburuz” demişti.

O konuşmadan kısa bir süre önce de İsmet İnönü’ye “Paşa hazretleri sizce Türkiye’nin bir numaraları sorunu nedir” diye sorduğumda “Kişilik” cevabını vermişti.      Ali Naili Erdem

 

 

İnternet’ten “esen” rüzgarlar!..

 

Sözün Özü

Ülkem için bugünler ve Mahşer’in 4 atlısı… Pandemi; hastalık ve ölüm. Ekonomik Kriz; kıtlık ve açlık, Deprem; acı ve kan… Biden; düşman kere düşman…

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları 21 Ocak 2021 Perşembe. Astrolojik Burç Yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 20 Ocak 2021 Çarşamba. Astrolojik burç yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 19 Ocak 2021 Salı. Astrolojik burç yorumları.

Günlük Burç Yorumları 18 Ocak 2021 Pazartesi. Astrolojik Burç Yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 16 Ocak 2021 Cumartesi. Astroloji Burç Yükselenleri.

Yazarlar
Website Security Test