Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Murat Kışlalı; ''Yol ayrımının asıl sebebi, Erdoğan’ın bazı gerçekleri öğrenmesi…''

13.11.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci – Yazar Murat Kışlalı, Berat Albayrak’ın istifası başta, ülkenin gündeminde olan iç ve dış olay ve gelişmelerin perde arkasını, GÖZLEM’e anlattı. İşte sorularımız ve işte cevapları…

Kışlalı, “Albayrak’ın istifasının, üzerinden 27 saat geçtikten sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından istifa değil “affını isteme” olarak yorumlanarak kabul edilmesi de Erdoğan’ın “Kimse benden habersiz istifa edemez, ancak ben istifa ettiririm, ya da benden affını ister ve yine ben karar veririm” şeklinde, çok da sağlıklı olmayan, çok “yalnız” kalmış bir ruh halinin göstergesi olması açısından ilginç.” değerlendirmesinde bulundu.

 

GÖZLEM– Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın istifası konusunda görüşünüz?

K– Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan corona nedeniyle, Mart ayından beri, 8 aydır illere gitmiyordu. Şimdi yeni yeni dışarı çıkmaya başladığı, illeri gezdiği, ortamı, sokağı kaçırdığını gördüğü ifade ediliyor. Ekonomideki kötü gidişin, sıkıntıların bir şekilde farkına vardı. Belki kendisine Malatya’da “Eve ekmek götüremiyoruz” diyen Minibüsçüler Odası Başkanı’nın sözlerinden, belki Merkez Bankası’ndaki görev değişiminden hemen önce Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi ve eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın bir TV kanalındaki “Ekonomide sıkıntı mutlaka var. Hatta sayın bakanımız ‘Yok canım ekonomide sıkıntı yok, bu psikolojik’ dediği zaman hem kendisine itiraz ettim, hem de ‘Ne psikolojik, hepimiz elimizde görüyoruz bu ekonomik’ dedim” şeklindeki uyarısından. Bunun üzerine, Saray’da Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı ve eski Maliye Bakanı Naci Ağbal’dan ekonomiyle ilgili bir brifing alıyor. Burada Ağbal Merkez Bankası’nın kasasında döviz rezervi kalmadığını, rezervlerin ekside olduğunu söyleyince, benim öğrendiğim kadarıyla Erdoğan, damadı Berat Albayrak’ı arıyor. Albayrak önce “kem küm” ediyor, Erdoğan ısrarla “Var mı, yok mu?” diye sorunca “Yok” diye kabul etmek zorunda kalıyor. Bunun üzerine Erdoğan ciddi biçimde öfkeleniyor ve bunu damada da “belli” ediyor. Albayrak bu görüşme üzerine Saray’a koşuyor ancak Cumhurbaşkanı ile görüşemiyor, hatta bir iddiaya göre Ağbal ile karşılaşıyorlar ve aralarında fiziksel boyuta varan bir olay yaşanıyor. Bu brifingden sonra Murat Uysal görevden alınıp Naci Ağbal yerine getirilince aslında artık Albayrak’ın görevde kalmasına imkân kalmıyor. Çünkü Ağbal ile Albayrak’ın arası çok kötü. Aslında Cumhurbaşkanlığı sistemine geçildikten sonra bütçeyi ve genel stratejileri Ağbal’ın başında bulunduğu Başkanlık belirleyecekti ama Albayrak buna izin vermedi ve tüm yetkileri üzerinde topladı. Bunda ne olursa olsun, Albayrak’ın damadı olarak Erdoğan ile çok yakın çalışmasının, onun sürekli yakınında bulunmasının ve hatta kendisini kimin görüp, kimin görmeyeceğine karar vermeye kadar varan geniş bir etki alanı olmasının payı çok büyük. Şunu not etmek gerekir ki, Albayrak döneminde kabinedeki pek çok bakan bile Albayrak’tan izinsiz önemli adımları atamıyor ve Albayrak’ın tamamen çevresinden oluşan nitelikleri çok şüpheli çok fazla sayıda eşi, dostu, arkadaşı devlette çok üst pozisyonlara getiriliyor. Cumhurbaşkanı ile Albayrak’ın bilgisi olmadan yapılan görüşmelerin sayısı çok sınırlı ve öğrendiğinde Albayrak bunlara çok kızıyor. Örneğin Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda Ağbal’dan ve önceden gelen tüm kadroları boşalttığı, çoğunu birkaç kişilik odalarda kızağa çektiği biliniyor. Hatta benzer kadrolaşmayı Merkez Bankası’nda da yapma hedefinde olduğu ifade ediliyor. Devlet tecrübesi bulunmayan Albayrak ve ekibi, AKP kadrolarınca bile “çok yetersiz ve kalitesiz” olarak değerlendiriliyor. Tüm bunlara karşın, Cumhurbaşkanı ailesine çok önem verdiği için Berat Albayrak ve ekibiyle ilgili bu tespitleri uzun dönem görmezden geldi veya hakikaten görmedi. Örneğin geçenlerde Berat Albayrak’ı şikayet etmek için kendisini ziyaret eden birkaç milletvekili, sıkıntıları anlatmaya önce başka bakanlardan başlayınca, Cumhurbaşkanı kendilerine “Ben Berat gibi 16 tane bakanı nereden bulayım” diye tepki göstermiş. Böylece Albayrak konusunu açamadan yanından ayrılmak zorunda kalmışlar.

 

GÖZLEM– Bu istifayı hem usul (İstifanın ediliş ve kabul ediliş şekilleri), hem de “esas” bakımından nasıl değerlendiriyorsunuz?

K– Usul açısından bakınca, Albayrak’ın bunca danışmanı olmasına rağmen Türkçesi “ilkokul seviyesinde” olan “dinci” ifadelerle dolu istifa açıklaması devlet yönetiminin belki ikinci sırasında bulunan bir kişinin niteliğini ve seviyesini göstermesi açısından ibret verici. Kendisi böyleyse acaba göreve getirdiği diğer yöneticiler nasıldır? Öte yandan Albayrak’ın istifasının, üzerinden 27 saat geçtikten sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından istifa değil “affını isteme” olarak yorumlanarak kabul edilmesi de Erdoğan’ın “Kimse benden habersiz istifa edemez, ancak ben istifa ettiririm, ya da benden affını ister ve yine ben karar veririm” şeklinde, çok da sağlıklı olmayan, çok “yalnız” kalmış bir ruh halinin göstergesi olması açısından ilginç. İstifanın ve öncesindeki olayların esasına bakıldığında ise durumun çok vahim olduğu anlaşılıyor. Cumhurbaşkanı’nın ekonomik gidişatın bu derece kötü olduğundan, rezerv kalmadığı ve faiz artırımı yapılmadığı için dövizlerin değerlerinin artıyor olduğundan hakikaten haberi olmaması nasıl mümkün olabilir? Aslında ekonomiyle ilgili rant olmayan alanlarda yerine göre “rasyonel” kararlar verdiği bilinen Erdoğan, gerçeklikten bu kadar uzaklaşmış, bir “izolasyon” içinde kalmış olabilir mi? Halkın içine eskisi kadar girmemesinin, girememesinin ve artık gittikçe artan yönetim süresinin kendisini gerçeklerden kopardığı anlaşılıyor. Öte yandan bütün gece uyanık kalıp dünyadaki ve Türkiye’deki gelişmeleri takip eden ve sabahları kendisine bilgi verdiği bilinen, Cumhurbaşkanı’nın çevresinde kalmış az sayıdaki “nitelikli” danışmanlardan sözcüsü Ömer Çelik bile acaba ekonomik konulara mı girmiyor? Neresinden bakarsanız bakın, bu kadar “bariz” bir ekonomik konudan bu kadar “uzak” olmak, çok kaygı verici.

 

GÖZLEM– Yapılan bakan ve Merkez Bankası başkanlık değişiklikleri ile Borsada görülen yükseliş, Dolar ve Euro’daki, Altındaki düşüş devam eder mi?

K– Bir defa “Ekonomide sıkıntı yok”, “Son gelen veriler ekonomimizin ... rotasında ilerlediğini gösteriyor” gibi ifadeleri olan, dolar kurunu 6,8 TL civarında tutabilmek için 120 milyar dolar harcadıktan sonra “Ben kura bakmıyorum” diyen Berat Albayrak ve ekibinin devlet yönetiminden uzaklaşması büyük bir ferahlama yaşattı. Üstüne yeni Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal, göreve gelir gelmez Pazartesi’yi beklemeden Pazar günü banka genel müdürleriyle bir görüşme yaparak “Para piyasalarının şeffaf, öngörülebilir ve hesap verilebilir olacağı, küresel piyasalarla olan ilişkilerin düzeltileceği, aktif rasyosu uygulamasından vazgeçileceği, faiz kararlarının rasyonel hale getirileceği” gibi mesajlar verdiği ifade ediliyor. Bunun bankacılar tarafından 19 Kasım’daki Merkez Bankası toplantısında faiz arttırılacağı yönünde algılanmış olduğunu anlıyoruz. Bunların üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da hafta içinde grup toplantısında “ekonomiyi fiyat istikrarı, finansal istikrar ve makroekonomik istikrar olmak üzere üç sacayağı üzerinde inşa edeceklerini, acı da olsa doğru reçeteleri uygulayacaklarını, güven ve kredibilite kazanımına daha fazla odaklanacaklarını” ifade etmesi ve özellikle “Faizlerin en azından enflasyon seviyesinde tutulma mecburiyeti”nden bahsetmesi bundan sonra “faizlerin arttırılmamasına” yönelik ısrarından vazgeçileceği şeklinde algılandı. Şimdi önemli olan 19 Kasım’daki Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplantısı. Burada eğer Erdoğan ikna edilmişse ve ciddi bir faiz artışı, örneğin 400-500 puanlık ciddi bir faiz artışı yapılırsa, yani Politika Faizi yüzde 15 civarına çıkartılırsa, o zaman belki bir miktar daha düşüş yaşanabilir. Sonrasında da döviz ve altın gibi madde fiyatları dengelenebilir. Çünkü zaten aşağı yukarı bu çapta bir faiz artışının yapılacağı döviz ve altın fiyatlarına yansımış durumda.

 

GÖZLEM– Finans kesimindeki bu iyimser görüntüye karşılık, enflasyonda, dış borçlarda, bütçe açığında artış devam ediyor. Yeni Bakan ve yeni MB Başkanı çare bulabilecekler mi? Ne yapmalılar?..

K– Ciddi bir faiz artışı dövizin ateşini bir süre düşürür. Ancak haklısınız, çok ciddi bir dış borç ve borç geri ödemesi var. Yükselen faizle beraber ekonomik faaliyetler de yavaşlayacak. Ben yüzde 12 civarında olduğu iddia edilen ama kimsenin inanmadığı enflasyonda da bir düşüş olacağını beklemiyorum. Pandeminin de etkisi sürüyor. Dolayısıyla orta vadede ekonomi kötüleşmeye devam edecek. İşsizlik artacak. Dar gelirlilerin geliri iyice düşecek. Yapılması gereken ciddi tasarruf politikalarının devreye sokulması. Ancak bütçede hiç öyle bir emare yok. Bunun dışında üretim yapısının değiştirilmesine dönük kapsamlı bir dönüşüm gerekli ama bu kısa vadede olacak bir şey değil. Devletin üretim sürecine daha çok girmesi, işsizliğin giderilmesinde, tarım ve enerji gibi stratejik alanlarda ve ölçek ekonomisinin yakalanmasında kamunun daha etkin bir rol üstlenmesi gerekir. Turizme ağırlık verilmesi ve yurtdışında tanıtım, reklam yapılması gerekir. Ama bu tür politikalar AKP tarzı özel sektör öncelikli liberal hükümetlerin gündeme getireceği politikalar değil.

 

GÖZLEM– Ekonomimizde sıkıntı ve zorluklar sürerken, bir de “BİDEN sorunu” çıkmak üzere. Biden “adayken” Türkiye’ye ve Türkiye’deki iktidara karşı ortaya koyduğu tavır ve söylemlerini değiştirir mi?

K– Değiştirmese bile Trump döneminden gelen olumlu olup da iyileşecek hangi konu var? Amerika Birleşik Devletleri S-400 baskısına devam edecek. Suriye’de PYD/YPG oluşumunun PKK ile eklemlenerek bir devlet haline getirilmesi çabasını sürdürecek. Libya’da, Doğu Akdeniz’de bize karşı, Yunanistan ve Avrupa cephesine destek vermeye devam edecek. Öte yandan eğer bir şekilde Biden, ifade edildiği gibi NATO ile ilişkileri yeniden güçlendirme yönünde bir strateji değişikliğine giderse, bu durum belki Türkiye’nin avantajına bile olabilir. Öte yandan “Erdoğan’a karşı muhalefeti destekleme” söylemi Türkiye açısından bir “oyun alanı” yaratabilir. Koz olarak kullanılabilir.

 

GÖZLEM– ABD’de mahkemelerden “oyların yeniden sayılması kararları” çıkmaya başladı; bunca yıllık demokrasisi ile övünen ABD’deki “bu sandık ve sayım kaosu” için ne söylenebilir?

K– Güç çöker. Eninde sonunda. Büyük imparatorluklar için kullanılmış bu söz iktidarda olan gücün kendisini yenileyemeyerek zamanla yozlaşmasına işaret ediyor. ABD’de sistemin yozlaşmaya yüz tuttuğuna dair çok sayıda emare var. 1800’lü yıllardan kalan seçim sistemi başta olmak üzere devlet mekanizmalarındaki aksaklıklar artık ABD türü demokrasi sisteminin açık seçik bir şekilde kullanıcıları tarafından eğilip bükülmesine yol açıyor.

 

GÖZLEM– Dağlık Karabağ sorununun Rusya’nın ve Putin’in devreye girmesi ve “Ermenistan’ın masadaki hezimeti” ile sonlanması, Kafkaslar’da dengeyi “Rusya lehine” bozar mı?

K– Bozdu bile. Azerbaycan, Karabağ’da kaybettiği toprakların yüzde 70’ini, enerjiden elde ettiği gelirleri kullanarak, son birkaç yılda askeri bütçesine, Ermenistan’ın tüm bütçesinden daha fazla kaynak aktarması sayesinde, geri almayı başardı. Yapılan anlaşmayla aynı zamanda Türkiye sınırındaki Nahçivan ile kendisine ait Karabağ arasında Rusya tarafından güvenliği sağlanacak bir geçiş koridoru oluşturulmasını da sağladı. Böylece Türkiye ile Azerbaycan’ın doğrudan bağlantısı da olacak. Ama bunların karşılığında topraklarına Rus askeri gücünün girmesini ve Karabağ’ın geri kalan yüzde 30’unu Ermenistan’a bırakmayı kabul etmek zorunda kaldı. Türkiye bölgede sadece Ateşkes Kontrol Merkezi’nde var olacak. Rusya ise Karabağ’da 16 denetim noktası ile beraber 2 bin kişilik ciddi bir askeri güç bulunduracak. Ermenistan, Başbakanları Paşinyan’ın ifadesiyle çok acı bir başarısızlık yaşadı. Paşinyan’ın bundan sonra görevde kalması zor olacaktır. Batı yanlısı Paşinyan’ın başında olduğu Ermenistan ile beraber bir nevi batı paktı da yenilgi almış oldu. Mevcut durum devam etse Ermenistan statüs quo’yu geçerli kılmak istiyordu. Batı da Ermenistan’ı destekliyordu. Öte yandan Ruslar bu süreçte bölgeye ABD’nin de yerleşmesine yol açabilecek çok uluslu bir askeri güç ihtimalini de ortadan kaldırmayı başarmış oldu. Bu süreçten en kârlı çıkan Rusya oldu. Hem bölgedeki gücünü perçinlemiş, hem de ABD’yi ve Batı’yı bölgenin dışında tutmuş oldu. Ayrıca askeri olarak da Azerbaycan’a yerleşmiş oldu.

 

GÖZLEM– Ankara kulislerinde “yaygın” bir söylenti var; “AKP Meclis Grubu’ndan 40 – 50 istifa olacak” diye… Olabilir mi?

K– Bu geçen yıldan beri, özellikle Babacan’ın partisi vesilesiyle konuşulan bir rivayetti. Özellikle Berat Albayrak’a dönük tepkiden kaynaklı, milletvekilleri “Sokağa çıkamıyoruz” diye rahatsızlardı. Erdoğan’a da zor ulaşıyorlardı. Ancak Erdoğan tüm milletvekillerini kendisi seçti. Albayrak da zaten istifa etti. Çok ciddi bir siyasi kriz çıkması durumu hariç, ben böyle bir gelişmenin olabileceğine ihtimal vermiyorum. Olsa olsa 3-5 olabilir.

 

GÖZLEM– Mustafa Sarıgül parti kuruyor, Muharrem İnce ülkeyi dolaşıyor, Ümit Özdağ ve birkaç milletvekili İYİ Parti’yi ve yönetimini hırpalayan sözlerle bayrak açtılar. Ne oluyor, nasıl yorumluyorsunuz?

K– Erken seçimler öncesi kartlar karılıyor. Seçimler bana göre normal tarihi olan 25 Haziran 2023’den önce, en geç 2022’de yapılacak. Bir defa İyi Parti’nin bir şekilde Cumhur İttifakı ile aynı cephede yer alacağına dönük spekülasyonlara olasılık vermiyorum. İyi Parti muhalif özelliğini kaybederse, kendisine yönelmiş seçmenin ilgisini de kaybeder. Bu, çoğunluğu merkez ve milliyetçi olduğunu tahmin ettiğim muhalif seçmen kitlesi kendisine yeni bir muhalif parti arar. Ben bahsettiğiniz bu ayrışmalar parti olarak kurulsa da, bunların genel olarak muhalefete zarar vereceğine inanmıyorum. Çünkü yeni sistem bir “ikili ittifak” mekanizmasını zorunlu kıldı. Seçimler iktidar cephesine karşın muhalefet cephesini zorunlu kılıyor. Millet İttifakı, genel seçimler için tüm muhalif partileri kendi içinde toplayamasa bile, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalif olan ve şimdi yüzde 50’yi geçtiği anlaşılan kesim, doğru bir adayla muhalif kesimin adayına oy kullanacağı için, eninde sonunda iktidar değişecek gibi gözüküyor. Tabii seçimler, savaş gibi bir nedenle ertelenmezse.

 

GÖZLEM– Doğru Parti Genel Başkanı Rıfat Serdaroğlu “Atatürk’ün tüm emanetleri gibi vasiyetlerine de sahip çıkmak bizim görevimizdir. Tüm muhalefet partileri bu konuda sessiz kalmamalı” dedi. “17 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı çıkarılarak, Hazine ve Maliye Bakanlığı Kamu Finansman Genel Müdürlüğü’nün 217586 sayılı yazısı ile Atatürk’ün vasiyetine rağmen, CHP’ye miras bıraktığı hisse senetleri gelirinden Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu’na verilmesi gereken tutarın verilmediğini ve Hazine’ye aktarıldığını, bu davranışa karşı Danıştay’a dava açıldığını” söyledi. Serdaroğlu, “Muhalefet Partileri sessiz kalıyor” sözü ile aslında CHP’yi işaret ediyordu. Danıştay’da bu davayı CHP’nin açması gerekmiyor muydu?

K– Kesinlikle. Kemal Bey maalesef gerçek CHP’lilerin hassasiyetle yaklaştığı ve bu hükümetin bozmaya çalıştığı Atatürk ve Cumhuriyet değerleri ile ilgili bazı önemli ilkesel konularda gerekli adımları atmıyor. Bunu, “dindar kesimleri rencide edip kaçırmamak” adına olabilecek, Ayasofya gibi tercihlerde makul karşılamak mümkün. Ama bu durumda, Atatürk’ün mirasına aykırı olarak TTK ve TDK’ya aktarılması gereken kaynakların Hazine’ye aktarılmasına itiraz edilmesinde dindar kesimleri rencide edecek hiçbir durum yok. Buna rağmen bu itirazı CHP değil, esasen konunun tarafı olmayan bir parti yapmak zorunda kalıyor. Ki, bu da hukuksal olarak davanın kabul edilmeyebileceği gibi bir olasılığı doğurur. Çünkü Doğru Parti konunun tarafı değil. CHP’nin Atatürk ve Cumhuriyet değerleri ile ilgili bu tür konularda maalesef reflekslerinin “yavaşladığı” bir gerçek. Kemal Bey’in kavgacı olmayan yapısından kaynaklı bir durum olduğunu düşünüyorum.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları 21 Ocak 2021 Perşembe. Astrolojik Burç Yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 20 Ocak 2021 Çarşamba. Astrolojik burç yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 19 Ocak 2021 Salı. Astrolojik burç yorumları.

Günlük Burç Yorumları 18 Ocak 2021 Pazartesi. Astrolojik Burç Yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 16 Ocak 2021 Cumartesi. Astroloji Burç Yükselenleri.

Yazarlar
Website Security Test