Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Murat Kışlalı: ''Erdoğan, yanlış hesaptan dönmeli!..''

18.12.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündemindeki iç ve diş olay ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı. İşte görüşleri...

GÖZLEM – ABD yaptırımları konusunda görüşünüz?

K – ABD yaptırımları, Avrupa Birliği (AB) yaptırımları ile beraber değerlendirilirse gerçek tablo daha açık ve seçik olarak ortaya çıkar. AB, 10-11 Aralık zirvesinde Türkiye için daha önceden aldığı yaptırım kararlarını genişletme kararı aldı. Ancak bunun detaylarını Mart ayındaki zirveye bıraktı. Bir taraftan Türkiye’ye sözde bir zaman daha tanıdığı intibaı yaratırken, diğer taraftan ABD’de yeni başkan Joe Biden’in göreve başlamasını ve onunla beraber yeniden yön değiştirerek güçlenecek ABD – AB ilişkileri çerçevesinde ortak adım atmayı planladıkları anlaşılıyor. AB’nin kararları arasında Doğu Akdeniz ile ilgili uluslararası bir konferans planlanması da var ki bu aslında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bile bile girdiği bir tuzak. Çünkü Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de dahil tüm tarafların katılacağı uluslararası bir konferans çağrısında bulununca bu ABD ve AB için kaçırılmaz bir fırsat oldu. Şimdi bu konferansa ABD de katılacak, ki ABD’nin Doğu Akdeniz’de Türk tezlerine karşı Yunan tarafını tuttuğu beraber yaptıkları askeri tatbikatlardan ABD’li en üst yetkililerin ki son olarak Dış İşleri Bakanı Mark Pompeo’nun saygısızlığa kadar giden açıklamalarına, pek çok göstergeden belli. Ayrıca AB’nin ve ABD’nin böyle bir konferansa tanımadıkları KKTC’yi sokturmayacakları kesin. Bütün bunlara şimdi bir de ABD’nin Türkiye’yi “Amerika’nın Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasası” (CAATSA) kapsamına sokması eklendi. Bu kapsamda Savunma Sanayi Başkanı ile bazı yöneticilerinin mal varlıkları donduruldu ve bu isimlere vize yasağı getirildi. Ayrıca Savunma Sanayi Başkanlığı’nın ABD’deki kuruluşlardan borçlanması yasaklandı. Ancak işin önemi alınacak yaptırımların niteliğinden çok, bu kararla ABD’nin Türkiye’yi resmi olarak bir “hasım” olarak, bir başka deyişle “düşman” olarak gördüğünün tescillenmiş olması. Bu karar NATO içinde ABD ile beraber yer alan Türkiye’yi, ABD açısından Rusya, İran ve Kuzey Kore ile aynı kategoriye koyuyor. Bu noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerine katılmamak elde değil: “Bu nasıl ittifaktır? Bu nasıl müttefikliktir?”

 

GÖZLEM – Sizce ABD neden bunca yıllık müttefikine, NATO ortağına karşı “böyle bir yaptırım kararı” alıyor?

K – ABD’nin de, AB’nin de Türkiye’ye karşı bu dönemde böyle düşmanca bir yöne girmelerinin birbiriyle bağlı bir kaç nedeni var. Bir defa 2002’de AKP’nin iktidara gelmesiyle hem AB, hem de ABD Türkiye’de bağımsız ulusal politikaları izleyen, asker destekli laik devlet yapısını kırmak için AKP iktidarına destek vererek büyük bir ortaklığa giriştiler. Bundan da büyük ölçüde başarılı çıktılar. Hem AKP olabildiğince kendi düzenini kurdu, hem de Türkiye ordusu ve ulusal bağımsızlığı savunan laik kurumları, ABD’deki ABD destekli Fethullah Gülen hareketinin de büyük katkısıyla, büyük ölçüde işleyemez hale getirildi. Bu süreç sonunda ortak düşmanları büyük ölçüde zayıflayınca her iki taraf da kendi çıkarını kollamaya başladı. Tayyip Erdoğan’ın Rusya ile yakınlaşması, Rusya kartını S-400 füzeleri alımında olduğu gibi sürekli AB ve özellikle ABD’ye karşı kullanması; politikalarını ve söylemlerini duruma göre sürekli değiştirmesi ve güvenilmez bir görüntü vermesi ve yine özellikle ABD açısından Suriye’deki Kürt devleti kurma hedefine karşı gelmesi, ABD’nin Türkiye’nin yerini tekrar değerlendirmesine yol açtı. AB açısından da konu üyesi Yunanistan’ın ve kendi çıkarlarını korumakla ilgili. AKP iktidarı, Yunanistan’ın yıllarca Ege’de uluslararası hukuka göre silahlandırmaması gereken adaları silahlandırmasına ve kendisine ait olmayan adaları işgal etmesine Türkiye’deki düzeni değiştirmek adına AB’nin desteğini korumak için göz yumdu, görmezden geldi. Ancak şimdi AKP’nin bu tutumundan ve AB’nin desteğinden güç alan Yunanistan gözünü, Doğu Akdeniz’deki doğal kaynaklara ve bunları AB ve ABD’deki dünya şirketleri ile beraber paylaşmaya dikti. Böyle olunca da, artık iç siyasette AB’nin desteğine ihtiyacı kalmadığını ve Doğu Akdeniz’den yaratacağı rantı düşünen AKP iktidarı ile karşı karşıya kaldı.

 

GÖZLEM – AB de “yaptırım kararını genişletecekti”, ama “ABD’nin kararlarını ve “yeni ABD Başkanı” Biden’in atması muhtemel adımları beklediler, sizce bunlar ne olabilir?

K – Doğu Akdeniz’de Türkiye adına sondaj faaliyetlerini yürüten Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile onun belli yöneticilerine getirilecek sınırlamaların arttırılması zaten gündemde. Bunun dışında Almanya Başbakanı Merkel, özellikle Yunanistan’ın istediği Türkiye’ye dönük silah ambargosu konusunun ABD’de göreve başlayacak Biden yönetimi ile beraber koordineli olarak tartışılacağını söyledi. Silah ithalat ve ihracatına uygulanacak geniş çaplı bir engelleme hem Türkiye için ciddi gelir kaybı (Türkiye 2019’da AB ve ABD’ye toplam 1,5 milyar dolarlık savunma ihracatı yaptı), hem de Türkiye’nin kendi ürettiği silah sistemleri için önemli bir engelleme (yine 2019’da Türkiye’nin toplam savunma ithalatının yüzde 90’dan fazlası AB ve ABD’den geldi) olacak. AB ve ABD’nin Türkiye’ye dönük uygulayacağı en önemli yaptırım ise geniş kapsamlı ticaret engellemeleri olabilir ki Yunanistan zaten Gümrük Birliği’nin gözden geçirilmesi dahil bu kapsamda çok ağır yaptırımların devreye sokulmasını istiyordu.

 

GÖZLEM – Bu kararlar Türkiye’yi nasıl etkiler?

K – Ekonomisi çok zor günlerden geçen ve döviz rezervi ekside olan Türkiye için geniş kapsamlı ticaret yaptırımları çok olumsuz bir tablo olur. Türkiye’nin üretim yapısı zaten büyük ölçüde başta AB ve ABD’den olmak üzere ithalata bağlı. Üretim yapmak üzere yurt dışından yapılan alımlar, bir başka deyişle ara malı ithalatı, Türkiye’nin toplam ithalatının yüzde 80’ini oluşturuyor. Türkiye’nin toplam ithalatının yarıya yakını AB ve ABD’den yapılıyor. Türkiye, ihracatının da yüzde 50’den fazlasını bu iki bölgeye yapıyor. Bu şekilde alınacak yaptırımların etkisi orta vadeye, en azından 1-2 yıla yayılacağı için, Türkiye’de seçimlerin en geç Haziran 2023’de yapılacağı düşünüldüğünde bu tarz bir yaptırım uygulamasının Erdoğan’ın iktidarını çok zor durumda bırakacağı kesindir. Bu yüzden de Erdoğan’ın bu noktaya gelmeden teslim bayrağını çekeceğini ve AB ve ABD ile ilgili sorunlu konularda büyük ödünler vereceğini öngörmek gerçekçi.

 

GÖZLEM – ABD ve AB yaptırımlarına karşı Türkiye ne yapmalı?

K – Ortada çok basit bir tablo var: AB ile ABD Türkiye’yi “düşman” ilan ettiler. Doğu Akdeniz’deki kaynakları büyük ölçüde kendileri kullanmak istiyor. ABD Suriye’de bir Kürt devleti kurmak istiyor. Türkiye’nin Rusya ile uzaklaşmasını ve uyuyan Türk devletlerini bir araya getirme yolunda herhangi bir adım atmasını engellemek istiyor. Türkiye’nin güçlenmemesi aynı şekilde AB açısından da önemli. AB ile ABD ortaklaşa Türkiye’ye karşı baskıyı arttırmayı ve istediklerini alamazlarsa bir “karşıtlaşmaya gitmeyi” kararlaştırmış gözüküyorlar. Bu karşıtlaşmanın ilk meydanı, yapılması muhtemel Doğu Akdeniz konferansı olacak. Türkiye bu konferansa, Erdoğan’ın yanlış hesabından dolayı, KKTC’yi taraf yapamamasına karşın katılmak zorunda kalacak. Çünkü Türkiye’nin ekonomisi zaten çok kötü. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, AB ve ABD’nin özellikle ekonomik yaptırımlarına iktidarı kaybetmeden karşı koymasına olanak yok. Bu durumda Türkiye’nin yapması gereken, karşısındaki, kendisini “düşman” kabul eden bu büyük AB – ABD ittifakına karşı kendisine müttefikler bulmak. Burada da durum aslında çok basit. Doğu Akdeniz’de hakkı olan bölgeler Türkiye’ye verilse bile, Türkiye’nin bu bölgelerdeki doğal kaynakları çıkartmak için müttefiklere ihtiyacı olacaktır ve ABD ile AB ülkeleri bu denklemin dışında tutulduğunda Türkiye’nin seçeneklerinin aşağı yukarı hangi ülkeler olacağı zaten ortadadır. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de çerçevenin dışında kalan ve aslında Suriye’de de ABD’nin Kürt devleti isteğine karşı olan Rusya ile yakınlaşması gerekiyor. İhvancı, dinci politikaları bırakıp Suriye ve Mısır ile en azından Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmaları yapmak için görüşmelere başlaması gerekiyor. Dünyada, doğalgaz rezervlerinde 2. petrol rezervlerinde 4. sırada olan İran’ı devreye sokması hatta bununla da yetinmeyip enerji alanında Ortadoğu’da yer almak için her türlü yolu deneyen Çin ile biraraya gelme olasılıklarını gözönüne alması gerekiyor. Ancak Erdoğan’ın ihvancı, dinci ve güvensizlik yaratan tutarsız politikaları bu ihtimallerin cömertçe harcanmasına neden oluyor. Bunun en güzel örneği, son olarak ABD’ye selam vermek adına, İran’ın ulusal bütünlüğünü hedef alan bir şiir okuduğu Bakü’de görüldü. Böylelikle belki de Doğu Akdeniz’de oyuna sokabileceği İran kartını kendi eliyle yırtmış oldu. Tüm bu tutarsızlıklara karşın Türkiye’nin hâlâ atabileceği adımlar var. Örneğin Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’deki doğal kaynakları kullanmak için 10 kilometrekarelik Meis adasını gerekçe göstererek Türkiye’nin 190 bin kilometrekarelik Münhasır Ekonomik Bölgesi’nin (MEB) 140 bin kilometrekaresini ele geçirmeye ve bunun üzerinde hak iddia etmeye çalıştığını, aynı şekilde başta Lozan olmak üzere uluslararası hukuğa karşı çıkarak Ege’deki belli adaları sürekli silahlandırıp, Türkiye’ye ait olması gereken adaları işgal ettiğini AB içindeki diğer ülkelere ve AB kamuoyuna bıkıp usanmadan anlatması gerekiyor. Yine ABD ile sorunlarda da Rusya’nın S-300 füzelerinin Avrupalı ülkeler tarafından kullanılıyor olmasının gündemde tutulması ve S-400 füzelerini ABD’nin Türkiye’ye Patriot füzelerini vermemesi nedeniyle satın alındığının unutturulmaması gerekiyor. Türkiye’nin en önemli avantajı bu konulardaki haklılığının kanıtlanabilir olması.

 

GÖZLEM – Türkiye “bütünü ile” yönünü kulislerde konuşulmaya başlanan şekli ile “İpek Yolu” olarak değiştirebilir mi?

K – Hayır tabii ki bir anda tamamıyla bu yöne kayamaz. Ancak elindeki tüm seçenekleri kullanmak ve artık kendisini “düşman” olarak gördüğü ve Türkiye’nin üstüne çok daha baskılı bir şekilde geleceği açık seçik ortaya çıkan bir AB – ABD birlikteliğine karşı alternatifler oluşturmak, en azından oluşturuyormuş algısı yaratmak zorunda. Maalesef Erdoğan’ın kendi kendini köşeye sıkıştıran ihvancı, dinci, dış işlerini iç siyasete alet eden politikaları nedeniyle uygulamaya sokulabilecek seçenekler de yukarıda bahsettiğim gibi kısıtlı.

 

GÖZLEM – MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “kendilerinden daha çok oy alan ve kendilerinden daha fazla milletvekili çıkaran” bir partinin “kapısına bir daha açılmamak üzere kilit vurulmasını” istiyor; bir taraftan da “Ben Kürt kardeşlerimi çok severim” diyor. O sevdiği Kürt kardeşlerinin kaç milyonunun “kapatılmasını istediği partiye oy verdiğini” unutuyor; “parti kapatılmasının rejime bir faydasının görülmediğini” söyleyen CHP; İYİ Parti ve hatta AKP yöneticilerini sert şekilde eleştiriyor; görüşünüz?

K – Eğer Tayyip Erdoğan, diğer pek çok konuda da olduğu gibi bu konuda da Devlet Bahçeli’yi dinlese, Cumhur İttifakı’nın elindeki en büyük kozlardan birisinden vazgeçmiş olurdu. Erdoğan, Bakü’ye gitmeden havaalanında bir soruya cevap verirken, hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadığı halde Selahattin Demirtaş’a “terörist” dedi. “Yargının işine müdahale etmek benim haddime değil” dedikten sonra “Özellikle biz Selahattin Demirtaş gibi bir teröristin bu noktada varsa sözde hakkını koruyacak değiliz ki böyle bir şey yok. Ben inanıyorum ki bizim yargımız Selahattin Demirtaş gibi bir teröriste böyle bir imkan tanımaz. Böyle bir teröristin asla önünün açılmasına yol vermeyiz” diyerek yargıya da yol gösterdi. İç İşleri Bakanı Süleyman Soylu da hafta içinde bütçe konuşmasında HDP’lilerin neredeyse tamamına “Terörist” dedi. Madem başta Demirtaş olmak üzere çoğu HDP’nin üst yönetiminde olan bu kişiler “terörist” o zaman HDP’nin de kapatılması, en azından kapatılmasının tartışılması gerekir. Ama Erdoğan öyle bir hataya düşmez çünkü HDP’yi kullanarak hem CHP’nin etki alanını sınırladığını düşünüyor, hem de kendi seçmenlerini bir arada tuttuğunu sanıyor. HDP’nin kapatılması HDP’yi mağdur haline sokar ve bundan en büyük faydayı da yerine kuracakları parti sağlar. En büyük zararı da Cumhur İttifakı’na olur. Onun için HDP’ye yönelik tüm ifadelerine karşın, eğer Bahçeli’nin geçmişteki çıkışlarını hatırlatan “çılgınca” bir yeni açılımı olmazsa, bu tür bir karar alınacağına ihtimal vermiyorum.

 

GÖZLEM – Dışişleri Bakanlığı bütçesi görüşülürken, İYİ Parti Bursa Milletvekili Ahmet Kamil Erozan’ın “Bütçeyi iktisatlı kullanın. Yılın ikinci yarısı alacağız” sözlerine yanıt verirken, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, "Hayrola, ne oluyor? Siz de mi Joe Biden'dan umut bekliyorsunuz yoksa? Ülkede seçim yok. Seçim olsa da iktidarın size verilmeyeceğini biliyorsunuz. Yoksa darbe beklentiniz mi var nereden devralacaksınız, kimden devralacaksınız?” dedi. Sizce, “Seçim olsa da iktidarın size verilmeyeceğini biliyorsunuz” sözü ne anlama geliyor?

K – İYİ Partili milletvekilinin espri ile yaklaştığı bir duruma karşı sarfedilen bu sözler bence sadece kabinenin en makul bakanlarından birinin değil aslında. Hükümet’in genelinin ruh halini ortaya koyuyor. Dışişleri Bakanı’nın sözleriyle açık ettiği mevcut durumun bilin çaltına yansımasının iki “hali” ilginç. Birincisi her şeye rağmen ülkede hâlâ bir “askeri müdahale” olabileceğine ilişkin olasılığın varlığı. Diğeri pek çok kişinin düşündüğü veya “farkında olmadan farkettiği” bir durum: Erdoğan’ın kaybedeceği bir seçime girmeyeceği, seçim olsa bile iktidarı devretmeyeceği olasılığı. Ben Anayasa’da yer alan örneğin bir “savaş” hali dolayısıyla seçimlerin ertelenme olasılığını bunların içinde en gerçekçisi olarak görüyorum. Ancak Dışişleri Bakanı’nın “Seçim olsa da iktidarın size verilmeyeceğini biliyorsunuz” sözlerinden daha radikal bir takım hazırlıkların olduğu olasılığı ortaya çıkıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin tek turlu hale dönüştürülmesine ilişkin çabalar veya Trump’vari bir zorlama hep olasılıklar içinde. İşin ilginç yanı bu sözlerin anlamlı bir açıklamasının hâlâ yapılmamış olması.

 

GÖZLEM – Fenerbahçe’de olanları nasıl yorumluyorsunuz, Ali Koç ne yapmalı?

K – Ali Koç ne olursa olsun ısrarla getirdiği teknik yönetimin arkasında durmalı. Hataları çok bariz olmasına ve kendisi bile öğrenme sürecinde olduğunu farklı sözlerle ifade etmesine karşın Erol Bulut yönetimini desteklemeye devam etmeli. Çünkü artık Türkiye’de her üç maç üst üste başarısız sonuç alındığında teknik yönetimin işten el çektirilmesine yol açan anlayışın sona ermesi gerekiyor. Bunu da tüm dezavantajlarına karşın, Ali Koç gibi vizyonu ve gücü olan bir başkanın gerçekleştirebileceğini düşünüyorum. Dezavantajdan, Fenerbahçe’nin gibi geçmişi başarılarla dolu ve uzun süredir şampiyonluğa hasret büyük bir camianın sabırsızlığının yarattığı baskıyı kastediyorum. Fenerbahçe iki üç yıllık bir plan kurmalı. Ona göre genç, bütçesi uygun oyuncuları kadrosuna almalı. Kadrosunun omurgasını kültürel sebeplerden dolayı -nihayetinde futbol bir takım oyunudur- Türk oyunculardan oluşturmalı. Ve sabırla bu takımı uyumlu bir şekilde futbol oynar hale getirmenin şartlarını sağlamalı, çalışmasını yapmalı. Tabii bunun için zaman gerekebilir. Belki bir yıl, iki yıl daha şampiyon olmamayı göze almak gerekir. Ancak eninde sonunda genç oyuncu omurgasıyla ortaya çıkacak bir kadro Fenerbahçe’yi hakkettiği uzun yıllar sürecek başarılı bir döneme sokacaktır. Bunun olmamasına imkân yok ancak Fenerbahçe taraftarı, yöneticileri, muhalif üyeleri bu kadar süre bekleyebilir, sabredebilir mi? Yoksa Ali Koç işin kolayına kaçıp, teknik kadroyu değiştirerek kendisine biraz daha zaman satın alma yolunu mu seçer? Maalesef görünüşte ikincisi ağır basıyor ama umarım zor yolu seçer. Çünkü bunu eğer bir kişi başarabilirse o kişinin Ali Koç olacağını düşünüyorum. Gerçekleştirebilirse sadece Fenerbahçe için değil Türk futbolu ve sporu için de büyük bir hizmet vermiş olur.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları 7 Mart 2021 Pazar. Aşk. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündemindeki olay ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı. Kışlalı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İnadına yapacağız” dediğ...

Yazarlar
Website Security Test