Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Olumsuzluktan öğrenerek geleceği yaratmak

31.12.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

İnsanlar gibi toplumlar da öğrenir. Toplumların olumsuzluklardan öğrenmesi pahalı olsa da, hiç öğrenmemeye kıyasla çok büyük bir avantaj yaratır. Ayrıca olumlunun kıymeti de daha çok öğrenilir. Bu durum ekonomi dilinde toplumsal maliyet açısından birinci en iyi olmasa da, ikinci en iyi durumudur. Türkiye bugün böylesi bir süreç içine yönelmiş bulunuyor. Bu nedenle önümüzdeki yeni yıl ve sonrası için, çok büyük zorluklar da olsa, artık iyimser ve umut dolu olmak için tünelin sonundaki ışık görünmüş bulunuyor. 1980 yılına girerken sağ-sol çatışmasından ikiye bölünen toplumumuz bu yanlıştan ders çıkarmayı öğrendi ve sağ-sol ayrımı ikinci plana itildi. Bugün ise dini ideolojiye dönüştürüp; ülkeyi hak ve adaletin yerlerde süründüğü, keyfilik ve kişi egemenliği sistemine dayalı bir Orta Doğu Toplumu rotasına yönlendiren bugünkü iktidar, neredeyse artık bu tutumundan dönme manevraları sürecine girdi. Ülkede; aklın, bilimin ve uzlaşmanın gereğini çok daha önceden gören muhalefet partilerine,  bu İktidardan ayrılanların kurduğu partiler de katıldı. Ayrıca küresel ilişki ve siyasi ortamındaki yenilenmelerin etkisi de belirleyici oldu. Yeni bir rotaya yönelim zorlama ile gerçekleşti. Üstelik henüz çok yetersiz bile olsa, taş yerinden oynamış bulunuyor. Türkiye aklıselime, aklın ve bilimin yol göstericiliğine yeniden yöneliyor. Kendisi için zor da olsa İktidar Cephesi ilk adımları, çok cılız da olsa atmış bulunuyor.  Peki, ülkemizde daha neler yapılması gerekir ki, ülke bu kaybolan yılları geri alabilsin? Ülkemiz için düzlüğe çıkan yolda hem iktidarın hem de muhalefetin atması gereken çok sayıda adım söz konusu.

Yaşanabilir, özgür ve mutlu bir Türkiye için, öncelikle ve ağırlıkla iktidar cephesinin ve arkasından muhalefetin kullandıkları dil ve üslubun; çatışmacı, zıtlaştırıcı, ötekileştirici, suçlayıcı,  üstelik çoğu kez etik ve değerlere aykırı dil kullanımının bir yana bırakılması en kolay ve en kısa zamanda gerçekleşebilir olanıdır. Bunun arkasından Yargı bağımsızlığını ve hukukun üstünlüğünü iktidarın güvence altına alması temel bir zorunluluktur. Adalet ve eşitlik anlayışı yerine yakınlık, yandaşlık ve liyakatsizlik algısının bulunduğu bir toplumda, karşılıklı anlayış, huzur ve mutluluk sağlanamaz. Bu uygulamaya ek olarak, kişi onuru ve özgürlüğü ile basın özgürlüğün güvence altına alınması, çoğulcu demokrasinin gereği olarak, yaşanabilir bir ülke olmanın ön koşuludur. Bu düzenlemelerin, ekonomide çok sıkışan iktidar için hiçbir ekonomik maliyeti yoktur. Ayrıca normalleşmek isteyen bir toplum için çok hızlı gerçekleştirilebilir reform süreçleridir. Bunlara ek olarak, devletin kurumsal yapılanmasını geri plana iterek, bunun yerine kişi egemenliği modelini ikame eden Cumhur Başkanlığı sisteminin sürdürülebilirliği yoktur. Zira bu uygulama Osmanlının Divan sisteminin de gerisindedir; çünkü Osmanlı’da Divanı Baş Vezir yönetir. Sultan kafes arkasından izleyip; her şeyi, bizzat yönetmez ve kararları bizzat dikte ettirmez. Bu nedenle orta vadede Devletin, kurumlaşmış bakanlıkları, parlamentoyu, güçlü kuvvetler ayrılığı sistemini yeniden tesis etmesi gerekir.

Yine orta vadede ele alınacak konular arasında ekonomik sorunlar gelmektedir. Enflasyon, işsizlik, dış açık,  döviz kuru, sıcak para, finansman, yeniden (ileri teknoloji temelli) sanayileşme, yoksulluk ve yoksunluk sorunlarına çözüm bulunması gerekiyor. Yukarda öncelikle sayılan, sosyal ve kurumsal reformların yapılması bu alanlarda sıkışan bazı ekonomik sorunlarda rahatlama yaratma potansiyeli taşıyor. Örneğin toplumsal uzlaşma, çatışmayı engellerken ülke sorunlarına elbirliği içinde çözüm üretmesi kolaylaşacaktır. Yoksulluk ve yoksunluğu, kısa dönemde katlanabilir düzeyde yumuşatabilmek için,  yerel yönetimlerle merkezi yönetimin yakın işbirliği gerekir. Burada iktidar veya muhalefet belediyesi farkı gözetilmemesi ön koşuldur. Döviz kuru, dış açık ve sıcak para ihtiyacı gibi sorunların çözümünü kolaylaştırmak ise, uluslararası ilişkilerde, kurumsal ve geleneksel dış politikalarımıza ve diploması diline dönüşü zorunlu kılıyor.  Atatürk’ün “Yurtta Barış ve Dünyada Barış” ilkesi yeniden devreye alınmalıdır. Uluslararası ilişkilerde, Türk hariciyesinin geleneksel uzman ve değerlerini kenara iten yaklaşımlar yerine, bu alanda da yeniden diplomasi yöntem, dil ve üslubuna dönmek, uluslararası ilişkilerde olduğu kadar, ekonomik sorunların çözümünde de avantajlı durumlar yaratma potansiyeli taşıyor.

Dış ilişkilerde Ülkemiz ekonomisi ile Rus ekonomisi arasında hem tamamlayıcılık hem de komşuluk ilişkileri vardır. Yakın ilişkilerin sürdürülmesi zorunludur. Ancak Türkiye’nin rotası Batı Uygarlığı olarak başlayan “Çağdaş Uygarlıktır”. Bu bakımdan Doğu ve Batıdan herhangi birinin uydusu olmak değil; Doğu ve Batı arasında, çağdaş uygarlık değerlerine bağlı işlevsel bir rol üstlenmek gerekir.  Osmanlı’nın bir Avrupa devleti olduğu gibi bugün biz de; bir Orta Doğu kültür çemberinin değil; bir Avrupa kültür çemberinin bir devleti olarak konumlanmak durumundayız. AB’ye üye olmak veya olmamak ayrı bir konudur.  Avrupa’nın güvenliği Türkiye’den geçer. Karşılıklı ve eşit ilişkiler bu bağlamda kurulmalı ve sürdürülmelidir. Türkiye son yıllarda Orta Doğuda uyguladığı yanlış politikalardan hemen dönmelidir. Suriye yönetimi ile olduğu kadar, İsrail ile de eski ilişkilere yeniden dönülmelidir. Türkiye’nin İsrail’den uzaklaşması iki açıdan büyük riskler taşıyor. Birincisi İsrail’den bizim uzaklaşmamız, İsrail’i Orta Doğuda yalnız bırakmak istemeyen süper güçleri yeni arayışlara, Örneğin ikinci bir güdümlü devlet arayışına itmektedir. İkinci olarak bizden uzaklaşan İsrail, Yunanistan ve Mısır’la kurduğu yeni ilişkiler gibi başka bağlantılar aramasına yol açmaktadır. Ülkemiz İktidarının İhvan aşkı Mısır’ı, İsrail ve Yunanistan’ın hatta giderek Fransa’nın kucağına itmektedir.  Mısır ile acilen yeni ilişkiler kurulmalıdır.  Eğer Türkiye, Lübnan, Suriye, Irak ve İran ile bölgesel işbirliği içinde bulunur ise; süper güçlerin bu bölgedeki oldubitti davranışlarını çok daha kolay karşılayabilir. Mavi Vatan olgusu, bizim Mısır ve İsrail başta olmak üzere tüm orta Doğu ülkeleri ile yakın işbirliği içinde olmamızı zorunlu kılıyor. Bu olguda savsaklamak ağır bedeller yaratır.

İç ekonomik sorunların çözümü dış sorunların çözümünden ayrı değildir. Aralarında yakın bir etkileşim vardır. Ancak İç ekonomik sorunların sürdürülebilir istikrar ve büyüme süreçlerine taşınması da, kişisel fikirler ve keyfi uygulamalar yerine, kurumsal sistem ilkelerine yönelmeyi gerektiriyor. AB, 2010 da 2020 stratejisini hazırlarken; AB’nin ekonomik sistem tercihi “Sosyal Piyasa Ekonomisi” oldu. Bendeniz bu olguyu 1987 yılında kitaplaştırmıştım. Sosyal Piyasa Ekonomisinin temelinde yatan ilke ve felsefenin bugünün sorunları olan, çevre, yeşil üretim, kadın hakları, çoğulculaşan toplumsal yapılar ve dinamikler ile ve pandemi sorunlarına adil çözümüm üretmede çok daha etkili olduğu görülmektedir. Türkiye’de mevcut iktidar bloku,  yaşanan iç ve dış ekonomik ve siyasi sorunlar içinde boğulmaktan kurtulmak istiyor ise, kalıcı çözümler üretmek için değinmeye çalıştığımız köklü reform ve politikaları uygulamaya almak zorundadır. Yok, eğer sürdürülebilirlik şansı kalmamış olan uygulamalardan henüz öğrenmemiş olmaları ve sözde reformlarla sorunların çözümünü savsaklamaları durumunda ise, kendi iktidarlarına kendi elleri ile son vermeleri kaçınılmaz olacaktır.  Zira kitleler artık açıkça gördü ve öğrendi ki, mevcut politik ve ekonomik işleyişin sürdürülebilirliği, ne süreçlerin iç dinamiği ne de vatandaşın taşıma gücü açısından sürdürülebilir değildir.

Bu durum er veya geç ilk seçimde bir iktidar değişimi getirme potansiyeline çok güçlü olarak sahiptir. Zira toplumun aklıselim insanları artık yaşanan olumsuzluklardan öğrendi ki; sağlıklı, adil, huzurlu, müreffeh ve sürdürülebilir sosyal, ekonomik, politik ve kültürel ortamlar yaratmak; Atatürk’ün belirttiği gibi aklın ve bilimin yol gösterici olduğu politika ve stratejilerle gerçekleşebilir. Bu nedenle toplum artık öğrenerek şunu bekliyor: ya bu iktidar köklü reformlarla toplumsal sorunlara çözüm üretir; yoksa ilk seçimde kendi geleceğini yaratmak üzere seçimlerde iktidarı değiştirmeye hazır hale gelmiş bulunuyor.  Böylece aklıselime yönelen bu toplumda karamsarlık ve umutsuzluk bulutları artık dağılıyor. Bu duygularla 2021’in Ülkemize daha güzel, daha sağlıklı, huzurlu ve müreffeh günler getirmesini dilerim.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları 3 Mart 2021 Çarşamba. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları Aşk 2 Mart 2021 Salı. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları Aşk 1 Mart 2021 Pazartesi. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 28 Şubat 2021 Pazar. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Yazarlar
Website Security Test