Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Murat Kışlalı: “Millet İttifakı’nı bölme zorlamaları, boş çaba gibi görünmüyor!..”

15.1.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündeminin başında olan gelişmelerle ilgili sorularını yanıtladı. Kışlalı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Saadet Partisi YİK üyesi Oğuzhan Asiltürk’ü ziyareti, DSP ve HÜDAPAR Genel Başkanları ile yaptığı görüşmeler hakkında açıklamalarda bulundu. MHP’nin HDP’ye yönelik “kapatılsın” çağrısı ve siyasette yeni ittifaklara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İşte görüşleri...

GÖZLEM – Cumhur İttifakı’ndan, “Millet İttifakı’nı bölmek” çabaları ve adımları görülüyor. Millet İttifakı’ndan ise, “İttifaklarını yeni kurulan partileri de aralarına almak ve güçlendirmek” açıklamaları, görüşmeleri var. Ne diyorsunuz?

K – İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener güçlendirilmiş parlamenter sistemi görüşmek üzere AKP’yi ve en azından CHP’yi bir “Memleket Masası” etrafında toplanmaya çağırdı. Bunu yaparken de partisinde merkez sağı kamouyu nezdinde temsil edecek kadar tanınan isimler de olmak üzere belli isimleri devre dışı bıraktı. CHP iktidarın gitmesi için yeterince güçlü olmasa da “sandık” yolunu gösteriyor. İYİ Parti AKP ile bir şekilde uzlaşılarak yeniden parlamenter sisteme döneceğini mi umuyor, yoksa bu “Memleket Masası” önerisinin altında başka bir şey mi var? Meral Akşener bugüne kadar son derece açık ve temiz bir politika yürüttü. Ancak merkez sağ ve onunla beraber bazı önemli isimleri partisinden temizlemesi ve partiyi MHP ile kol kola olan kadrolara bırakması beni şüphelendirdi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Millet İttifakı’nı yıpratmaya yönelik en önemli başarıları Akşener’in zihninde acaba iktidarı kendi açımızdan belli kazanımlara ikna edebilir miyim düşüncesinin doğmasına olanak sağlamaları oldu. İktidarın iktidardan düşmesine neden olacak hiçbir kazanımın bu “Memleket Masası” veya benzeri bir yöntemle elde edilemeyeceği bana göre aşikâr. Öte yandan HDP ile ilgili; kapatılmasa da devlet yardımlarının kesilmesinden, karşısına muhafazakar bir Kürt parti çıkartılmasına kadar –ki muhafazakar Kürtler bence zaten AKP’ye oy veriyor dolayısıyla böyle bir çaba AKP’den de oy çalar- belli çabaların sürdürüldüğü anlaşılıyor. Ancak bunların HDP’nin oy potansiyeline ciddi darbe vuracak sonuç vereceğini düşünmüyorum. HDP daha geniş bir muhalefet yelpazesi içinde hareket edecek ve ona karşı yapılacak her türlü girişim Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’a karşı verilecek oyları arttıracak. Saadet Partisi’ne gelince, Erdoğan Saadet Partisi’nin “abilerinden” Oğuzhan Asiltürk’ü evinde ziyaret etmesiyle ilgili “Bu ziyaretim hem bir nezaket ziyareti hem de ittifak meselesinde, seçim ittifakı mı olur ya da geleceğe yönelik terörle mücadelede her türlü desteğin bizim yanımızda olması lazım. Bizim bir yalnızlığı hissetmememiz lazım” dedi. Siyasi bir partinin devletin işi olan terörle mücadeleye SP’nin zaten verdiği ve vereceği açıklama destekleri dışında bir destekte bulunamayacağına göre, buradan Erdoğan’ın SP’den “Bizimle ittifak kurun, kurmasanız bile bize karşı olmayın” isteğinde bulunduğu anlaşılıyor. Daha da ilginci AKP’ye karşı sert muhalefetiyle tanınan SP Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun bu gelişmelerle ilgili “Bugün durduğumuz yer belli. Ancak ittifaklar koalisyon değildir. Her türlü fikir alışverişine açığız” diyerek bu isteğe kapısını “açmış” olması. Bu SP’nin Millet İttifakı’ndan koptuğu anlamına mı geliyor, yoksa Karamollaoğlu parti içi dengeleri gözeterek mi muhalefetine devam etmek istiyor, onu göreceğiz. Ancak bu gelişme de sonuçta Millet İttifakı’na bir tehdit oluşturdu. O da AKP içinden doğan muhafazakar partilerden DEVA ve Gelecek partilerinin de Millet İttifakı’na veya onu da kapsayan daha büyük bir muhalefet şemsiyesi altında toplanma çabasına Saadet Partisi’nin varlığı ve katkısı büyük olacaktı. Ancak bugünkü durumda eğer Saadet Partisi iktidarın önerisini “değerlendirir” duruma gelirse, daha geniş bir muhalefet şemsiyesine katkısının ne olacağı ciddi biçimde sorgulanır hale gelecek. Sonuç olarak haklısınız. iktidarın girişimleri Millet İttifakı’nı zorlar hale geldi. Akşener ve Karamollaoğlu’nun açıklamaları da “bu zorlamanın boş olmadığını” gösteriyor. Ancak her riskten bir fırsat yaratılabilir. Belki de bu girişimler karşısında, CHP yönetimi de bir an önce, bugüne kadar çoktan kurmuş olmaları gerektiğini düşündüğüm geniş muhalif şemsiyenin iskeletini oluşturma yolundaki çabalarını hızlandırır.

GÖZLEM – AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Saadet Partili Oğuzhan Asiltürk’ü ziyareti ve AKP üst yöneticilerinin İyi Parti ve Genel Başkanı Meral Akşener için “davetkar” konuşmaları İyi Parti ve Saadet Partisi bakımından “istek ve beklentilerine uygun bir son ile” bitebilir mi?

K – Buradaki en önemli konu şu: İyi Parti de, bir ölçüde Saadet Partisi de seçimlerde aldıkları oyları, “muhalif” söylemlerinden, mevcut iktidara karşı açık seçik ve ağır bir şekilde durduklarından dolayı alıyorlar. Oy bir emanettir. Şimdi bu partiler Cumhur İttifakı’na katılsalar veya bir şekilde muhalefetten vazgeçseler, ya da dozunu düşürseler, oyları da o oranda düşer. Millet İttifakı açısından sorun şurada: SP’nin zaten çok düşük olan seçmeni, SP muhalefetten vazgeçecek olsa DEVA veya Gelecek Partisi’ne yönelebilir. Ancak İyi Parti’nin muhalefetten iktidar kanadına geçmesi durumunda, İyi Parti seçmeninin büyük kısmının gideceği yer yok. Belki merkez sağın seçmeninin bir kısmı CHP’ye yönelebilir. Ancak milliyetçi ve/veya muhafazakar seçmeninin, özellikle kırsal kesim yerleşim bölgelerindeki muhalif seçmenin DEVA ve Gelecek partilerinden başka –ki onun da cüzzi miktarda olacağını tahmin ederim- gidebileceği bir yer göremiyorum. Dolayısıyla belki bu durum yeni açılımlar doğurur. Belki başka bir şey olur. Ancak sonuçta tabii ki Millet İttifakı’nın çökmesine yol açar. Bir ihtimal acaba Meral Akşener bu tabloyu kendi Cumhurbaşkanlığı adaylığının Millet İttifakı tarafından kabul edilmesi için mi yapıyor, onu da dikkate almadan edemiyorum. Akşener’in böyle, bu kadar yıkıcı olma potansiyel taşıyan kişisel hırsları olabilir mi? Yaptığı siyaset ve attığı adımlar bunun çok düşük bir ihtimal olduğunu ortaya koyuyor. Ancak Millet İttifakı ve onu güçlendirmek için yapılması gereken bu kadar çok şey varken, kendisinin hâlâ bir “Memleket Masası” kavramı etrafında iktidar ile biraraya gelip ne “konuşacağını” umduğunu, önceden de söylediğim gibi, anlamış değilim. Aynı şekilde SP Genel Başkanı Karamollaoğlu da “Görüşmeye açığız” mesajı verince, ortaya çıkan tablo Millet İttifakı açısından çok ümit verici görülmüyor. Tersinden bakalım, Akşener ve Karamollaoğlu iktidarı “Cumhurbaşkanlığı sistemini bırakıp güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönmeye davet etseler” ortada konuşulacak bir masa olur muydu? Cumhurbaşkanı veya ortağı Bahçeli böyle bir davete “Her türlü fikir alışverişine açığız” diye yanıt verirler miydi? Sonuç olarak İyi Parti ve Saadet Partisi’nin iktidar ile bu “yakınlaşmalarından” nasıl bir beklenti içinde olduklarını anlayabilmiş değilim. Ancak böyle bir yakınlaşmanın iktidarın güçlendirilmiş de olsa parlamenter bir sisteme geri dönülmesini kabul etmesiyle veya erken seçim gibi iktidarı bırakmayı göze alacak bir kararla sonuçlanmayacağı bana göre ortada.

GÖZLEM – Saadet Partisi’nde (SP) “ismen var, cismen yok” bir kurulun etiketi ile “neredeyse esamisi ile beraber unutulmuş olan” Oğuzhan Asiltürk ile görüşmenin “Necmettin Erbakan’ın siyasi vasiyetini bozacağını” düşünmek, sizce gerçeği ifade ediyor mu?

K – Eğer görüşme, Erbakan’ın yol arkadaşı, bir dönem 2. adamı ve şimdiki SP Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanı Oğuzhan Asiltürk ile yapılan münferit bir görüşme olarak kalsaydı, dediğinize hak verirdim. Asiltürk’ün bu günkü SP yapısı içindeki ağırlığını ve onaylama konusunda SP’nin muhalif politikalarına dönük görüşlerini bilmiyorum. YİK’in de SP içinde ne önemi var, temsili bir makam mı yoksa hakikaten bir ağırlığı var mı? Onu da bilemiyorum. Ancak bu görüşmeyle ilgili Erdoğan’ın “İttifak meselesinde her türlü desteğin yanımızda olması lazım” sözlerine, SP Genel Başkanı Karamollaoğlu’nun, Asiltürk’ün görüşme öncesinde kendisine bilgi verdiğini belirterek “Her türlü fikir alışverişine açığız” ifadeleriyle yanıt vermesi, sonuçta Erbakan’ın vasiyetinin de “tartışılabileceği”ni gösteriyor. Bende işin hakikaten ciddi olduğu algısını yaratan bir başka açıklama da yine SP YİK Üyesi ve SP’nin önceki Genel Başkanı Mustafa Kamalak’tan geldi. Kamalak bu görüşmeyle ilgili “Ne pahasına olursa olsun Saadet Partisi bildiği yoldan ayrılmamalı. Fazladan 3-5 milletvekilimiz olsun, iş alalım gibi gerekçelerle ilkelerinden vazgeçmemeli. Saadet Partisi AK Parti ile işbirliği yaparak Ak Parti’yi aklamamalı. Ak Parti’nin günahlarına ortak olmamalı. Saadet Partisi Ak Parti’yle ittifaka katiyyen girmemeli” dedi. Aslında tam da Karamollaoğlu’nun vermiş olması gereken bir cevap. Ben bu cevaptan şunu anlıyorum: Görüşmede AKP ile beraber bir seçim ittifakı olasılığından konuşulmuş, hatta pazarlık, Kamalak’ın “3-5 milletvekili” sözlerinden de anlaşılabileceği gibi başlamış bile. Kamalak’ın hem konuyla ilgili bilgisi var, hem de olayın nereye gideceğini önceden görüp ön almak istiyor. Böyle anlaşılıyor. Dolayısıyla konu ciddi. Ama dediğim gibi AKP ile bir ittifaka gidecek olursa SP’nin kendisi kaybeder. Zaten çok az olan oyu da DEVA ve Gelecek partilerine kayar. Cumhur İttifakı ise önemli bir algı operasyonu gerçekleştirmiş olur.

GÖZLEM – “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” etrafında toplanacak bir “şemsiye ittifakı” istek ve beklentileri güçleniyor. AKP ve CHP köklü yeni kurulan ve kurulacak olan partilerin “bu ana ilke şemsiyesi (Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem / GÜÇLÜPARS İttifakı) altında bir araya gelmeleri” mümkün mü?

K – İsmi GÜÇLÜPARS İttifakı mı olur, yoksa “Demokrasiye Dönüş İttifakı” veya “Demokrasi İttifakı” gibi konuyla daha az ilgili halkın biraz daha iyi anlayabileceği bir isim mi bulunur, bilemiyorum ama zaten işin gitmekte olduğu ve gitmesi gereken nokta o. Metropoll’ün 2020 yılının Aralık ayına ilişkin “Türkiye’nin nabzı” başlıklı araştırmasına göre seçmenin yüzde 57’si parlamenter sisteme geçişi istiyor. Hafta içinde Gelecek Partisi Siyasi İşler Başkanı Nedim Yamalı’nın Cumhuriyet Gazetesi’nden Selda Güneysu ile yaptığı söyleşideki “Özellikle bu sene sonundan itibaren demokratik parlamenter sistemden yana olanlar ve mevcut statüko devam etsin diyenler arasında ittifaklar olacaktır. ... CHP, SP ve İyi Parti ile görüşüyoruz” açıklaması da bu yönde gelişmeler olduğunu gösteriyor. Ancak bu çabaların gidiş hızı ve gücüne ilişkin şüphem var. CHP yönetimi ne yapıyor? Evet her muhalif parti kendi içinde Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme ilişkin bir çalışma yürütüyor ancak bunlar bir araya ne zaman gelecek. Hangi noktada anlaşılacak. Örneğin Yamalı güçlendirilmiş parlamenter sisteme CHP, SP ve İyi Parti ile aynı pencereden bakmadıklarını belirtiyor. O zaman asgari müşterekte buluşacak ortak bir metin oluşturulacak mı? Nasıl? Ne zaman? Seçim ittifakı nasıl yapılacak? Örneğin hangi partiye, nereden ne kadar milletvekili kontenjanı verilecek? Bunların çoktan konuşulmaya başlanmış olması gerekiyordu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bugün erken seçim ilan edilmiş olsa hazır olduklarını söylüyor ama daha ortada geniş bir muhalif şemsiye cephesi oluşturulmasına ilişkin ortak bir metin, strateji, oluşum yok. Bunları oluşturacak her partiden temsilcilerin bulunacağı komisyonlar bile henüz kurulmadı. Diyemez ama iktidar konjonktürel bir fırsat yakalayıp erken seçime gitse, bu geniş muhalif cephenin bir araya gelmesi olasılığını bugünkü durumda düşük buluyorum. İktidarın girişimlerinden de anlaşılacağı gibi, vakit de bu cephenin lehine çalışmıyor.

GÖZLEM – Cumhurbaşkanlığı eski başdanışmanı olan emekli tuğgeneral Adnan Tanrıverdi’nin kurucusu olduğu ve “Hilafetin getirilmesi ve İstanbul’un başkent yapılması, İslam ülkeleri arasında konfederasyon kurmak gibi” istek ve beklentileri gündem maddesi yapan Uluslararası toplantılar düzenleyen “SADAT” ile ilgili yeni gerçekler ortaya çıktı; “suikast tekniği” ve “gayri nizami harp” hizmetleri vermek. Bu konuda ne Cumhuriyet Savcılarından, ne İçişleri ve Milli Savunma bakanlıklarından ses çıktı. “Sivil bir kuruluşun ‘kontrgerilla yetiştirme’ kuruluşu hâline gelmesi” nasıl mümkün olabilir?

K- Eğer iktidarın işine geliyorsa, daha önceki örneklerden de görülebileceği gibi, gayet kolay olur. Fethullah Cemaati’nin ülke için nasıl büyük bir tehdit oluşturduğu ortadayken bu iktidar Cemaat’e doğal bir sivil toplum örgütü gibi yaklaşıyordu. Erdoğan “Ne istediniz de vermedik” demişti. İktidar, yine çıkardığı bir yasa ile bekçileri silahlandırarak ve pek çok duruma müdahale yetkisi vererek polis ve askerden ayrı kendisine bağlı ücüncü bir silahlı güç oluşturdu. Yine önceki hafta çıkartılan ve “Terör ve toplumsal olaylarda TSK’ya ait silah ve taşıtların bakan onayıyla Emniyet ve MİT’e devredilmesini” içeren bir yönetmelikle, barışçıl bile olsa yapılacak en küçük bir gösteriye bile en aşırı araçlarla müdahale etme olanağı sağladı. Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, önceki hafta Cumhuriyet Gazetesi’ne verdiği demeçte “Osmanlı İmparatorluğu’nu çöküşe götüren ana neden İmparatorluğun ekonomisinin iflas etmesiydi. Yakın tarihe gelirsek, Demokrat Parti döneminde 1958 yılı, ekonomik çöküşün başlangıcıdır. ... 23 Mayıs 1960 günü DP Genel İdare Kurulu toplantısında Sıtkı Yırcalı ‘Derhal seçimleri yapacağınızı açıklayın’ deyince, Adnan Menderes’in cevabı ‘Derhal’ olmuştu. Eğer (Adnan) Menderes, 25 Mayıs 1960 günü Eskişehir’de erken seçim tarihini açıklasaydı 27 Mayıs askeri darbesi büyük olasılıkla önlenebilirdi. Çünkü erken seçim kararı almış bir hükümete karşı bir askeri darbenin gerçekleştirilmesi, açıkça milletin siyasi iradesine de vurulacak bir darbe olurdu” dedi. Gazeteci ve köşe yazarı Can Ataklı da YouTube kanalında yaptığı açıklamada “Tayyip Erdoğan seçimle gider mi? Bana göre hayır... Ne demek seçimle gitmez? O zaman darbe mi olacak? Darbe ihtimalini en az görenlerdenim. Teknik açıdan darbe yapmak çok zor. Tayyip Erdoğan’ın gitmesi için çok büyük bir halk öfkesinin olması lazım. Ekonomik bir dalgalanma olabilir. Ne zaman ki, ona en büyük desteği veren cahilleştirilmiş ve yoksullaştırılmış halka ekmek veremez hale gelirse, o zamanki öfke çok farklı olur...” diye konuşmuştu. AKP’nin 81 il başkanlığı, eş zamanlı olarak, bu iki ifadeye eski politikacı Fikri Sağlar’ın “Türbanlı bir hâkimin karşısına çıktığım zaman adaleti yerine getireceği konusunda kuşkum var” sözlerini de ekleyerek suç duyurusunda bulundular. AKP İstanbul İl Başkanı suçduruyurusuna ilişkin basın toplantısında gerekçelerini “...seçilmiş Cumhurbaşkanımıza yönelik bir saldırı olarak görüyoruz” olarak açıkladı. Buradan ben şunu anlıyorum. Başbuğ’un 1960 ihtilalinden yola çıkarak “sokakta büyük bir memnuniyetsizlik varken eğer zamanında erken seçime gidilmezse darbe olacağı” yönündeki ifadeleriyle bugüne yönelik atıfta bulunduğunu, Ataklı’nın da “Erdoğan seçimle gitmez” ifadelerinin de, her ne kadar darbe olabileceğini düşünmediğini açıkça ifade etse de bir “darbe ihtimali”ni akıllara getirdiğini düşünüyorlar. Sanırım buradan yola çıkarak “Bir darbe olabilme olasılığının konuşulmasından” bile duydukları rahatsızlıkla ve 81 ilde aynı anda yapılmasından da anlaşılacağı gibi, en üst mevkiden aldıkları talimatla bu suç duyurusunda bulunuyorlar. Yani böyle hiç bir şekilde bir gücü olamayacak, alakasız iki kişinin biri tarihi, ikincisi güncel sözlerinden sanki bir araya gelip de “darbe” yapacaklarmış gibi bir suç çıkartılabilinir mi? Ben buradan şunu anlıyorum. İktidar o veya bu şekilde, belki askerden değil de sokaktan gelecek, bir “darbe” -ya da ‘halk öfkesi’, isyan deyin- ihtimalini olası buluyor. Böyle bir ruh hali içinde olunca da, sivil olsun, “yarı sivil” olsun, polis veya askeri güç olsun kendini korumaya almak için elindeki tüm imkânlardan faydalanmaya, her türlü önlemi almaya, imkânı seferber etmeye çalışıyor.

GÖZLEM – Siyasetin zirvelerinde CHP’ye, onun Genel Başkanı ve İstanbul İl Başkanı’na siyaset literatüründe olmaması gereken çok çirkin sözlerin sarf edilmesi kanıksanacak bir hâle gelmişken, “bu üslubun İstanbul gibi Büyükşehir Belediyeleri meclislerinde de uygulamaya konulduğu” görülüyor. Bu tablonun sebebi ne olabilir?

K – İktidar “terörist” kelimesini çok daha sık kullanarak HDP ve Kürt seçmeni farklılaştırmaya, CHP’yi yanlızlaştırmaya ve muhalif cephede yer alacak İyi Parti ve onun da sağındaki milliyetçi – muhafazakar – dindar seçmeni “HDP – CHP” safhından uzak tutmaya çalışıyor.

GÖZLEM – Pandemi ve Aşı konusundaki karmaşa ve “Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamalarına ters düşen” bir havanın yaratılmaya çalışılması, ülkeyi adeta “Ya ekonomi, ya salgın” tercihine kadar getirdi. Görüşünüz?

K – Aşı konusunda artık Bakanlığın hiçbir açıklamasına inanamaz hale geldik. Artık bu doğrudur dediğiniz açıklamanın bir gün içinde gerçek olmadığını görüyorsunuz. Dünyada şimdiden 25 ülkede 25 milyon insan aşılanmış. Aşılama Bakan Fahrettin Koca’ya göre Aralık başında başlayacaktı, yeni yıla sarktı. Türkiye’de kullanılacak Çin aşısı için Faz 3 çalışmaları bitmeden yetkililerden yüzde 91.25 oranında etkili olduğu açıklaması geldi. Ancak geçen hafta içinde Brezilya yüzde 78, Endonezya yüzde 65 etkinlik oranı açıklayınca bu şüpheli hale geldi. Aşılama önce sağlık çalışanları ve 65 yaş üstü ile başlayacak ama yapılan Faz 3 çalışmasında 65 yaş üstü denek bulunmadığı için bunun yaşlı nüfusa yan etkilerinin ne olacağı, tehlikeli olup olmayacağı bilinmiyor. Yetkililer Faz 1 ve 2’de yaşlı nüfus vardı diyorlar ama o fazlarda çok az sayıda denek kullanılıyor. Aşının uygulama yöntemi, süresi ve etkinliği ve alternatif seçeneklerin yokluğu daha çok tartışılacak görülüyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları 5 Mart 2021 Cuma. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 4 Mart 2021 Perşembe. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 3 Mart 2021 Çarşamba. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları Aşk 2 Mart 2021 Salı. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları Aşk 1 Mart 2021 Pazartesi. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Yazarlar
Website Security Test