Facebook ta paylaştweet le

“Millet İttifakı’nı bölemeyeceklerini anladılar, İYİ Parti’yi bölmek istiyorlar!..”

12.3.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci Yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in “ülkenin gündeminin başında olan konular” ile ilgili sorularını cevapladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan “İnsan Hakları Eylem Planı, ABD Türkiye ilişkileri,  muhalif siyasetçi ve gazetecilere yönelik saldırılar ve artan baskı, iktidarın Millet İttifakı’nı bozma girişimleri ve HDP’nin kapatılması konularında açıklamalarda bulundu. İşte görüşleri…

 

GÖZLEM – Bir yandan “İnsan Hakları eylem planı” deniliyor, öte yandan uygulamada “ne Anayasa Mahkemesi’nin ve de Avrupa İnsan hakları Mahkemesi’nin bu yöndeki kararları” uygulanıyor. Aksine gazeteciler mahkum ediliyor. Söz ile eylemin taban tabana zıt olduğu böyle bir tablodan, gerçek demokrasilerin istediği “insan hakları reformu” çıkar mı?

K – Tabii ki çıkmayacaktır. Ancak zaten bu eylem planı ile böyle bir reformun faaliyete geçirilmesi değil. Sadece zaman kazanmak ve gündemi değiştirmek. Bu arada eğer inanan yabancılar olursa, bu yolla da Türkiye’ye yatırım çekmek.

GÖZLEM – Yoksa, Biden’li ABD ve AB için “Bakın insan hakları için çok hassas davranıyoruz, planlar hazırlıyoruz” gösterisi mi yapılıyor? AB’li ve ABD’li “bu sözler üzerine uygulamalara bakmayarak” kendi halkına dönüp, “Bakın Türkiye’de artık insan hakları var” mı diyecek?..

K – Tabii ki değil. Bu kadarına kendilerinin de inandığını sanmıyorum. Özelde İnsan Hakları Eylem Planı’nın, genelde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından bu süreçte açıklanacağı ifade edilen tüm reform paketlerinin ABD ve AB’ye dönük bir “yakınlaşma peşrevi” olduğunu düşünüyorum. Bizde iktidarın ihtiyaç hissettiğinde işletmeye soktuğu taktiklerden bir tanesi yürüttüğü politikaların sığlığını gizleyen ağdalı, karmaşık ve detaylı reform ve söylemlere başvurarak bir iyi niyet gösterisi yapmak. ABD Başkanı Joe Biden’in başkanlık koltuğuna oturmasından bu yana 2 aya yakın süre geçti. Biden hâlâ Erdoğan ile görüşmüş değil. İktidar canhıraş ve panik bir şekilde başkanlık katıyla bir bağlantı kurmaya çalışıyor. Joe Biden, benim izlediğim tarih kadarıyla Türkiye açısından gelmiş en kötü, ters ABD Başkanı olacak. Bu sadece, devlet adamlığında görülmeyecek bir sübjektiflikle, Türkiye’ye karşı ve düşman olmasından dolayı değil. Aynı zamanda kişisel olarak da bu iktidara karşı bir “garezi” olduğu anlaşılıyor. Hatırlarsanız Cumhurbaşkanı Erdoğan, Biden’in geçen yılın başında Amerikan basınına yaptığı “Türkiye’de Erdoğan’a karşı muhalefeti kullanarak bir strateji geliştirelim” değerlendirmesini iç siyaset malzemesi yapmıştı. Biden’in bunu unutmamış olduğu anlaşılıyor. Bu tablo karşısında iktidar, üst yönetimi vasıtasıyla şaşaalı ifadelerle aczini saklamaya çalışıyor. Ama köşeye sıkıştırılmış bir şekilde görüşme ayarlama peşinde. Bu durum bana Erdoğan’ın danışmanlarından Cüneyt Zapsu’nun 2006 yılında bir düşünce kuruluşunun Washington’da düzenlediği toplantıda ABD yönetimine dönük yaptığı “Bu adamı tuvaletin deliğine süpürmeyin, kullanın” değerlendirmesini hatırlattı. ABD yönetimi iktidarı o noktaya getirmeye çalışıyor. Korkarım bu sürecin sonu Türkiye’nin vereceği büyük ödünlerle bitecek. Bu ödünlerin önemli kısmının da Yunanistan’a karşı Ege ve Doğu Akdeniz’deki haklarımız ile ilgili olacağını düşünüyorum. Bunun nedeni de, bu konularda Cumhurbaşkanı’na en yakın konumda olan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Reuters’e verdiği demeç. Kalın’ın bu demeçte “Türkiye ve ABD’yi bölen en temel 3 konu; ABD’nin PYD/YPG’ye verdiği destek, S-400’ler ve CAATSA yaptırımları. Ayrıca FETÖ elebaşının ABD’de kalmasına izin vermesi” diyerek bir nevi bunların dışında kalan konuları pazarlık yapılabilecek alanlar arasına sokmuş oldu. Kalın’ın “ABD’nin Ege ve Doğu Akdeniz konularında Türkiye’ye karşı Yunanistan’ın yanında yer almasını ve bu ülkeyle askeri ilişkilerini son dönemde aşırı derece yoğunlaştırmasını” ana sorunlar arasında saymaması, bende bu konuda ABD’ye karşı ciddi ödünlerin verilecek olduğu hissiyatını yaratıyor.

 

GÖZLEM – Sizce, “İnsan Hakları Eylem Planı hazırlamak ve hazırlanan belgenin esaslarını açıklamak” ABD ve AB’nin “Türkiye insan hakları ihlal ediliyor” iddia ve baskılarını “doğrulamak” anlamına gelmiyor mu?

K – Kesinlikle. İnsan Hakları Eylem Planı ile açıklanan tüm ilke ve hedefler, açıklanan bu ilke ve hedeflerin mevcut sistemde uygulanmadığını da gösteriyor. Bu, hakikaten CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylediği gibi “bir itiraf”. Eğer çoğunluğu Anayasa ve yasalarımızda yer alan bu ilke ve hedefler gerçekte uygulamada olsa niçin bir eylem planına ihtiyaç duyasınız?

 

GÖZLEM – Bir taraftan “İnsan Hakları Eylem Planı” hazırlanırken, kadına taciz / şiddet devam ediyor, kadın cinayetleri rekora koşuyor, bunun yanında siyasetçiler, gazeteciler darp ediliyor, linç girişimleri oluyor. “İnsan Hakları Eylem Planı” gibi, “Can Güvenliği Eylem Planı” gerekmiyor mu?

K – İhtiyaç olunan eylem planından ziyade uygulama. Çünkü mesela İnsan Hakları Eylem Planı’yla önceki hafta içinde açıklanan hedeflerin, amaçların çoğuna yakını zaten mevcut Anayasa’mızda ve yasalarda yer alıyor. Örneğin İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Adalet Bakanlığı bünyesinde var. Ceza İnfaz Kurumları İnsan Hakları İzleme Komisyonu zaten 2001 yılında Cezaevleri İzleme Kurulu adında oluşturulmuş. Öte yandan kadına şiddete karşın yapılması gereken iyi hâl indiriminin kaldırılması, sözlü, fiziki saldırıya karşı tutuklama yönteminin kullanılması gibi en basit düzenlemeler bile yasalaştırılmıyor. Buna karşın kadının, kağıt üstünde de olsa haklarını korumaya alan İstanbul Sözleşmesi’nin kadın aleyhine revize edilme çalışmalarının hükümet nezdinde sürdürüldüğü bilgisi ortaya çıkıyor. Bu iktidar kendi lehine kullanabildiğini düşündüğü için şiddet ortamından besleniyor. Bu geçerli olduğu sürece bu konularda bir iyileşme beklemek saflık olacaktır.

 

GÖZLEM – Muhalif siyasetçilere ve gazetecilere “toplu saldırılarda yakalananlar” serbest bırakılıyor, hâlâ iddianameleri hazırlanmayanlar, mahkemeye çıkarılmayanlar var. Bu tablo “yeni saldırılar için ‘yeşil ışık yakma’ anlamına” gelmiyor mu?

K – Kesinlikle bir teşvik anlamına geliyor. Tüm yeni reform açıklamalarına, daha önceki hafta açıklanan İnsan Hakları Eylem Planı’na rağmen, iktidar iddianamesiz tutukluluğu bir sopa olarak kullanmaya devam ediyor. Bu sopa ile kutuplaşma, ötekileştirme ortamının kalıcılaştırılması, daha da güçlendirilmesi amaçlanıyor. İktidar tarafında şiddete katılanlar çok kolay bir şekilde serbest bırakılırken, şiddet içermeksizin fikirleriyle muhalefet edenler haklarında değil bir karar bir iddianame bile olmadan yıllarca hapiste tutulabiliyor.

 

GÖZLEM – İktidarın Millet İttifakı’nı bozma stratejisi belli oldu. HDP’lilerle ilgili fezlekeler Meclis’e getirilecek. Bunların oylanması esnasında İyi Parti ile CHP arasında ve hatta İyi Parti içinde çatlaklar oluşması hedefleniyor. Ne diyorsunuz?

K – Bahsettiğiniz çatlaklar şimdiden oluşmuş gözüküyor. Bu konu ilk gündeme geldiğinde İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Yavuz Ağıralioğlu, CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın, İyi Parti’nin fezleke hazırlanan 9 milletvekili hakkında nasıl bir tutum izleyeceğine ilişkin sorusuna, partisinin bir kararı olmadığı halde “‘Evet’ diyeceğiz” yanıtı vermişti. İYİ Partili çok sayıda milletvekilinin de aynı görüşte olduğunun öğrenilmesine karşın, İYİ Parti’nin ikinci adamı Koray Aydın “Bu konuda... Parti’nin bir kararı bulunmuyor. Fezlekelerin içeriğini göreceğim” dedi. Aytun Çıray da “Fezlekeler terörle ilişkili olduklarını ortaya koyuyorsa ‘Evet’ deriz. Kobani konusunda geliyorsa açılım sürecinde işe bulaşan herkesinki gelsin. Ak Partililer dahil. Onlara da oy verelim” diye konuştu. En son Genel Başkanı Meral Akşener de “İYİ Parti milletin derdi konuşulmasın diye önüne getirilen fezlekelere gözü kapalı el kaldırmaz... Elbette vatandaşı iki yumruk arasına sıkıştıran bu utanmazlığa geçit vermeyeceğiz. Elbette milletimizin hür iradesine saygı duyacağız. Elbette siyasi şovun değil, hakkın ve hakikatin yanında duracağız. Bu kadar basit ve bu kadar net” diyerek tehlikenin farkında olduğunu, “hür iradeye saygı duyacağız” sözleriyle de muhtemelen bu oyuna düşmeyeceklerini ortaya koydu. Ancak geçen hafta içinde de Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle CHP’li İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu “acemice” attığı bir tweet ile “İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve HDP Eş Başkanı Pervin Buldan’ın nezdinde, tüm kadın siyasetçilerin ve kadın mevkidaşlarımın gününü kutluyorum” mesajını paylaşınca ortalık tekrar karıştı. Ağıralioğlu bu mesaja da vakit kaybetmeden “HDP ve siyasilerinin isimlerinin Meral Akşener ismi ile birlikte zikredilmesini doğru bulmuyorum” yanıtını verdi. Ki ben bu süreçteki yaklaşımından Yavuz Ağıralioğlu’nun MHP’yle bir şekilde ilişkili olduğu hissine kapıldım. Ağıralioğlu’na sormak gerek; HDP’lilerin fezlekeleri mi daha önemli, bu iktidarın gitmesi mi? Öte yandan Buldan’ın Ocak ayı sonunda polisin HDP’nin Esenyurt İlçe Başkanlığı’na yönelik yaptığı baskın ile ilgili değerlendirme yaparken Öcalan’a “Sayın” diye hitap etmesi ve “barışçıl” olduğunu iddia etmesi ve HDP eski Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın da Ağıralioğlu’nun tweet’ine ilişkin yazılı bir soruya “İyi Partili bazı ırkçı siyasetçilerin faşizan söylemleri her türlü diyalog ve çözüm zeminin maalesef tahrip ediyor” şeklinde yanıt vermesi hem Akşener’in işini zora soktu, hem de geniş cepheli muhalefet şemsiyesinde büyükçe bir delik açtı. Tüm bu gelişmeler sonucunda Meral Akşener ise durduğu noktayı “...hem Sayın İmamoğlu’nun tweet’i, hem de Sayın Ağıralioğlu kendi tutumlarını, kendi görüşlerini dile getirdiler. Hürriyetçilik ilkesi içinde değerlendirilmesi gereken iki bakış açısı. Sayın İmamoğlu’nun attığı tweet’i arkadaşlarımızın büyük çoğunluğu beğenmedi. Fikirlerini ortaya koydular ben saygı duyuyorum” tweet’iyle gösterdi. Dolayısıyla başta da söylediğim gibi bu konu şimdiden hem İyi Parti ile CHP arasında esas olarak Millet İttifakı ve daha kapsamlı muhalefet şemsiyesi içinde, hem de daha önemlisi İyi Parti içinde bir çatlak oluşturmuş gözüküyor. Ancak Akşener’in süreci yapıcı ve yönlendirici bir çizgide tutmuş olma refleksi iktidarın bu stratejisinin bertaraf edilmesi yönünde bir ümit vaat ediyor.

GÖZLEM – Bu durumda iktidarın stratejisi hedefine ulaşacak mı? Ne olacak bu işin sonu?

K – Bence bu sıkıntıların anahtarı, bu sıkıntıları çözecek kişi Meral Akşener’dir. Gönül isterdi ki Akşener “Evet HDP terörle arasına mesafe koymadı ve PKK’nin Meclis’teki meşru kanadı gibi siyaset yaptı. Ama onların en keskin oldukları, en tepki çektikleri dönemin altyapısını, çözülüm süreci ile iktidar oluşturmuştu. O dönem AKP ile müttefiktiler. Şimdi AKP diyor ki ‘HDP terörist. Fezlekeleri çalıştıralım’. Sebep? Sebep terörle mücadele değil, iktidarlarını korumak. Gara Operasyonu’nu da bunun için yaptılar. Göz göre göre 13 yurttaşımızın şehit edilmesine sebep oldular. Düşünceleri ‘Kurtarırsak kurtarırız, kurtaramazsak da her şekilde bunu muhalefeti sıkıştırmak, dağıtmak için kullanırız’. Tek amaçları muhalefeti bozmak. İktidarlarını korumak. Biz bu oyuna gelmeyeceğiz. Fezlekelere karşı çıkacağız. Bunları iktidardan indireceğiz. Terörle mücadeleye de diğer tüm konulara da sonra bakacağız”. Sonuçta eğer iktidar hakikaten bu fezlekeler konusunda samimi olsaydı, konu hakikaten fezleke konusu olsaydı, açılım sürecinde yapılanlara dönük iktidar kanadından pek çok siyasetçinin hakkında da fezleke oluşturulması gerekirdi. Akşener, Erdoğan’ın stratejisinin terörü yok etmekle ilgili olmadığını, öyle olsa baştan ‘Açılım Süreci’ni kurgulayıp yaşatmamış olacağını, esas amacın iktidarın bekasını, devamını sağlamak olduğunu’ hem hitabet becerisiyle hem de politik dürüstlüğüyle gayet iyi anlatırdı. Bu söylem kanımca geniş halk kitlelerinde de samimi bir çıkış olarak karşılık bulurdu. Ancak Akşener böyle bir çıkış yaparsa, bunu gerekçe göstererek İyi Parti’den ayrılacak çok sayıda milletvekili olabilir. İyi Partililer fezlekelere toptan evet veya hayır oyu da verseler sonuç değişmeyecek. İktidar oylarıyla fezlekeler geçecek. Ancak İyi Partili milletvekillerinin bu gerekçeyi göstererek partilerinden ayrılmaları ve ola ki iktidar saflarına çekilmeleri, İyi Parti’nin milletvekili sayısı açısından ciddi bir kan kaybına uğraması ve iktidarın anayasa değişikliklerini yapmak için ihtiyaç duyduğu sayıya ulaşmaları tehlikesini yaratabilir. Bu nedenle iktidarın bu stratejisi şu anda esas olarak İyi Parti’nin bölünmesine dönük bir çaba gibi gözüküyor. Bu durumda da Akşener’in bu konuda bugüne kadar gösterdiği alt tondan giden yapıcı ama yönlendirici yönetim tarzı en risksiz yöntemmiş gibi gözüküyor.

GÖZLEM – Enflasyon düşmüyor, dolar yükseliyor, Pandemi’de aşı kaosu çözülemiyor, vaka sayısı artıyor; buna karşılık Cumhur İttifakı, Millet İttifakı lider ve partileri için “hakaretler” yağdırıyor. Milli birlik ve beraberliğe ihtiyaç olunduğu bir dönemde bu tablo için neler söyleyebilirsiniz?

K – İktidar hakikaten Milli birlik ve beraberliğe ihtiyaç olduğunu düşünmüyor. Tam tersine iktidarını devam ettirmek için ayrıştırmaya, kutuplaştırmaya ve ötekileştirmeye ihtiyaç olduğunu düşünüyor. Çoğunluğun azınlığı asimile etmesi. Çoğunluğun fikirlerinin azınlığa dikte ettirilmesi. Bu iktidarın maalesef demokrasi anlayışı bu. Dolayısıyla Cumhur İttifakı’nın amacı ile icraatı örtüşüyor, o açıdan kendilerine göre yanlış yaptıkları bir şey yok. Bir de tabii radikal yaklaşımlar daha radikal yaklaşımları çağırır. Bu kendi kendini besleyen bir süreç. Yayılmacılık, dinciliğin fıtratında var. Daha fazla, daha radikal, daha aşırıya doğru. Ancak bu işin fıtratında olan bir başka gerçek de, eninde sonunda bu aşırılığın bu süreci yıkacak olgu olması.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları 20 Nisan 2021 Salı. Aşk . Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 19 Nisan 2021 Pazartesi. Aşk . Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 17-18 Nisan 2021 Cumartesi. Pazar. Aşk . Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Yazarlar