Facebook ta paylaştweet le

Ten rengi meselesi

12.3.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Birleşik Krallık, yüzyıllar boyu sömürdüğü halkların gazabından bir türlü kurtulamıyor. Problemlerin biri çözüldü, sular duruldu derken diğeri baş gösteriyor. Demokrasi ve özgürlükler ülkesi Birleşik Krallık, son on iki aydır ölümcül virüsün sebep olduğu kriz yönetiminin yanı sıra, “bedeller” ödeyerek “fikir ve ifade özgürlüğü” sınavlarından da geçiyor.

Geçen yıl, Amerika Birleşik Devletleri’nde polisten gördüğü insanlık dışı muamele nedeniyle hayatını kaybeden George Floyd’un ardından başlayan Black Lives Matter eylemleri, Birleşik Krallık’ta yoğun ve iddialı şekilde yaşanmış, eylemleri kontrol altına almak bir hayli zorlaşmıştı. Bu olayların başladığı günlerde İngiliz hükümeti, pandeminin etnik azınlıklar üzerindeki etkisini ortaya koyan bir rapor hazırlamış ancak bu eylemler nedeniyle yayınlamamıştı. Raporda, etnik azınlığın, beyaz çoğunluğa göre Covid’ten daha fazla etkilendiği anlatılıyordu.

Rapor Ağustos ayında yayınlandı. O tarihlerde Black Lives Matter eylemleri durmuş, pandeminin etkileri azalmış, günlük can kaybı sayıları 10 kişinin altına düşmüş, restoranlar açılmış ve hayat adeta normale dönmeye başlamıştı. Dolayısıyla, rapor korkulduğu gibi toplumsal bir tepkiye de neden olmamış, bilimsel ve sosyolojik nedenlere odaklanılmıştı.

Bu raporun üstünden aylar geçti, hatta yıl geçti, geldik George Floyd davasının jüri belirleme ile başlayan mahkeme süreçlerinin Birleşik Krallık medyasına yansıdığı şu günlere.

Konu George Floyd davası olunca ırkçılık konusuyla ilgili programlar yeniden gündeme gelmeye başladı. BBC, bu konuda iki önemli belgesel yayına koydu ve zamanlaması çok iyi ayarlanan belgesellerin ikisi de arka arkaya aynı hafta içinde yayınlandı, hem de “prime time” kuşağında. Belgesellerden biri pandeminin etnik azınlıklar üzerindeki etkisini diğeri de Black Lives Matter eylemlerini anlatan, derinlemesine inceleyen, halka ve bilirkişilere mikrofon uzatan yapımlar. Her iki belgeseli de siyahi gazeteciler hazırlamış. Fikir ve ifade özgürlüğü açısından, Türk medyasında görmeye hasret kaldığımız açıklık ve şeffaflıkta yayınlar olduğu için İngiliz medyasındaki yayını izlerken ayrı bir keyif alıyorum ancak etnik azınlığın bir kısmının haykırışlarını anlamakta zorlanıyorum. O yüzden de daha dikkatli izleyip, konuyla ilgili başka kaynakları da araştırıyorum.

İçine girdikçe görüyorum ki bugün yaşananlar, sanki geçmişin intikamı. Tarihin karanlık sayfalarında kalan dönemlerin ödenmemiş faturalarını ödemek bu ülkenin kaderinde var sanki. Bu nedenle söylenenlere de, olup bitene de daha dikkatli bakmaya devam ediyorum.

Konu fikir ve ifade özgürlüğü olunca, geçmişin intikamından bahsedilince, son haftaların popüler konusu, Prens Harry ve Meghan’ın, Oprah Winfrey’e verdikleri röportajın Birleşik Krallık medyasında ne şekilde yer aldığına da bakmak gerekiyor. Kendisi de siyahi bir program yapımcısı ve sunucusu olan Oprah Winfrey’in bugüne kadar “olmamış” denebilecek hiç bir programı ve röportajı yok. Başarılı yayınlarıyla haklı bir saygınlık sahibi.

Yayın tanıtımı günler öncesinden yapılan, “fikir ve ifade özgürü” program 8 Mart günü ITV ekranlarında “prime time” da yayınlandı.

Yayının öncesinde de, sonrasında da her televizyon kanalında, her gazetede ve her radyo programında “birinci haber” bu röportajdı. Herhalde, ülkenin tüm “otoriteleri” bu konudaki görüşlerini ifade etmeleri için bu programlara davet edilmişlerdi. Herkes “fikir ve ifade özgürlüğü” çerçevesince görüşlerini söylüyordu.

Yayınından önce bir hayli konuşulan röportaj sonunda yayınlandı.

Harry ve Meghan, uğradıkları haksızlıkları, mağduriyetlerini ve ne büyük bedeller ödediklerini dünyaya göstermek istiyorlardı ve “Aile içi” konuları milyonların önüne sermeyi fikir ve ifade özgürlüğü olarak görüyorlardı.

Söyledikleri ana hatlarıyla şunlardı; Meghan, kendi “ten rengi” yüzünden doğacak bebeğine “ırkçılık” yapıldığını,  hamileyken doğacak bebeğin ten renginin ne kadar koyu olabileceğinin sorgulandığını, kendisine sarayda tutuklu muamelesi yapıldığını, arkadaşlarıyla yemeğe bile gidemeyeceğinin söylendiğini, akıl sağlığını kaybedip, intihar etme noktasına geldiğini, Saray yönetiminden yardım istediğini ancak göremediğini ve bunu belli etmemek için çok zorlandığını, Kocası Prens Harry ise, İngiliz basınının takipçi ve baskıcı tavırları nedeniyle, annesinin başına gelenlerden korktuğu için çareyi ülkeden ayrılmakta bulduğunu anlatıp durdu.

Onlar, Kraliyet Mağdurlarını oynarken, bizler ekran başında, kendilerine verilen Kraliyet görevlerini yerine getiremeyen, bulundukları ailenin sorumluluğunu taşıyamayan, resmi görevlerde çalışan diğer Kraliyet Ailesi üyeleri gibi yaşamak yerine, daha çok prim yapacak konularla ünlerini büyütmeye çalışan “iki şımarık çocuk” izledik. İkisi de yaptıklarına kılıf uydurarak kamuoyu gözünde haklı görünmeye çalışıyor, Kraliyet Ailesine “çamur” atıyorlar, konuyu “ırkçılığa” bağlıyorlar ve bu konuyla “prim” yaparak ceplerini dolduruyorlardı.

Programı izlediğimde düşündüklerimi, ertesi gün medyada da görünce, yalnız olmadığımı anladım. Örneğin, Meghan’ın söylediklerinin inandırıcı gelmediğini söyleyen yılların deneyimli program sunucusu, ünlü gazeteci Piers Morgan, Meghan'ın söylediklerini savunan canlı yayın konuğunun rencide edici sözlerine yanıt vermek yerine stüdyoyu terk etti ve ardından da 7 yıldır sunduğu programdan istifa etti. O da, fikir ve ifade özgürlüğü hakkını kullandığını, Meghan’ın söylediği hiç bir söze inanmadığını ve bir süre kendi fikirlerini paylaşmamak için bu ortamın dışında kalmayı tercih ettiğini açıkladı.

Tam da “ırkçılık” konusunun yeniden gündeme geldiği günlerde, Melez Gelin milyonların karşısına çıkıp, “bana da ırkçılık yapıldı hem de Kraliyet Ailesinde” diyerek Kraliyet Ailesinde 85 yıldır yaşanmamış büyük bir krizin mimarı olmuştu. Ülkede, Brexit, aşı, pandemi yerini Meghan ve Harry röportajının yankılarına bırakmıştı. Toplumu ikiye bölen bu röportajla ilgili yorumların ardı arkası kesilmemiş, Meghan’ın söyledikleri Saray üzerinde bomba etkisi yaratmıştı.

Peki, ne olmalıydı? Masum olduklarını ve haksızlığa uğradıklarını düşünüyorlarsa ne yapmalıydılar?

Çıkıp böyle konuşmak yerine, bu kadar “fikir ve ifade özgürlüğü” olan bir ülkede, kendisine bunu söyleyen kişi ya da kişilerle ilgili yasal yollara başvurabilirlerdi.

Hatta konu bu aşamaya gelmeden, yaşandığı anda, konuyu Saray yönetimine ya da yargıya taşıyabilirlerdi.

Şimdi, Saray’dan ayrılırken aldıkları milyonlarca pound ile satın aldıkları malikanenin bahçesinde, röportajı para karşılığı vermediklerini söyleyerek, Kraliyet Ailesini şikayet etmek Onları haklı kılmıyor.

Röportajın yayınlanmasının ardından, Kraliçe, duyduklarının son derece üzücü olduğunu ve konuyla ilgili aile içi araştırma yapılıp, mutlaka arkasının takip edileceğini, kendilerini çok sevdiklerini söyledi. Kraliçenin her zaman kucaklayan ve olgun yaklaşımı yine kendini göstermişti.

Gördüğüm, izlediğim örnekler, bana bir “beyaz” olarak anlamlı gelmese de, karşı tarafı da anlamaya çalışıyorum ancak “karşı taraf” bile demek gücüme gidiyor çünkü kimse kimseye  “ten rengi” nedeniyle “karşı taraf” olmamalı, bana göre.

Gündemde yer alabilmek için “ırkçılık” konusunun bir malzeme olarak kullanılması ise son derece rencide edici. Her fırsatta bu ülkede ırkçılık var diyen “ten rengi” farklı insanlara karşı beyaz tenli insanların “hayır yok, olur mu öyle şey” deyip, kendilerini ispat etmeye çalışma çabaları kadar zulmedici bir başka örnek daha yok.

Pandeminin, etnik azınlıklar üzerindeki etkisinin anlatıldığı belgeselde, program yapımcısı, etnik azınlık mensubu bir milletvekilinin Parlemento’daki konuşması üzerine milletvekili ile röportaj yapıyor. Milletvekili de siyahi bir siyasi ve verdiği yanıtlar tam da gerçeği yansıtıyor bana göre. Milletvekili diyor ki; “ben de siyahi biriyim, milletvekiliyim, seçildim, meclise geldim. Irkçılık yapılsaydı bu mertebeye gelemezdim. Size pek çok örnek sayabilirim, aldıkları eğitimle, işleriyle ve başarılarıyla örnek insanlar ve hepsi siyahi. Bu ülkede eğitim, fırsatlar ve işler herkese açık. Sağlık ve sosyal destekler de aynı şekilde. Bu yüzden etnik azınlıklar mağdur ediliyor, ırkçılık  yapılıyor diyenlere katılmıyorum.” Evet, bu kadar net, bu kadar gerçek.

Peki, bu fırtınalar neden kopuyor, neden “ırkçılık” bu ülkenin yumuşak karnı oluyor? Bu sorunun cevabı, bu ülkenin sömürdüğü halkların torunlarının intikam alma dürtüsü olabilir mi? Yaşananların gerçek nedeni ne olursa olsun, insanlığın bugün artık bunları konuşmaması, Birleşik Krallık’ın da böyle konularla gündeme gelmemesi gerekiyor.

Burada yaşananların, ülkem Türkiye’de ne kadarı biliniyor bilmiyorum ancak Türkiye’de de artık geride bırakmamız konular, aşmamız gereken meseleler olduğunu biliyorum. Yaşananlardan “olumlu neticeler” çıkarılması dileğiyle…

Birleşik Krallık’tan sevgiler.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları 20 Nisan 2021 Salı. Aşk . Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 19 Nisan 2021 Pazartesi. Aşk . Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 17-18 Nisan 2021 Cumartesi. Pazar. Aşk . Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Yazarlar