Facebook ta paylaştweet le

“Cumhur İttifakı’nda ‘Milliyetçi / Muhafazakar’ bölünmesi görüldü!..”

19.3.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci yazar Murat Kışlalı,  GÖZLEM’in “ülke gündeminin baş sıralarında olan olay ve gelişmelerle ilgili sorularını” cevapladı. Kışlalı, HDP’nin kapatılması için açılan dava, Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi, her iki konuya ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan, AB’den ve AB ülkelerinden gelen tepkiler, Biden’in, Putin için “katil” demesi ve de “yaptırımların artırılması”ndan söz etmesi konularında açıklamalarda bulundu. İşte görüşleri…

*******

GÖZLEM – “Fezlekeler konusu” siyasetin zirvelerini gererken Çarşamba günü art arda gelen “Ömer Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi ve Anayasa Mahkemesi’nde HDP’nin kapatılma davasının açıklaması gelişmeler tam bir deprem etkisi yaptı. Görüşünüz?

K – Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun “Andımız”ın iptal edilmesine dönük aldığı –ancak henüz imzalanmadığı anlaşılan- karar ile Cumhur İttifakı’nda çok ciddi bir çatlak oluştu. Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli Danıştay’ı hedef alarak “Öğrenci Andı aleyhine alınan karar milletimizde büyük bir huzursuzluğa yol açmıştır. Yaklaşık iki yıldır bekletilen bu davanın, bir anda karara bağlanarak servis edilmesi maksatlıdır, marazidir, melun bir hevesin ve hedefin işaretidir… HDP’li bölücülerin fezlekelerinin TBMM’ye gönderilip milli dayanışma şuurunun çelikleştiği bugünlerde Öğrenci Andı kararı pimi çekilmiş bir bombadır” açıklaması yaptı. Her ne kadar muhalefet Bahçeli’nin ortağını değil de Danıştay’ı hedef almasının Muharrem İnce’nin ifadesiyle “şark kurnazlığı” olduğunu söylese ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun ifadesiyle de “Andımızı kim kaldırdı. Cumhur İttifakı kaldırdı. ... Sen kalkmışsın Erdoğan’ı değil, Danıştay’ı suçluyorsun. Muhatap alacaksan Erdoğan’ı alacaksın. Açarsın telefon, dersin ki ‘Bu ant okunmadan, kusura bakma biz bir daha bir araya gelemeyiz. Neden? Ben ülkemi seviyorum. Bayrağımı seviyorum. Andımızın okunmasını istiyorum’. Yapar mı? Göreceğiz” diyerek Bahçeli’nin çıkışını hafife almaya kalksa da, bu kararın MHP nezdinde çok ciddi sonuçları olacağı aşikâr. Kanımca iktidar, MHP’nin bu, belki kendilerinin de bu kadarını beklemediği tepkisini yumuşatmak için, HDP’ye yönelik uzun zamandır konuşulan ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın istemediği “kapatma” kartını masaya sürmek zorunda kaldı. Öte yandan HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’na yönelik Yargıtay kararının okutulmasıyla milletvekilliğinin düşürüleceği konusu uzun zamandır biliniyordu. O konuda da iktidar, yine Enis Berberoğlu konusunda yaptığı hatayı veya kastı tekrarlayarak Gergerlioğlu’nun Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptığı başvuruyu beklemeden milletvekilliğini düşürdü. Konuyu teknik olarak en güzel avukat Celal Ülgen açıkladı: “(Yargı) Kararların(ın) kesinleşmesi düzenlemeleri Anayasa’ya bireysel başvuru yolunun açılmasından önce konulmuştur. Bu yolda yasalarda ‘(AYM’ye yapılan başvurunun sonucu) beklenmeli’ diye bir düzenleme yoktur ama bazı konularda gelenekler, demokratik uygulamalar dikkate alınarak Berberoğlu olayının yeniden yaşanmaması için beklenebilirdi.” Şimdi AYM’nin kararı beklenmeden Meclis’te kürsüden okutulmak suretiyle Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi iktidarın adalet reformu konusunda bir kez daha samimi olmadığını kanıtlamış oldu.

 

GÖZLEM – Bu gelişmelere ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan tepki geldi. Biden’den telefon beklenirken ortaya çıkan tablo hakkındaki görüşünüz?
K – ABD ve kısmen AB ile Türkiye arasında çok ciddi görüş ayrılıkları var. S-400 füze koruma sistemi, Suriye’de ABD’nin PYD/YPG’ye verdiği destek, Ege ve Doğu Akdeniz’de Yunanistan’a verilen destek hep bu önemli sorunların bir parçasıyken, şimdi iktidarın iç siyaset hesabıyla başlattığı ve elle tutulur bir sonuç alamayacağı da görülen bu girişim ile ABD ve AB’ye ekstra koz verilmiş oldu. İktidar zaten ABD’ye ödün vereceğini ABD seçimleri süreci ve sonrasında belli etmişti. Oruç Reis arama gemisinin itilaflı deniz alanlarından merkeze çekilmesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Biden ile görüşmek için çabaları, ABD Türkiye’nin burnunun dibinde Yunanistan ile ortak tatbikat düzenler, bu ülkeye ciddi askeri hibeler yapar ve bizim katılacağımız ortak tatbikatın haritasından Türkiye’yi silerken, Türkiye’nin ABD ile bir geçiş tatbikatı yapma isteğinde bulunması bunlardan bazıları. Şimdi bunların üstüne bir de HDP’ye yönelik, AB ülkelerinin de karşı çıkacağı bir girişim başlatıldı. Dış ilişkiler açısından sonuçların olumlu olmayacağı ve iktidar tarafından ABD ve AB’ye daha fazla ödün vermek suretiyle bertaraf edilmeye çalışılacağı bir gerçek.

 

GÖZLEM – Biden’in, Putin için “katil” demesi ve de “yaptırımların artırılması”ndan söz etmesi, Türkiye - Rusya ilişkilerini nasıl etkileyecek? Bu ilişkiler üzerinden “Türkiye – ABD ilişkileri” nasıl etkilenebilir?

K – ABD Başkanı Biden dış ilişkilerle ilgili politikalarını uygulamaya, kendisinden beklenmeyecek şekilde anti diplomatik ve katı bir şekilde başladı. Rusya ile, Türkiye ile, Çin ile yaklaşımında sanki ülke çıkarlarını korumanın da ötesinde şahsi bir ajandayla işe giriştiği gibi bir algı oluşuyor. Çin’i sıkıştırmak için Kuzey Kore’ye “müsamaha” ile yaklaşıyor. Rusya’yı yalnız bırakmak için Suudi Arabistan’a Kaşıkçı raporuyla ayar verip İran’a “daha ılımlı” yaklaşıyor. Rusya’ya karşı Yunanistan’ı adeta bir üs bölgesi haline getiriyor. Yunanistan’ın buna, Türkiye’yi düşünerek çok hevesli olması bir yana, bu yaklaşımların etkilerinin gerektiği kadar iyi hesap edildiğini, gerginliğin tehlikesinin ne kadar gerçek olduğunun anlaşıldığını ben pek düşünmüyorum. En basitinden eğer Putin’i katillikle suçlayacaksanız, bunun arkasına Kaşıkçı örneğinde olduğu gibi elle tutulur bilgi ve belgeleri eklemek durumundasınız. Belki Biden’in bu politikalarının arkasında iç politikaya dönük bazı emelleri vardır ama bu politikalarının sonuçlarının dünya açısından etkisini ciddi biçimde hesapladıklarını görmüyorum. Bu kapsamda ABD’nin Rusya’ya daha sert yaklaşması, aynı Türkiye’ye olan yaklaşımında olduğu gibi Rusya’yı Türkiye’ye, Türkiye’yi de Rusya’ya yaklaştırır ki, bu durum aslında Biden’in Dış İşleri Bakanı’nın görevine başlarken izleyeceklerini açıkladıkları “Türkiye’yi Rusya’ya itmeden belli bir mesafede tutma” stratejisinin tam tersi anlamına geliyor. Burada eninde sonunda olacak olan ya da olması gereken, Türkiye ile özellikle Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’de büyük çıkarlar sağlayabilecek konumda olan Rusya’nın daha yakınlaşmasıdır. Buna bir Çin’in eklenmesidir. Ancak Türkiye’nin dış politikası ülke çıkarlarına göre değil iktidarın iç siyaset anlayışına göre yürütüldükçe bu yönde yol almak mümkün olmuyor.

 

GÖZLEM – Bunca yıldır, NATO’dan gelmemiş olan “İnsan hakları ihlalleri ile ilgili” sert açıklamayı nasıl yorumluyorsunuz? Bir askeri ittifaka kadar uzanan soruna, yeni gelişmelerin de ekleneceği ortada. S - 400’lerden daha geniş ve etkili bir konuda “NATO’daki durumumuz” ne olabilir?

K – Buna tam olarak cevap verebilmek için yakında yapılacak olan NATO Liderler Zirvesini beklemek gerekiyor. ABD ve AB’li yetkililere oranla NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in Türkiye’nin Batı için önemine işaret eden açıklamaları son dönemde bir denge oluşturma yönünde çaba olarak görülüyordu. Ancak Stoltenberg’in de son konuşmasında insan hakları ihlallerini belli başlı sorunlar arasında sayması, Türkiye açıdan Batı içinde “iyi polis”i oynayacak bir oyuncunun kalmadığı anlamına geliyor olabilir. İktidarın genel olarak adaletsizliğe, hukuksuzluğa, özelde ise HDP ve HDP’lilere dönük karar ve uygulamaları Türkiye’nin elini dış politikada güçsüzleştiriyor. İktidar Rusya, Çin gibi seçenekleri ciddi biçimde oyuna sokmayı düşününceye kadar Batı’nın Türkiye’yi baskı altına almaya devam edeceğini, ancak bir noktada bir denge bulmayı ve bunu bulmak için de Türkiye’deki siyasi dinamikleri beklemeyi bir seçenek olarak tutmayı hedeflediklerini öngörüyorum.

GÖZLEM – Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin’in Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu iddianamede “HDP'nin terör eylemlerinin odağı olduğu, HDP üyelerinin beyan ve eylemleriyle devletin milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı, ortadan kaldırmayı amaçladıkları” belirtilerek, HDP’nin mevcut eş başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile tutuklu eski eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ dahil 687 HDP’li hakkında siyasi yasaklılık, HDP'nin hazine yardımından mahrum bırakılması ve mal varlığına tedbir konulması talep edildi. Görüşünüz?

K – HDP’nin kapatılması ile ilgili davanın karşı tarafta safları sıkılaştırmak dışında çok ciddi pratik bir sonucu olacağını düşünmüyorum. Çünkü Sabih Kanadoğlu’nun açıkladığı gibi AYM’deki dava sürecinde HDP kendi kendini feshederse, bu dava düşecek ve davaya ilişkin siyaset yasağı getirilmek istenen HDP’li politikacılara bir ceza verilemeyecek. HDP diyelim ki DHP-Demokratik Halk Partisi adı altında yeniden kurulabilecek.

GÖZLEM – Boğaziçi Üniversitesi olayları sırasında “Kabe’nin fotoğrafının yere serilmesi” davasında yargılanan 7 öğrenciden “tutuklu olan” son ikisi de serbest bırakıldı ve “adli kontrol altında” öğrenci de kalmadı. Anayasa Mahkemesi de, HDP'nin Beşiktaş'ta düzenlediği basın açıklamasında gözaltına alınan ve 5 ay tutuklu kalan 9 kişinin başvurusu üzerine “toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının, ihlal edildiğine karar verdi ve kişi hürriyeti ve güvenliği ihlal edilen 9 kişinin her birine 40 bin TL tazminat ödenmesine hükmetti” ne diyorsunuz?

K – İktidarın muhalefeti baskı altına almak amacıyla yargıyı ve kararlarını şekillendirmeye yönelik tüm çabalarına karşın demokrasinin hâlâ kör topal da olsa kısmen işlediği bir dönemden geçiyoruz. Bu öğrenciler gözaltına alındıklarında hatırlarsanız hem İçişleri Bakanı hem de Cumhurbaşkanı farklı şekillerde bunların “terörist” olduklarını, terör örgütlerine mensup olduklarını ifade etmişlerdi. Demek ki savcıların tüm çabalarına rağmen bu yönde bir bilgi, belge, delil bulunmadı ki serbest bırakıldılar. Haklarında en ufak bir şey olsa bırakılmalarının mümkün olmayacağını düşünüyorum. Üstelik bu öğrenciler içinde ailelerinin AKP’li olduğunu, dindar olduklarını söyleyenler de oldu. Sokaklardaki, alanlardaki durum işlerin iktidar açısından iyi gitmediğini, kontrolden çıkmakta olduğunu gösteriyor.

GÖZLEM – Danıştay’ın “Andımız” konusunda verdiği olumsuz karara MHP Genel Başkanı çok sert tepki gösterdi. Ne var ki, karara sebep olan itirazın Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapıldığını “siyasal olarak” hatırlamadı. Bu gelişme, Cumhur İttifakı’nın geleceği bakımından nasıl yorumlanabilir?

K – Bu çok ilginç bir konu. Bir defa Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun bu kararı iktidarın “şekillendirmesiyle” aldığı algılandı. Çünkü normalde 27 kişiden oluşmasına karşın bu kararın, karar almak için asgari sayı olan 15 kişinin toplanması ve 4’ünün karşı oyuyla alındığı anlaşılıyor. Türkiye’de HDP’lilerin belki çoğunluğu ile “dinci”lerin desteklediği bu karar Cumhur İttifakı içinde bir çatlağa yol açtı. Şöyle ki AKP’nin bu kararı desteklediği ancak zamanlamasıyla ilgili şüphelerin olduğu anlaşılıyor. Öte yandan karara MHP ile beraber BBP de açıkça karşı çıktı. Öte yandan diğer cephede, Millet İttifakı’nın iki ortağı CHP ve İyi Parti karara şiddetle karşı çıkarken, Millet İttifakı ile daha geniş çaplı bir muhalefet cephesinde -belki ayrı ayrı- bir araya gelmesi beklenen HDP ve muhafazakâr sağ partiler Saadet Partisi, Deva Partisi ve Gelecek Partisi karara destek çıktı. Biz bu partilere “Muhafazakâr - milliyetçi tabana hitap ediyor” diyorduk, ancak “Türk’lük ile ilgili olan bir And’a karşı çıkanların nasıl milliyetçi olabilecekleri” artık açıklamaya muhtaç. Bu durumda iktidarın getirmeyi hedeflediği ve gerçekleşmesine kesin gözüyle bakılan seçim barajının yüzde 7’ye düşürülmesine dönük düzenleme de bir açıdan boşa çıkmış gözüküyor. Bu durumda Andımız tartışması bitmezse, İyi Parti yanına SP, DP ve GP’yi alıp iktidarın hedeflediği üzere CHP’den ayrılarak bir başka ittifakı nasıl kuracak? Öte yandan CHP, HDP’ye fezlekelerde ve diğer konularda verdiği desteği açık bir şekilde vermeye nasıl devam edecek? Dolayısıyla “Andımız” kararı sadece Cumhur İttifakı içinde çatlak yaratmakla kalmadı, CHP ile İyi Parti’yi birbirine yakınlaştırmakla birlikte “Geniş Şemsiyeli Demokrasi İttifakı” diyeceğimiz ittifak içinde HDP ve diğer üç muhafazakâr parti açısından da “bölücülük” ve “dincilik” bağlamında bir başka çatlak yaratmış oldu. Pratik olarak bakıldığında bu konunun da zaman içinde unutulabileceğini öngörüyorum. Ancak ittifaklar açısından bakıldığında; iktidarın “başkanlık-diktatörleşme cephesi”nde kısa dönemde ciddi sorun yaratmasa da sorunların –ne zaman patlayacağı belli olmayan bir Bahçeli faktörünün etkisini de dikkate alarak- birikmekte olduğunu, muhalefetin güçlendirilmiş parlamenter sistem-demokrasi cephesinin de yeri geldikçe “üniter devlet ve laiklik” açısından sınavdan geçirileceğini düşünüyorum.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar