Facebook ta paylaştweet le

Kars: Türkiye-Ermenistan sınırının sıfır noktasında

19.3.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Uçaktan iner inmez, 1878-1918 dönemindeki Rus işgalini yansıtan Cheltikov ailesi için konak olarak inşa edilmiş, şimdi nostaljik atmosferi ve birbirinden sık odalarıyla dönüştürülmüş ihtişamlı bir otele geçtim. Yerleştikten hemen sonra da vakit kaybetmeden bir taksiye atlayıp yarım saat mesafedeki Ani Harabelerine doğru yol aldım.

Aras nehri çiziyor Türkiye-Ermenistan sınırını. Karşıda nehrin öbür yakasında Ermenistan bayrağının dalgalandığı bir askeri karakol görünüyor. Bizim tarafta da gözetleme kulelerinin yanıbaşında keskin rüzgarın kıpır kıpır havada oynattığı devasa bir al yıldızlı Türk bayrağı.

Ve ikisinin kesiştiği tam orta mevkide binlerce yıllık gelip geçmiş medeniyetlerin izlerini taşıyan açık hava müzesi, AB fonları ile yalap salap restore edilmiş Ani Harabeleri.

Kars'ın 55 km doğusundaki M.Ö. 5000’lerden kalma üç milletin uygarlığına sahne olmuş bu Harabeler, en parlak zamanında dünyanın en büyük dört şehrinden birisi imiş. Efes Antik Kenti’nin birkaç misli büyük, 7 yüzyıl boyunca insan yaşadığı düşünülen, en kalabalık halinde nüfusu 100 bin kişiyi bulan, en parlak döneminde Konstantinepol ve Bağdat’a rakip olan bir kent.

"Binbir kiliseli şehir" adıyla anılan Ortaçağ'ın önemli kentlerinden Ani, Ermeniler için de kutsal bir yer. Başka bir Ermeni sülalesinin, Ahdamar kilisesini yaptıran aileye nispet olarak yaptırıldığı söylenen kilise (bugün Havariler Müzesi) çok etkileyici. Alparslan kenti fethedince adı Kümbet Camii olmuş. Sonra tekrar kilise, müze ve cami olarak kullanılmış. Nispeten iyi korunmuş ama daha popüler olmayı hakeden bir tarihi eser bu.

Ermeni mirası olmakla birlikte, Müslüman ve Pagan kültürlere de ev sahipliği yapmış olan bir yerden bahsediyoruz. Bir de konumun muazzam bir görkemi var tabii ki. Arpaçay Kanyonu’nun sert yamaçlarının tepesindeki şehrin hem doğal bir savunması, hem de heybetli bir tahtı var.

Yalnız yüzde 15’i kazılmış bu alanda Ateşgede Zerdüst Tapınağı’ndan Ermeni tarihini anlatan çizimleri günümüze kalan tek kilise Tigran Honent Kilisesi’ne, Anadolu topraklarındaki ilk camilerden Mahiçehr’den, gotik mimarı henüz Avrupa’yı sarmadan tam iki yüzyıl önce aynı teknikle inşa edilmiş katedral, nami diğer Fethiye Camii’ne kadar insanlığın farklı dönemlerinden kalan ihtişamlı bir geçmiş sizi sarıp sarmalıyor.

Ani, kelimenin tam anlamıyla, ülkenin en ucuna itilip kaldığı gibi dikkatlerin de en ucuna itilip kalmış herhalde. İnsan gezip heybetini görünce aklı almıyor, “burası nasıl oluyor da bir Bergama ya da Halıkarnasus kadar popüler değil?” diye.

***

Kars’ı ilk ziyaretim bu. Pandemide durumu daha kötü olduğu için Londra’ya dönemedim. Çeşme ve İstanbul’da da evde kapalı kalmak bana göre değil. Artvin Yusufeli’nden sonra iki saat tırmandığımız Kaçkar dağlarında Cumhur Doğan ve Orhan Karal ile geçirdiğimiz harika bir dağ tur kayağı sefasından sonra çok sevdiğim bir arkadaşımın eşliğinde geldik bu kente. Doğrusu utandım daha önce ziyaret etmediğime.

“Kars’i görmek istiyorsan, Kars’a gitmelisin” çünkü bu şehir yol üzerinde değil, memleketin en doğu ucunda yer alıyor. ‘Geçerken uğrama’ durumu söz konusu olamaz. Sınırda stratejik konumu sebebi ile sürekli savaşlara, işgallere sahne olmuş bir 'Serhat Kenti' aslında Kars. Moğollar, Şaşaniler, Rusların saldırısına uğramış, hep bir asker şehri, paşalar şehri olagelmiş.

Kars ve civarında bambaşka bir dünya var. Balık tutmaya giderken olta yerine testere götürülen, hali sahada futbol yerine cirit oyunları oynanan, çöpleri belediyeden önce tilkilerin, vaşakların topladığı, ocakbaşı yerine kaz yemeye gidilen, Ermeni/Baltık mimarisinden yüksek tavanlı tarihi taş binalarıyla kafamızdaki doğu şehri imajını alt üst eden bir coğrafyadayız.

1877-1878’de Osmanlı-Rus Savaşı sonrası şehre hakim olan Ruslar, 40 yıllık süreçte birbirinden güzel yapılar inşa etmişler. Aralarında filme limon sıkan reklamlar gibi çarpık kentleşmenin çirkin binalarına da maruz kalıyorsunuz, o ayrı. Kars’ın Ruslar için stratejik ve askeri önemi sebebiyle buraya hatırı sayılır bir yerleşim kurulmuş, önemli yatırımlar yapılmış.

Ruslar, bizim toplamda yapmadığımız kadar güzel bina bırakmışlar. Tabii ki, imtina ile güzel binaların yanına çirkinlerini dikmişiz, sonra da onların güzellikleri batmış, bir de zarar vermişiz. Ona rağmen, bu Türkiye’nin bittiği en uzak yerdeki geniş caddeler, meydanlar, sokak heykelleri ve Ermeni/Baltık mimarisinin aralara serpilmiş nadide örnekleri insanda tatlı bir halüsinasyon etkisi yaratıyor. İnsan gördükleri ile bulunduğu yeri bağdaştıramıyor bazen.

Zamanında Ruslar tarafından opera, okul, askeriye gibi amaçlarla inşa edilen binalar ve Ermeniler ile Ruslar tarafından yaptırılan sivil mimarı örnekleri, Cumhuriyet sonrası dönemde bir kısmında değişiklikler yapılmak suretiyle tekrar işlevselleştirilmişler, bugün hala kullanılıyorlar şehrin en estetik varlıkları olarak. Dış cephelerinde zengin duran görselliğe önem veren bir anlayışla plasterler, kornişler, bordürlerle bezeli ince ve süslü bir taş ışçılığı yani sıra, duvarlarda yapı malzemesi olarak çoğunlukla andezit ve bazalt taşı kullanılmış.

Kalın duvarlı, dikdörtgen planda genellikle tek veya iki katlı inşa edilen yapılar da giriş holleri ve bu hollere açılan odaların ve camekanlı bölümlerin olması Kars’taki Rus dönemi yapılarının öne çıkan detayları. Daha çok Kars merkezdeki Yusufpaşa, Ortakapı ve Cumhuriyet mahallelerinde öbeklenen bu tarihi binaları gezmek için en az yarım gün ayırmanız gerekebilir.

***

Ertesi gün sabah erkenden Sarıkamış’a geçtim, Çamkar otele yerleşip bot ve kayaklarımı kiraladım ve kendimi Allahuekber dağlarına vurdum teleferik ile. Amaç, Avrupa’nın en iyi karından istifade kayak arzumu tatmin etmek. Tahminimden çok daha iyi idi. Daha etkileyici ve misafirper olan Habitat otelinde de kaldım. Psitlerin hemen yakınından başlıyor ve kaymak için gerekli olan bütün malzemeyi sağlıyorlar. Spa sı da olan Habitat bu yıl Nisan ortasına kadar hizmet verecekmiş. Hem hesaplı hemde çok temiz bir otel. Doğum günümü orada otelin misafirperver sahipleri Gülsüm ve Kürşat Gemalmaz çifti ve Sarıkamış Kayak merkezi işletme müdürü Ebubekir Urhan'ın sürpriz partisiyle kutladım. 

 

Beni en çok üzen şey, merkeze 1 km uzaklıkta, ormanın ve karların içinden yükselen Katerina’nın Av Köşkünün içinde olduğu acıklı durum idi. Sarıkamış’ın Peri masallarından fırlama bu sembol yapısı, 19. yüzyıl Ermeni/Baltık mimarisinin Kars’daki en güzel örneği bence. Aslında burayı Rus Çarı 2. Nikola hasta oğlu için inşaa ettirmiş ama nedense yerli halk ismini eşi Katerina’ya uygun görmüş.

28 odalı taş temelli ahşap eklemeli bina, her ne kadar uzaktan büyüleyici görünse de ne yazık ki yakından bir o kadar harap durumda. Ne yapıp ne edilip bir an önce restorasyona alınması gerekiyor. Çünkü burası sadece Sarıkamış değil tüm ülke adına çok önemli bir tarihi, mimarı ve turistik değer. Yapımında hiç çivi kullanılmamış olduğu halde bugüne kadar ayakta kalabilmiş olması da ayrıca hayranlık verici.

Katerina köşkü, daha önce askerlerin kontrolünde imiş, kimse gidemiyormuş, özgün halini bu sayede koruyabilmiş. Ne zaman askerlerden alınmış, köşk sahipsiz kalmış, çatının bir kısmı çökmüş, içerisi yağmalanmış. Keşke bölgesel tatları sunacak bir restoran olsa ya da butik otel. Hatta müze. Bu haliyle bırakılırsa yakında köşkün yerinde yeller esebilir.

Sarıkamış’ın ismi ile ilgili bölgedeki gollerden birinde yetişen sarı kamışlar, Hazar Denizi ile Aral Golü arasında kalan alan olan Sarıkamış Çukuru’ndan buraya göçen bir Türk Beyliği ve bölgeye yerleşen beyliklerden birinin burayı bir sarık karşılığında alması gibi birçok rivayet var.

Her ne kadar Selçuklu döneminden beri Türklerin yerleştiği bir bölge olsa da Kars’ın geneli gibi Sarıkamış’ın da altın çağı Rus etkisinde olduğu zamanlar. Özellikle her ne kadar atıl bir durumda olsa da tepelik arazisinde, karlar altında yükselen Çar Nikola Köşkü’nün büyüleyiciliği tartışılmaz.

Sarıkamış’ın, ilkokul sıralarında tarih kitaplarında okuduğumuz, hiç şüphesiz bilen duyan herkesi derinden etkileyen hüzünlü boyutu var. Sarıkamış Harekatı, 1. Dünya Savaşı sırasında, Kafkasya Cephesi’nde, 22 Aralık 1914 – 9 Ocak 1915 tarihleri arasında 90.000 askerimizin dondurucu hava koşullarında ve Rusya İmparatorluğu ile aynı zor şartlarda süren kara çatışmalarında hayatını kaybetmesi.

Tarihimizde yaşanılan en acı yenilgilerden birisi bu. Enver Paşa’nın emriyle başlayan ve amacı Kars, Ardahan, Artvin’i Rus hakimiyetinden kurtarmak olan harekat, 18 gün sürdü. Askerler, dondurucu hava koşullarında tamamen yaya olarak veya atlarla, kısıtlı erzak ve silahla ilerleyebildikleri yere kadar ilerlediler fakat en sonunda Allahuekber Dağları onlara geçit vermedi.

İşin en üzücü yanlarından biri de zaten baştan çok riskli bir operasyon olan harekat sonrasında Enver Paşa aldığı riskin sonuçlarının ülkenin geri kalanı tarafından duyulmasını engellemek için sansür uygulaması.

***

Bir Rus azınlığı olan Malakanlar yerleştirilmiş buraya. Dünya peynirinin başkenti diye adlandırılan Bogatepe köyünde öğreniyoruz ki, Kars ve gravyer kelimelerinin yan yana anılmasını Malakanlar’ın (ve de Alman kökenli İsviçrelilerin) Kars’a hediye ettiği mandıracılık kültürüne borçluyuz.

Eski Kars kaşarı olarak bilinen peynire farkını veren Kars ilinin yüksek rakıma sahip yaylalarıdır. Yalnızca buralarda beslenen ineklerin sütünden imal ediliyor, çeşitliliğe sahip dağda yetişen birçok bitkinin aromasını da böylece içerisinde barındırıyor.

Adeta yıllandıkça lezzeti artan bu peynir içerisinde barındırdığı besin değerleri diğer tüm peynirlerden daha yüksek, ayrıca fabrikasyon katkı maddesi içermeyen doğal bir peynir turu. Kars kaşarı tekerlek olarak bilinen yuvarlak ve çevresi kararmış kaşar peyniri, üretim sonrası yaklaşık altı ay boyunca çuvallar içerisinde buzhanede yıllandırılıyor.  En lezzetlisini Sarıkamış merkezde Turut şarküteride tattım. İki kardeş Boğatepe köyünden sağladıkları en lezzetli peynirleri burada satıyor. Türkiye’nin her yerin 48 saatte sofralara ulaştırıyorlar. Hizmetin böyledi de damak zevki olup en iyisini yemek isteyenler için harika.

 

Elbette ki sadece kaşar değil bakın Kars mutfağında daha neler var:

Tandırda Kaz Kars’ın en meşhur yemeği. Hangel, basite indirgenmiş haliyle etsiz mantı.   Evelik otuna mercimek, bulgur ya da patates eklenerek yapılan harika bir çorba var. Ayrıca: Revan köfte, acem kavurma, safranlı pilav, umac, gafil konak, cecil tatlısı, elma dolması, horre çorbası, ekmek asi, pisi, kuymak, hasıl, bozbaş, piti, üzümlü pilav, Kars böreği. GastroKars, Kars Kaz Evi ve Hanımeli hiç tereddütsüz bu mutfağı tadacağınız, hem midenize, hem ruhunuza iyi gelecek yerler.  Kars'tan ayrılırken peynir (kaşar, gravyer, cecil), tereyağı ve kara kovan balı almadan bir yerlere gitmeyin.

***

Finlandiya, İsveç gibi kuzey ülkelerinde yapılan buz üzerinde sürat deneyimini merak eden motorsporları sevenler için Çıldır Golü biçilmiş kaftan. 80 cm’e kadar donabilen golün 124 kilometrekarelik dev bir oyun alanı yaratması meraklılarını buraya çekiyor. Ayrıca, donan golde drift etkinlikleri de düzenleniyor. Bizi mest eden faaliyet, buz üzerinde at kızağı ile tur idi.

Kars’a hala gitmediyseniz ister yaz, ister bahar, sonbahar, ister kış mutlaka gidin.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar