Facebook ta paylaştweet le

İki yıla kalmaz Mersin yeniden yükselişe geçecek

9.4.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Mersin, hiç ama hiç hak etmediği ölçüde az biliniyor. Sağında turizmde dünya çapında bilinen Antalya, solunda yine turizmin odak noktalarından Antakya ve Adana. Kuzeyde Karaman ve Konya. Tekneyle iki saatte Suriye’nin Lazkiye limanındasınız. Onların tam orta yerinde neredeyse Akdeniz kıyılarımızın üçte birini kapsayan sahiliyle Mersin.

Nasıl oluyor da zengin doğal, deniz, flora, geçmiş medeniyetler ve dinler beldesi bu kent önemli bir turizm, ekonomi ve tarih merkezi olarak sivrilemedi, gölgede kaldı bir türlü aklım almıyor.

Palmiye ağaçlarının bu kadar yoğun ve sık aralıklarla dikilmiş olduğu başka bir kent görmedim. Belediye, kendi imkanlarıyla yetiştiriyormuş. 2011’de faaliyete açılan Mersin Marina, Doğu Akdeniz’in en büyük marinası. 500 yatlık deniz ve 500 yatlık kara bağlama kapasitesine sahip.

Atatürk ve eşi Latife Hanım 1925’de Mersin’i ziyaret ettiklerinde kaldıkları ev kentin tam merkezinde.

*

Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, eşi Meral hanım ve yakın çalışma arkadaşı Bedrettin Gündeş, sohbetimizde, geleceğe dönük umutlu ve iyimser olmamız için gereken gerçekçeleri sağladılar. Türk, Arap, Kürt ve Türkmen Yörükler Mersin mozaiğini yaşatıyorlar. Levanten etkisi hala hissediliyor. Bu farklı etnik, dini ve kültürel çeşni Mersin’in zenginliği ve bunları bir arada yaşatma özel beceri gerektiriyor. Nice’in Promenade’ini andıran sahil şeridi, kafeler, kedi evleri, fiziki egzersiz noktaları, sanatsal heykeller belediye tarafından yapılmış, düzenli bakımı yapılıyor. Her birisi kentin gurur abidesi gibi. Metronun başlatılması çalışmaları da süratle ilerliyor.

Çok üzüntü verici ama gerçek olduğunu yerinde gözledim. Bediyenin iş yapmaması için mevcut iktidar ve onun yerel yöneticileri ellerlinden geleni yapıyor, önemli projelere engeller çıkartıyorlar, merkezden aldıkları talimat gereğince. Belediye şirketlerinin yönetimini belirleme yetkisini Başkandan alıp Meclislere verme yolunda atılan adımlar, hayli ilginç. Yeni bir dönemin habercisi gibi.

Başkan Seçer, kısıtlı kaynakları kullanarak ve israfı ortadan kaldırarak çok değerli hizmetler yaptıklarını, aslında Mersin’in çok zengin bir kent olduğunu, ama gelir dağılımında adaletsizliğin hat safhada olduğunu söylüyor. Pandemi sürecinde ‘Evde Bakım’ hizmetini de devreye almışlar. Seçer, “Özellikle pandemi dolayısıyla yurttaşların çocukları, yakınları gidip ailelerine bakamaz duruma geldiler. Ya aileleri yaşlı, ya bakıma muhtaç ya rahatsız, günlük bakımını yapamayacak halde. Biz bu insanların evde bakım hizmetlerini görüyoruz” diye konuştu. Ekonomik sıkıntılar yaşamalarına rağmen belediye hizmetlerini aksatmadan sürdürdüklerini, hatta bütçeye ağır yük olan, devraldıkları borcu da azalttıklarını belirtti.

 

Komşularından geride

“Türk Rivyerası” denilen Akdeniz sahilinde coğrafya, deniz aynı deniz, mutfağı gerçekten şahane, tarih desen her yer antik kalıntılar ile dolup taşıyor. Komşuları alıp başını gitmişken Mersin’in ulusal ve uluslar arası trafiğin, yatırımcı radarının dışında kalmış olmasını anlamak güç.

Belki de bunun ana sebeplerinden birisi, Mersin'e yıllar boyunca bir türlü havalimanının yapılmaması. Her ne kadar etkileyici ve iç gıdıklayıcı olursa olsun, önce 1,5 saat Adana'ya uç, oradan 1 saatte Mersin merkeze geç, sonra asıl turistik, gastronomi ve tarihi güzelliklerin olduğu Tarsus, Erdemli ve Silifke taraflarına gitmek için de bir saat daha yol yap. Doğrusu, insan daha gitmeden, dinlerken gözünde büyüyor, vazgeçiyor.

Bana anlatılanlara bakılırsa, iki yıla kalmaz Mersin kendi havaalanına kavuşacak. O zaman ciddi bir sıçrama yapması bekleniyor. Ama hesapsız, plansız ve estetik, tarihi değerlere özen göstermeden çarpık şekilde büyüyecekse, belki şimdiki halinde kalması, dış dünyaya fazla açılmaması daha iyi bile olabilir.

 

 

 

Böyle tarih başka ülkede olsa…

Ünlü Yumuktepe Hoyuğu’nde yapılan arkeolojik çalışmalar, burada insan varlığını M.Ö. 6300 kadar uzatıyor. Mersin’in bilinen en eski adı “Kızzuvatna“. Hititlerise “Kue” ismini vermişler. Antik Yunanlar ise “Zephyrion” olarak isimlendirmiş. Roma imparatorluğu döneminde “Hadrianus” adını almış. Klasik devirde ise“Kilikya” olmuş. Daha sonraları Mısırlı Tolunoğulları, Bizanslılar, Ermeni Krallığı, Memlûkler ve 1473’de Ramazanoğulları Beyliği tarafından fethedilmiş, Osmanlı egemenliğine ise 1517’de girmiş.

Antalya sahilini aratmayan, hatta daha çekici sahil şeritleri, koyları, Narlıkuyu’da balık ızgara, Kızkalesi’nin altın kum plajından emsalsiz görünümü, Limonlu, Susanoğlu gibi etkileyici turistik mekanlar. Taşucu, Kıbrıs feribotları, Silifke. Mersin İdmanyurdu. Tarsus’taki tarihi evler, Saint Paul kuyusu, Hazreti Danıyal’ın mezarı.

Tarihi milattan öncelere dayanan antik kentler ve eserler: Soli Pompeiopolis Antik Kenti, Saint Paul Kilisesi, Tarsus Yedi Uyurlar Mağarası, Tarihi Tarsus Evleri, Aya Tekla Kilisesi, Cambazlı Kilisesi, bundan yaklaşık 1500 yıl önce inşa ettirilen ve Türkiye’nin en büyük kalelerinden biri olan Mamure Kalesi, Anamurıum Antik Kenti, Adam Kayalar, Kanlidivane, Uzunca Burç. Hem Toros yaylalarını hem de bu tarihi eserleri bilge insan Bedrettin Gündeş eşliğinde gezdik.

 

Bugünkü Mersin deyince…

Önce, gerçekten lezzet ve bol kepçe ince durum içinde tavuk ya da et ile yapılmış tantuni keyfi geliyor. Özel hazırlanan tandır lavaşının arasındaki leziz küçük etlerin baharat ve soğan ile harmanlanması ile ortaya çıkan lezzet. Biraz yoğun yağlı ve baharatlı olan bu simgesel yemeği daha hafif bir hale getirmek isterseniz yoğurtlusunu tercih edebilirsiniz.

Dürüm halinde hazırlanan tantuni küçük rulo dilimlere bölerek üzerine yoğurt dökülüyor. Yoğurdun üzerine ise tereyağı ile kırmızıbiberin birleşimi olan sos ile servis ediliyor.

Bir diğer ünlü lezzet ise tatlıların şahı kerebiç. Coven otu aroması ile tadımı müthiş. Krema köpüğü ile sunulan bu tatlı, fıstıklı ve cevizli hazırlanıyor. Kurabiyeyi andırıyor. Ya Has Develiler, Hayri usta ya da dondurmacı Halil istikametini bulun. Tabi ki diyetinizi birkaç saatliğine askıya alarak.

Mersin’de Ciğerci Yakup ve Bahattin’i görmeden ayrılmayın. Gelenlerin masasını öyle ikramlar ile donatıyorlar ki… Biberli lavaş ekmekleri mi dersiniz, biberli soğan, mevsim salatası, acılı ezme, sumaklı soğan, koz salata ve ciğer şişler.

 

 

Tarsus’un muazzam potansiyeli

Kentin girişinde bizi Mısır Kraliçesi olan VII. Kleopatra’nın, o dönemlerde sevgilisi olan General Antonius ile buluşmak üzere geldiği Tarsus’ta adına yapılmış bir kapı karşılıyor. Hem Kleopatra Kapısı, hem de Deniz Kapısı olarak biliniyor bu kapı.  Bizans Dönemi’nde yapılan kapıda Horasan harcı kullanılmış. Kapının kenar kısımları at nalı biçiminde. Yüksekliği 6.17 metre, genişliği ise 6.18 metre.

Tarsus Evleri, iki katlı olarak sadece ahşap kullanılarak değil taş ve kerpiçten de yapılmış. Oldukça eski dönemlere uzanan evlerin birçoğunun tarihi bilinmiyor bile. Mersin, sıcak bir şehir olduğu için evler yazın serinde yaşanılabilir hale getirilmiş. 300 tanesi tescilli olan evlerin toplam sayısı 600’u geçiyor.

Hala önemini ilk günkü gibi koruyan bu evlerin üst katında ev ahalisi yaşarken alt kısmında eşyalar ve yiyecekler depolanıyor. Adana’da yetiştirilen pamuklar da zamanında bu evlerde saklanmış.

Yılın her günü oldukça canlı olan Kırkkaşık Bedesteni, önemli bir siyasi merkez, birçok kültürün de birleşim noktası. Bedesten, 1579’de Ramazanoğulları Beyliğinden Piri Paşa’nın oğlu İbrahim Bey tarafından inşa ettirilmiş. İsmini yapının dış cephesindeki kaşık süslemelerinden almış. İçinde toplam 21 oda ve 7 tane de kubbe var.

Tarsus, aynı zamanda St. Paul’ün doğup yaşadığı bir mekan. Roma vatandaşlık haklarına sahip Yahudi bir aristokrat ailenin üyesi olarak dünyaya gelmiş. O zamanların felsefe okullarından bir tanesi burada kurulmuş. St. Paul ilk olarakburadaeğitimalmışvedevamındaiseKudüs’egiderekgörüşlerinigeliştirmiş.

Hıristiyanlık ile ilk tanıştığında onun yayılmasına karşı çaba göstermiş, Hz. İsa’ya güvenen insanları dinden geri döndürmeye çalışmış. Rüyasında Hz. İsa’yı görünce keskin bir dönüş yaparak Hıristiyanlığı kabul ediyor, hayatının kalan bölümünde bu dinin yayılması için çaba sarf ediyor. Roma İmparatorluğu topraklarının çok büyük bir kısmını dolaşıyor bu amaçla.

Onun bu çalışmalarından rahatsız olan Romalılar Aziz Paul’ü tutuklayıp, yargılanmak üzere Roma’ya götürmüş, orada yaşamına son verilmiş. Tarsus ve Aziz Paul İncil’de yer alıyor, Hıristiyanlık için bu Anadolulu çok önemli bir şahsiyet. 18 metre derinlikteki St. Paul Kuyusu olarak bilinen yapı, onun yaşamını sürdürdüğü düşünülen evin avlusunda yer alıyor. Antik Caddesi’ne 200 metre mesafede.

Bana kalsa sadece Aziz Paul kuyusu ve Hazreti Daniyel’in mezarı esas alınarak inanç turizminde iyi bir hikaye ve düzenleme ile Tarsus’u uçururum. Dünya Hıristiyanlarının kutsal bir haç mekanı haline getirmek mümkün.  Anlaşılan, mevcut yönetim böyle bir dini konumlandırmaktan ve Mersin’in antik tarihinin öne çıkartılmasından pek hoşnut değil.

Mersin’in değerli eserlerinden Kızkalesi’nin hikayesi de son derece çarpıcı geldi bana. İstanbul’daki Kızkulesi hikayesi ile benzerlik şaşırtıcı. Korykos’un o zamanlardaki kralı bir kız çocuğu olması için dualar ediyor. Bu isteği gerçek oluyor, güzel mi güzel bir prenses doğuyor. Herkes tarafından sevilen bu genç kızın, bir yılan tarafından sokulacağı kehanetinde bulunuyor bir falcı.  Kehanetin hiçbir şekilde bozulmayacağı da söyleniyor. Kral, kızını korumak için bir kale yaptırıyor ve onu kara ve yılanlardan uzakta denizin ortasında inşa ettirdiği bu kaleye gönderiyor. Ancak kehanet yine gerçekleşiyor. Kaleye giden bir meyve sepetinin içerisine saklanan yılan genç kızı sokuyor, öldürüyor.

Şahmeran efsanesi de oldukça etkileyici. Baş yılan anlamına gelen Şahmeran bir erkeğe aşık oluyor. Kralın oğlu, belden aşağısı yılan şeklinde olan Şahmeran ile evlenmek istiyor. Babası da oğlunun üzülmesine dayanamadığı için evliliğe rıza gösteriyor.

Ancak Kral’ın çevresindeki bu evliliği istemeyen devlet adamları Şahmeran’a oyun kurarak, gelinlerin evlenmeden önce hamama gitmelerini söyleyip, oraya götürtüyorlar. Ve bu başyılan göbektaşında kesilerek öldürülüyor. Göbektaşı ve duvarlarda kan izleri hala duruyor. Tarsus’ta oldukça önemli bir simge haline dönüşmüş olan Şahmeran’ın hikayesini, resimlerini her yerde gördük, dinledik.

 

 

Hazine var mı?

Tarsus’ta MİT ve özel harekat polisleri gözetiminde Ankara'da oluşturulan 20 kişilik özel ekip tarafından 2016’da başlayıp bir yıl süren kazının yapıldığı 'gizemli ev' olarak adlandırılan eve, defineci olduklarından şüphelenilen ve kimliği belirsiz kişiler hala girip çıkıyormuş.

Terk edilen evde hala St. Paul'ün İncili ve Kral Dakyanus'un hazinesi için kazı yapıldığı söyleniyor. Gerçi, 82 Evler Mahallesi'nde 3. derece arkeolojik SİT alanında gerçekleştirilen kazı çalışmalarına ilişkin 2 Kasım 2017 tarihli uzman raporunda, 1 adet bronz sikke, kırık sütun parçası, etütlük durumda seramik parçaları haricinde ciddi bir kültür varlığına rastlanmadığı söyleniyordu ama bulgular ile ilgili gizem devam ediyor.

 

Mersinli Levantenler

Sadece farklı etnik gruplar değil üç din de halen yan yana yaşıyor Mersin’de. Gayrimüslim nüfusun yoğun olduğu mezarlıklarında dahi Hıristiyan, Müslüman ve Museviler birlikte yatıyor.

Levanten kelimesi, Fransızcadan gelen "Levant" kelimesinden türemiş. Günümüzde daha çok Suriye, Lübnan, Ürdün ve İsrail için kullanılsa da, eskiden anlamı "İtalya'nın doğusundaki Akdeniz" olarak daha geniş bir coğrafyayı belirtiyordu.

Hem Bizans, hem Osmanlı döneminde yerli halktan ziyade İtalyan, Latin, Fransız gibi batı Akdenizliler kastediliyor. 18. ve 19. Yüzyıllarda ise bu kelime Orta ve Kuzey Avrupa’dan gelerek yerleşen yabancıları da kapsamaya başladı.

Sanayileşme sonrası ham madde arayışına geçen Avrupalı devletler, Osmanlı'nın İzmir, Mersin, Antalya gibi Akdeniz kıyılarında nüfus varlıklarını artırdılar.

Mersin'de yüzlerce Levanten izi var. Yaşayan levantenler, kiliseler, taş binalar, mezarlıklar bunların başını çekiyor. Çoğu, Çamlıbel ve Uraysemtlerinde oturuyorlar. Yenişehir ve Mezitli’de de izleri var.

Hala bu kentte ikamet eden Levanten aileleri şunlar: Levante, Montavanı, Babını, Brecotti, Şaşatı, Vitel, Talhuz, Antoine-Mirzan, Nadir, Rexya, Soysal, Hisarlı, Kokaz, Daniel, Kokalakis, Yalnız.

Levantenlerce yaptırılmış hanlar ve konaklar, günümüzde hala görülebilir. Mersin Latin İtalyan Katolik ve Ortodoks Kilisesi hala faaliyette. Fakat Katolik cemaatin bir kısmı Maruniler gibi Avrupalı olmayan, yani asıl Levanten olmayan toplumlardan.

 

Liman ve nükleer santral

Türkiye’nin en büyük yük limanı neredeyse kentin tam içinde yer alıyor. Bölge ekonomisi için kritik önemde ama yer seçiminin isabet derecesi sorgulanmalı. Şimdi denize doğru dolgu yoluyla genişletilmesi düşünülüyor. Planlara işlenen ve mevcut limanın altı kat büyüklüğündeki yeni liman yapımının başlatılmayarak mevcut limanın genişletilmesi, Mersin kamuoyunun büyük tepkisini çekiyor.

Mersin Limanı, Türkiye’nin güney bölgelerinin dünyaya açılan en önemli kapısı. Ankara, Gaziantep, Kayseri, Kahramanmaraş, Konya gibi sanayileşmiş kentler ile Suriye, Irak ve Bağımsız Devletler Topluluğu ülkeleri gibi sınır komşusu olan ülkelere, demiryolu ve karayoluyla bağlı olan liman Ortadoğu ve Karadeniz’le olan aktarma ve hinterlant bağlantılarıyla, Akdeniz Bölgesindeki ana konteyner limanlarından birisi.

Bu liman, gerek toplam iş hacmi gerekse de yarattığı istihdam ve gelir ile Mersin ekonomisine ciddi katkılar sağlıyor.

2007’ye kadar TCDD tarafından işletiliyordu. Akfen Holding ve PSA International ortaklığında 36 yıl süreyle devralındı. Limanın hissedarları arasına 2017’de Avustralyalı Fon Şirketi IFM de katıldı. Akfen elindeki yüzde 50 hissenin yüzde 40’ini PSA VE IFM’ye 869 milyon dolar karşılığında sattı.

Amerikan İç Savaşı sırasında sanayileşmiş Birleşik Devletler ve Batı Avrupa'nın pamuk ihtiyacı Birleşik Devletler ile savaşan Konfedere Devletleri tarafından karşılanamayınca bu dönemde Çukurova, Amerika kökenli bir ürün olan pamuğun yeni yeni yetiştirilmesiyle cazip bir merkez olarak öne çıktı. Liman, taa o zamandan bu yana kentin en stratejik varlığı.

Türkiye’nin ilk nükleer santralı de burada, halen inşa halinde. Akkuyu’da Rus şirketi Rosatom, ilk reaktörün 2023’de faaliyete geçeceğini açıkladı. Akkuyu ve daha sonra Sinop nükleer santrallerinin her ikisi de dörder reaktörden oluşacak.

Akkuyu, 1.200 MW’lik dört reaktörü mevcut plana göre 2025’de tamamlandığı zaman 4.800 MW kapasiteye ulaşacak ve yıllık ortalama 35 milyar kilovatsaat elektrik üretebilecek.

Mersin halkı ya da yerel yönetimi neredeyse hiç istişare yapılmamış proje geliştirilirken. Uygulanırken de öyle. Bu, büyük bir handikap zira santralın ömrü enaz 40-50 yıl ve yerel destek olmadan sorunsuz işletilmesi mümkün olamaz.

 

***

Mersin’den ayrılırken şu soru kafamda hala çınlıyordu: “Böylesi zengin tarihi, ekonomisi, mutfağı, denizi, yaylaları, stratejik coğrafi konumu olan bir kent nasıl olur da hala potansiyelinin çok gerisinde kalıyor?”

Havaalanı, liman genişlemesi ve nükleer santral tamamlandıktan sonra, bir de kenti tarihi, dini, doğal, deniz ve mutfak kültürü akıllıca markalaştırılırsa, uluslar arası pazarlara sunulursa, 2023 sonrası uçuşa geçmiş bam başka bir Mersin görürseniz şaşırmayın. Türkiye’nin narenciye deposu olan Mersin, kargo taşımacılığını da kapsayan havaalanı ile, tarıma dayalı sanayinin gelişmesini de beraberinde getirecek.

Ve bu günden geleceğin Mersin’ine yatırım yapmayı, bu yeterince keşfedilmemiş cevheri gezmeyi unutmayın.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları 13 Mayıs 2021 Perşembe. Aşk . Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 12 Mayıs 2021 Çarşamba. Aşk . Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 11 Mayıs 2021 Salı. Aşk . Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 10 Mayıs 2021 Pazartesi Aşk . Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 8-9 Mayıs 2021 Cumartesi.Pazar Aşk . Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Yazarlar