Facebook ta paylaştweet le

Cumhurbaşkanı’nın faiz indirimi baskısı altını yükseltiyor

22.4.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündemindeki olay ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı. Kışlalı, Coronovirüs salgınında vaka ve vefat sayılarında yaşanan artış, Cumhurbaşkanı Erdoğan “Enflasyonun baş sebebi olarak ‘faizi görmesi ve indirilmesi gerektiğini’ söylemesine rağmen” Merkez Bankası’nın faizi indirmemesi, Montrö bildirisine imza atan generallerin orduevlerine girmelerinin yasaklanması, lojmanlarından çıkarılmaları, seçim anketleri konularında açıklamalarda bulundu.  İşte görüşleri…

 

GÖZLEM – Pandemi konusunda Sağlık Bakanı’ndan başta “Dünyada, Avrupa’da “en başarılı mücadele veren ve sonuç alan ülkelerin başındayız” açıklamaları gelirken, birdenbire ne oldu da “Vaka ve vefat sayısı” sayısı bakımından Dünya ve Avrupa ülkelerinin en önüne geçtik; görüşünüz?

K – Sağlık Bakanı ve diğer yetkililerin “başarı hikayeleri” gerçeği yansıtmıyor. Algıya yönelik. İktidar zaten kötü durumda olan ekonominin daha da kötüye gitmesini engelleme gerekçesiyle gerekli önlemleri etkin bir şekilde almadı. Buna karşın hem ekonominin daha da kötüleşmesini engelleyemedi, hem de Pandemi ile mücadelede dünyanın en kötü ülkelerinden biri haline geldik. Sadece geçen yılın Ekim ayında bile toplamda 2-4 hafta tam kapanma kararı alınmış olsaydı, bugün hakikaten de diğer pek çok ülkeye nazaran çok daha iyi bir durumda olabilirdik. Hem de çok daha küçük bir maliyetle. Ekonomi de bu kadar bozulmazdı.

 

GÖZLEM – Pandemi’nin başlangıç günlerinden beri “alınan tedbirleri eksik bulan ve açıklamalarındaki rakamları kabul etmeyen” Türk Tabipler Birliği Başkan ve yöneticilerine, ağır eleştiriler yöneltilmiş, MHP Genel Başkanı “Hainler” diyerek TTB’nin kapatılmasını istemişti. Bugün “onların ne kadar haklı oldukları” ortaya çıktı. Sağlık Bakanlığı’nın kurduğu “Bilim Kurulu” ise hâlâ sessiz; ne diyorsunuz?

K – Başta MHP olmak üzere iktidarın Türk Tabipler Birliği’ne yüklenmesinin baş nedeni zaten “onların ne kadar haklı olduklarını” bilmeleriydi. Ancak TTB’nin alınmasını istediği önlemleri alamayacağını bilen iktidar onun yerine TTB’yi “düşman” gösterip bir algı operasyonu yapmak istedi. Tabii söz konusu olan, siyaset gibi bir sosyal bilim değil de tıp gibi bir mutlak bilim olunca, her ne kadar hâlâ sürdürmeye çalışıyor olsalar da, algı operasyonları, 60 binleri geçen vaka sayıları, Pandemi’nin dehşetle izlenen ilk günlerindeki 100’lü rakamlarını üçe katlayan ölüm vakalarıyla, en hafif deyimiyle “boşa çıkmış” oldu. Bilim Kurulu hâlâ “sessiz” çünkü Sağlık Bakanlığı’na bağlı olması gereği tarafsız ve dolayısıyla bilimsel olamaz.

 

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı Erdoğan “Enflasyonun baş sebebi olarak ‘faizi görmesi ve indirilmesi gerektiğini’ söylemesine rağmen” Merkez Bankası bir türlü faizi indiremiyor; bundan önceki başkan “yukarı çekmişti”, yeni Başkan da “o seviyede” sabit tuttu. Buna karşılık altın yükselmeye devam ediyor, Dolar ve Euro “stabil” bir çizgide… Bu tablo değişebilir mi, faizin düşürülebilmesi mümkün mü?

K – Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sadece kendisinin inandığı ve ne kadar çok tekrarlarsa gerçekleşme ihtimalinin o kadar artacağına olan inancını yitirmediği teorisi sizin de söylediğiniz gibi “Yüksek enflasyonun nedeni yüksek faizlerdir. Faizi indirirseniz enflasyon da iner” söylemidir. Ancak ekonomik gerçekler bu olmadığı için, Cumhurbaşkanı’nın teorisini destekleyen ve Merkez Bankası Başkanı olmadan köşesinden bıkıp usanmaksızın “Faizlerin indirilmesi” çağrısı yapan Şahap Kavcıoğlu bile, göreve geldiğinde “sıkı bir para politikası izleyeceği” yani “faizleri indirmeyeceği, enflasyonun üzerinde tutacağı” mesajını verdi. Ancak faizlerin yüzde 19’da bırakıldığı son Para Politikası Kurulu toplantısı metninden, bir önceki metinde yer alan “Gerekmesi durumunda ilave parasal sıkılaşma yapılacaktır” ve “Sıkı para politikası duruşu kararlılıkla sürdürülecektir” cümlelerinin çıkartılması ve bunun da ötesinde artık iç dış tüm piyasa oyuncularının, Cumhurbaşkanı’nın eninde sonunda “faizlerin indirilmesi” yönünde baskı yapacağını bilmesi, “faizlerin vaktinden önce indirileceği” kaygısıyla altın ve döviz kuru gibi faize alternatif yatırım araçlarının fiyatlarının yükselmesine veya yüksek düzeyde kalmasına neden oluyor. Tüm bu tabloya bir de ekonominin içinde bulunduğu kötü durum ve borçlanma ile ilgili kaygılar eklenince, fiyatların yakın gelecekte düşmeyeceği anlaşılıyor.

 

GÖZLEM – “Görevdeyken” Ege Denizi’ni ve Doğu Akdeniz’i teslim etmeyen başta eski Deniz Kuvvetleri Komutanı “or’lar dahil” Amirallerin orduevlerine girmelerinin yasaklanması, lojmanlarından çıkarılmaları, korumalarının kaldırılması ve “o yaştaki” amirallere “elektronik kelepçe takılması” konusunda görüşünüz?

K – Hiç şaşırmıyorum. Aklı başında kimsenin de şaşırmaması gerekir. İktidar bu değerli insanları “düşman” olarak görüyor ve ellerine geçen her fırsatta hem ibreti alem olsun diye, hem de hiç dinmeyen hınçlarını çıkarmak adına her çeşit eziyete maruz bırakarak “cezalandırmaya” çalışıyor. Öte yandan yapılan tüm bu haksızlıkların ve vefasızlıkların, ola ki “hâlâ iktidar yanlısı olup durumu kavramamış saf vatandaşların fikirlerini değiştirmelerine bir faydası olabilir” diye bıkmak usanmaksızın geniş kitlelere duyurulmaya çalışılması gerekiyor. Ancak maalesef bu noktada da bu görevi üstlenecek muhalif medya baskılar karşısında zor durumda. Sesi yeterince gür çıkamıyor. Bunda muhalefet partilerinin, iktidarın aksine, medya gücünün önemini hâlâ yeterince kavrayamamış ve kendi medyalarını yaratamamış veya muhalif medyaya gerekli desteği, imkânları olduğu halde, sağlayamamış olmalarının büyük payı var. Malzeme var. Muhalefet çalışıyor. Ama bu gücü kararsız veya samimi iktidar seçmenine aktaracak mecralar, ellerinde maddi imkânları da bulunan muhalefet partileri tarafından yeterince desteklenmiyor.

 

GÖZLEM – Muhalefetin sorduğu “128 milyar dolar için” iktidar ve AKP kanadında birbirini tutmayan açıklamalar yapıldı, “Merkez Bankasında duruyor” dendi, “Döviz piyasasında satıldı” dendi, “Sağlık ihtiyaçlarına harcandı” dendi… Muhalefetin ekmeğine yağ süren “bu tutarsızlık” sizce neyi gösteriyor?

K – Bir şey sakladıklarını. Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, Nurettin Canikli gibi AKP kurmaylarının ve Merkez Bankası Başkanı gibi bürokratların tüm ifadelerine karşın iktidar, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve konudan anlayan tarafsız uzmanların sorduğu şu çok basit sorulara açıkça yanıt veremiyor: “TC Merkez Bankası hangi kuruma, hangi tarihte, ne miktarda ve fiyattan döviz satışı yaptı? Bu kurum/kurumlardan döviz alan kamu bankaları aynı gün içerisinde döviz piyasasına ve müşterilerine hangi fiyattan ne kadar döviz sattılar? Kamu bankalarının o günkü alış maliyetinden daha düşük fiyattan yapılan satışlar varsa bunlar kimlere yapıldı?” İktidar, satışları “Bu soruların yanıtları hiçbir ülkede açıklanmaz” diye savunuyor ama eski Hazine Müsteşarı İbrahim Çanakçı “Bu açıklamalar halkı yanıltıyor. Satan varsa mutlaka bir alan da vardır” diyerek bu gerekçeleri boşa çıkarıyor. Merkez Bankası’nın döviz rezervleri, Mart 2019’dan itibaren Cumhurbaşkanı’nın “Yüksek enflasyonun nedeni yüksek faizlerdir” teorisini bürokrasiye uygulatmaya soyunan Hazine ve Maliye Bakanı damat Berat Albayrak’ın yönlendirmesiyle satılmaya başlandı. Amaç “faizler enflasyonun altında kalacak şekilde indirilirken kurların artmasının engellenmesi” idi. Konuyu ilk olarak gündeme getiren ekonomistlerden Uğur Gürses, “Rezervler peşkeş mi çekildi, çarçur mu edildi?” sorusuna hafta içinde Cumhuriyet Gazetesi’nde verdiği söyleşide “Çarçur edildi ifadesini birinci sıraya, peşkeş çekildi cümlesini ikinci sıraya koyarım, çünkü bilmiyoruz. Bunu (kime, ne kadar, kaça satıldığını) bize açıklarlarsa peşkeş çekilip çekilmediğini anlayabiliriz” yanıtı verdi. Merkez Bankası’nın önceki Başkanı Naci Ağbal 200 puanlık faiz artışı sonrası görevden alınmıştı ancak yeni Başkan faizi indirmeyince Ağbal’ın görevden alınmasının nedeninin bu olmadığı ortaya çıktı. Gürses’in, Ağbal’ın görevden alınmasıyla ilgili “Meselenin sadece faiz olduğunu düşünmüyorum... Muhtemelen bu 128 milyar dolar meselesi de can sıkmış olabilir. Naci Ağbal muhtemelen bu konuda ne olduğunu soruşturmuş olabilir” ifadeleri de, bizim geçen hafta söylediğimiz gibi aslında Naci Ağbal’ın görevden faizleri arttırdığı için değil, “128 milyar liranın nereye gittiğine ilişkin bir çalışma başlattığı için” alındığını, dolayısıyla da bu konunun iktidar açısından çok “hassas” ve “hayati” bir konu olarak görüldüğünü ortaya koyuyor.

 

GÖZLEM – Anketler, hem “tek” olarak Erdoğan’ın “rakipleri olacak” adaylar karşısında, hem partisi AKP’nin ve “gönüllü ortak” MHP’nin oylarında büyük düşüş olduğunu gösteriyor. “toplam” oylarda Millet İttifakı’nı (CHP + İYİ Parti) Cumhur İttifakı’nı (AKP + MHP) geçmiş görünüyor, yorumunuz?

K – Bu kamuoyu yoklamalarının ülkenin bugünkü seçmen yapısını kısmen doğru yansıttığını düşünüyorum. Ancak burada iki konu beni düşündürüyor. Birincisi seçmenlerin yüzde 88’inin ülkede bir ekonomik kriz olduğunu ifade ettiği; seçmenin “Asla oy vermem” dediği 2. partinin yüzde 27,7 ile AKP’nin çıktığı; AKP’lilerin yüzde 53,7’sinin bile kararların Meclis’te alınmasını istediği bir tabloda nasıl oluyor da Cumhur İttifakı hâlâ Millet İttifakı ile başa baş oy potansiyeline sahip olabiliyor? İkinci konu, bahsettiğiniz bu şartlar ve tablo karşısında acaba iktidar seçime gitmeyi göze alabilecek mi, yoksa başka seçenekler mi arayacak?

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar