Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Beni rahatsız eden toplum konuları…

9.3.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Yazılı ve görsel basını her gün iyi takip eden bir yazarım. Takip etmem de gerek tabii… Ancak okuduğum bazı konular ve sonuçları beni çok fazla rahatsız etmeye başladı. Belki iyi niyetlerle yapılmak isteniyor fakat fayda ve zarar dengesi iyi irdelenmediği için sonu da iyi olmuyor.

Gelelim rahatsızlık veren konulara. Bunlardan biri yapılan özelleştirmeler. Özelleştirmeleri başta bende destekliyordum. Zira Devlet kadrolarından geliyorum. Uzun süre üst görevlerde bulundum. Sistemdeki zaafları, aksayan yönleri biliyorum. Yönetim kadrolarına siyasi tercihlerle ehliyetsiz kişiler getiriliyor. Kurum iyi yönetilmeyince zarar ediyor.

Yine başa dönüyorum… Önce ülkenin ekonomik üretim planlamasının çok iyi yapılması gerekiyor. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), üretim planlamasını bir ölçüde kontrol altında tutuyordu. Ancak, devletin bağımsız ve güçlü "Kontrol" mekanizmalarından öncelikle siyasi iktidarlar hiç hoşlanmazlar. Ve daima bu “bağımsız” kurumların gücünü azaltmak, onları kendilerine bağlamak için çabalarlar. Geldiğimiz noktada ne oldu, DPT gibi kurumlar büyük ölçüde pasifize edildi.

Kamunun ekonomik kurumları

Devlet özelleştirme adı altında kamuya ait önemli kuruluşları sattı. Öncelikle, karlılık dereceleri yüksek kuruluşları, insanların ve ülkenin menfaati korunmadan satıldı. Fabrikalar, kupon araziler, gayrimenkuller, rantı yüksek olanlar “Özelleştirme” adı altında satıldı. Sebep, bütçeye gelir. Aslında bütçeye gelirden ziyade, siyaset ve siyasetçinin geleceği için ihtiyaç olan kaynağı oluşturmaktır amaç. Satışta, devlet zarar etmiş, alan başka türlü değerlendirmiş veya ödemesini yapamamış hiç kimsenin umurunda olmadı.

Özelleştirilen kuruluşlara bakın, Türk Telekom, fabrikalar, kooperatifler… Ne varsa… Devlet tarafından kurulan bu kurumlar iyi işletilmediği için zarar ettiler. Zarar etseler de kamu yönünden işsizliğe çare olduğu da düşünülmeden satıldı. Özelleştirmeden kurumları alanlar yapılan sözleşmelere aykırı aykırı davranarak binaları, arsaları, gayrimenkullerini satıyor. Ne garanti ettikleri yatırımları da yapmıyorlar.

Evet, devlet yerine göre kurumları özelleştirmelidir. Ancak planlı bir şekilde yapmalıdır. Özelleştirilen tesis, geliştirilecek, modernleştirilecek, üretim kalitesi yükseltilecek ise satılmalıdır. İş ve aş üretecekse, işsizliğe çare olacaksa satılmalıdır. Ama Türkiye’de yapılan özelleştirmelerin çoğu böyle olmadı. Bir defa acele ediliyor. Özelleştirilen özelleştirilmesinde acele edildi. Satıldıktan sonra da takip edilmedi, gelirlerin tahsisinde gecikmeler yaşandı. Misal Gümüldür’deki Turizm Bakanlığı’nın bir oteli kiraya verildi. Ancak kira gelirlerinin tahsil edilmesinde güçlükler yaşanmaya devam ediyor.

Bu yalnız örneklerden biridir. İnşallah düzelir. Şimdi de şeker fabrikaları toptan satılıyor.

Ekonomist, maliyeci, bürokrat ve siyaset adamı çok saygın bir insan Burhan Özfatura diyor ki, “Satalım ama gelin bunları alkol fabrikası haline çevirelim ve ürettikleri otomobil sektöründe yakıt olarak kullanılsın ve çevre kirliliğinin önlenmesine de katkıları olsun… Yahut çok sıkı maddeler koyalım. Alanlar şeker üretimini artırsın, teknoloji geliştirsin, ülke ihtiyacı karşılansın ve ihracat yapılsın…”

Özelleştirme sonrasında bu şeker fabrikalarının sonu ne olacak hep birlikte göreceğiz. Sonucu ben söyleyeyim, satılacak bir müddet sonra fabrikalar kapanacak. Neden mi? Çünkü bu fabrikaların gayrimenkulleri yani arsaları ve mücavir alanları var. Bu fabrikaların çoğu şehir merkezlerine çok yakın yerlerde değerli arsalar üzerinde bulunuyor.

Özelleştirmenin karşısında değilim, ancak tarzına ve kötü sonuçlarına karşıyım. Ülke ekonomisine zarar verilmesinden endişeliyim.

Tarımda gelinen nokta

Türkiye, tarım üretiminde kendi kendisine yeten ülkelerden biriyken bugünkü "rezalete" bakını.

Buğdayı, arpayı, cevizi, kuru fasulyeyi, nohudu, aklınıza gelen ne varsa hepsini ithal eder duruma düştük. Bu nedenle Türkiye’nin hızla siyasi ve ekonomik tercihlerini değiştirmesi lazım.

Türkiye’yi kurtaracak tek çare "Üretim…Üretim…Üretim" dir.

İkinci husus ise, yok siyasi istismar aracı, yok kötü yönetimler diyerek “Tu kaka” yaparak kapattığımız "TARIMSAL KOOPERATİFLER" konusunu tekrar gündeme getirmek. Mevzuatını batı ülkelerindeki sisteme uyarlayarak tarımsal üretimi yerelden başlatmalıyız. Bunun için çok iyi örnekler de var. İzmir Tire’de, Sayın Mahmut Eskiyörük'ün öncülük ettiği "Tire Süt Kooperatifi” mucizesi ile iftihar ediyoruz.

Avrupa ülkelerinde tarım üretiminde tek yetkili bizim tu kaka dediğimiz kooperatiflerdir.

Türkiye tarımda alıp satmak yerine üretip satma politikasını benimsemeli. Hazır mal biter. Ancak teşkilatlanma, planlama, üretim teşviki ve kooperatifleşme tarım üretimini yeniden artırır. Özelleştirilen tesislerde de üretim devamlılığını sağlayacak mekanizmayı kurmalıyız. Sattım ne yaparsa yapsın anlayışını doğru bulmuyorum.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük burç yorumları. 13 Aralık Perşembe, günlük astroloji yazıları. Tüm burçlar ve yükselenleri. Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak,...

Günlük burç yorumları. 12 Aralık Çarşamba, günlük astroloji yazıları. Tüm burçlar ve yükselenleri. Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak,...

11 Aralık Salı günlük burç yorumları. Günlük astroloji ve burç yazıları. 11 Aralık Salı.

Yazarlar
Website Security Test