Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

19 Mayıs; Cumhuriyete gidiş

19.5.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

19 Mayıs 1919 yüzüncü yılına özel Mehmet Emin Elmacı'nın yazısı.

Mehmet Emin Elmacı

(Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü)

Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışını daha ayrıntısıyla ve sonuçlarıyla değerlendirmemiz durumunda ne kadar anlamlı ve önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Zira; Samsun’a çıkış sonrası, aşama aşama gerçekleşenler hem bir ülkenin işgal eden devletlere karşı bağımsızlık savaşının ateşini yakacak hem de yıllardan beri halkın kendisinin kararı yerine hep aynı ailenin kararlarının etkili olacağı ulus egemenliği mücadelesinin de başlangıcı sayılacaktı.    

Biz de bu başlangıcın başına yani Mustafa Kemal Paşa’nın kafasındaki planlarının artık yürürlüğe girmesine karar verdiği 13 Kasım 1918 tarihinde İstanbul’a gelişine gidelim. Öncelikle Mustafa Kemal Paşa’nın 13 Kasım 1918’de İstanbul’a vardığında, yaveri Cevat Abbas Bey’e boşuna “geldikleri gibi giderler” demediğini bilmemiz gerekiyor. Zira o; çok daha önceden kafasında planlarını yapmıştı. O kadar ki; Cevat Abbas’ın anılarında; Mustafa Kemal Paşa’nın trende ellerinde silahlarla İstanbul’a birlikte geldiği tüm askerlere “silahlarınızı bırakmadan evlerinize gidin” uyarısını yaptığını belirtmesi bile amacının ne olduğunu göstermekteydi.

1912’de başarıları ile dünya basınında yer almıştı

Mustafa Kemal, Adana’dan yola çıkarak tren yoluyla geldiği İstanbul’da, Enver Paşa’nın “basın sansüründen” de kurtulmuş ve tanınan bir kişi olarak üst düzey görüşmelerine başlamıştı. Evet sanıldığının aksine; Derne’deki, Çatalca’daki ve Anafartalar’daki başarılarıyla dönemin yerli yabancı basınında kendine yer bulmuş olan Mustafa Kemal Paşa artık tanınan bir kişiydi. O kadar ki; daha 1912’de Fransız L’Illustration, İngiliz Illustrated London News, Servet- Fünun, Şehbal, Resimli Kitap gibi gazetelerde Trablusgar’daki başarılarıyla fotoğraf ve ismiyle kendine yer bulmuştu. Hele Çanakkale kara savaşlarında Arıburnu ve Anafartalar’daki başarıları hem cephede askerler arasında dillere destan olmuş hem de halk arasında yayılmıştı.

O kadar ki; Mustafa Kemal Paşa, bir sonraki görevi Edirne’ye gidişinde hükümet ve halk tarafından coşkulu törenlerle ve ellerinde bayraklar ile “Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Paşa” pankartlarıyla karşılanmıştı. İsmi daha o tarihlerde gazetelerde, şiir ve anı kitaplarında geçmişti. Urfa’da ise 1917 yılında; onun ve şehitlerin adına bir anıt dahi dikilecek kadar tanınan biri olan Mustafa Kemal Paşa’nın 13 Kasım’da İstanbul’a gelişi de ertesi gün bir gazetede fotoğraflı, üç gazetede de ismi ile halka duyurulmuştu. Hem de fotoğrafının altında “Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Paşa” tanıtımıyla. Artık padişah Vahdettin ile Cuma selamlıklarında görüşmeleri gazetelerde haber oluyor ve görevi bitmesine rağmen hala Sadrazam olan Ahmet İzzet Paşa ile görüşüyor ve yeni atanan Ahmet Tevfik Paşa hükümetinin güvenoyu almaması için Meclis’e gelip mebuslarla kulis bile yapıyordu. Tek amacı, ülkesinin önündeki tehlikeyi gördüğünden “kurtuluş” için elinden gelen her şeyi yapmaktı. Yine üç gazetede onunla yapılan mülakatlar çıkmış ve daha o günlerde fikirlerini kamuoyu ile paylaşmıştı.

Bu kısa sürede gazetelerde çıkan görüşlerini kısaca değinirsek sanırım nasıl bir kişilikle karşı karşıya kaldığımızı daha iyi anlarız diye düşünüyorum.

Bir görüşmesinde en iyi siyaseti “her türlü manasıyla en çok kuvvetli olmak” olarak ifade eden Mustafa Kemal, burada sadece askeri silah gücünden söz etmediğini“Benim murad ettiğim manen, ilmen, fennen, ahlâken kuvvetli olmaktır” cümleleriyle anlatmış ve gelecekteki uygulamalarının temelini vermişti.  

Ülkenin içinde bulunduğu durumda tek düşündüğünü de “harbden yaralı çıkan vatanımın yaralarını tedaviye ve devletin varlığının devamına hizmet ve yardım etmek.” Olarak açıklayan Mustafa Kemal, millete düşen vazifeyi de anlatmış ve yeni kurulacak hükümetin mutlaka halkın egemenliğinin onayını alarak, milli iradeye dayanması gerektiğini belirtmiş ve bu zor zamanda bile tek çözümün Meclis-i Mebusan’da ve millet egemenliğinde olması gerektiğini vurgulamıştı.

Mustafa Kemal Vahdettin’den umduğu yardımı alamayacağını anlıyor

Gördüğümüz gibi, Mustafa Kemal Paşa daha o zamanlar bile ulus egemenliğine verdiği önemi çok net olarak kamuoyuna yansıtmıştı. Daha 1918 Kasım ayında açıkladığı bu görüşleri, onun ileride neler yapabileceğinin en önemli göstergesiydi. Nitekim kendisinin de ortağı olduğunu bildiğimiz Minber gazetesinde, 19 Kasım 1918 tarihli “Gizli bir Sima” başlığıyla tanıtıldığı haberde Mustafa Kemal’in “Pek alâ bilirsiniz ki benim bütün hayatımda, bu ana kadar takip ettiğim gaye hiç bir vakit şahsi olmamıştır. Her ne düşünmüş ve her ne teşebbüs almış isem daima memleketin, milletin, ordunun nam ve menafiine olmuştur.” Cümleleri yansıtılmış ve yazar tarafından “Her halde istikbal-i vatan, Mustafa Kemal Paşa’dan büyük hizmetler beklemekte haklıdır” diyerek de gelecekte olacaklar öngörülebilmişti.

Daha 1918’in bu günlerindeki söylemleri bile bize; Mustafa Kemal Atatürk’ün karakterini ne olduğunu çok net yansıtmaktadır. Bizler onun yıllar öncesinde ulus egemenliğini savunduğunu, hatta Cumhuriyet fikrini dile getirdiğini bilmekteyiz. İşte bu düşüncelerdeki Mustafa Kemal düşündüklerini gerçekleştirmek için çalışmalara başladığı İstanbul’da, Vahdettin’den umduğu yardımı, onunla yaptığı 15 ve 29 Kasım ile 20 Aralık tarihli Cuma selamlığı görüşmelerinden umutsuz ayrılmasıyla bulamayacağını anlayacaktı.

Mustafa Kemal aynı zamanda; asker de olmasının gereği olarak, Mondros Ateşkesinin maddelerinin, işgale ortam ve bahane hazırlamak anlamına geldiğinin de çok iyi farkındaydı. Bu amaçla daha önce Veliaht iken bir Almanya gezisinde birlikte olduğu Vahdettin’in padişah olması nedeniyle onun etkisiyle bir şeyler yapılıp yapılmayacağını görmek istiyordu. Ancak Vahdettin’in bir İngiliz gazetesine verdiği “İngilizlere olan sevgisini babasından aldığını” ve “önce Allaha sonra İngilizlere güvendiğini” beyan ettiği sözleriyle kısa sürede bu işin olmayacağını tam olarak anlamıştı. Hükümetin İngilizlerin direktifi ile vatansever İttihatçıları tutuklaması ve İngiliz kuvvetleriyle ortak çalışılmaya başlanması durumu daha da netleştirmişti.

Artık tek amacı; önündeki ilk fırsatta, arkadaşlarıyla görüşmelerinde de kararlaştırıldığı gibi Anadolu’ya geçmekti. Bunun gerçekleşmesi için fırsat da önüne Samsun’daki karışıklıklar üzerine verilen İngiliz notasıyla çıkacaktı. Daha önce hukuksuz, ateşkese aykırı olarak işgal edilen Musul’da, bahane olarak Mondros’un 7.maddesini gösteren İngilizlerin, aynı oyunu Samsun’da da oynayacağını İstanbul çok iyi bilmekteydi. Bu nedenle, Samsun’da karışıklık yaratan ve “başıbozuk çeteler” olarak gördükleri Kuvva-yı Milliye’yi dağıtmak ve ellerindeki silahların toplanması için aslında Mondros’u uygulanması amacıyla bir müfettiş göndermeye karar verildiğinde; Mustafa Kemal ilk akla gelen isimlerden biri olacaktı.  

Mustafa Kemal Samsun’a çıkınca çalışma başlıyor

Gerçekten de bu işi yapabilecek kapasitede olan, adı gazetelerde başarılarından dolayı “Anafartalar Kahramanı” olarak bilinen, her gittiği cephedeki üstün hizmetleri, müttefik Alman komutanlara karşı gelecek kadar bağımsızlıkçı görüşleri ve İttihatçı Enver Paşa ile ayrışıp, İttihatçılardan uzaklaşması ile ve biraz da İstanbul’da tehlikeli görülen girişimleri sonucunda Mustafa Kemal Paşa bu görev için biçilmez kaftandı.

İstanbul, Mustafa Kemal’den “Bölgede iç güvenliğin sağlanarak yerleştirilmesini ve bu asayişsizliğin ortaya çıkış sebeplerinin tespit edilmesini” istiyordu. Görüldüğü gibi onların vatanı kurtarmaktan kasıtları bu asayişsizliğin giderilmesiydi.

Ancak Mustafa Kemal için artık bu gidiş bağımsızlığın, ulus egemenliğinin ve cumhuriyete gidişin yoluydu. Zira Mustafa Kemal Paşa onu “ülkeyi kurtarabilirsin” diye görevlendirenlerin istediğinin aksine, daha Samsun’a çıkar çıkmaz faaliyetlerine başlamıştı. 29 Ekim 1923 tarihinde devrimin ilk aşaması olan ve ulus egemenliğinin adının konulduğu Cumhuriyet’e gidişinin başlangıcı sayılacak 19 Mayıs tarihindeki Samsun’a çıkışı, bu anlamda bizler için çok önemlidir. Zira; Mustafa Kemal’in Dış İşleri Bakanı da olacak olan ve Malta’ya gönderilmek üzere Bekirağa bölüğünde tutuklu olan Tevfik Rüştü’nün de anlattığı gibi; Mustafa Kemal, Samsun’a yola çıkmadan onları ziyarete gitmiş ve Samsun’a gittikten sonra asıl amacını ve neler yapacağını da söylemişti.

İzmir halkına ‘işgali protesto edin’ talimatı gönderiyor

15 Mayıs’ta “Güzel İzmir”in, İngilizlerin maşa olarak kullanacağı Yunan devleti tarafından kanlı bir şekilde işgal edilmesine çok tepkili olan Mustafa Kemal, “milli birliği sağlama” amacıyla daha Havza’da kaymakama verdiği “halka İzmir’in işgalinin protesto ettirilmesi” emri ile onu gönderenleri ve İngilizleri rahatsız etmeye başlamıştı. Hatta 22 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’dan İstanbul hükümetine, Mustafa Kemal imzasıyla gönderilen raporda ''Millet birlik olup hâkimiyet esasını ve Türk duygusunu hedef aldığının'' yazılması, onun artık “milli bir sır” gibi sakladıklarını gerçekleştireceğini belli etmişti.

6 Haziran’da General Milne’in “Mustafa Kemal’in vilayetlerde dolaşmasını istemediği” şeklindeki Harbiye Nezareti’ne yazdığı yazı üzerine ise; 8 Haziran tarihli Mustafa Kemal’e gönderilen telgrafta, “emrindeki bir istimbotla İstanbul’a dönmesi” istenmişti bile. Artık ok yaydan çıkmış ve sonuçta Mustafa Kemal görevden alınma noktasında, Erzurum Kongresi öncesi kendisi askerlik mesleğinden ayrılmıştı.

Padişah Vahdettin, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının idam kararını onaylıyor

Ardından 21 Temmuz tarihli takibat emri ve 13 Ağustos’ta ise askerlikten istifa etmiş olan Mustafa Kemal’in, askerlikten ihracı ve tüm nişan ve rütbelerinin alınması gelecektir. En son aşama ise; 24 Mayıs 1920’de Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları hakkındaki idam kararının Vahdettin tarafından onaylanması olacaktır.

İşte bu ortamda; konumuzun ana bölümüne gelelim. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkması sonrası artık ülkede “ulusal bir bağımsızlık” mücadelesi verilirken, aynı zamanda bir de “ulusal egemenlik” mücadelesi verilmeye başlanacaktı. Gerçekleşecek devrimin ihtilali, yani başlangıcı olarak görülen Saltanatın kaldırılmasının ilk aşaması Amasya Genelgesi idi ve orada ilk kez İstanbul’a bir karşı duruş ve ulusun bütünlüğü ve bağımsızlığını, “yine ulusun kararının kurtaracağı” söylenerek de ulus egemenliğini kamuoyuna duyurulması gerçekleşmişti. Bu aşamadan sonra iş; ulus egemenliğine karşı saltanatın direnmesine dönmüştü. O kadar ki; “düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığıyla, İngiliz kuvvetleri ile birlikte çalışılıp ülkeyi kurtarmaya çalışan milli kesimlere engel olunmaya kadar gitmişti.

Ulusal egemenlik ve bağımsızlık mücadeleleri

Amasya sonrasında yerel olarak toplanan ama kararlarıyla tüm ulusa seslenen Erzurum Kongresi’nde, “Milli iradeyi etkin kılma” kararı ile ulus egemenliğine gidiş devam etmişti. Son noktalardan biri ise; tüm kurtuluşu isteyen “çoban ateşlerinin birleştirildiği” Sivas Kongresi’nde gelmiş ve artık ulus egemenliği ile bağımsızlık mücadelesi atbaşı gitmeye başlamıştı. Mustafa Kemal’in kafasındaki “halka egemenliğin verilmesi” düşüncesinin en somut örneği de Sivas’ta çıkartılan ve adının da ulusun egemenliği anlamına gelen “İrade-yi Milliye” gazetesi idi.

Artık çoban ateşleri birleşmiş ve bütün günebakan çiçekleri Sivas’a Anadolu’ya dönmüştü. Samsun’a çıkış sonuçlarını vermeye başlamıştı. Damat Ferit Hükümeti istifa etmiş, milli kuvvetlere daha ılımlı bakan Ali Rıza Paşa hükümeti ile Amasya’da görüşülmüş ve İstanbul’da bir meclis toplanmasına karar verilmişti. Orada Misak-ı Milli kararları alınmış ancak İngilizlerin işgaline de engel olunamamıştı. 16 Mart 1920 sonrası artık İstanbul’daki tüm vatansever kesimler akın akın Anadolu’ya ve Ankara’ya geçmeye başlamıştı. Meclisin kapatılması, Mustafa Kemal’e Ankara’da yeni bir meclis açma şansını verecek ve kapısının üzerine “Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir” yazılı olan TBMM’nin 23 Nisan 1920 tarihinde açılmasıyla, egemenliğin halka geçişinin son aşamalarından biri daha tamamlanmış oluyordu.

Son nokta; birlikte ordusunun verdiği büyük ve onurlu bağımsızlık savaşıyla Türk milletinin, 1 Kasım 1922’de Saltanatı kaldırması ve ardından da 29 Ekim 1923’de devletin ismini de koyacak şekilde Cumhuriyetin ilan edilmesiyle konulacaktır. Bu nedenle; Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)’ün Samsun’a çıkması bir başlangıçtır. O başlangıcın sonunda bir millet, “kurtarıcısı” sayesinde yönetim hakkını eline alacak ve insanca, onurlu bir şekilde yaşayarak faziletli ve namuslu insanlar yetiştirecek Türkiye Cumhuriyeti devletini kuracaktı.

Kurtarıcı Mustafa Kemal Atatürk ise sonunda “Ne mutlu Türküm diyene!” dediği, “Onuncu Yıl nutkunu” yazarken 1933 yılında en sonda kendi el yazısıyla son isteğini belirtmişti. “Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve medeni kabiliyeti bundan sonraki inkişafı ile atinin yüksek medeniyet ufkundan yeni bir güneş gibi doğacaktır. Bu söylediklerim hakikat olduğu gün, senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur:

Beni hatırlayınız!

Mustafa Kemal bu cümleyi okurken; O anı Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri Yusuf Hikmet, kitabında şöyle anlatmıştı. “Son sayfaya gelince durdu. Duygulandı. ‘Bu söylediklerim hakikat olduğu gün, senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur: Beni hatırlayınız!’ Bu sözler bana çok hazin gelmişti, adeta bir vedanâme hissi veriyordu. Bütün milletin o güne onunla erişmeyi dilediğini ve düşündüğünü söyleyip bu cümleyi kaldırmasını rica ettim.

Cümlenin sonunda görülen işareti koydu, sonra müsveddeyi gören hemen herkes aynı şeyi tekrarlayınca cümleyi sildi.

Yusuf Hikmet bundan sonrasını da Cemal Kutay’a anlatmıştı;

‘‘Benim bu sözlerimden sonra düşündü...

Yüzüme uzun uzun baktı ve aynen şöyle dedi:

‘‘Bu söylediğin doğrudur. Ben bu cümleyi kaldıracağım. Ama bunu bana kaldırttığın için ileride, ben öldükten sonra inşallah pişmanlık duymazsın...’’

Yusuf Hikmet’in ve onun adına bizlerin pişmanlık duymadığımız kesindir. Üzerinden o kadar yıl geçmesine rağmen yaptıklarının daha iyi anlaşıldığı bu günlerde, Atatürk’ün “Beni hatırlayınız!” demesine bile fırsat vermeyen aydınlık, çağdaş ve minnet duygusu içindeki Türk milletinin sonsuza kadar O’nu hatırlayacağı kesindir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Beyaz TV ekibine saldırı yapıldı. Beyaz TV'ye yapılan saldırının görüntüleri sosyal medyada.

Türkiye'nin en önemli e-ticaret sitesi olan GittiGidiyor'da verilen 'mitil' ilanı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye bir gönderme mi?

Sosyal medyada bir kişi İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ)'nin mülakatta torpil yaptığını ve kendisinden düşük puan alan birisini işe aldığını iddia etti.

Sosyal medyanın yeni akımı Vacuum (Vakum) Challenge. Sosyal medyada yeni akım Vakum Meydan Okuması viral oldu.

Patnosspor için Pendik'te düzenlenen yemekte Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara'nın mikrofonu kapatıldı.

AK Parti kadın kollarının bir vatandaşa evinde mitinge gelmesi için baskı yaptığı ve saldırdığı iddia edildi.

Beyaz TV'de Ne Var Ne Yok programında Mustafa Kemal Atatürk'e mülteci denildi.

Yazarlar
Website Security Test