Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Atatürk, 19 Mayıs, yalanlar ve gerçekler…

19.5.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

19 Mayıs 1919 yüzüncü yıl özel 19 Mayıs yazısı.

Dr. Öğret. Üyesi Türkan Başyiğit

DEÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap tarihi Enstitüsü

Tarihin pek çok konusunda olduğu gibi Cumhuriyet Tarihi ile ilgili bazı konular da günümüzde tartışmalara açık niteliktedir. Belki de bu tarih biliminin kaderidir. İlginç olan ise Milli Mücadelenin başlangıcı ile ilgili yıllardır ortaya bilimsellikten uzak ortaya atılan iddialardır.

19 Mayıs 1919 da Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçişi ile ilgili tüm belgeler ortada iken  ideolojik anlamda kendilerini savunmaktan uzak olanlar Osmanlı hayranları günümüz Osmanlıcıları Vahdettin’i aklamak adına Mustafa Kemal’i Anadolu’ya gizli bir görevle gönderdiğini iddia etmektedirler. Bu iddialarını da Vahdettin’in Mustafa Kemal Anadolu’ya geçmeden önce Vahdettin’i ziyareti sırasında ”Paşa Paşa bu millete çok hizmet ettin Millet senden yeni hizmetler bekliyor” diyerek görevi vermesine dayandırmaktadır. Atatürk ise bu cümleleri şöyle açıklayacaktır. “Vahdettin demek istiyordu ki hiçbir kuvvetimiz yoktur. Tek dayanak noktamız İstanbul'a hâkim olanların siyasetine uymaktır. Benim memuriyetim onların şikâyet ettikleri meseleleri halletmektir. Eğer onları memnun edebilirsem, memleketi ve halkı bu siyasetin doğruluğuna inandırabilirsem ve bu siyasete karşı gelen Türkleri tutuklarsam Vahdettin'in arzularını yerine getirmiş olacaktım.”

İNGİLİZLER MUSTAFA KEMAL’DEN RAHATSIZDI

Neden Mustafa Kemal? Başka bir komutan değil de Mustafa Kemal olmasının bazı sebepleri vardır. Öncelikle Mustafa Kemal çok başarılı bir askerdir ve cephelerde kaybetmemiş tek komutandır. Bu arada 1.Dünya Savaşı sonrasında savaşı kaybetmenin faturası İttihatçılara çıkarılmıştı. Ülkede tam anlamıyla bir İttihatçı avı vardı. Böyle bir süreçte Mustafa Kemal’in İttihat Terakki üyesi olmaması bu görev için atanmasında bir etken olmuştur. Tabi ki Mustafa Kemal daha gizli bir cemiyet olduğu günlerden itibaren ülkedeki tüm vatansever okumuşlar gibi İttihat Terakki üyesiydi. Ancak Enver Paşa ile çatışmaları onu siyasetten uzaklaştırmış ve askerlik alanında önemli birikim sağlamıştı.  Yine Vahdettin Veliaht iken onun yaveri olarak Almanya’ya gitmesi 9. Ordu Müfettişliği’ne atanmasına etkili oldu. Fakat İstanbul’da İstediği Harbiye Nazırlığı görevine gelmesini sağlayamadı. Mustafa Kemal’in Cumhuriyetçi tavrı ve İstanbul’da yaptığı çalışmalara İngiliz ajanları tarafından sürekli İngiltere’ye rapor ediliyordu ve bu raporlarda savaşlarda kaybetmeyen başarılı komutan Mustafa Kemal’in ne yapacağının belli olmadığı ve kendisine güvenilemeyeceğine vurgu yapılıyordu. İngilizler sonuçta Mustafa Kemal’in İstanbul’da olmasından rahatsızdı ve uzaklaştırılmasını istiyorlardı. İstanbul Hükümetinin başı Sadrazam Damat Ferit Paşa’da Mustafa Kemal’den rahatsızdı ve İngilizler gibi O ‘da İstanbul’da olmasını istemiyordu. Çünkü Mustafa Kemal’in Harbiye Nazırlığı için yaptığı kulisleri biliyor ve ilerde siyasette kendisi için tehdit olarak görüyordu. Bir başka konuda Mustafa Kemal’e saraya damat olma teklifi de yapılmıştı. O bunu kabul etmedi. Çünkü daha çok gençlik yıllarından itibaren Cumhuriyet fikrine sahipti. 1917 yılında Karlsbad ‘da tuttuğu günlükte “bir gün elime yetki geçerse ani bir darbe ile Cumhuriyet ilan edeceğim” diyen birinin yıkmak istediği bir sistemin parçası olması beklenemezdi.

Vahdettin ve Milli Mücadele

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 7. Maddesi'ne dayanarak “İtilaf devletleri güvenliklerini tehlikede gördükleri yerleri işgal edebilecekti.” Belki de antlaşmanın diğer maddeleri yanında ilk anda bu maddenin tehlikesi anlaşılamamıştı. Orduları dağıtılan tersanelerine girilen silahlarına el konulan  Ermeni devleti kurulmasından söz edilen bir antlaşmanın 7 maddesinin tehlikesi sonradan anlaşıldı. Çünkü İtilaf Devletleri bir süre sonra her yerde kendilerini güvensiz hissetmeye ve işgallere başlayacaktı.

Mondros'tan sonra Samsun ve civarında bazı karışıklıklar baş göstermişti. Pontus Rum Devleti kurma hayali ile Rum Çeteleri taşkınlıklara başladı. Bu durum karşısında kendini korumak için Türkler örgütlenmeye başladı. İngiliz Calthorpe 1918 Kasım sonlarında “Samsun'da mütareke hükümlerinin henüz uygulanmamış olduğunu ve Hristiyanları toptan öldürmek için Müslüman ahalinin silahlandırıldığını” söyleyerek İstanbul Hükümetini önlem alması konusunda uyardı. Ocak ayında Amerikan Tobacco Company, Londra'ya gönderdiği bir raporda “Bütün Müslümanların, özellikle köylülerin silahlandırıldığını” bildirmesi üzerine İngilizler, 9 Mart 1919'da Samsun'a ve Merzifon'a asker gönderdi. İngilizlerin Samsun'a asker çıkarmaları bölge halkının tepkisinin daha da artmasına neden oldu. Bu fiili işgal karşısında  17-18 Mart 1919 gecesi vatansever Teğmen Hamdi Bey askerleriyle birlikte dağa çıktı. Bu olay üzerine İngilizler İstanbul Hükümetinin önlem almasını istedi.

Bu süreçte İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, 21 Nisan 1919'da Osmanlı Harbiye Nazırlığı'na  nota verdi. Bu notada Erzurum, Erzincan, Sivas’a kadar olan bölgedeki ordunun terhisinin hızlandırılmasını istiyordu. Ermenistan hakkında verilecek karara karşı çıkmak için Kars’taki gibi bu bölgelerde de Şuralar kurulduğunu ve bunu İttihatçıların örgütlediğini bu Şuralarında kapatılmasını istiyordu. Bu konuda gerekli önlemler alınmaması durumunda işin ciddiyet kazanacağını İngilizlerin bölgeyi işgal edeceği konusunda hem padişahı hem de Damat Ferit’i uyarıyordu. Calthorpe, Vahdettin'e, “Yüksek yetkilere sahip askeri bir kurulun, başlarında yetenekli bir generalle derhal görev yerine giderek o bölgedeki 9. Ordu'yu disiplin altına almasını” söylemişti.

Vahdettin, Mustafa Kemal’i görevden alıyor

Ordu Müfettişi’nin görevi nedir? Samsun ve çevresinde Rum çetelerinin silahlanmasına ve Pontus Rum Devleti kurulacağı söylentileri karşısında halkın kendisini korumak için silahlanması karşısında Osmanlı Devleti Müslüman halkı korumak yerine İngilizlere şirin görünmek için halkının elindeki silahları toplamak için bir müfettiş görevlendirdi. Bu tarihsel belgelerle açıkça ortadadır. Ve bugün Vahdettin’i aklamaya çalışanlarda bunun bilincinde olduklarından Atatürk’ü gizli bir görevle gönderdi demektedirler. Vahdettin kaderini tamamen İngilizlere bırakmıştı. Ve İngilizleri kızdırmamak gerektiği ve onların her dediklerini yaparak İngilizlerin bıraktığı topraklarda devletini korumayı hedefliyordu. Bu nedenle Sevr Antlaşması’nı da onaylamıştır.

Mustafa Kemal 19 Mayıs günü Samsun’a çıktıktan sonra müfettişlik görevlerini değil tam tersini yaptı. Samsun’dan Havza’ya geçmiş oradan sonrada Amasya’ya gelerek burada Milli Mücadelenin ilk belgesi olan ihtilal bildirisi niteliğindeki Amasya Genelgesi yayınladı. Bildiriye Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele’de imza attı. Vatanın bütünlüğünün tehlikede olduğu, İstanbul işgal altında olduğundan padişahın üzerine düşen görevi yapamadığını milletin geleceğini milletin azim ve kararının kurtaracağı yazıyordu. Vahdettin Mustafa Kemal’i Anadolu’ya gizli bir görevle göndermiş olsa idi Haziran Ayında geri çağırır mıydı? ve Temmuz ayında görevden alır  mıydı?

Mustafa Kemal Erzurum Kongresi öncesinde önemli bir karar vermiştir. İstanbul Hükümeti Ordu müfettişliği görevinden alındığını ve derhal İstanbul’a dönmesini istemiştir. Mustafa Kemal’in önünde iki seçenek vardır. Ya geri dönecek ya da istifa edecek ve Anadolu’da mücadelesine devam edecektir. Gençlerimize Erzurum Kongresi maddeleri kadar öğretmemiz gereken aslında Atatürk’ün tavrıdır. O kişisel çıkarlarını düşünseydi İstanbul’a dönerdi. Ama kişisel çıkarları mı ülkenin çıkarlarımı noktasında bir seçimde vatanını kurtarmak için mücadeleyi seçmiştir. Atatürk gibi düşünmek aslında bunu anlayabilmektir.

Vahdettin gizli bir görevle Anadolu’ya yolladıysa Mustafa Kemal’in gıyabında idama mahkum edilmesini neden onaylamıştır? Buna dayanarak Elazığ Valisi Ali Galip Bey Erzurum’dan Sivas’a giderken suikast girişiminde bulundu.

 

Atatürk ve arkadaşları vatan haini ilan ediliyor

23 Nisan 1920 de TBMM’nin açılmasından sonra Vahdettin Anadolu hareketinin ortadan kaldırılması için İngilizlerle ortak hareket etti.

20 Nisan 1920’de devletin resmi gazetesi Takvimi Vekayi’de yayınlanan Şeyhülislam fetvası İngiliz Uçakları aracılığıyla Anadolu’nun çeşitli yörelerine dağıtıldı. Fetvanın ardından çoğunluğu Teali İslam Cemiyeti üyesi olan din adamları Heyeti Nasihalar oluşturup kasaba kasaba dolaştı. Mustafa Kemal ve arkadaşlarını vatan haini, Allahsız Bolşevikler olarak ilan etti. Bu kavramlar bugünde bu kesimin temsilcileri tarafından kullanılması bir tesadüf değildir. İtilâf güçlerinin özellikle İngiliz istek ve baskısıyla hazırlanan bu Fetvada  özetle; Anadolu’daki direnişi başlatanlar Padişah‘a karşı ayaklanma sayılıyor, Kuva-yı Milliye kötülenerek Padişahın tebaasına zulmedenlerin  katledilmeleri gerektiği ileri sürülüyordu. Ayrıca fetvada Kuva-yı Milliye‘ye karşı savaşırken ölenlerin şehit olacakları da belirtiliyordu. Fetva ve Nasihat heyetlerinin etkisi ile Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde iç isyanlar çıkmıştır. Bu isyanlar bastırlmaya çalışırken Yunanlılar Anadolu’nun içlerine kadar ilerlemiştir.

Anadolu insanı vatanını kurtarmak için kuvayı milliye kuvvetleri oluştururken buna karşı olarak Kuvayı İnzibatiye Hilafet Ordusu kurdurtan Vahdettin bu ordu aracılığı ile kardeşi kardeşe düşürürken bu ordu düşmanla değil kuvayı milliyecilerle savaşmıştır.

 

İngiliz ajanı bile dediler

Özellikle Teali İslamcıların sonraki temsilcileri tarafından çok dile getirilmiştir. Halifeliği kaldırdığı ve Türkiye’yi dinsizleştirdiğini iddia ederken Atatürk’ün Çanakkale Savaşları’nda ölüp yerine bir İngiliz Ajanı geçtiğini söylerler. İngiltere Şark Meselesi’ni l.Dünya Savaşı ile tamamlayıp Sevr Antlaşması ile Türkleri Anadolu’dan atma planlarını hayata geçirdiği ve İstanbul’u işgal etti. İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin onursal Başkanı Padişah Vahdettin ve onursal üyesi Sadrazam Damat Ferid Paşa gibi bir grup teslimiyetçi mandacı aydın ülkesinin kaderini İngilizlere teslim ederken Anadolu’da milli bir mücadele başlatıp mazlum milletlere umut olan ve uzun vadede güneşin batmadığı imparatorluk olan İngiltere’nin sömürgelerine de model olacak Mustafa Kemal’e İngiliz ajanı demek akıl tutulmasıdır.  “Benim yaratılışımda fevkalade olan bir şey varsa, Türk olarak dünyaya gelmemdir. Her Türk ferdinin son nefesi, Türk milletinin nefesinin sönmeyeceğini, onun ebedî olduğunu göstermelidir.” Diyen ve her zaman Türk milletinin özelliklerinden gurur duymuştur.

 

Bandırma Vapuru

Bir başka iddia ise Bandırma Vapuru konusunda yapılmıştır. Geminin adeta bir transatlantik olduğunu iddia edenler olmuştur. Bandırma vapuru, 1878'de İskoçya'da MacIntyre  tarafından Hutson and Cardett tezgâhlarında 21 numaralı olarak 279 grostonluk yolcu ve yük gemisi olarak inşa edildi. Yelken ve buhar donanımlı, demir uskurlu ve 48,9 metre uzunluğunda, 6 metre genişliğindeki  Vapur, 1893'te İdare-i Mahsusa tarafından satın alınıp, ismi "Panderma"ya çevrildi. İdare-i Mahsusa 1910'da "Osmanlı Seyrüsefain İdaresi" olunca vapurun ismi "Bandırma"ya çevrildi ve posta vapuru yapıldı. Bandırma Vapuru, Samsun seferinden sonra da posta hizmetinde çalışmaya devam etti. 1925'te arızalanan vapur daha öncedende birkaç kaza geçirmiş ve yıpranmış olduğundan tamiri mümkün olmayınca  İlhami Söker'e satıldı ve parçalandı. Yani iddia edildiği gibi sağlam bir gemi değildi. O dönem donanmasını çürütmüş yıkılmakta olan bir ülkenin sıradan bir gemisiydi. Ne yazık ki bir denizcilik müzemiz olup tarihi öneme sahip gemilerimizi bugün bile koruyamıyoruz. Neyseki arşiv belgeleri bu yalanlara en büyük yanıtı vermektedir.

 

‘Vahdettin altın verdi’ yalanı

Milli Mücadelenin en büyük sorunu hiç kuşkusuz ki maddi kaynaklardı.  Atatürk milli mücadelede kendi parasını kullandı. Nizamettin Üçüncü anılarında “Şefin mevcut mahdut parasını Heyeti Temsiliye ile orada çalışanların işlerine sarf ediyorduk. Bu işlere bakan ben, bir gün Şef’e paranın azaldığını ve ihtiyacı arz ettim.  Bana:  “Ne yapalım, biz milletin saadeti ve halâsı için çalışıyoruz. Kendimiz için değil. Şahsi hesaptaki paramı da sonuna kadar sarf et, sonra düşünürüz” dedi.” diye anlatır.  Milli Mücadelede İstanbul’da bir sürü gizli cemiyet kuruldu. Anadolu’ya silah ve cephane kaçırdı. İşin ilginci Mondros Ateşkes Antlaşması ile toplanan kendi silahlarımızı İngilizlerin elinden kaçırmak zorunda kalmamızdır. Milli Mücadele’nin ne kadar zorluklarla yapıldığının en önemli delili Sakarya Savaşı öncesi çıkarılan Tekalif-i Milliye vergisidir. Halktan silah, cephane, benzin istenebilir belki ama çarık fanila, çoraba kadar istenmiştir. Anadolu direnişi bir halkın topyekün varoluş mücadelesidir.

Milli Mücadele’ye en büyük dış destek Sovyetler Birliği’nden gelecektir. Fakat şu gerçeği de görmek gerekir ki, düzenli ordu kurulup ilk başarısı İnönü Zaferi’nden sonra bu maddi   ve siyasi destekler olacaktır. İtalyanlar işgal bölgesini sessizce terk ederken Sakarya Savaşı sonrası silah cephane ve pek çok malzemeyi almadan gideceklerdir. Hiç kuşkusuz ki kendilerine kalmayan bu toprakların İngilizlerin taşeron ordusu Yunanlılara kalmasını istememektedirler. Hint Müslümanlarının topladıkları parada oldukça önemlidir. İngiliz sömürgesinde olan Hint Müslümanları aralarında topladıkları paraları İstanbul Hükümeti ya da Halifeye değil, TBMM’ye göndermişlerdir. Halife din değil özgürlük ve Mustafa Kemal’in İngilizlere karşı Anadolu’da başlattığı direnişin kazanılmasının kendi mücadelerine katkı sağlayacağının bilincindedirler. Kemalizm sadece Anadolu’nun değil tüm mazlum milletlerin uyanışının vesilesi olmuştur.

Mustafa Kemal’in vasiyetnamesine baktığımızda O’nun yaşamı boyunca tüm birikimini halkına bıraktığını görürüz. Vahdettin saltanat kaldırılınca İngilizlere sığınmış ve kaçmıştır. 1923 yılı Nisan ayında Mekke’de yayınladığı bildiride Mustafa Kemal’i Anadolu’ya gönderen nezarete onay verdim. Bağlı olduğu devlete karşı gelince O’nun idamını da onayladım. Çünkü hukuku uyguladım demiştir. Milli Mücadeleyi desteklememiş İngilizlerin her dediğini yaparak tahtını korumak istemiştir. Atatürk ise tebadan yurttaşa dönecek milli bir devletin temellerini atmış ve kurmuştur. Vahdettin yaptıklarıyla haine dönüşmüştür. Bu yaşadığı dönemde de kabul görmüştür. Yalnız şu gerçeği de ortaya koymak gerekir, Vahdettin ülkeyi terk ederken tasını tarağını alıp gitse çok zengin olabilirdi. Diyelim ki o apartopar kaçtı. 3 Mart 1924’e kadar Osmanlı Hanedanı üyeleri yüklü bir parayı kaçırabilirlerdi. Yurt dışına çıktıktan sonrada Hanedan üyeleri tahtlarını kaybetmiş olsalar da Atatürk’ün vatanı kurtardığını söyleyerek ona minnet ve hayranlıklarını dile getirdiler.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Beyaz TV ekibine saldırı yapıldı. Beyaz TV'ye yapılan saldırının görüntüleri sosyal medyada.

Türkiye'nin en önemli e-ticaret sitesi olan GittiGidiyor'da verilen 'mitil' ilanı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye bir gönderme mi?

Sosyal medyada bir kişi İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ)'nin mülakatta torpil yaptığını ve kendisinden düşük puan alan birisini işe aldığını iddia etti.

Sosyal medyanın yeni akımı Vacuum (Vakum) Challenge. Sosyal medyada yeni akım Vakum Meydan Okuması viral oldu.

Patnosspor için Pendik'te düzenlenen yemekte Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara'nın mikrofonu kapatıldı.

AK Parti kadın kollarının bir vatandaşa evinde mitinge gelmesi için baskı yaptığı ve saldırdığı iddia edildi.

Beyaz TV'de Ne Var Ne Yok programında Mustafa Kemal Atatürk'e mülteci denildi.

Yazarlar
Website Security Test