Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Brunson ve Kaşıkçı’nın ardından Türk dış politikası yolunu arıyor

19.10.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Pastör Andrew Brunson ve Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkolosluğuna giren ama çıkmayan Cemal Kaşıkçı olayları, cüsselerinden kat be kat büyük gelişmelerin habercisi olabilir. İşte uzman görüşleri…

ENGİN TATLIBAL

 

Ekonomik darboğazın ortasında ve “stagflasyon” ortamında (Bakınız; geçen haftaki Gözlem Gazetesi) Türkiye bir yandan temel ekonomik göstergeleri ve vatandaşın alım gücünü iyileştirmeye çalışırken, bir yandan da Orta Doğu’nun ateş çemberi içinde kendi “ağırlıklı” yerini güvende tutmaya gayret ediyor. Kimine göre alınan yanlış kararların ve seçilen dış politika eksenlerinin etkisiyle Ankara, artık gerçek anlamda bir “Orta Doğu başkenti” olarak, bu seçiminin bedellerini ödeme sürecine girmiş durumda. Önce şüpheli faaliyetleri sonucu tutuklanan bir rahip ve ardından “ABD / Orta Doğu / Türkiye ekseninde ağırlığı olan” bir gazetecinin İstanbul’daki Suudi Başkonsolosluğu’na girip de çıkamaması, ortalığı kelimenin tam anlamıyla alt üst etti. Satranç oynayanların uzun uzun bekledikten sonra art arda ve hızla hamleler yapmasına benzer bir süreç yaşanıyor, Türk dış politikasında.

 

 

Kaşıkçı, bir gazeteciden fazlası mı?

Bu hamlelerin en önemlilerinden birinin aktörü olan Cemal Kaşıkçı kimdir? Gazeteci kimliği ile bir yanda Türkiye, Katar ve Müslüman Kardeşler’in bulunduğu, diğer tarafta ise Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın olduğu cepheleşmedeki konumu nedir? Yaşananları net bir şekilde görebilmek için bu soruların yanıtlarını masaya koymak gerekiyor.

Bu yanıtları gazeteci Fehim Taştekin geçtiğimiz hafta BBC’de masaya koydu. Taştekin BBC Türkçe’de yayınlanan analizinde kısaca şöyle diyordu:

“Suudi gizli servisini 24 yıl yöneten Prens Turki, 2003'de Londra, 2005'te Washington'a büyükelçi olarak atandığında Cemal Kaşıkçı'yı danışman olarak yanına aldı. Cemal Kaşıkçı, Suudi Arabistan'ın kurucusu Abdülaziz ibn Suud'un özel doktoru olan Kayserili Muhammed Kaşıkçı'nın torunu. Yani Prens Turki anne tarafından, Kaşıkçı ise büyükbaba tarafından Türkiye'yle bağlantılı.”

Bunların yanı sıra Cemal Kaşıkçı, aynı zamanda bir dönem Türkiye’nin gündeminde olan Suudi milyarder Adnan Kaşıkçı’nın da yeğeni. Anne tarafından ise, Prenses Diana ile birlikte ölen Mısırlı işadamı Dodi El Fayed ile akrabalığı var. Hem mevcut siyasi ilişkileri ve hem de aile geçmişi, Cemal Kaşıkçı’nın Katar – Türkiye – Müslüman Kardeşler cephesinde neden yer aldığını da açıklıyor.

Bu çerçeveyi ortaya koyduğumuzda ise insan, Suudi yönetiminin Kaşıkçı’yı ortadan kaldırmak istemesinin tek nedeninin onun “muhalif gazeteci kimliği” olmadığını düşünüyor. Gazeteci Taştekin’e göre “Suudi Prens Muhammed bin Selman'ın Trump ile dostluğunu bozacak ya da hassas bilgileri düşmanlarla paylaşabilecek aileden biri bertaraf edilmiş, Türkiye ve Katar'a da dersleri verilmiş oldu.”

 

 

Brunson, bir rahipten fazlası mı?

Öte yandan Türkiye ile ABD arasında karşılıklı yaptırımlara kadar uzanan Andrew Brunson olayının yarattığı tansiyon, geçen hafta tutuklu papazın serbest bırakılmasıyla bir nebze olsun düştü. Ancak yankıları sürüyor. Zira Trump’ın öfkesinin gerçek sebebinin, “sıradan bir papazın tutuklanması olduğuna” inanan yok gibi.

 

Pastör Brunson’ın hikayesi ise kısaca şöyle:

Pastör Andrew Brunson eşi Norine Brunson ile birlikte Türkiye'de 20 yılı aşkın bir süre yaşadıktan sonra 2016 yılında süresiz oturma izni için başvurdu. İçişleri Bakanlığı bu başvuruyu “kamu düzeni ve kamu güvenliği açısından” uygun bulunmayarak reddetti. Bakanlık ayrıca, Brunson'ın 2010 ile 2013 yılları arasında Kürt orijinli vatandaşlara yönelik ayinler düzenlediği ve Suriye'den gelen sığınmacılara yardım sağlama görüntüsü altında misyonerlik faaliyetleri yürüttüğünü öne sürdü.

Andrew Brunson ve eşi Ekim 2016'da İzmir Alsancak Polis Karakolu'na çağrıldı. Burada sınır dışı edilmek üzere gözaltına alındılar. Eşi Norine Brunson, 13 gün sonra serbest bırakıldı.

Brunson daha sonra sınır dışı edilmek üzere Bornova’daki Geri Gönderme Merkezi'ne sevk edildi. Burada sınır dışı edilmeyi beklerken, Aralık 2016'da Fethullah Gülen Cemaati'ne üye olmak suçlamasıyla aynı gün içinde önce gözaltına alındı, daha sonra da tutuklandı.

Brunson, Ağustos 2017'de, İzmir F Tipi Cezaevi'nde yatmakta olduğu sırada bu kez de “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasi veya askeri casusluk amacıyla temin etmek, TBMM’yi ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek ve Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek” suçlarından da tutuklanması talep edildi.

Hem Kaşıkçı ve hem de Brunson olayları, çok açık ki “gazetecilik” ve “din adamlığı” boyutlarının çok ötesinde ve derininde köklere sahip. Bu kökler göz önüne alınarak bakıldığında her iki olayın kısa, orta ve uzun vadede Türkiye’nin dış politikasını ne yönde etkileyeceği, cevabı en çok merak edilen soru.

 

 

“TRUMP, SUUDİLERLE BOZUŞMAK İSTEMİYOR VE SEÇİMLERİ DÜŞÜNÜYOR”

 

Mehmet Dönmez (Emekli Büyükelçi):Türkiye'de ev hapsinde bulunan Rahip Brunson hakkında açıklanan mahkeme kararı ardından serbest bırakılması ve ABD'ye dönmesi ile Türk Amerikan ilişkileri üzerindeki ipotek büyük ölçüde kalkmıştır. Ancak ABD, Türkiye'ye uygulanan yaptırımların tamamen kaldırılması konusunda aceleci davranmamaktadır.

Tam bu sırada meydana gelen bir olay, ilişkilerin geleceği konusunda yeni değerlendirmeler yapılmasına yol açmıştır. Suudi muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın 2 Ekim tarihinde Suudi Arabistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu’na girdikten sonra dışarı çıkmaması ve öldürülmüş olabileceğine ilişkin spekülasyonlar gündemi değiştirmiştir.

Olay yeri inceleme ekibinin iki hafta sonra yaptığı ortak inceleme sonuçlarının doyurucu bir açıklamayla duyurulmaması, akla çeşitli tahminleri getirmektedir. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo'nun Suudi Arabistan'ın ardından Ankara'yı ziyaretinde de net bir açıklama yapılmamıştır.

Suudi Arabistan'ın iki hafta sürebileceği belirtilen araştırma ve incelemelerini beklemek gerekecektir. Kaşıkçı'nın cinayete kurban gitmiş olması Suudi Arabistan'da taht kavgalarına bağlanabilmektedir. Suudi Arabistan böyle bir cinayet işlediyse bunu bambaşka şekilde izah yollarına yönelebilir. Nitekim şimdiden Kaşıkçı'nın yanlışlıkla öldürülmüş olabileceği gibi akıl dışı söylemler ortada dolaşmaktadır.

Trump, Kaşıkçı olayı nedeniyle Suudi Arabistan ile ilişkilerini bozmak istemediğini, özellikle silah satışından vazgeçilmeyeceğini açıklamıştır. Bununla birlikte, Temsilciler Meclisi’nde silah satışlarının ve yardımların durdurulması yönünde yasa tasarısı sunulmuştur. Trump, Kasım ayındaki Kongre seçimleri öncesinde iç kamuoyunu tatmin etmek durumundadır. Bunu çok dikkatle yapması gerekmektedir, zira Orta Doğu'da önemli bir müttefiki olan Suudi Arabistan'ı, yaklaşan İran ek yaptırımları öncesinde fazla tahrik edecek suçlamalardan kaçınacağı da muhakkaktır.

Kaşıkçı olayının göstereceği seyir ve sonuçlarına dünya ülkelerinin ve özellikle ABD'nin tepkileri, Türkiye'nin geliştireceği politikaların belirlenmesinde rol oynayacaktır.

 

 

 

“TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ARTIK TUTARLI BİR ÇİZGİYE OTURTULMALIDIR”

Rafet Akgünay (Emekli Büyükelçi):ABD’nin politikalarının ne şekilde yürütülmekte olduğunu, Brunson olayı ortaya çıkarmıştır. Trump yönetimindeki ABD, rasyonel bir politika izlemekten uzaktır. Dolayısıyla ne şekilde davranacaklarını kestirmek güç olmaktadır. Buna karşı yapılabilecek en doğru şey, bizim kendi dış politikamızı tutarlı bir şekilde inşa etmemizdir. Biz tutarlı bir politika ile yürüyebilirsek, karşımızdaki muhatabın tutarsızlıklarından daha az etkileniriz.

Sözünü ettiğim tutarsızlığın önemli bir nedeni şudur; ABD Başkanı Donald Trump, bir devlet başkanından ziyade, bir şirketin CEO‘su gibi davranmaktadır. Tüm uluslararası konulara kâr zarar mantığıyla bakıyor. Rahip Brunson’ın Türkiye’de tutuluyor olması, Trump için bir Amerikan vatandaşının tutuklu olmasının yarattığı rahatsızlıktan ziyade, seçim için kullanabileceği bir koz olarak durmaktadır. Konuşmalarında da, attığı tweet’lerde de Brunson’ın ‘İyi bir Hıristiyan’ olduğu vurgusu dikkat çekmektedir. Bu da kendi muhafazakar seçmen kitlesini etkilemeye yönelik bir söylemdir.

Bunun yanında Cemal Kaşıkçı olayında da Suudi Arabistan’a yönelik söylemlerinin de benzer bir çerçevede oluşturulduğunu görüyoruz. Burada da parasal bir hesap peşinde koştuğu ortaya çıkıyor. Dolayısıyla diplomasiden anlamayan bir başkan ile karşı karşıyayız. Kaşıkçı olayının derinlemesine değerlendirilmesi için elde yeterli somut argüman olduğu kanısında değilim. Ancak hem Brunson olayının, hem de Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğunda vuku bulan Kaşıkçı olayının kısa, orta ve uzun vadede nelere yol açacağı değil ama neye yol açması gerektiği açıktır; Türkiye, artık tutarlı ve haysiyetli bir dış politika çizgisine oturtulmalıdır.

 

 

“TÜRKİYE’NİN AYAĞINA ÇELME HAMLELERİ GELEBİLİR”

Fehim Taştekin (Gazeteci/Yazar):Körfez’deki kriz sırasında Katar’a kalkan olarak Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’yle ters düştüğü halde Erdoğan, Suudi Kralı ile ilgili çok dikkatli hatta torpilli bir dil kullandı. Gerilim 2013’te Türkiye’nin Mısır’da Müslüman Kardeşler’e karşı darbeyi en fazla eleştiren ülke olmasıyla başlamıştı. Yine de Erdoğan, Suudi Arabistan’ı hedef almaktan ısrarla kaçındı. Mesela Yemen’deki Suudi-Emirlik koalisyonunun insanlığa karşı işlediği suçları da kesinlikle ağzına almıyor. Suudiler son zamanlarda ABD’nin yönlendirmesiyle Suriye Demokratik Güçleri’ne de yanaştı. Bu da Ankara’da öfke yaratıyor. Fakat Erdoğan acaip derecede ABD’ye vururken Suudileri es geçiyor. Belli ki kamuoyu önünde kavgadan kaçınılıyor. Bu bir tercih. Kuşkusuz Körfez’in liderleriyle kavganın ekonomik maliyetleri olabilir.

Suudiler Türkiye’de gayrimenkul satan alan yabancılar grubunda Iraklılardan sonra ikinci sırada. Suudilerin Körfez’deki birçok ülkeyi etkileme ve yönlendirme kapasitesi de var.

Türkiye, Kaşıkçı olayı üzerinden Suudi-Emirlik ile Katar – İhvan eksenleri arasındaki kan davasının tam ortasında kalmış oldu. Elbette dış politika alanında bu gerilimin, Türkiye ile Suudi Arabistan’ın yollarını kesiştiği yerlerde etkisini göstermesi muhtemeldir. Hâlihazırda Suriye’de ortaklıktan karşıt güçleri destekleyen duruma gelindi. Irak, Lübnan, Yemen ve Bahreyn gibi birçok yerde iki ülke ‘Sünni’ paydada buluşuyordu.

Artık ilişkilere rekabet faktörü girecektir. Afrika’da da birçok yerde Türkiye’nin ayağına çelme hamleleri gelebilir. Suudilerin İslam dünyasıyla ilişkileri 1960’lardan beri çok derinlere nüfuz etti. Türkiye daha buralarda emekleme aşamasında. (Yazarın AhvalNews’e verdiği mülakattan.)

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

EGSD Yönetim Kurulu Başkanı Atınç Abay, konuk olduğu Gözlem Gazetesi Yayın Kurulu Toplantısında Türk şirketlerinin mevcut ekonomik darboğazdan çıkış sürecini iyi yönet...

Gözlem, “Atatürk Düşmanlığının yaygınlaştırılmaya çalışıldığı” bir dönemde Ali Erbaş’ın, Mısıroğlu’nu ziyaretinin arka planını araştırdı ve uzmanlara sordu, işte cevap...

TÜSİAD, “Kalkınmayı esas alan bir perspektifle serbest piyasa ilkelerinden taviz vermeden, ekonomimizi yeniden ayağa kaldırmamız gerekiyor. Bunun yolu en başta şeffaf,...

GÖZLEM öğrencileri bile isyan ettiren olayları ve “Milli Eğitimin yarınını” uzmanlara ordu, işte cevapları…

2015’de yapılan kapsamlı anlaşmadan çekilen ABD’nin İran’a yönelik yeni yaptırımları, üçüncü ülke ve şirketleri de kapsayacak şekilde uygulamaya kondu. Ham petrolünün ...

Gözlem’e konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, hizmette devamlılığa vurgu yaparak “Biz bilim ne diyorsa onu yaptık. Gelecek başkan da bu anlayışı de...

TÜFE’nin alt kalemlerinden ev eşyası grubunda yüzde 38, ulaştırmada yüzde 32; gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 31,5 ve konutta yüzde 25,72 artış gerçekleşti. Yılbaşı...

Yazarlar
Website Security Test