Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Zengin ve yoksul arasındaki makas açılıyor

2.11.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

USB ve PwC’nin raporuna göre Türkiye’deki dolar milyarderi sayısı 29’dan 36’ya çıkarken uzmanlar, gelir dağılımındaki dengesizlik ile işsizlik ve enflasyonun getirdiği yoksullaşmanın yarattığı tehlikeye dikkat çekiyor.

ENGİN TATLIBAL

 

70’li yıllarda bir dönem Türkiye’nin gündeminde olan Suudi işadamı Adnan Kaşıkçı için medyada ve kamuoyunda “Dolar Milyarderi” ifadesi kullanılıyordu. Dolar milyarderi, Türkiye için oldukça uzak bir tanımlamaydı. Gelinen noktada 2017 itibariyle Türkiye’de tam 36 dolar milyarderi var.

İsviçre merkezli UBS bankası ve uluslararası bağımsız denetim şirketi PwC’nin geçtiğimiz hafta yayınladığı rapora göre Türkiye’de in az 1 milyar dolar serveti bulunan kişi sayısı, 2016’da 29 iken 2017’de 36’ya yükseldi. Türkiye, böylece 40 milyardere sahip Fransa’nın ardından bu alandaki dünya ülkeleri sıralamasında 14’üncü oldu. . Türkiye'deki milyarder sayısı 2017'de bir önceki yıla göre 7 kişi artarken toplam servetleri ise 16.2 milyar dolar arttı. Böylece, serveti 1 milyar dolar ve üstünde olan 36 kişinin toplam serveti 64.7 milyar dolara ulaştı.

Rapordaki dikkat çekici bir ayrıntı da 2017 boyunca Türkiye’de serveti 1 milyar doların altına inen, dolayısıyla milyarder statüsünü kaybeden hiç kimsenin olmaması. Üstelik Türkiye’deki milyarderlerin büyük bölümü, servetlerini miras yoluyla değil kendi yatırımlarıyla elde etmiş görünüyor.

Peki bir ülkedeki dolar milyarderi sayısının artması, diğer ekonomik parametrelerden bağımsız olarak ve tek başına “Olumlu bir gelişme” olarak nitelenebilir mi? Ya da bu artış, tek başına refahın ve zenginliğin artıyor olmasına tahvil edilebilir mi? Ekonomistler, bu anlamda genel bir yorumda bulunmanın ön koşulunun gelir dağılımına bakmaktan olduğunu vurguluyor. Ve gelir dağılımı açısından Türkiye, hiç de hoş bir manzara sunmuyor.

TÜİK verilerine göre maaş ve ücretlerin gayrı safi yurtiçi hasıla içindeki payı, son iki yılda yüzde 36’dan 34’e geriledi. Ayrıca yine OECD verilerine göre ne eğitim gören, ne de bir işte çalışan gençlerin oranı da yüzde 30’un üzerinde. Üstelik Merkez Bankası, yılsonu enflasyonunu yüzde 23’ün üzerinde bekliyor ve tüketici güven endeksi sürekli düşüyor. Durum böyleyken dolar milyarderi sayısının artmasının ne ifade ettiğini uzmanlara sorduk.

 

 

“YANDAŞLARA SUNULAN KAMU OLANAKLARI, MİLYARDER SAYISINI ARTIRIYOR”

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.) –Milyarder sayısındaki artışı ele alırken, öncelikle TÜİK’in verilerine bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de gelir dağılımında yaşanan bozulma, TÜİK verilerine mütemadiyen yansımaktadır. Buna göre öncelikle maaş ve ücretlerin GSYH içindeki payı son iki yılda yüzde 36’dan 34’e gerilemiştir. Demek ki çalışanlar, milli gelirden daha az pay almaya başlamıştır. İkincisi; OECD verilerine göre eğitim almayan ve bir işte çalışmayan 18 ile 24 yaş arasındaki gençlerin payı, yüzde 30’un üzerindedir ve bu anlamda OECD ülkeleri içinde en kötü istatistiğe sahip ülkeyiz. Yine TÜİK verilerine göre Türkiye’de işsiz gençlerin oranı oldukça yüksektir ve artmaktadır. Bir ülkede işsizlik ne kadar yüksekse fakir oranı o kadar çok olur. 2018’in üçüncü çeyreğinde düşük ve dördüncü çeyreğinde eksi büyüme beklendiği için bu tablo da işsiz ve yoksul sayısının artacağını göstermektedir. Mevcut tabloda siyasi iktidar, belirli yandaşlarına kamu imkanlarını sonuna kadar açmaktadır. Belirli bir kesimin servetini artırması ve Türkiye’deki milyarder sayısının artış göstermesinin sebebi de esasında budur. Bu şartlar altında gelir dağılımının gözle görülür biçimde sozulduğu ve bunun devam edeceği açıktır.

 

 

“HÜKÜMETE YAKIN GRUPLAR DESTEKLENDİ, TÜRKİYE YOKSULLAŞTI”

Dr. Ali Nail Kubalı (Ekonomist) - Gelir dağılımı konusunu iki boyutta ele almak gerekiyor; birincisi her ülkenin kendi içindeki gelir dağılımı ve ikincisi de global ölçekte, ülkeler arasındaki gelir dağılımı. Her iki boyutta da gelir dağılımının bozulmasında Thatcherism denilen, Reaganism denilen veya neo-conservatism denilen, Türkiye’de de zaman zaman “Vahşi Kapitalizm” diye adlandırılan, hiçbir sosyal kaygıyı dikkate almayıp sadece piyasanın “serbest” çalışmasını önemseyen “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinlen” modelinin, petrol krizinden sonra yaygın olarak uygulanmasının etkisi olmuştur. Bu model, kabaca zengini daha zengin ve fakiri de daha fakir bir hale getirmiştir. Bu durum ülkeler arasında da böyle oldu, tek bir ülkenin fertleri arasında da böyle oldu.

Türkiye’ye gelecek olursak, Gini Index denilen ve ülkeleri gelir dağılımı açısından sıralayan listede ülkemiz 63’üncü sırada. Bu endekste gelir dağılımı en kötü ülke ilk, en iyi ülke son sırada yer alıyor; yani 157 ülke içinde en kötü gelir dağılımına sahip 63’üncü ülkeyiz. Gini Index’te Mali, Uganda, Burkina Faso gibi ülkelerin Türkiye’den daha iyi sıralarda olduğunu üzülerek görüyoruz. Türkiye’de sistem, bir yanda dolar milyarderleri yaratırken diğer yanda çok yoksul kitleler ortaya çıkardı. Bunun engellenmesi için hiçbir sosyal veya makroekonomik program uygulanmadı.

Son yıllarda mevcut iktidarımız bu konuya bir miktar eğildi ama o da hayır yapmak mantığıyla eğildi. Yani ayni ve maddi yardımlarda bulunuldu. Ancak bu, gelir dağılımındaki dengesizliği hiçbir şekilde etkilemedi. Bunun yanında hükümet, kendine yakın şirket ve grupları, özellikle de müteahhit şirketleri büyük projelerle destekledi. Halkımızı da “Bal tutar parmağını yalar” durumuna getirdi. Gelinen noktada Yemen gibi fakir ülkeler dahi Gini Index’te Türkiye’den daha iyi konumdadır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

EGSD Yönetim Kurulu Başkanı Atınç Abay, konuk olduğu Gözlem Gazetesi Yayın Kurulu Toplantısında Türk şirketlerinin mevcut ekonomik darboğazdan çıkış sürecini iyi yönet...

Gözlem, “Atatürk Düşmanlığının yaygınlaştırılmaya çalışıldığı” bir dönemde Ali Erbaş’ın, Mısıroğlu’nu ziyaretinin arka planını araştırdı ve uzmanlara sordu, işte cevap...

TÜSİAD, “Kalkınmayı esas alan bir perspektifle serbest piyasa ilkelerinden taviz vermeden, ekonomimizi yeniden ayağa kaldırmamız gerekiyor. Bunun yolu en başta şeffaf,...

GÖZLEM öğrencileri bile isyan ettiren olayları ve “Milli Eğitimin yarınını” uzmanlara ordu, işte cevapları…

2015’de yapılan kapsamlı anlaşmadan çekilen ABD’nin İran’a yönelik yeni yaptırımları, üçüncü ülke ve şirketleri de kapsayacak şekilde uygulamaya kondu. Ham petrolünün ...

Gözlem’e konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, hizmette devamlılığa vurgu yaparak “Biz bilim ne diyorsa onu yaptık. Gelecek başkan da bu anlayışı de...

TÜFE’nin alt kalemlerinden ev eşyası grubunda yüzde 38, ulaştırmada yüzde 32; gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 31,5 ve konutta yüzde 25,72 artış gerçekleşti. Yılbaşı...

Yazarlar
Website Security Test