Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Kocaoğlu:“Gelecek kişi, başlattığımız işleri devam ettirecek, yoksa var olamaz”

9.11.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gözlem’e konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, hizmette devamlılığa vurgu yaparak “Biz bilim ne diyorsa onu yaptık. Gelecek başkan da bu anlayışı devam ettirmek zorundadır. Devam etirmezse, açık söyleyeyim; yoktur, var olamaz” dedi. Kocaoğlu Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmede aday ismi zikretmediğini de vurguladı

ENGİN TATLIBAL

O, İzmir’de 150 yıldır var olan belediye kurumunun 15 yıl boyunca başkanlığını yaptı. Bu süre, kendisine “İzmir’de en uzun süre belediye başkanlığı yapmış insan” sıfatını kazandırıyor. Mart ayı sonunda görevini bırakmaya hazırlanan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’na, Asansör’deki çay sohbetimizde klişeye kaçıp da hatasıyla sevabıyla geçen bu süre içinde “Ne yaptığını” sormadık; “Yapmak istediğiniz neydi” dedik, yani İzmir Modeli’ni ve onun felsefesini sorduk. O da anlattı. “Hatanız oldu mu” dedik, anlattı. İzmir ekonomisini sorduk, söyledi. Hülasası, İzmir’in tarihindeki müstesna yerini çoktan hak etmiş olan Kocaoğlu ile kenti ve felsefesini konuştuk. Tabi biraz da siyasete girdik...

Sayın Kocaoğlu, öncelikle 15 yıl boyunca kentimize ve bizlere sunduğunuz hizmetler için Gözlem Gazetesi olarak toplum adına size teşekkür etmek istiyoruz. Biz 15 yılınızın özetini “İzmir Modeli” sözüyle özetliyoruz, sizin buna yorumunuz ne olur?

Bu sözleriniz için çok teşekkür ediyorum. Bizi diğer bütün belediyelerden hatta bakanlıklardan ayıran özelliğimiz, İzmir Modeli ile bilimsel veriler ışığında yaptığımız çalışmalar oldu. İzmir Modeli dediğimiz şey, bizim 2005’ten beri yaptığımız uygulamaların, “Köy yollarını asfaltlayacağız” cümlesini kurduğumuz günden itibaren yaptığımız tüm çalışmaların, stratejik planların, pratiğe yansımasıdır. Yerelde kalkınma değimiz olay da bu şekilde gerçekleşmiştir. Biz önce kendi kendimize teoriyi koyup bunu uygulayacağız demedik; bilim ne diyorsa onu uygulayalım dedik ve öyle de yaptık. Benim kişisel olarak yatkın olduğum mizaç da budur.

 

“Gelecek kişi, öküzü düvene koşmamalı”

 

Sizden sonra göreve gelecek olan başkanın bu anlayışı devam ettirmemesi gibi bir kaygınız var mı?

Benden sonra gelecek başkan da bu anlayışı devam ettirmek zorundadır; devam etirmezse, açık söyleyeyim; yoktur, var olamaz. Şimdi, şunu vurgulamak lazım ki ülkenin içinden geçtiği süreçler elbette bizim çalışmalarımızı da etkiliyor. Ekonomik krizden dolayı bizim uygulamakta olduğumuz kentsel dönüşüm modeli, bir süre sükuta uğrayacak. Başından beri söylediğimiz şekilde gerekçesi de şudur; bir daire yapıyorsunuz, bir kişiye satıyorsunuz. Müteahhit, daire satabildiği sürece sizin açtığınız kentsel dönüşüm ihalesine girebilir. Kentsel dönüşümün süresinin ne olacağı hep soruluyor; diyoruz ki kentsel dönüşümün süresini ekonomi belirler. Yapılan daireler, az veya çok müteahhidi kurtaracak bir karla satılmaya devam ettiği sürece devam edebilir. Bu gibi bir durum dışında bizim koyduğumuz kentsel dönüşüm modelini kimse değiştiremez. Çünkü daha bilimseli, daha insancılı, orada yaşayan insanları daha çok koruyanı yok. Azman yapılar yerine sokağın kültürünü koruyan bir yaklaşımla çalışıyoruz. Birisi yarın kalkar, mutlaka bizim ortaya koyduğumuz anlayışın yerine farklı çeşitlemeler, farklı zenginlikler koyar ve geliştirir. Bu olacaktır elbette. Kırsalda da yaptıklarımızın yanında henüz hayata geçirmediğimiz pek çok proje var; soğuk hava tesisi var, paketleme tesisi var... Tire Süt Kooperatifi, örneğin Türkiye’nin en kaliteli tulum peynirini yapacak, dünya ülkelerine ihraç edecek. Burada önemli olan, neyin nasıl yapılacağını, ilk tohumun nasıl ve nereye ekileceğini bilmektir. Bizim çocukluğumuzda bir laf vardı; “Ahmet Efendi öldü ama oğlu öküzü düvene koşmadı” derlerdi. Yani oğlan, babasının düvene koştuğu öküz ile düven sürmeye devam etti, kendi yeni bir öküz ve düven getirmedi, yeni bir düzen kurmadı demektir. Yeni gelen, öküzü düvene koşmamalı. Şimdi biz, İzmir Modeli ile düzeni kurduk; soğuk havanın örneğini verdik, paketlemenin örneğini verdik, kooperatiflerin nasıl kurulacağının ve çalışacağının örneğini verdik, bunların belediyeye, kamu kurumlarına ve halka nasıl yansıyacağını gösterdik. Ben fani olduğuma göre, benden sonra gelecek adamın, bu bilinçle süreci ileriye taşıması gerekiyor. Bize sorulursa da fikir ve düşüncelerimizi açık yüreklilikle ifade ederiz.

Bu devamlılığın örneği Türkiye’de çok az...

Bu anlayış ne yazık ki uygulanamadı. Çoğunluk o bilinçte ve inançta değil.

 

“İsim vermedim, bırakıyorum zaten”

 

Geçtiğimiz günlerde Ankara’daydınız. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile yerel seçim stratejileri üzerine konuştuğunuz ve bazı isimler verdiğiniz basında yazıldı çizildi. Kılıçdaroğlu ile yaptığınız görüşmenin içeriği hakkında bilgi verir misiniz?

Öncelikle şunu söyleyeyim, Genel Başkan’a isim vermedim. Beraber olduğumuz bir toplantıda kendisi seçim sürecine ve büyükşehire ilişkin ve nasıl hareket edilmesi gerektiğine dair bir çalışma yapmamı ve sunmamı istedi. Parti üyelerimizle beraber o çalışmayı yaptık, ben de gittim, kendisine sundum ve geldim.

Bu çalışma aday bazlı bir çalışma mıydı?

Hayır, değildi. Büyükşehir ve ilçelerin durumuna ilişkin bir değerlendirmeydi. Hatta bunun için gittiğimde düzenlenen toplantıda sözü ben aldım, “Önümüzdeki yerel seçimlerde üzerinde durulması gereken konu, ekonomidir. Genel Merkez, bu ekonomik krizden nasıl çıkılacağını, buna ilişkin yol haritasını, projelerini kamuoyuna sunmak durumundadır. Belediye başkanları da kendi kentlerinin ekonomik olarak nasıl kalkınacağının yol haritasını belirleyerek seçim kampanyasında bunları konuşmalıdır. Önce ne yapılması gerektiğini anlatmalıdırlar, ardından neyin yanlış yapıldığını açıklamalıdırlar. Çünkü alternatifsiz konuşmanın bir faydası yoktur” dedim. Genel Başkan ile konuşmam da bu minval üzerine oldu. Geçtiğimiz günlerde benim sunduğum iddia edilen bir liste çıktı basında; böyle bir liste vermediğimizin altını bu vesileyle de çizdik. İşi kişilere ve isimlere indirgemek suretiyle maalesef ve maalesef CHP içinde de bazı gruplar tarafından, hem de rakip partiler tarafından süreç yozlaştırmaya çalışılıyor. Son açtığımız otoparktaki törende de ifade ettim, bu iş kişi meselesi değildir. Benim üzerimden yerel seçimleri dizayn etmeye çalışmanın, CHP’deki ve bütün siyasi partilerdeki insanların beni yıpratmaya çalışarak siyaset yapmanın kente de, ülkeye de hiçbir faydası yoktur. Bunu yapanların kendi siyasi partilerine de faydası yoktur. Ben bırakmışım, gidiyorum zaten.

 

“80’lerde İzmir sersemledi ve panikledi”

 

Biraz önce de söz ettiğiniz gibi ekonomik açıdan zor bir dönemden geçiyoruz. Bu noktada İzmir ekonomisinin kültürel kodları insanın aklına geliyor. İstanbullular, İzmir’i riski sevmeyen, küçük olsun benim olsun mantığında olan ve “Çeşme’den vazgeçmeyen” sözleriyle tanımlarlar. Bu bağlamda İzmir ekonomisi adına neler söylemek istersiniz?

İstanbul’un İzmir’e ifade ettiğiniz şekildeki bakışında gerçeklik payı vardır. İzmirlilerin Çeşme’den vazgeçemedikleri konuşulur ve bunda da gerçeklik payı vardır. Çünkü geç saate kadar gürültülü biçimde eğlenen bir adamın sabah kalkıp işine gücüne, fabrikasına gidip de çalışmaya başlaması mümkün değildir. Bu da tabi bir zafiyet getirecektir. Bir de rahatına düşkün olmak veya eğlenceye düşkün olmakla, “Bu bana yeter, çok da canımı sıkmayayım” hissiyatı ortaya çıkar. Geçmişe baktığınızda, İzmir ekonomisi büyüdüğü müddetçe bu durumun kente olumsuz bir yansıması olmamıştır. 70’li yıllardan itibaren ve 80’ler boyunca İzmir ekonomisinde çöküş başlayınca -ki bunda Özal’ın “Horoz” nedeniyle İzmir’i cezalandırması da etken olmuştur- güçlü grupların bazıları da bu süreçten çıkamadılar. Durum böyle olunca zaten rekabet gücü olmayan İzmir sersemledi ve panikledi. Bunda birinci sanayici kuşağın çocuklarını yetiştirememiş olmasının da, kendi işlerine yatırım yapmamış olmalarının da payı vardır diye düşünüyorum. Tabi bir de işi şu boyutu söz konusu... Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye’de ne sanayici vardı, ne büyük ölçekli yerli ticaret erbabı vardı. Olmadığı için devlet eliyle bunlar yaratılmaya başlandı. Bu şekilde ciddi teşvikler verilmiştir. Örneğin Atatürk dönemindeki teşviklerle Koç Grubu ortaya çıkmıştır ve memlekete büyük hizmetler yapmışlardır. Benzer şekilde ve devamla Sabancı bir örnektir, Eczacıbaşı bir örnektir... İlerleyen yıllarda iktidara gelen Demokrat Parti’de kendi dönemine özgü teşvikler vermiştir. Demirel ve Özal da devlet teşvikleri kanalıyla, kaba ifadeyle “kendi dönemlerinin zenginlerini” yaratmışlardır. Şimdi de bunun aynısını Sayın Cumhurbaşkanı yapmaktadır. Ama günümüzde kontrolsüz bir şekilde ve kapasitesi olmayan kişilere bu teşvikler verilmektedir. 20 kilogram taşıyabilecek adamlara 100 kilogram yüklenmiştir ve dolayısıyla bu kişiler, bu yük ile ezilmişlerdir. AKP iktidarı değiştiğinde şimdi sükse yapmış bulunan işadamlarının, müteahhitlerin işleri de bıçak gibi kesilecektir. İçlerinden bu süreçte sahip oldukları fırsatları çok iyi değerlendirmiş olanlar da mutlaka çıkacaktır. Ama kaybolan değerler ne verenlerindir, ne de alanlarındır. Ancak milletin malıdır. Milletin malı yok olur, heba olur. İzmir’deki çoğu insan da işte bu şekilde belli iktidarların sanayici yaptığı, türettiği insanlardır.

İzmir’in yeni seçilecek Büyükşehir Belediye Başkanı’nın neler yapması gerektiğine dair fikirlerinizi paylaştınız; ancak geçmiş 15 seneyi göz önüne aldığınızda “Ben böyle yapmıştım ama yerime gelecek kişi öyle yapmasın” dediğiniz bir durum oldu mu?

Dediğiniz gibi, 15 yıl çok yoğun biçimde çalışan bir belediye başkanının elbette hataları olmuştur. Ama bir yönetici, bir sanayici, bir ticaret erbabı, “hata yapmamak” yerine “büyük hata yapmamak” noktasında koşullanmalıdır diye düşünüyorum. İş yapan adam mutlaka hata yapacaktır, mesele büyük ve geri dönüşü olmayan hatalar yapmamaktır. Esas yöneticilik, büyük hata yapmayarak büyük projeleri irdeleyip doğru yönetmektir. Ben büyük hata yapmamak için çok özen gösterdim ve büyük hata yaptığıma da inanmıyorum. Ama küçük hatalar, uygulamalarda mutlaka olmuştur. Hatta zaman zaman kararı verirsin, kapıdan çıkarken “Tamam, öyle yapın” dersin, arabaya binince düşünmeye başlarsın, evde hanım çorbayı getirir, ilk kaşığı ağzına atmadan telefona sarılırsın ve “Durun, öyle yapmayın” diye karar değiştirirsin. Sevgili Reşat Yörük, bunların en canlı şahididir. Ama büyük hata yaparsan bunun geri dönüşü olmaz.

Sizi en mutlu eden projeniz hangisiydi?

Evlatları arasında seçim yapmak zorunda olan bir adamı anlatan bir film vardı, bu sorunuz üzerine o filmi hatırladım. Ama şunu söyleyebilirim ki kırsal kalkınmaya yönelik yaptığımız çalışmalarbeni gerçekten çok mutlu etmiştir.

 

“Siyasette babamın çırağıyım”

 

Siyasetteki başarınızda, mutlaka yaşantınızın ve sahip olduğunuz kültürün etkisi vardır. Bu konuda ne söylersiniz?

Ben İstanbul’daki İşletme İktisadı Enstitüsü’nde yüksek lisans yaptım. Harvard metoduyla eğitim verirlerdi ve geceden 300 sayfa okumadan derse giremezdin. Bu yüksek lisansın bana ciddi katkısı olmuştur. Bunun yanında ailevi yapı ve diğer etkenlerin de payı vardır. Ben çiftçi çocuğuyum, 27 yaşına kadar çiftçilik yaptım. Bu arada 67 senesinde Tekel’de işçi olarak çalıştım ki ilk sigortalılığım da odur. Sonra okulu ve masteri bitirice TEK’te muhasebe uzmanı olarak çalıştım. Sonra İzmir’de İDÇ’nin yan kuruluşu Santes’te muhasebe ve mali işlerden sorumlu müdürlük yaptım. Sonra beyaz eşya bayiliği üzerine kendi işimi kurdum. Sonra aydınlatma üzerine bir atöyle kurdum. Sonra babam bir arsa sattı, bize verdi; orada kardeşimle beraber tuğla fabrikası kurduk. Siyaseti de 6 yaşından beri babamın yanında takip ediyorum. Yani siyasette babamın çırağıyım. Şimdi bu akışa baktığında işçilik var, çiftçilik var, kamuda memuriyet var, özel söktörde yöneticilik var, esnaflık var, sanayi var... Bütün bunlar insanda bir birikim oluşturuyor.

Görev süreniz boyunca yapamadığınız, fikir halinde kalan önemli bir proje var mı?

Bu konuda örneğin şunu söyleyebilirim; yüzülebilir Körfez projesinde biz uzun sürmesine rağmen yapmamız gereken her şeyi yaptık. Önemli olan da aslında buydu. ÇED raporunun alınması önemliydi. Şimdi iş makinaları alınıyor ve herşey hazır hale geliyor. Bu proje, dünyanın en önemli çevresel dönüşüm projelerinden biri. Dışarıdan atık gelmemesini sağlamak ayrı bir şey -ki o yapıldı ve izleniyor- bunun yanında Körfez içindeki su sirkülasyonunu hızlandırmak ayrı bir şey. Kuzeyde bunun için bir sirkülasyon kanalının açılması ve güneyde ise TCDD’nin, yani liman işletmesinin gemi yanaşma kanalını genişletmesi, İzmir ekonomisi için çok önemli. Bu, gelecek olan başkan tarafından mutlaka sürdülecektir. Bu proje, Körfez Geçişi projesinin nasıl olacağına bağlı olarak uzayacaktır. Ancak nasıl gelişirse gelişsin, Büyükşehir Belediyesi’nin kuzeyde açacağı sirkülasyon kanalının projesi önümüzdeki aylarda bitecektir ve kendi imkanlarıyla belediye bu işi yapacaktır. Bunun için dubalar, iş makineleri ve kazıcılar alıyoruz. İZSU, kendi şantiye imkanlarıyla bunu yürütecektir. Bunu kriz ortamında ve Körfez Geçişi projesindeki belirsizlik nedeniyle müteahhide vermemiz, parayı çöpe atmak olacaktır. Dolayısıyla şimdilik biz kendi olanaklarımızla yapılması gerekenleri yapacağız, Körfez Geçişi’nin nasıl olacağı belli olduğunda da ihale ile hızlandıracağız.

Bunun yanında katı atık bertaraf tesisi projemiz vardı ki bu da yer seçimi sürecinin kurbanı oldu. Harmandalı’nın kuş uçuşu 1,5 kilometre yakınında bulduğumuz alan ile ilgili açılan dava üç seneye yakındır sonuçlanmadı. Ben oraya bütün meslek odalarını aldım götürdüm. Dedim ki ben bu işi burada yapmak isityorum. Ot bitmeyen bir yer. Onlar da “Evet” dediler. Oradan çıktık, Sasalı’da bir de yemek yedik. Kimse de dava açmadı. Ancak sonrasında Senih Özay’ın açtığı dava uzadı gitti. Siyasi irade “Bunu sonuçlandır” demeden sonuçlanmıyor, bu da ortada. İl Özel İdaresi mallarınnın Büyükşehir’e devri ile ilgili olarak üç kere dava açılıp üç kez “yeniden değerlendirilsin” diye karar çıkar mı? Bunun doğrusu Büyükşehir’e vermek. Ama veremiyor, top yuvarlıyor.

Kültürpark projesini de bu listeye yazabilir miyiz?

O da ayrı bir konudur. Kültürpark’a biz ne yapacak mışız? Diyoruz ki Kültürpark eskidi, yıprandı, tartan pist dahi çürüyor, ağaçların çoğu biyolojik ömrünü tüketti... Bunların 20 senelik bir periyotta yenilenmesi lazım. Aynı ağaçları dikeceğiz dedik. Doku değişmeyecek. 20 yıllık işi bir şahsa veremezsiniz, biz de Ege Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Fakültesi ile bu konuda anlaştık. Öte yandan sergi holleri orada duruyor; Fuarİzmir yapıldığına göre artık Kültürpark’taki hollere gerek kalmadı. Dolayısıyla 25 bin metrekarelik bu alanı yıkalım, bunun 11 bin metrekaresine otoparkı bulunan, İEF’nin sergi salonu olarak, kongre ve şov merkezi olarak kullanılabilecek bir yer yapalım dedik. Bir de itfaiye ve diğer hizmetlerin görülmesi için doğaltaştan bir yol yapacağız dedik. Yeşil alan hem rehabilite olacak, hem de artacak dedik. Ama İzmir’deki odalar “Kültürpark’ı satacak, ağaç katliamı yapacak” dediler ve karşı çıktılar. Bunun üzerine Pakistan pavyonunda yapacağımız işi anlatan bir enstelasyon kurduk, herkes ama herkes geldi, ama karşı çıkanlar gelmedi. Dolayısıyla bunu da neticelendiremedik.

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

EGSD Yönetim Kurulu Başkanı Atınç Abay, konuk olduğu Gözlem Gazetesi Yayın Kurulu Toplantısında Türk şirketlerinin mevcut ekonomik darboğazdan çıkış sürecini iyi yönet...

Gözlem, “Atatürk Düşmanlığının yaygınlaştırılmaya çalışıldığı” bir dönemde Ali Erbaş’ın, Mısıroğlu’nu ziyaretinin arka planını araştırdı ve uzmanlara sordu, işte cevap...

TÜSİAD, “Kalkınmayı esas alan bir perspektifle serbest piyasa ilkelerinden taviz vermeden, ekonomimizi yeniden ayağa kaldırmamız gerekiyor. Bunun yolu en başta şeffaf,...

GÖZLEM öğrencileri bile isyan ettiren olayları ve “Milli Eğitimin yarınını” uzmanlara ordu, işte cevapları…

2015’de yapılan kapsamlı anlaşmadan çekilen ABD’nin İran’a yönelik yeni yaptırımları, üçüncü ülke ve şirketleri de kapsayacak şekilde uygulamaya kondu. Ham petrolünün ...

TÜFE’nin alt kalemlerinden ev eşyası grubunda yüzde 38, ulaştırmada yüzde 32; gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 31,5 ve konutta yüzde 25,72 artış gerçekleşti. Yılbaşı...

Yazarlar
Website Security Test