Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Kutuplaşma Türkiye’yi nereye götürür

23.11.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Son zamanlarda Türkiye'de kutuplaşmanın arttığı, farklı toplumsal, siyasal ve kültürel kesimlerin birbirlerinden daha da uzaklaştı net bir şekilde görülüyor. Türkiye’nin son 60-70 yıllık tarihine bakıldığında siyaset hep kutuplaşma ile kendisine taraftar toplamaya çalıştı. Demokrat Parti (DP) döneminde “Vatan Cephesi” ile başlayan kutuplaşma, DP ile CHP arasındaki ayrışmayı tüm yurda yaydı ve kahveler bile ayrıştı.

Sonraki yıllarda sağ - sol, Alevi - Sünni, Türk - Kürt bölünmeleri art arda geldi. Müslüman ve gayrimüslim ayrışmaları da zaman zaman alevlendirildi. Kanlı sokak olayları oldu, kardeş kardeşe silah çekti. Ortak değerler oluşturamayan toplumlar ayrışır. Türkiye toplumunda, “Demokrasi, Cumhuriyet, Atatürkçülük, Din” gibi ortak değerler oluşturulamadı. Bu da hep çatışmayı, ötekileştirmeyi getirdi. Şimdi “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temelini teşkil eden” ana unsurlar üzerine “kutuplaşma” yaratılıyor: “Cumhuriyet ve Atatürk / Atatürk ilkeleri… Resmi dairelerce, bankalarda, üniversitelerde  isim ve amblemlerden ‘TC’ ibareleri, Atatürk isimleri, Atatürk resimleri amblemlerden Atatürk silüetleri kaldırılıyor.”

 

Atatürk, madalyalara geri dönüyor

Çözüm süreci döneminde Andımız’ı yönetmelikten çıkaran hükümet, Devlet Madalya ve Nişanları Yönetmeliği’nde bulunan Atatürk kabartmasını da kaldırmıştı. Danıştay, Atatürk’ün ölümsüz önder olduğu vurgulayarak Devlet Nişanları'na geri konulması gerektiğine hükmetti. 6 Kasım 2013 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan karara göre Devlet Nişanı'ndan, “Kompozisyon yüzü kabartma olup diğer yüzü T.C. Devlet Nişanı yazısı ile değerlendirilir” ifadeleri çıkarılmış, yeni kompozisyonda ön yüzde bulunan Atatürk silüetine de yer verilmemişti. Dönemin Türk Kamu Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk bu karara itiraz etti. Dava, 27 Nisan 2016 tarihinde Koncuk'un lehine sonuçlandı. Başbakanlık temyiz etti, 10 Ekim 2018'de Danıştay Dava Daireler Kurulu kararı onadı. Dava konusu değişikliğin, “Devlet Nişanı'nda kabartmaya yer verilmemesine” ilişkin kısmı için 10. Daire kararında, Atatürk'ün ölümsüz önder olduğu vurgulandı ve şöyle denildi: “Devlet Madalya ve Nişanları Yönetmeliği'nin 6. maddesinde yer alan devlet nişanına ilişkin kısmında Atatürk kabartmasına yer verilmeksizin eksik düzenleme yapan kısmının iptaline oy çokluğuyla karar verildi.”

 

 

 

“SEÇİMLER BİR ÜLKE İÇİN HEM SINAV HEM FIRSATTIR”

Yekta Güngör Özden (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı) –Bir ülkede yaşanması en önemli durumlardan biri ulusun istencini yansıtan seçimlerin barış içinde geçmesi ve çok olumlu sonuçlar yansıtarak kendi ülkesinin geleceğine her alanda ışık tutması, aydınlatmasıdır. Seçimler bu bakımdan hem önemli bir sınav sayılır hem de fırsattır. Ülkemizde seçimlerin giderek partizan çabaları yoğunlaştığı bir kavga ortamına dönüştüğünü üzülerek izliyorum. Bunun demokrasiyi gölgeleyen ve bizi kusurlu duruma düşüren yanları da var. Ama başta medyanın gereken özeni göstermediği, siyasal partilerin kendilerinin seçimde çoğunluğu elde etmesi iktidara gelmesi için yapması gereken her şeyi yaparak sakıncalı olandan uzak durmaması bizim demokratik düzeyimizi gölgelemektedir.

Türkiye’nin seçimleri bir demokratik olgunluk içerisinde kavga gürültü olmadan, herkesin istediği şeyi söyleyerek, karşısındakinin haklarına saygı duyarak, özgürlüklerine bağlı kalarak yürütmesi gerekiyor. Seçimlerin iyi şekilde yürütülmesi her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının sorumluluğudur ancak en büyük sorumluluk iktidara düşmektedir. Kimi partizanlıklarla kimi iş birlikleri kimi ittifak adı altındaki yoğunlaşmalarla giden süreçte de Türkiye’nin seçimlerle de iyi bir sonuç alacağı kanısında değilim. Ama umudumu yitirmediğim için bir yurttaş olarak seçimlerin iyi geçmesini halkımızın istencini içtenlikle yansıtmasını ve gerçekçilikle sonuçlanmasını diliyorum.

 

 

 

Kutuplaşma  Çözülme; Uzlaşma bütünleşme yaratır

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) –Her alanda güçlü bir toplum olmanın yolu; insanların, kurumların ve toplumun enerjisini  birbiri ile çatıştıran değil; aksine bir biri ile işbirliği ve uzlaşı içinde bir bütünleşmekten geçer. Zira uzlaşı, pozitif sinerji yaratarak toplumu ve  kurumları bir üst düzeye taşırken, çatışma ve kutuplaşma hep aşağı çeker. Kutuplaşma kapalı toplum yaratır. Kutuplaşma hep bir öteki ve  günah keçisi yaratarak gerçek sorunlar yerine  sahte sorunlarla toplumu   sunar. Kutuplaşma insanların mutlaklaştırılmış bağnaz değerlere sahip olmasından kaynaklanır. Oysa uzlaşma, ortak değerler üzerine  kurulur. Çağdaş bir toplumda, uzlaşma ile barışı;  hoşgörü ile adaleti; demokrasi ile  özgürlüğü; bağnaz olmayan akılcı değerlerle  refah artışını; bilimsellik ile  yenilikçilik ve teknolojiyi; liyakat sistemi ile  insanları başarıya  motive edersiniz bu nedenle bunlar toplumda herkesin ortak değerleri olur. Bunlar  devlet  politikası durumuna gelir. Oysa ülkemizde bu değerlerin  çoğu kez itibar görmediği; bunun yerine kişiselleşmiş  mutlak ve bağnaz düşüncenin ikame edildiği görülüyor. Bu nedenle, insanlarımız, partilerimiz, ve kurumlarımız arasında kutuplaşma yaratılıyor. Evet kutuplaşma kendi alt grubunuz içinde öteki  ve günah  keçisi yaratan bağnazlıkla, alt düzeyde  dayanışma ve bağımlılık yaratır. Ancak daha üst ve toplumsal düzeyde  kavgaya yol açtığı için  toplumsal çözülme yaratır. Ne yazık ki son dönemde bu yönde bir kutuplaşma, bu toplumu yok olmaktan, kişisel dehası ile  kurtaran Atatürk üzerinden  yapılmaya başlandı.  Atatürk, asla ve asla kutuplaşma konusu olmayan  bir temel değer  olarak  bu toplumda  korunması gerekir. Aynı şekilde  toplumu geleceğe, ileriye ve başarıya götüren  yukarda sayılan çağdaş değerler de  bizim ortak değerlerimiz olarak  korunmalıdır. Aksi durumda ilkelliğin  çatışma  batağında  hepimiz zarar görür ve boğuluruz. Bu  nedenle, öncelikle   parti liderlerimiz çatışmayı ve kutuplaşmayı değil ,uzlaşmayı model almaları gerekir. Zira toplumumuz öne çıkan insanları  model alan, gördüğünü model alan bir yapıda olduğu için; en kolay çözüm  toplum liderleri ve önderlerinin uzlaşma, hoşgörü, barışçıl çağrı, başarı, bilimsellik ve demokrasi değerlerinde  önderlik etme becerisi göstermesinden geçiyor.

 

“İKTİDAR KUTUPLAŞMADAN BESLENİYOR”

Mehmet Şakir Örs (Gazeteci – Yazar) –Normal koşullarda, yönetim sorumluluğu taşıyanlar; gerginlikten, çekişmeden, çatışmadan, kutuplaşmadan uzak durmaya çalışırlar. Toplumu birleştirip bütünleştirmeyi ve ortak değerler etrafında buluşturmayı hedeflerler. Çünkü genel olarak huzurun, sakinliğin, esenliğin temelinde böylesi bir yönetim anlayışı vardır. Bu yaklaşım, çoğunlukla, normal koşulların var olduğu hemen her yer için temel alınan ve geçerli olan bir yönetim anlayışıdır. Ancak biz de normal koşullar olmadığı için, maalesef tam tersi oluyor.

Ülkemizde, özellikle de seçim dönemlerinde, kitleleri kutuplaştıracak semboller üzerinden tartışmaların, çekişmelerin gündeme gelmesi ve bu durumun tırmandırılması, elbette tesadüfü değildir. Üstelik dikkat çekicidir. Ancak bu yol tehlikelidir. Ülkeyi daha büyük badirelere, sıkıntılara sürükleyebilir.

Siyasal iktidarın en çok kullandığı ve yararlandığı yöntemler arasında, kutuplaşma ve gerginlik politikaları ile ‘algı yönetimi’ başı çekiyor. Aslında bu yöntemler, birbiriyle de ilintili ve birbirini tetikleyen, bütünleyen yöntemler... İktidarda bunca uzun süre kalınabilmesinin ‘mahareti’ araştırılırken de, bu yöntemlerin üzerinde özellikle durulması gerekiyor.

İktidar bu yöntemleri kullanırken, bir taşla birkaç kuş vurmayı hedefliyor. Öncelikle toplumu kamplaştırıp kutuplaştırarak, seçmenini mobilize ediyor. Bir bakıma tabanını muhalefete karşı kilitliyor. Muhalefetin sesinin, kendi etki alanına ulaşmasına ve onları etkilemesine engel oluyor. Bir başka amaç, ülkenin gündemini kendi istediği doğrultuda belirliyor. Dikkatleri başta ekonomik konular olmak üzere halkın gerçek gündeminden uzaklaştırarak; oluşturduğu yapay gündemlerle kamuoyunu meşgul ediyor ve iktidarın yıpranmasını azaltmaya çalışıyor. Son dönemde ülkenin gündeminde yer alan pek çok tartışmanın, çekişmenin, kutuplaşmanın temelinde işte bu gerçekler yatıyor.

Peki, buna karşı ne yapılmalıdır? Öncelikle, ülkenin ve halkın hayrına olmadığını düşündüğümüz, kutuplaşmadan beslenen bu yanlış yönetim anlayışını sergilemek ve en geniş kitleler nezdinde teşhir etmek gerekiyor. Sonra da elbette doğru ve çağdaş bir yönetim anlayışı seçeneğini elbirliğiyle oluşturmak, örgütlemek, güçlendirmek… Başta ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) olmak üzere muhalefet partileri, sivil toplum örgütleri, aydınlar, en geniş muhalif kesimler; cumhuriyet ve demokrasi temelinde güçlerini birleştirmelidirler. Cumhuriyetin, demokrasinin ulusal, evrensel ve çağdaş değerleri etrafında, bir büyük uzlaşmayı ve buluşmayı gerçekleştirmelidirler. Bu büyük buluşmanın ilk adımı da, 31 Mart 2019 yerel seçimleri olmalıdır. 

 

 

 

"CUMHURİYETCİLİK İLE OSMANLICILIK KARŞI KARŞIYA GETİRİLMEKTEDİR"

Soner Aydın (Emekli Albay) –Bugün Türk Halkının büyük çoğunluğu karamsarlık içindedir. Özellikle Cumhuriyet değerlerine ve Atatürkçü Düşünce Sistemine bağlı insanlar, ülkemizin geleceğinden endişe duymaktadırlar. Çünkü Türk Halkı’nın önüne ikişer ikişer seçenekler konulmaktadır. Osmanlıcılıkla, çağdaş değerlerle oluşturulan Cumhuriyetçilik ve Atatürkçülük karşı karşıya getirilmektedir. İçeriden ve dışarıdan etnik aidiyeti ön plana alarak çıkar sağlamaya çalışanlar tarafından işlenen Kürtçülük, Atatürk’ün adını koyduğu; dil, din, ırk, renk, cins ayrımı gözetmeden vatandaşlık kavramı içinde oluşturulan Milliyetçilikle çatıştırılmaktadır. Tarikat ve cemaat adı altında oluşturulan ve eylemlerini “Allah’a ulaşmanın farklı yolu” olarak izah eden yüzlerce örgüt hem birbirleriyle hem de inanç ve ibadet özgürlüğünü savunan laiklikle savaş halindedir. Bütün bu kutuplaşmalar; ülkemiz koşullarında yakaladıkları fırsatla hayatın her alanında hızla derinleştirilmektedir.

Buna karşılık siyaset yapanlar, bu alternatiflerden hangisi daha fazla oy getirecekse onun yanında görünmekten, ondan yararlanmaktan çekinmemektedirler. Çünkü bilmektedirler ki; iki alternatifin de taraftarı olacaktır ve yarattıkları alternatife ne kadar çok taraftar sağlamayı başarırlarsa siyasi geleceklerini o kadar garanti altına alacaklardır. Bu nedenle; geçim ve yaşam derdinde olan, sorgulayamayan, eğitimden yoksun bırakılmış, işinden ve aşından mahrum kalma korkusu içindeki vatandaşın gerçek istek ve ihtiyaçlarına bakmadan, oluşturdukları algıyla taraftar toplayarak yükselmeyi başarı olarak görmektedirler. Toplumun bir kesimi, aynı amaca hizmet eden bütün bu kutuplaştırmanın; Anadolu coğrafyasında, küresel sistemin arzu ettiği ve yerli işbirlikçileri tarafından gerçekleştirilmeye çalışılan, emperyalist küresel sistemin çıkarlarına uygun değişim ve dönüşümün temel taşlarını hazırladığından habersizdir. Türk Halkı’nın karşı karşıya getirildiği bu ve benzeri konularda; hukuktaki, ekonomideki, sanayideki, tarımdaki, toplumsal yaşamdaki, hatta giyim tarzındaki…  örnekleri sıralamak çok yer kaplayacaktır.

Bence; Ülkemizin ve Milletimizin içinde bulunduğu “bu çok önemli konularda muhalefet ne yapıyor ne yapmalı?” sorusunun yerine “Bu gelişmeleri, bu dönüşümü, bu gerilemeyi engellemek için nasıl mücadele edilmeli?” sorusuna cevap aranmalıdır. Çünkü günümüzde adına muhalefet denilen iktidar karşıtları; liderlikten yoksun kadrolarla yönetilen, iktidarın oluşturduğu gündemin dışında düşünemeyen ve hareket edemeyen, kurucu değerlerinin ve ilkelerinin farkında olmayan ve bunları önemsemeyen, günün koşulları içinde kendisine oy kazandırabileceğini umduğu faaliyetlerle zaman harcayan sıradan kurumlardır. Oysa kurucu değerler toplumun ortak değerleridir. Siyaset kurumu; iktidarıyla, muhalefetiyle kurucu değerlerine mutlaka sahip çıkmalı, onu yüceltmeli ve geliştirmelidir. Bunun için de önce bütün toplum bu değerlere sahip çıkmalı, siyaset kurumundan bu değerlerin korunup yüceltilmesini, geliştirilmesini talep etmelidir. Toplum bunun farkında değilse; işte o zaman, toplumu bilinçlendirecek, yönlendirecek liderlerin önderliğindeki kadrolar, Türk Milleti’ni gelecek yüzyıllara taşıyacak çözüm yol ve yöntemleriyle Atatürk’ün başlattığı mücadeleyi sürdürmelidir.

Bu günkü muhalefet artık fark etmelidir ki Türk Halkı; ulusal kurucu değerler, inanç değerleri, etnik aidiyet… konularında çok derin bir kutuplaşmanın çok ama çok yakın tehdidi altındadır ve bununla topyekûn mücadele edilmelidir. Muhalefet buna dikkat çekemeyecekse; yediden yetmişe bütün Türk Milleti, bütün üniversiteler, bütün kurum ve kuruluşlar ve Türk basını bu tehdide dikkat çekmek için çaba sarf etmelidir. Türk Halkı her zamankinden daha çok birlik ve beraberliğe ihtiyacı olan bir dönemden geçmektedir. Yaşadığımız zaman diliminde nelerle karşı karşıya olduğumuzu daha iyi anlayabilmek için Atatürk’ün gençliğe hitabı tekrar tekrar okunmalı, beyinlere ve yüreklere kazınmalıdır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

''Tasarruf'' temasıyla hazırlanan 2019 yılı bütçesinde Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin yüzde 34 ve Cumhurbaşkanlığı bütçesinin de yüzde 233 oranında artırılması t...

Trump yönetimi, “istikrar” bahanesiyle Fırat'ın doğusunda 40 bin kişilik “PKK/ PYD / YPK yerel güvenlik gücü organize etme kararına 8000 militanın eğitimi ile başladı ...

Büyükşehirler paylaşıldı, bazı il ve ilçelerde de “destekleme” olabilecek. Uzlaşmaları analiz eden Mehmet Şakir Örs “Kimin kazançlı çıkacağını tahmin zor” dedi.

Ali Koç, büyük ümitler ve vaatlerle gelmişti; 6 ay geçmeden “Futbol takımı düşme hattının içine düştü”; 3 Büyükler tarihinde böyle bir tablo hiç olmadı; nedenini gazet...

Uzmanlar, enflasyonda yaşanan ve halkın “şüphe ile” karşıladığı düşüşün vergi oranlarında ve akaryakıtta yapılan indirimlerle gerçekleştiğini, bunun ise orta vadede da...

19 otelden ikisinin rezervasyonlarının Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’un sahibi olduğu ETS Tur tarafından yapıldığı” haberleri kamuoyunda tepki yarattı. tepki çe...

Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşu Standard & Poor’s (S&P), Türk bankalarının genel durumunu değerlendirdi.

Yazarlar
Website Security Test