Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Uğur Yüce, ''Kemeraltı’na hayat suyu verecek projeleri'' GÖZLEM’e anlattı

30.11.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Haftalık olağan yayın kurulu toplantımıza katılan TARKEM Kurucu Başkanı Yüce, “TARKEM’in şirket olarak değer kazanmaması mümkün değil. Bağımsız bir denetmen, elimizdeki kontratları ve know-how’ı değerlendirirse bir liralık hissemiz bir liradan fazla çıkar” dedi

TARKEM Kurucu Başkanı Uğur Yüce ve TARKEM Genel Müdürü Sergenç İneler, Gözlem Gazetesi Yayın Kurulu’na konuk olarak İzmir’in tarihi Kemeraltı bölgesine yönelik projeleri hakkında bilgi verdi.

 

ENGİN TATLIBAL

Bugünkü İzmir’in kurulduğu yerdir Kemeraltı... Makedon Kralı Filip’in oğlu Büyük İskender, Milattan Önce 300’lerde, Belucistan’a kadar uzanan Büyük Doğu Seferi sırasında uğradığı bu yıkık şehri yeniden ağaya kaldırmış ve yeni bir liman, yeni bir pazar ve limanın üzerindeki tepede de yeni bir kale inşa ettirmişti. O kale bugünkü Kadifekale’dir ve o pazar da bugünkü Kemeraltı’dır. Tam 2300 yıldır canlıdır. İzmir’in bir “old city” bölgesi varsa, Kemeraltı’ndan başka bir yer olamaz. İşte şimdi yıllardır bakımsız kalan İzmir’in bu kadim bölgesi, kamudan özel sektöre kentin neredeyse tüm paydaşlarının bir araya geldiği TARKEM, yani Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi ile hak ettiği vizyona ve canlılığa kavuşacak olmanın heyecanını yaşıyor. Gözlem Gazetesi Yayın Kurulu’na konuk olan TARKEM Kurucu Başkanı Uğur Yüce’den şirketin geçmişini, bugününü ve projelerini anlatmasını istedik. O ve TARKEM Genel Müdürü Sergenç İneler de tüm detaylarıyla anlattılar...

Sayın Yüce; TARKEM hem kuruluşu, hem yapısı ve hem de çalışma alanı ile gerçekten özel bir şirket. TARKEM’in kuruluşunu ve felsefesini anlatmanızı rica ediyoruz...

Bize bu imkan ve fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Bu kadar müstesna insanlardan oluşan Gözlem Gazetesi Yayın Kurulu’nda TARKEM’in gündemde olması, bizim için büyük bir fırsattır. Ben TARKEM’i bir devekuşuna benzetiyorum. Devekuşu olma vasfını taşımasının birden fazla nedeni var: Birincisi ve en önemlisi Türkiye’de ilk defa şirketi kuran ortakların önüne iki sözleşme konmuş olmasıdır. Bunların ilki ortaklık sözleşmesi, ikincisi ise ‘Etik Sözlemesi’dir. İki sayfalık bu etik sözleşmenin bir maddesinde diyoruz ki “Kemeraltı’nın tarihi dokusuna sadık kalacağıma söz veriyorum.” Bunu sonradan katılanlar da dahil olmak üzere tüm ortaklar imzalamışlardır. Türkiye Ticaret Kanunu’nda vakıf şirket kurulmasında bir engel yok ama nedense ya vakıf, ya şirket kurulur. Biz ilk defa cesaret ettik ve bir vakıf şirket kurduk. Altı sene olmasına rağmen hala bir kuruş gelirimiz yok. Hala bir harcırah yönetmeliğimiz dahi yok; yani huzur hakkı gibi unsurlar söz konusu değil. Şirket için yaptığımız seyahatleri ve diğer her türlü harcamayı yönetimdeki arkadaşlar, profesyoneller hariç olmak üzere kendi ceplerinden karşılıyor. Profesyonel kadromuz ise son derece sınırlı. Yapılacak her işi, Türkiye’de ve hatta dünyada o işi en iyi kim yapıyorsa onlardan satın alıyoruz. Dışarıya çok fazla iş yaptırıyoruz ve Boğaziçi Üniversitesi gibi, ODTÜ gibi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü ve Dokuz Eylül Üniversitesi gibi konuya en hakim ve en iyi kurumlara yaptırıyoruz. Dünyanın bu konuda başarılı olmuş bütün örneklerini inceledik. Bu iş, “Haydi kollarımızı sıvayalım da başlayalım, nasıl olsa zamanla işler oturur, kervan yolda düzülür” mantığıyla yapılacak bir iş değil. Bu iş, her şeyden önce çok ciddi bir planlama işi. Eğer doğru ve sağlıklı bir plan yapmazsanız başarılı olma şansınız yok denecek kadar azdır. Örneğin Washington DC’deki Pennsylvania Caddesi’nin –ki taş çatlasa 120 veya 130 yıllık bir caddedir- bugünkü konumuna getirilmesi çalışmaları dahi 20 yıl sürmüş. Paris’te belediyenin arkasındaki Le Marais denen ve eskiden bataklık olan bölge için de 20 yıllık bir planla yola çıkıldı, ama şimdi çalışmalar 37’nci senesinde. Ve bence daha 20 sene daha bitecek gibi görünmüyor. İncelediğimiz bütün benzer örneklerde gördük ki uzun soluklu ve stratejik planlamalar söz konusu. TARKEM’in bu kadar zamandır geliriminin olmamasının bir sebebi de budur. Kemeraltı için çok detaylı, kusursuz, bilimsel temellere dayanan bir stratejik planın hazırlanması icap ediyor.

TARKEM’in kuruluşu için ilk fikri veren kişi –söylediğimde şaşıracaksınız- Sayın Aziz Kocaoğlu’dur. Sayın Kocaoğlu uzun yıllardır bize bu bölgeyi ayağa kaldırmak gerektiğini belirterek bölgede mülk almamız için teşvik ediyordu. Ben de her seferinde karşı çıkmışımdır. 2006’da İstanbul’dan bir furya geldi ve 120’ye yakın ev aldılar ama bir çivi çakmadılar. Aziz Bey çok ısrar edince ben de “Bu iş böyle olmaz, dünyada bunu yapanlar nasıl yapmışsa bakalım ve öyle yapalım” dedim. Zaten içinde İlhan Tekeli’nin de bulunduğu, belediyenin kurduğu bir ekip vardı, onlarla da konuştuk. Bizim yaptığımız hazırlıktan etkilendiler. İlhan Tekeli’nin başkanlığında altı ay çalışıldı ve güzel bir plan çıktı ortaya. Plan belediye meclisinden geçti ve bütün süreç böyle başladı.

İlk etapta ortaklarımızdan 2,3 milyon lira topladık ve harcadık. Sonra dedik ki 10 milyona çıkıyoruz, tüm ortaklardan 86’şar bin lira daha topladık. Bu bütçe henüz tamamen bitmiş değil. Bu arada İş Bankası’ndan yüzde 17 ile beş yıl vadeli bir kredi aldık ve yüzde 24 ile vadede duruyor. Bazı işler yeni şirketler kurmayı gerektirdiği için TARKEM’in yakında holdingleşeceğini söyleyebiliriz.

Bana bazen “Senin işin gücün yokmu da bu işlerle uğraşıyorsun” diye soruyorlar. Benim çocukluğumda Bayraklı’da oturuyorduk; 10 yaşındayken annem yine hamile kaldı. Annem de Kemeraltı’nda noterdi ve gidip gelmesi zor olduğu için bu bölgeye taşındık ve ben de Şehit Fethi Bey İlkokulu’nda okudum. Çocukluğum orada geçti. Okuldan sonra bütün gün esnafın elindeydik. Bu nedenle Kemeraltı’na karşı kişisel olarak da ciddi bir hassasiyetim ve nostaljim var.

Kemeraltı, İzmir’in hala canlılığını sürdüren en eski bölgesi. Böyle bir bölgede gayrımenkul iyileştirme gibi bir iş yapmak zor değil mi?

Bakın, bize herkes “Kemeraltı’nda yerleşik bir düzen var, dolayısıyla burayı dönüştürmek çok zordur” diyordu. Ama Boğaziçi Üniversitesi’nden Murat Günenç ve ekibinin yaptığı araştırmada ortaya çıktı ki burada yerleşik bir düzen yok; her dört senede bir yenilenen bir insan dokusu var. Çoğu insan Kemeraltı’na sadece çok ucuz olduğu için geliyor, ekonomik durumu biraz düzeldiğinde başka yere taşınıyorlar ve yerlerine başkaları geliyor. Ve bunlar mal sahibi de değil, mal sehipleri çoktan o bölgeden gitmiş durumda. Bu çalışmaları yapan altı arkadaşımızdan hiçbirisi de şu anda TARKEM’de değil. Vazifelerini büyük bir başarıyla tamamladılar ve kendilerine teşekkür ettik.

Biz, işi üç fasla ayırdık. İlk etap, biraz önce anlattığım çalışmalardan oluşuyordu. İkinci fasıl ise yatırım etabıdır ve aslında yaklaşık bir buçuk yıldır başlamış durumdadır. Bunun arkasında da bir temel felsefe vardır. İki binden fazla tescilli yapının bulunduğu bu kadar geniş bir alanı topyekün halledemiyorsunuz. Bunun için kullanılan yöntem, Batılıların hotpoint, yani sıcak nokta dediği yöntem. Biz buna “Akupunktur” dedik; yani doğru ve uygun noktaları seçip oraları geliştirirseniz, oralar da kendi çevrelerini geliştirmeye başlıyorlar. Bunun en güzel örneklerinden bir tanesi Kızlarağası Hanı’dır. Sadece hanın ayağa kaldırılmasıyla bütün çevresi olumlu anlamda etkilenmiştir, çevresinde kahveciler sokakları yaratmıştır ve bu etki halka halka genişlemektedir. Biz de bu stratejiyi benimsedik. Şimdiye kadar yaptığımız alımlar ve anlaşmaları da hotpoint ya da akapunktur stratejisine uygun olarak yaptık.

Kamuoyunda konuşulan noktalardan biri de TARKEM’in ne zaman kar eden bir şirket haline geleceği. Yatırımlarınızın işletme safhasına geçmesi için bir takvim öngörüyor musunuz?

Mutlaka yatırımlar bir yandan devam edecek, ancak bundan sonra bir başka ekip de işletmeyi üstlenecek. O da işin başka bir boyutudur. Bu nedenle ince uzun bir yoldayız. Ortaklarımız genel kurulda “Ha bire para istiyorsunuz, sonra ne olacak” dediklerinde şunu söylüyoruz: Sonrası yok, yine para vereceksiniz, yine bir kuruş kar dağıtmayacağız. Çünkü bu şirket kar etse de yine Kemeraltı’na yatıracak. Ortakların bu işten çıkış yolu şöyle var: İki seneye kadar TARKEM’i Borsa’ya kote ettirip halka açacağız. Şirketin yaptığı iş, bir gayrımenkul iyileştirme işi olduğu için takdir edersiniz ki aslında şirket olarak değer kazanmaması mümkün değil. Şu anda dahi TARKEM değer kazanmış durumdadır. Bağımsız bir denetmen gelir de elimizdeki kontratları ve know-how’ı değerlendirirse bir liralık hissemiz bir liradan fazla çıkar. Birkaç seneye kadar bu daha da artacaktır. Çıkmak isteyen olursa satar hissesini çıkar, girmek isteyen olursa da alır hissesini girer. Takvim sorunuza gelince, açıkçası böyle bir takvimimiz yok. Yine devekuşuna dönüyorum, Türkiye’de ilk defa siyasilerin hiçbir etkisi olmaksızın tamamen gönül rızasıyla bir kamu-özel sektör işbirliği şirketi yaratmış durumdayız. Kamu yüzde 37 oranında ortaktır; Büyükşehir Belediyesi ortaktır, Konak Belediyesi ortaktır, esnaf teşkilatı ortaktır, Deniz Ticaret Odası ortaktır, Ege İhracatçı Birlikleri ortaktır, İzmir Ticaret Odası ortaktır, Ege Bölgesi Sanayi Odası ortaktır, İzmir Ticaret Borsası ortaktır. Son olarak da İzmir Valiliği ortak olmuştur. Bu ortaklıklar için kimsenin kimseye talimat vermesi gerekmemiştir. Böyle bir projenin başarılı olmasının temel şartlarından biri de bu birlikteliktir. Ancak herkes belirli bir plan dahilinde inanırsa, güvenirse ve desteklerse başarılı olma ihtimaliniz var. Aksi takdirde iş sonuca varmayacaktır. Barcelona gibi, Amsterdan gibi bütün benzer başarılı projelerde bu birlikteliğe şahit oluyoruz.

Şu ana dek üzerinde çalıştığınız ve yakın zamanda hayata geçecek projelerinizi anlatır mısınız?

TARKEM’in yatırım aşamasına geçtiği bir buçuk yıllık süreçte yaptıklarını özetlemek gerekirse, öncelikle Hatuniye bölgesinden bahsetmemiz gerekir. Bu bölge Mezarlıkbaşı’ndan başlayarak Anafartalar Caddesi boyunca ilerler ve otellerin arasından Basmane Garı’na kadar devam eder. Burada yüzün üzerinde tarihi tescilli otel var. Nereye yatırım yaparsak yapalım, o proje doğru biçimde ayağa kalktığı zaman, para kazanmayı getirdiği zaman çevresindeki müteşebbisleri artırır. Hatuniye bölgesinde iki yatırım yaptık. Birincisi Tevfik Paşa Konağı olarak bilinen ve Dönertaş Sebili’nin hemen yanındaki büyük sarı bina ve beraberinde, arkasındaki 945 sokaktaki bir diğer yapı. Biz bu binayı satın aldık ve bu süreç üç yıl sürdü. Tabir-i caiz ise Aksekililerden aldık diyebiliriz. Süreç boyunca yapının sahiplerine binayı satmamalarını ve alanın yakında değerleneceğini söyledik, ortak bir şirket kurmayı önerdik. Ancak satmayı seçtiler. Şimdi orada proje çalışmaları başladı. Bittiği zaman, orta ve ortanın üzerindeki gelir grubunu hedefleyen 50’den fazla odası bilinan bir butik otel olacak. Bu otel projesi hayata geçtiğinde, bölgede farklı amaçlarla kullanılan oteller de güzel bir işletme modeli görerek yatırım yapmaya yönelecekler. Hatuniye bölgesindeki ikinci projemiz ise Mezarlıkbaşı’ndan girişte bulunan bir kortejo ile ilgili. Bu kortejolar, eskiden yoksul Yahudi ailelerinin yaşadığı ortak yaşam alanları olarak biliniyor. Biz, buradaki Mavi Kortejo olarak bilinen yapıyı da satın aldık. Normalde çok uzun sürecek süreçleri çok hızlıca geride bırakarak projeyi Anıtlar Kurulu’ndan ve Konak Belediyesi’nden geçirdik. 2019’un Ocak ayında çalışmalar başlayacak ve burası bir gençlik hosteli haline gelecek. Hedefimiz, bu alana gençleri çekmek. Gençler geldiği zaman bölgenin değişim hızı çok artıyor. Yatırım yaptığımız alanların geçmişteki fonksiyonu neyse, benzer fonksiyon ile projeler gerçekleştirmek istiyoruz. Çalıştığımız ve potansiyel gördüğümüz bir diğer bölge de Havralar bölgesi. Bu bölge temelde Kuyumcular Çarşısı ile başlayan, Abacıoğlu Hanı’nı içine alan, Havra Sokağı’nı, Arap Hanı’nı ve eski ayakkabıcılar sitesini içine alan bir bölge. Ticaretin en yoğun olduğu bir bölge. Anafartalar Caddesi’nde günde 100 ila 150 bin yaya yürür. Bayram öncesi dönemlerde bu rakam 250 bine dayanır. Bu rakam, en büyük AVM’lerin bile kapasitesinin çok üzerindedir. Sırt sırta vermiş 500 yıllık havraları barındıran ve dünyada eşi benzeri olmayan bir bölgeden söz ediyoruz. Tel Aviv’de bile, Prag’da bile olmayan bir yapıdan söz ediyoruz. Geçtiğimiz haftalarda dünyanın en önemli üç mimarından biri olan Daniel Libeskind’i Kemeraltı’nda ağırladık. Kendisini bölgede gezdirdik, Abacıoğlu Hanı’nda TARKEM sunumu yaptık. Bizim ticari projelerimizle birlikte sosyokültürel projelerimiz de var. Libeskind İzmir’e tesadüfen gelmedi; Havralar bölgesinde bir Yahudi Müzesi kurulması son derece önemli, çünkü dünyada bir eşi daha yok. Dünyanın parasını vererek bir proje hazırlattık. Bu projeyi Yahudi Cemaati’ne sunduk, onlar İsrail’deki Kiryati Vakfı’na sundu, onlar işi Londra’daki Sinagoglar Birliği’ne taşıdı. Sinagoglar Birliği çok heyecanlandı. Mimar Libeskind çok şey anlattı ama içinden üç nokta öne çıktı; birincisi, “İnanılmaz bir hazinenin üzerinde oturuyorsunuz” dedi, ikincisi “Bu projeyi realize edebilirsek turizm girdiniz 10 kat artar” dedi, üçüncüsü “Çok heyecanlandım, bu proje için elimden gelen her şeyi yapacağım” dedi. Biliyorsunuz bu alanda ayrıca ayakkabıcılar sitesi vardı ve şu anda çok sayıda atıl bina var. Bunlar içinde, Havra Sokağı’na cepheli Akın Pasajı var. Üç buçuk yılda buranın 14 varisini bir araya getirdik ve uzun vadeli, restorasyon karşılığı kiralama anlaşması yaptık. Burası da İstanbul’daki Çiçek Pasajı örneğinde olduğu gibi bir pasaj restoranı haline gelecek. Buradaki bir diğer projemiz, 926 sokak üzerinde bulunan, Ali Galip’in eski çikolata fabrikası. Yine buranın da varisleriyle masaya oturduk ve uzun yıllar sonunda bu mülk için ortak şirket kurma kararı aldık. Bu süreç, tamı tamına dört buçuk yıl sürdü. Varisler şirkete mülkü koyacak, biz de restorasyon için harcanacak parayı koyacağız ve şirket işletmeyi gerçekleştirecek. Projelerimizin şu an için odaklandığı üçüncü bölge de Kestelli bölgesi. Genellikle toptancıların ve tekstilcilerin odaklandığı bir bölge... Burada bulunan ve Adnan Menderes’in ve Şükrü Saraçoğlu’nun çocuklara okuma yazma öğrettiği, Selim Sırrı Tarcan’ın beden eğitimi öğretmenliği yaptığı, Meltem Cumbul’un, Gönül Yazar’ın ve Sezen Aksu’nun okuduğu, ve İzmirli Müslüman kadınların ilk kez gittiği Yusuf Rıza Okulu var. 15 yıl önce yıkılan bu önemli okulun sahibi de İzmirli ünlü gazeteci Adnan Düvenci’nin oğlu Yusur Rıza Düvenci. Biz Yusuf Rıza Bey’e de sunum yaptık; kendisi dinledi, dinledi ve gitti. Ertesi gün geldi ve dedi ki “Burası benim için aile yadigarı, o yüzden ne kiralarım, ne de satarım. Ben burada bir şey yapacaksam ‘ilk’ olmak isterim. Ortak bir şirket kuralım, ben okulun arazisini koyayım, siz de inşaatı karşılayın, burayı birlikte işletelim.” Yani az önce ifade ettiğim, Ali Galip’te uyguladığımız modeli kendisi bize önermiş oldu. Şirketin adını da Yusuf Rıza Kemeraltı anlamında “YUROKEM” olarak kendisi belirledi. “Siz burayı işletmeyi biliyorsunuz, yarın birgün ben vefat ettiğimde sizin başınıza bela olmayayım” diyerek yüzde 49’u kendisi istedi ve yüzde 51’i TARKEM’e bıraktı. Üstelik bir hafta sonra gelerek, okul arazisinin yanında bulunan ve yine kendisine ait bir diğer araziyi de şirkete ekledi. Burada yenilikçi bir tasarım ve kuluçka merkezi yapılacak. Üniversiteler içinde tasarım bölümlerini bölgeye taşımak isteyenler var; bunlar için uygun bir merkez olacak. Biz de okul arazisinin karşısındaki iki Rum evini de satın aldık ve aynı sokakta üç parselde bu projeyi hayata geçireceğiz. Türkiye’de belli başlı işleri yapabilmeniz için bazen dernek olmanız, bazen şirket olmanız ve bazen de vakıf olmanız gerekiyor. Bu anlamda bizim “Kentimiz İzmir” adında bir de derneğimiz var. Dernek olarak İZKA’nın yaptığı restorasyon destek çağrısından yararlandık ve Kestelli’de İstiklal Okulu adında, Konak Belediyesi’ne ait olan mülk ile başvurduk. Konak Belediyesi okulu derneğe kiraladı ve İZKA’dan 1,5 milyon lira destek almaya hak kazandık. Bu parayla okulun restorasyonunu yapacağız. Burası da bitince çocukların ve gençlerin kullanacağı yeni nesil bir anaokulu ve gençlik merkezi haline gelecek. Biz buna “Yenilikçi Öğrenme Merkezi” diyoruz. Bu merkez, ileride yapılacak ve birbiriyle eşgüdüm halinde çalışacak diğer merkezlerin ilk ayağı olacak. İki yıl içinde bunu hayata geçirmeyi planlıyoruz. Bu Kestelli bölgesi de bir akupunktur noktamız. Diğer iki nokta olan Hatuniye ve Havralar bölgesi ile bir üçgen oluşturduğunu ifade edebiliriz. Tasarruflarını bitirdiğimiz projeler bunlar. Yakın zamanda sonuçlanmasını beklediğimiz başka projeler de söz konusu. Örneğin bunlardan biri de Arapfırını sokağında bulunan Dumlupınar İlkokulu ile ilgili. Sayın Valimizin verdiği talimatla orası da TARKEM’e ait bir sosyal kuluçka merkezi olacak. Bunlar, TARKEM olarak ilk yatırımlarımız olacak ve bunların gelirleriyle yeni yatırımlar planlıyor ve yapıyor olacağız.

 

 

“EGİAD’IN PORTEKİZ SİNAGOGU’NU RESTORE

ETTİĞİ GİBİ, HAHAMEVİ’Nİ DE ESİAD RESTORE ETSİN”

“Bizim 17 kişilik yönetim kurulumuzda Yahudi Cemaati ve Yahudi Vakfı’nın başkanları da yer alıyor. İzmirli Yanudilerin Kemeraltı’nda çok ciddi bir birikimleri var. Hahamevi de bunlardan biri. Biz, Hahamevi’nin hemen yakınındaki Portekiz Havrası’nın EGİAD tarafından 20 yıllığına kiralanması için araya girdik. Portekiz Havrası, hem mukaddes bir ibadethane, hem de Sabetay Sevi’nin havrası olması nedeniyle tarihsel açıdan da önem taşıyor. Teker teker cemaat üyelerini ziyaret ederek ikna ettik ve orası restore edildi, EGİAD tarafından kullanılmaya başlandı. Şimdi aynı şekilde Hahamevi’nin de, bu kez ESİAD tarafından benzer şekilde değerlendirilmesi için girişimlerde bulunuyoruz.”

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

''Tasarruf'' temasıyla hazırlanan 2019 yılı bütçesinde Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin yüzde 34 ve Cumhurbaşkanlığı bütçesinin de yüzde 233 oranında artırılması t...

Trump yönetimi, “istikrar” bahanesiyle Fırat'ın doğusunda 40 bin kişilik “PKK/ PYD / YPK yerel güvenlik gücü organize etme kararına 8000 militanın eğitimi ile başladı ...

Büyükşehirler paylaşıldı, bazı il ve ilçelerde de “destekleme” olabilecek. Uzlaşmaları analiz eden Mehmet Şakir Örs “Kimin kazançlı çıkacağını tahmin zor” dedi.

Ali Koç, büyük ümitler ve vaatlerle gelmişti; 6 ay geçmeden “Futbol takımı düşme hattının içine düştü”; 3 Büyükler tarihinde böyle bir tablo hiç olmadı; nedenini gazet...

Uzmanlar, enflasyonda yaşanan ve halkın “şüphe ile” karşıladığı düşüşün vergi oranlarında ve akaryakıtta yapılan indirimlerle gerçekleştiğini, bunun ise orta vadede da...

19 otelden ikisinin rezervasyonlarının Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’un sahibi olduğu ETS Tur tarafından yapıldığı” haberleri kamuoyunda tepki yarattı. tepki çe...

Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşu Standard & Poor’s (S&P), Türk bankalarının genel durumunu değerlendirdi.

Yazarlar
Website Security Test