Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

2019 ''tasarruf'' bütçesi ile durgunluk ve enflasyon sorunları aşılabilecek mi?

14.12.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

''Tasarruf'' temasıyla hazırlanan 2019 yılı bütçesinde Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin yüzde 34 ve Cumhurbaşkanlığı bütçesinin de yüzde 233 oranında artırılması tartışılıyor. Öte yandan Sanayi ve Teknoloji, Ulaştırma ve Altyapı, Enerji bakanlıklarının bütçelerinde yüzde 56’yı aşan kesintiler var. Faiz harcamalarının da üç kat artması öngörülüyor. GÖZLEM, bu bütçeyle mevcut ekonomik krizin aşılıp aşılamayacağını uzmanlara sordu...

ENGİN TATLIBAL

 

2019 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Meclis’teki görüşmelerinde, her yıl olduğu gibi bu Aralık ayında da ciddi tartışmalar yaşanıyor. Bu yılki bütçenin önemli bir özelliği var: 24 Haziran seçimlerinin ardından Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne, yani başkanlık sistemine geçti ve 2019 bütçesi, Cumhurbaşkanlığı’nın hazırladığı ilk bütçe.

Hazırladığı ilk bütçede Cumhurbaşkanlığı’nın kendi ödeneğini yüzde 233 oranında artırması ise, biraz önce sözünü ettiğimiz “ciddi tartışmalardan” sadece biri. Hükümetin “tasarruf bütçesi” olarak adlandırdığı 2019 bütçesini muhalefet ise “Saray bütçesi” olarak isimlendiriyor. CHP, HDP ve İyi Parti’den oluşan muhalefet, yeni bütçede Diyanet İşleri Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı bütçelerinde öngörülen rekor artışa tepki gösteriyor.

2019 bütçesinde Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bütçesinin yüzde 34,36 artırılarak 7,7 milyar liradan 10,5 milyar liraya çıkarılması öngörülürken Sanayi ve Teknoloji, Ulaştırma ve Altyapı, Enerji bakanlıklarının bütçelerinde yüzde 56’yı aşan kesintiler yapılması dikkat çekiyor. Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlıklarının bile bütçedeki ağırlığında düşüş var.

Cumhurbaşkanlığı’nın bütçe teklifinde, 2018'de 845 milyon lira olan Cumhurbaşkanlığı bütçesinin 2019 yılında 2 milyar 818 milyon liraya yükseltilmesi planlanıyor. Muhalefet de, mevcut ekonomik şartlar altında cumhurbaşkanlığı bütçesinde yüzde 233 oranında bir artış öngörülmesini kabul edilemez buluyor.

Uzmanlar, bu yılki bütçenin pek çok açıdan kritik öneme sahip olduğu noktasında birleşiyor. 2018 yılı başından itibaren yüzde 30 ila 40 oranında değer kaybeden Türk Lirası, piyasanın borç yönetimi dengelerini ciddi biçimde sarstı. Özel sektör ile birlikte kamu borçları da fiili devalüasyondan önemli ölçüde etkilendi. Açıklanan ekonomik program ve enflasyon ile mücadele tedbirleri ile pozitif psikolojik bir etki yaratıldı ve ABD ile gerilim bir ölçüde azaldı; ancak pek çok ekonomiste göre kurda gerginliği azaltacak etkide bir düşüş yaşanmadıkça istikrar konusu, soru işareti olarak kalmaya devam edecek. Ayrıca bu hafta Gözlem’de okuduğunuz üzere, Fırat Nehri’nin doğusuna “birkaç gün içinde”  düzenlenecek olası ve ABD’nin karşı çıktığı bir TSK operasyonunun siyasi ve ekonomik sonuçları da 2019 bütçe performansını ve sokaktaki vatandaşın geleceğini yakından ilgilendiriyor.

 

 

“2019 BÜTÇESİNDE FAİZ HARCAMALARI ÜÇ KAT ARTIYOR”

Hayri Kozanoğlu (Prof. Dr.) - Öncelikle bütçe, bir ekonomide sınıfsal tercihlerin yansıdığı, ekonomik önceliklerin karşılık bulduğu bizim açımızdan da toplumun farklı kesimlerinin taleplerinin ve ihtiyaçlarının yansıdığı demokratik bir biçimde hazırlanmış bir belge olmalıdır. Ne yazık ki bizler geçmişte bütçenin hazırlanma sürecinin Meclis çatısıyla sınırlanmasını eleştirirken, demokratik kamuoyunun bütçe sürecine yeterince katkıda bulunmasının engellendiğini söylerken, bugün tamamen Saray’ın yetkisi ve tasarrufuna bırakılmış bir bütçeyle karşı karşıyayız. Yeni sisteme göre bütçe Mecliste kabul edilmese dahi yeniden değerleme oranına tabi tutularak geçmiş yılın bütçesi yürürlüğe girecek.

Bütçe metninde Cumhurbaşkanlığı bütçesinin yüzde 29 artırılması, Diyanetin bütçesinin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının tam dört katı olması, eğitim ve sağlık gibi sosyal harcamaların bütçedeki ağırlığının düşmesi gibi tercihlerle karşılaşıyoruz. Bütçenin en dikkat çekici noktası, faiz harcamalarının artıyor olması. 2017’yle karşılaştırılınca 2019’dan başlayarak 2021’de faiz ödemelerinin üç kat artarak 171 milyar TL’ye çıkacağı öngörülüyor. Buradan da halkın, emekçilerin, yurttaşların toplumsal ihtilaçlarına yönelik olmayan, ancak Saray’ın finans kapitale, faize tüm esip gürlemelerine karşı, gerçekte finans kapitale ciddi tavizler verdiği bir belgeyle karşı karşıyayız.

 

 

“YATIRIMSIZ BİR BÜTÇEYLE KRİZDEN ÇIKILMAZ”

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.) - 2019 bütçesinin yatırımlar ve cari harcamalar kısmına bakarsak, yatırımların yüzde 10’un altında olmak üzere çok düşük olduğunu görüyoruz. Bu oran, ancak mevcut yatırımların amortismanına yeter. Dolayısıyla bütçede yatırım olmadığı için krizden çıkışta bir etkisi olmayacaktır. Enflasyon ve istikrar sorunu da böyle bir bütçeyle çözülmez. Çünkü bütçe içinde cari harcamaların ve bunların içinde de popülist olarak niteleyebileceğimiz harcamaların payı yüksek. Şimdiden seçim giderlerinin, ‘yedek ödenekler’ gibi kalemler içine gizlendiğini görüyoruz. Dolayısıyla enflasyon ve istikrar açısından da bu bütçenin bir faydası olmayacaktır.

Bununla birlikte demokrasi, krizden çıkışın altyapısıdır. Demokrasi geriye gittikçe, hukukun üstünlüğü geriye gittikçe güven oluşmaz ve yatırım olmaz. Ekonomide iç dinamikler çalışmaz. Bugün muhalefet partileri, eğer isterlerse, demokrasinin yolunu açabilirler. Meclis’te muhalefet partilerinin sandalyesi, daha fazla. Bütçe Meclis’te görüşülürken olumsuz oy verilirse AKP iktidarının popülist politikaları önlenebilmiş olur. Bir yerde denetim mekanizması çalışmaya başlamış olur. Ancak bunu birleşmiş ve akıllı bir muhalefet yapabilir. Bizdeki muhalefet ise iktidar ile çıkar ilişkisi içinde olduğu için, bu dediğimin gerçekleşme olasılığını çok zayıf görüyorum.

 

 

“EK GÖSTERGELER KONUSU, BÜTÜNLÜK İÇİNDE ELE ALINMALI”

Biltekin Özdemir (Emekli Maliye Bakanlığı Müsteşarı) - Bu sene gerçekleşmekte olan 2019 Mali Yılı Bütçe Kanunu Meclis’teki  görüşmeleri sırasında ve öncesinde ek göstergeler konusu, medyada ve kamuoyunda tartışma konusu olmuştur. Bu konuyu önemli bulduğumu belirtmeliyim. Ek göstergeler belirlenirken sadece tek bir hizmet sınıfının değil, bütün kamu görevlilerinin, tüm hizmet sınıflarının birlikte dikkate alınarak gerek yatay dengeler, gerek dikey dengeler itibariyle gözden geçirilerek belirlenmesi zorunluluğu vardır. 12-13 tane hizmet sınıfı vardır ve bunların bir bütünlük içinde ele alınması gerekmektedir. Bunlardan bazı kamu görevlilerine iyileştirme yapıp, diğerlerini dikkate almamak, yanıltıcı, daha da önemlisi haksızlık yaratıcı olabilir. Bu bakımdan olayın, bütünlük gözetilerek düzenlenmesi zorunluluğu vardır. Konuyla ilgili çeşitli taraflardan gelen taleplerin tamamı, bu çerçevede ele alınmalıdır diye düşünüyorum. Bu çerçevenin dikkate alınmaması durumunda, uygun bir çözüme ulaşmak da mümkün olmayacaktır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

2008 ile 2018 arasında Türkiye, tarihte eşine az rastlanır bir hızla sosyal, siyasal ve ekonomik değişime uğradı. Bu dönemi inceleyen araştırma şirketi Konda’nın rapor...

Çekilme sürecini uzatarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin harekatını engellemeye çalışan ABD, terör örgütü PKK/YPG’ye kalkan olmayı ve eğitim / silah desteğini de sürdürüyo...

Türk yargı sisteminde son dönemde tahliye edildikten sonra cezaevinden çıkmadan ya da çıktıktan kısa bir süre sonra yeniden tutuklanmalar yaşanıyor. Mahkemenin serbest...

''Borçların yeniden yapılandırılması'' ile atılacak ilk adımı, ''Kulüpler Yasası’nın çıkarılması'' adımının tamamlaması gerekiyor. GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı. İşte ...

Yeni yılda Türkiye’de siyasetin gündemini 31 Mart’ta gerçekleştirilecek yerel seçimler belirlerken, halkın gündeminde ise varlığını her geçen gün daha fazla hissettire...

Devletin maaşlı müftüsü, gazetecileri “Ölmeden önce tövbe etsinler” diye tehdit ediyor, bir diğer müftü “Milli Piyango bileti almak, domuz yemekten farksızdır” diyor. ...

Demiryolu İşçileri Sendikası ile İZBAN arasındaki Toplu İş Sözleşme (TİS) görüşmelerinde uzlaşma sağlanamadı. İşveren tarafından verilen yüzde 30 oranındaki son teklif...

Yazarlar
Website Security Test