Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Muhalefet eleştirince ''suç'', iktidar eleştirince ''ifade özgürlüğü'' sayılıyor

21.12.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Savcılar ve hakimler, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın, gazetecilere ve siyasetçilere söylediği çok ağır sözler için ''demokrasilerde olur'' derlerken, ona yapılan eleştirileri ''cumhurbaşkanına hakaret'' kapsamında değerlendiriliyor. GÖZLEM hakaret davalarındaki artışı ve Adalet’teki bu tabloyu uzmanlara sordu…

GİZEM AY

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TSK’da türban serbestliği kaldırılsın diyen savcıya “Sen kim oluyorsun?” diyerek, Cumhuriyet savcısını sert dille eleştirebiliyor. Paris’teki eylemlerin demokratikliğinden bahseden gazeteci Fatih Portakal için “Haddini bilmezsen millet patlatır enseni” diyerek “basın, ifade özgürlüğü içinde” yapılan bir eleştiriye ağır tepki göstererek, Savcıları adeta göreve çağırıyor..

AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olarak göreve başladığı 2014 yılından beri Türk Ceza Kanunu'nda yer alan "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasıyla her yıl binlerce kişi için soruşturma yapılıyor, davalar açılıyor, çoğu mahkumiyetle sonuçlanıyor.

"Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasıyla 2014 yılından bu yana 68 bin 817 kişiye soruşturma açıldı. Sadece 2017 yılında başlatılan savcılık soruşturması 20 bin 539'u bulurken, ceza mahkemelerinde 6 bin 33 dava açıldı. Türk Ceza Yasası'nın (TCY) 299. maddesi Cumhurbaşkanı'na hakaretten dört yıla kadar hapis cezası öngörüyor.

AKP Genel Başkanı Erdoğan’a yapılan eleştiriler bile “Cumhurbaşkanı’na hakaret” kapsamında sayılırken, aynı eleştirileri Erdoğan muhalefet liderlerine yapınca “Siyasette böyle şeyler olur, daha ağırları söylenebilir” deniyor.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Yaman Akdeniz’in Cumhuriyet Gazetesi’ne verdiği bilgiye göre 2014-2017 yılları arasında 299'uncu maddeden soruşturma başlatılan 68 bin 827 kişiden 12 bin 839'u hakkında dava açıldı.

Kanundaki 'Cumhurbaşkanına hakaret' suçlamasının geçmişi, 1993 yılına dayanıyor. Suç tanımının yeni olmadığını vurgulayan Prof. Akdeniz, "Fakat çok fazla kullanılan bir suç değildi. Esas artış 2014 yılında yani Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasından sonra yaşandı" dedi.

Erdoğan'ın ilk kez Cumhurbaşkanı seçildiği 2014 yılında 132 dava varken, 2015'te bin 953, 2016'da 4 bin 187, 2017'de ise 6 bin 33 dava açıldı. Yine bu suçtan 2014'te 682 soruşturma varken, sayı 2015'te 7 bin 216, 2016'da 38 bin 254, 2017'de 20 bin 539 oldu.

Akdeniz, "12 bin davadan (üç yılda açılan) 9 bin 234'ü karara bağlandı. Bu kapsamda 3 bin 414 mahkumiyet kararı verildi. 2 bin 550'sinde ise geri bırakılmasına hükmedildi. Bin 697 ise beraat kararı verildi" dedi.

 

53 gazeteci hükümlü

"Cumhurbaşkanına hakaret" konulu davalarda, gazeteciler de yargılanıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Örgütü'nün verilerine göre, bugüne kadar 53 gazeteci hakkında mahkûmiyet kararı verildi. RSF Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, "Avrupa Birliği ve Venedik Komisyonu raporlarının 'Yürürlükten kaldırın' tavsiyelerine rağmen kaldırılmayan bu madde, Türkiye'de "otoriterliğin sembollerinden birisi" diyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası 'kendisine hakaret edenleri bir defaya mahsus affettiğini ve davaları geri çekeceğini' açıklamıştı.

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Araştırmacısı Andrew Gardner, 'Cumhurbaşkanına hakaret' diye bir suç tanımının olmaması, devlet görevlilerinin eleştiriye açık olması gerektiğini söyledi. Gardner, "Avrupa'da benzer suç tanımları var ama hiçbir ülkede Türkiye'deki gibi kullanılmıyor. Burada absürt bir şekilde senede binlerce dava açılıyor" dedi.

 

Savcıya: “Sen kimsin?”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Danıştay’daaçışan davada ‘Türk Silahlı Kuvvetleri’nde (TSK) türban serbestisi iptal edilsin’ diyen” savcıya yönelik sert eleştirileri tartışma konusu oldu. Erdoğan’ın savcıya yönelik “Sen kimsin, sana ne oluyor” sözleri, “Evrensel hukuka ve Anayasa’ya uygun mu?” tartışmalarını beraberinde getirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Üsküdar'da toplu açılış töreninde yaptığı konuşmada, "Bir savcı çıkmış, sen kimsin ya? Sen savcı olabilirsin ama her şey yasalarla bir yere oturmuşken, anayasayla, yasalarla her şey yerine oturmuşken, sana ne oluyor da, bunlara aykırı bir şekilde bu uygulamanın iptalini isteyebiliyorsun. Çünkü bunlar eski Türkiye'den kalma ürünler. Neyse ki Danıştay'ın ilgili dairesi bu girişimi boşa çıkardı" demişti.

 

 

“ERDOĞAN ÖLÇÜYÜ KAÇIRMAKTADIR”

Yekta Güngör Özden (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı) –Türkiye Cumhuriyeti’nin en üst kuruluşu olan Cumhurbaşkanlığı makamında bugün için oturan Recep Tayyip Erdoğan konuşmalarında büsbütün ölçüyü kaçırmaktadır. Kendisinin anayasanın öngördüğü tarafsızlık andını içmiş olmasına karşın bir parti lideri durumunda bulunması anayasaya aykırılık oluşturmakla birlikte yaptığı konuşmaların makamı ile değil bir parti genel başkanından beklenen ağırbaşlılıkla bile ilgisi yoktur. Bir gazeteciye yönelik sözleri onun dışında bir savcının kendisine verilen görevi yerine getirirken hiçbir etki altında kalmadan açıklamak zorunda olduğu görüşlerini sert hatta çirkin bir dille kınaması cumhurbaşkanlığı makamı ile asla bağdaşmamaktadır. Erdoğan son zamanlarda devleti, ulusal birliği temsil ettiğini unutmuşçasına ulusu bölücü, kimi kesimlerine, kimi kısımlarına kendi işine gelmediği konularda saldırmaktan çekinmemektedir. Bu tutumu cumhurbaşkanının tarafsızlığına tümüyle aykırı olduğu gibi bir cumhurbaşkanlığı makamında oturan kişiden beklenen olgunluklara uyuşmamaktadır.

Erdoğan’ın yargıyı istemediğimiz biçimde meşgul eden ve yargı hakkında tartışmalara neden olan tutumu da ayrı bir sorundur. Kendisi sık sık kendisine yönelik hakaretler nedeniyle yargıya başvurmakta bunlar için yaptırım uygulanmasını istemektedir ama kendisi dokunulmazlık zırhına büründüğü için ve herkese istediği gibi saldırmaktan çekinmemektedir. Bu da bir cumhurbaşkanından bir hukuk devletinden beklenen bir tutum değildir.

 

 

“CUMHURBAŞKANI DAHA SAKİN, DAHA KAPSAYICI OLMALIDIR”

Namık Kemal Zeybek (Eski Kültür Bakanı)-Hakaret kapsamı günümüzde biraz genişletildi, eleştiriler de hakaret kapsamında sayılıyor. Hiç kimsenin ne kadar kızarsa kızsın, ne kadar muhalif olursa olsun cumhurbaşkanına ya da bir başkasına hakaret etmeye hakkı yoktur. Cumhurbaşkanı da olsa sıradan bir vatandaş da olsa hakaretin müeyyidesi olmalıdır. Cumhurbaşkanlığı neticede bir makamdır ve cumhurbaşkanına hakaretin serbest olması düşünülemez. Ancak eleştiri söz konusu olunca, demokratik sistemlerde her insan eleştirilebilir. Önemli olan eleştirinin ölçüsüdür. Öte yandan Cumhurbaşkanı sert söylemlerde bulunarak ortamı gerginleştiriyor. Bu da belli ki birtakım insanlarda sert sözler söyleme duygusunu geliştiriyor ki bu da doğru bir davranış değildir. Cumhurbaşkanı daha sakin, daha kapsayıcı olmalıdır.

Ama bizim cumhurbaşkanımız sadece cumhurbaşkanı değil.  Hem cumhurbaşkanı hem başbakan hem parti genel başkanı. Dolayısıyla insanlar neye kızarlarsa doğrudan ona yöneliyorlar. İnsanlar bir bakanın yapması gereken işe kızıyorlar ve cumhurbaşkanına yöneliyorlar. Cumhurbaşkanının döneminde bu hakaret davası sayısının artmasının da sebebi Erdoğan’ın bu unvanlarıdır. Cumhurbaşkanına, Başbakana ve parti genel başkanına hakaretler toplandığı için sayı bu kadar yükseliyor.

 

 

“CUMHURBAŞKANI’NIN TAVRINI SORGULAMASI GEREKİYOR”

Pınar Türenç(Basın Konseyi Başkanı) -Fatih Portakal’dan bir vandalist, vandalizme çağrı yapan bir gazetecilik çizgisi çıkmaz. Fatih Portakal sadece gazetecilik yapan, düzgün yorumculuk yapan ve bunun da karşılığını gören bir meslektaşımızdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, benim milletimin onuru ile oynanmaz diyor oysa bu milletim dediği kişiler Fatih Portakal’dan haber alıyor, gerçeğe ulaşmaya çalışıyorlar. Bunun ötesinde bir gazeteciyi gazetecilik faaliyetinden ötürü hedef gösteren bir cumhurbaşkanı bu tavrını bir kez daha sorgulaması gerekiyor. “Bilmezsen haddini bu millet patlatır enseni” ne demektir? Bu bir şarkı sözü mü? Bunun ciddi bir boyutu da olabilir, o zaman bunun altından hiçbirimiz kalkamayız. Kaldı ki cumhurbaşkanı, tarafsız bir cumhurbaşkanıyım diye yemin eder. O zaman bu yeminler de yere düştü. O zaman bunu da sorgulamamız lazım. Bir cumhurbaşkanı senin milletin, benim milletim diye ayıramaz. Fatih Portakal Paris’teki hak arama eylemlerinden öykünmüştür. Bakın orada hak arıyorlar, demokratik ülkelerde hak arama eylemlerinin karşısında doğruyu arama refleksi var bizde ise hedef gösterme refleksi çıkıyor önümüze. Bu demokratik ülkelerde olmayan bir tablodur. Biz bağımsız gazeteciliği uygulayan, demokratik koşulları uygulayan, uluslararası basın ilkelerine uyan bir mesleğin mensupları olarak bunu dünyadaki meslektaşlarımıza anlatamayız. Böyle yanlışları artık yapmamamız lazım ve mutlaka Cumhurbaşkanının böylesi tepkisinin daha ileri gitmemesi gerektiğini söylemek istiyorum. Biz Fatih Portakal’ı tanıyoruz, O sonuna kadar gazetecidir. (Bidebunudinle programından alıntıdır)

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

2008 ile 2018 arasında Türkiye, tarihte eşine az rastlanır bir hızla sosyal, siyasal ve ekonomik değişime uğradı. Bu dönemi inceleyen araştırma şirketi Konda’nın rapor...

Çekilme sürecini uzatarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin harekatını engellemeye çalışan ABD, terör örgütü PKK/YPG’ye kalkan olmayı ve eğitim / silah desteğini de sürdürüyo...

Türk yargı sisteminde son dönemde tahliye edildikten sonra cezaevinden çıkmadan ya da çıktıktan kısa bir süre sonra yeniden tutuklanmalar yaşanıyor. Mahkemenin serbest...

''Borçların yeniden yapılandırılması'' ile atılacak ilk adımı, ''Kulüpler Yasası’nın çıkarılması'' adımının tamamlaması gerekiyor. GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı. İşte ...

Yeni yılda Türkiye’de siyasetin gündemini 31 Mart’ta gerçekleştirilecek yerel seçimler belirlerken, halkın gündeminde ise varlığını her geçen gün daha fazla hissettire...

Devletin maaşlı müftüsü, gazetecileri “Ölmeden önce tövbe etsinler” diye tehdit ediyor, bir diğer müftü “Milli Piyango bileti almak, domuz yemekten farksızdır” diyor. ...

Demiryolu İşçileri Sendikası ile İZBAN arasındaki Toplu İş Sözleşme (TİS) görüşmelerinde uzlaşma sağlanamadı. İşveren tarafından verilen yüzde 30 oranındaki son teklif...

Yazarlar
Website Security Test