Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Fener Patrikhanesi ''Ekümenik'' davranıyor, Devlet seyrediyor

18.1.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

İdari olarak Eyüp Kaymakamlığı’na bağlı olan Fener Rum Patrikhanesi’nin, Ukrayna Kilisesi’ni “otosefal / bağımsız kilise” ilan etmesi tartışılıyor. Uzmanlar, tablonun, “Lozan Antlaşması’nın azınlıklara ilişkin hükümlerine aykırı olduğunun” altını çiziyorlar.

ENGİN TATLIBAL

Fener, İstanbul’un Fetih öncesi döneminden miras aldığı en kadim semtlerinden biri. Doğu Roma İmparatorluğu’nun dini lideri olan İstanbul Patriği, yüzyıllarca burada ikamet etti. Rumların “Fanari” dediği semt, Osmanlı döneminde Rum burjuvazisinin de yaşadığı bir bölgeydi. Hatta burada bulunan aristokrat Rum ailelere “Fanaryotlar”, yani Fenerliler denilirdi.

1820’lerde gerçekleşen Yunan bağımsızlık isyanı sırasında en zor durumda kalan kesim de Fener Patrikhanesi ve Fanaryotlar oldu. Hem patrikhane ve hem de buradaki Rum aristokratlar, Yunanistan’ın bağımsızlığına karşı çıkıyorlardı. Çünkü bu durum, Yunanistan dışında yaşayan kendileri gibi yüzbinlerce Rum’un aleyhine olacaktı. Patrikhane üzerinde müthiş bir baskı oluşacağı gibi Osmanlı egemenliği altında refah içinde yaşayan Rumların işleri bozulma tehlikesine girecekti. Sonuçta kabak, iki arada bir derede kalan Patrik 5. Gregoryos’un başında patladı ve kendisi Nisan 1821’de Patrikhane’de idam edildi. Resmi tarih anlatımlarına bağlı olmayan pek çok tarihçi, Patrik Gregoryos’un suçsuz olduğunu ve isyan edenlere gözdağı vermek amacıyla boynunun vurulduğunu yazar.

Ancak bu olay, Türkiye’deki Rumlar üzerinde kalıcı bir travma etkisi yaptı. Gregoryos’un idam edildiği noktada bulunan kapı, Patrikhane tarafından resmen kabul edilmese de, idama verilen tepkinin bir yansıması olarak o günden beri kapalı duruyor.

Fener’deki İstanbul Patrikhanesi, dünya Ortodokslarının bazıları tarafından “ekümenik” olarak kabul ediliyor. Ekümenik kelimesi, “evrensel” anlamına geliyor. Bu durum, küresel Ortodoks patriklikleri içinde, onlara denk ama “eşitler arasında birinci” bir konumda bulunuyor olması anlamını taşıyor. Bunun yanı sıra resmi sıfatı “Roma Katolik Kilisesi Başpiskoposu” olan “Papa’nın” yetkileri neredeyse sınırsız iken, İstanbul Patriği’nin kararları ise 12 üyeli “Kutsal Sinod Meclisi” tarafından onaylanmak zorunda.

Osmanlı döneminde resmen “ekümenik” olan Patrikhane’nin bu özelliği, Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte kanuni olmaktan çıktı. Lozan Antlaşması’nda “Patrikhane” ifadesi geçmiyor, ancak “Müslüman olmayan azınlıklar her türlü hayrî, dinî ve içtimai kurumlar, her türlü okul ve diğer eğitim ve yetiştirme kurumu kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dini törenlerini serbestçe yürütmek hususlarında eşit haklara sahip olacaklardır” deniyor.

Bu ifade, aslında Patrikhane’nin yasal statüsünü de belirlemiş oluyor. İstanbul patrikleri, idari açıdan İstanbul Eyüp Kaymakamlığı'na, adli konularda Fatih Savcılığı'na ve dolayısıyla İstanbul Valiliği'ne bağlıdırlar. Patrikhanede yapılan seçimlerin onayını İstanbul Valiliği verir. Buna göre patriğin Türkiye Cumhuriyeti Devleti içindeki en yüksek dereceli muhatabı, İstanbul Valisi'dir.

Patrikhane, Türkiye içinde “Doğu Roma Ekümenik Patrikliği” sıfatını kullanamıyor; ancak WEB Sitesi’nde bu ibare var.

Çelişki ise bu noktada başlıyor: Geçtiğimiz hafta İstanbul Patriği Bartholomeos, “ekümenik patrik” sıfatıyla Sinod Meclisi’nin muvafakatına sunduğu ve bu meclis tarafından onaylanan, Ukrayna Kilisesi’nin “otosefal” yani bağımsız olmasına ilişkin kararnameyi imzalayarak Kiev Metropoliti Epifani’ye verdi. Ülke içinde Eyüp Kaymakamlığı’na bağlı olan bir kurumun “koca bir ülkede bağımsız bir kilise kurması, buna ilişkin törene o ülkenin devlet başkanının katılması”, çok büyük bir çelişki.

Fener, resmi olarak Türkiye sınırları içindeki bir azınlığın dini işlerini yapan bir kurum. Mesela Moskova başta Rus ve Polonya kiliseleri, bu kararı tanımadılar

Peki şimdi ne olacak? Dışişleri, “Patrik yetkisini aşmıştır, biz dini açıdan Moskova Patriğini tanıyoruz” mu diyecek? Patrikhane’nin bağlı olduğu Fatih Cumhuriyet Savcılığı soruşturma mı açacak? Eyüp Kaymakamlığı inceleme mi başlatacak? Uzmanlar, “İstanbul Fener Patrikliği’nin çelişkilerle dolu varlığı ve çalışma şeklinin, Türkiye’nin ulusal çıkarları gözetilerek düzeltilmesi gerektiğini” belirtiyor.

 

“PATRİK’İN KANUNDIŞI KARARI, SAVCILIK SORUŞTURMASI İÇİN YETERLİ SEBEPTİR”

Ramazan Kurtoğlu (Prof. Dr.) -Fener Rum Patrikhanesi’nin Ukrayna Ortodoks Kilisesi’nin otosefalliğini ilan etmesi tamamen kanundışıdır ve Lozan Antlaşması’na da aykırıdır. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti ulus devletinin egemenlik haklarına da müdahale anlamını taşır. Ancak Patrik, küresel odaklar tarafından manipüle edilmektedir. Bu anlamda Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere batı ülkeleri, Fener Rum Patriği üzerinden Rusya’ya müdahale etmek istemektedirler. Bunun tarihte de örnekleri vardır. Örneğin Evangalist Amerikalılar 1820’de güzel İzmirimize geldikten sonra Bulgar Ortodoks Kilisesi’ni Fener Patrikhanesi’nden ayırdılar.

Son yaşanan gelişmede ise batı, Ukrayna hamlesiyle aynı zamanda Fener Rum Patrikhanesi’nin ekümenikliğini pekiştirmek istemektedir. Evangelistlerle Fener arasında aşağı yukarı bin yıldır evam eden uyuşmazlığın çözümü sürecinin de bir parçasıdır. Bütün süreç, tamamıyla Lozan’a aykırıdır. Türkiye’nin Eyüp Kaymakamlığı’na bağlı bir kurumun böyle bir işe girişmesi, Cumhuriyet savcılarının o kurum hakkında soruşturma açması için yeterli sebeptir.

Din, aynı zamanda siyasettir. Dolayısıyla yaşanan gelişme, Rusya Federasyonu’nu ve Devlet Başkanı Vladimir Putin’i kızdırmıştır. Putin, Moskova’daki otosefal yani bağımsız kilise aracılığıyla, bu kiliseye bağlı olan Kiev Kilisesi’ni kontrol etmekteydi. Bu durum yüzyıllardır böyleydi. Fener’in kararı, Putin’e ve Rus egemenliğine de aykırıdır. Önümüzdeki günlerde başta ABD olmak üzere batı ülkelerinin, bağımsızlığını kazanan Ukrayna Kilisesi aracılığıyla Rusya’ya çeşitli yaptırımlar uygulamaya girişeceğini şimdiden söyleyebiliriz.

 

 

“FENER PATRİKHANESİ, VATİKAN TİPİ BAĞIMSIZ BİR SİTE DEVLETİ OLMAK İSTİYOR”

Baki Kaya (E. Kurbay Albay) -Rum Patrikhanesi Lozan Antlaşması’nda ne ismen, ne de özel bir şekilde zikredilerek yer almıştır. Bu hükümler ancak, Müslüman olmayan Türk vatandaşlarının din ve ibadet hürriyetleri, din ve ibadet yerleri vs. ile ilgilidir. Buna göre Ortodoks Patrikliğinin bir dini kurum olarak Lozan Antlaşmasında adı anılarak herhangi bir teminat ve koruma altına sokulmamış olduğu anlaşılmaktadır. Lozan Antlaşması ile birlikte Patrikhane’nin idarî, siyasî ve yargısal yetkilerine son verilmiş ve sadece dini bir kurum olarak kalması sağlanmıştır.

Lozan'da yapılan müzakerelere ve antlaşma hükümlerine göre Patrikhane'nin hukukî durumu şu şekilde özetlenebilir: Patrikhane'nin İstanbul'da kalması bir anlaşma hükmü ile değil Türkiye'nin tek taraflı bir tasarrufu ile olmuştur. Patrikhane, Türkiye kanunlarına tâbi bir kuruluştur. Patrik ve Patrikhane memurları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Türk Hükümetinin muvafakatiyle tayin edilirler ve Türk Hükümetinin denetimine tabidirler. Başka ülkelerden, özellikle Yunanistan'dan rahip getirilmesi yasal olarak mümkün değildir. Patrik ve Patrikhane'nin 1453'ten 1923'e kadar sahip olduğu siyasî ve idarî, hak ve imtiyazlar kaldırılmıştır. Patrikhane ancak dinî ve ruhanî işlerle uğraşabilir.

Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi, Ortodokslar arasında teolojik konular, kurallar ve ibadet şekli açısından birlik sağlamak amacıyla Heybeliada’da 1 Ekim 1844 tarihinde Patrikhane’ye bağlı olarak Heybeliada Ruhban Okulu’nu öğretime açmıştır.

Anayasa Mahkemesi tarafından 12 Ocak 1971 ’de, bütün özel yükseköğretim kurumlarının bir devlet üniversitesine bağlanması yönünde verilen karar çerçevesinde, Heybeliada Ruhban Okulu, “Özel Yüksekokul” statüsünde değerlendirildiğinden, ancak, bir Türkiye üniversitesine (ilahiyat fakültesi) bağlı olarak eğitimine devam edebileceği belirtilmiştir.

Patrikhane’nin, söz konusu okulun Türk üniversitelerine bağlanmasını istememesi üzerine Heybeliada Ruhban Okulu, St. Synod kararıyla kapatılmıştır.

Patrikhane, Heybeliada Ruhban Okulu’nun, Osmanlı dönemindeki gibi devletin kontrolünün nerdeyse hiç olmadığı eski statüsünde açılmasını istemektedir.

Öte yandan Patrikhane, Patriğin ve kendine bağlı 12 metropolitin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma şartının kaldırılmasını da istemektedir. Bu isteğin, Rum azınlığın din adamı ihtiyacının karşılanmasından ziyade, Patrikhanenin ekümenik statüsünün geri kazanılması amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.

Fener Rum Patrikhanesi’nin, ekümenik statüye yeniden kavuşma ve Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması yönündeki yoğun çalışmaları halen devam etmektedir. Bu kapsamda Patrikhane, başta Yunanistan olmak üzere, çeşitli Avrupa ülkeleri, ABD, AB ve BM’nin Ruhban Okulu’nun açılmasına yönelik Türk makamları nezdinde girişimlerde bulunmasını sağlamaktadır.

Fener Rum Patrikhanesinin; ekümenik statüye yeniden kavuşarak dış seyahatlerinde Bizans bayrak ve sembollerini taşımak, Batılı ülkeler tarafından devlet başkanıymış gibi kabul edilmek, Heybeliada Ruhban Okulu’nu yeniden eski statüsünde açmak, AB’de temsilcilik açmak; böylece Vatikan tipi bağımsız, “ekümenik” bir site devleti sıfatı kazanmak amacını gerçekleştirmeye çalıştığı değerlendirilmektedir.

Türkiye, Patrikhane’nin isteklerini yerine getirme konusunda oldukça pozitif bir tutum takınırken, Yunanistan, Batı Trakya Türk azınlığının en temel haklarını bile kısıtlamaktadır. Dolayısıyla Patrikhane’nin talepleri değerlendirilirken, Batı Trakya’da yaşayan Türk azınlığın antlaşma maddelerine dayanan ve Yunanistan tarafından kısıtlanan eğitim-öğretim, vakıf mallarının yönetimi ve müftü seçimi gibi haklarının verilmesi için Türkiye’nin “mütekabiliyet” ilkesini göz önünde bulundurması dışında herhangi bir güvencesinin olmadığı da unutulmamalıdır.

 

LOZAN’IN AZINLIKLARA İLİŞKİN HÜKÜMLERİ

Madde 40- Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk vatandaşları hukuken ve fiilen diğer Türk vatandaşlarına uygulanan aynı muamele ve güvenceden yararlanacaklar ve özellikle, masrafları kendilerine ait olmak üzere her türlü hayrî, dinî ve içtimai kurumlar, her türlü okul ve diğer eğitim ve yetiştirme kurumu kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dini törenlerini serbestçe yürütmek hususlarında eşit haklara sahip olacaklardır.

Madde 42- Türkiye Hükümeti söz konusu azınlıklara ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve diğer dinsel kurumlara her türlü korunmayı sağlamayı yükümlenir. Aynı azınlıkların bugünkü durumda Türkiye’de mevcut olan vakıflarına dini ve hayrî kurumlarına her türlü kolaylık ve müsaade gösterilecek ve Türkiye hükümeti yeni din ve hayır kurumlarının kurulması için bu gibi özel kurumlara sağlanmış olan gerekli kolaylıklardan hiçbirini esirgemeyecektir.

Madde 45- İşbu kesim hükümleri ile Türkiye’nin Müslüman olmayan azınlıkları halkına tanınan haklar, Yunanistan tarafından da kendi topraklarında bulunan Müslüman azınlıklar halkına da tanınmıştır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Bu soruya cevap arayan GÖZLEM, uzmanlara sordu, işte görüşleri...

Cumhurbaşkanlığı, ''19 Mayıs 1919'un 100 yıldönümü için bir genelge yayınladı'' ve kutlama hazırlıklarının başlanılması talimatını verdi. GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ...

GÖZLEM, bu tabloyu uzmanlara ordu, işte cevapları...

Uzmanlar da konuyu tartışıyor; işte ''değişik'' görüşler...

TÜİK verilerine göre Ocak ayındaki konut satışları geçen senenin ocak ayına göre yüzde 24,8 oranında azaldı. GÖZLEM uzmanlara konuyu ve çözümlerini sordu.

Vatandaş, adeta 2. Dünya Savaşı sürecindeki ''ekmek, şeker gibi ürünler için karne günleri'' ile 1970'li yıllarındaki ''akaryakıt, tüp, margarin, bitki yağları gibi ür...

İlk kez ''ittifak yapısı ile yerel seçimlere katılacak olan'' partilerden ve Cumhur ve Millet ittifaklarından hangileri başkanlık yarışına bir adım önde giriyor? Gözle...

Yazarlar
Website Security Test