Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Sandığı etkileyecek soru: Hangi ittifakın kozları ağır basıyor?

25.1.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Vatandaşın ekonomik gidişata olan tepkisi, seçimde Millet İttifakı’nın en önemli argümanı olacak; ancak yıllardır olduğu gibi bu seçimde de devletin olanaklarından yararlanan iktidar, bir kez daha sandıktan zaferle çıkabilecek mi? Gözlem uzmanlara sordu...

ENGİN TATLIBAL

 

Türkiye’de, 24 Haziran seçimlerinin ardından yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi içindeki ilk seçimler, 31 Mart Pazar günü gerçekleştirilecek. 2002 yılında AK Parti’nin iktidara gelmesinden bu yana gerçekleşen sayısız seçimde olduğu gibi bu seçimde de aynı konu tartışılıyor: İktidarın kamu olanaklarını seçim sürecinde kendi lehine kullanması ne derece doğru?

Demokratik geleneğin yerleşik olduğu ülkelerde böylesi bir sorunun bizzat varlığı dahi söz konusu olamaz. Ancak Türkiye’de en küçük mahalli idarelerden yürütmenin merkezine kadar her kademede iktidarlar, ellerinin altında bulunan kamu olanaklarını parti menfaati için kullanıyorlar. Bunun finansmanını da seçim ekonomisi ile, yani bütçe yapma gücü ve yetkisi ile sağlıyorlar.

Bu seçimde de Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi’nden oluşan “Cumhur İttifakı’nın” elindeki en önemli avantaj, işte bu gerçeklik olacak. Peki Cumhuriyet Halk Partisi ile İyi Parti’den oluşan “Millet İttifakı’nın” elindeki kozlar neler?

“Türkiye’nin 16 yıllık yönetim tarafından sürüklendiği mevcut şartlar” cümlesiyle özetlenebilecek durum, Millet İttifakı’nın elindeki en önemli argüman olarak ortada duruyor. Türkiye ekonomisindeki yıkıcı durgunluk, her gün artan sayıda kapanan şirketler, yüksek enflasyon ve bununla atbaşı seyreden hayat pahalılığı, kışın ağır şartları, çarşı / Pazar / mutfaktaki yangın, kabul edilebilir standartların çok üzerindeki işsizlik oranı ve yanı sıra siyaset özelinde değerlendirilebilecek olan adayların şahsiyetleri, halkla olan ilişkileri ve ittifak partilerinin (görece avantaj sağlayabilecek veya sağlayamayacak) liderlik yapıları...

AK Parti’nin kurucularından Ertuğrul Yalçınbayır, bu tablo karşısında partiler kadar halkın da 31 Mart’ta bir sınav vereceği görüşünde. Yalçınbayır’a göre adaletsiz olduğu gün be gün ortada olan seçim sürecinde halkın bu adaletsizliğe ne tepki vereceği de büyük önem taşıyor.

 

 

“MİLLET İTTİFAKI KENDİNE ÇEKİ DÜZEN VERMEK ZORUNDA”

Ali Naili Erdem (Milli Eğitim Eski Bakanı)- Öncelikle ifade etmek gerekir ki geçtiğimiz günlerde, aynı zamanda partisinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olan Sayın Meclis Başkanımızın “Seçim siyasi bir faaliyet değildir” şeklindeki açıklamasının çok yanlış olduğunu ifade etmek isterim. Bunu söyleyen kişiye “Seçim siyasi faaliyet değildir de konken partisi midir” diye sorarlar. Bunun yanı sıra Cumhur İttifakı’nın içinde bulunan Sayın Devlet Bahçeli de “Milletin ruh sağlığı bozulmuştur” diyor. Öyle ise bu sağlık Cumhur İttifakı’nın yönetiminde mi bozulmuştur? Ekonomik anlamda bir kurtuluş savaşından söz ediliyor; bu kurtuluş savaşından söz edenler, ülkeyi yöneten Cumhur İttifakı’nın içinde yer alanlardır. Bu şartlar altında dürüst ve adil bir seçimden bahsediyorsak, Cumhur İttifakı’nın seçimlerde şansının olmaması gerekir.

Peki muhalefeti temsil eden Millet İttifakı, siyaseten bu durumu kendisi için bir avantaja çevirebilecek durumda mıdır diye sorulursa; elbette böyle bir avantaj vardır. Ancak kendi içlerindeki kavgayı bitirirlerse! Örneğin Sayın Mustafa Sarıgül’ün “CHP seçimi kazanmak istemiyor” şeklindeki ifade doğru mudur? Yoksa bu cümle, “Kemal Bey seçimi kazanmak istemiyor” şeklinde mi olmalıdır? Demek istediğim, Cumhuriyet Halk Partisi kendi bünyesi içerisinde süregiden kavgayı durdurabilirse Cumhur İttifakı’nın eksikliklerini ve yanlışlarını kendi lehine çevirme fırsatını yakalayabilir. Ama bu kavganın durduğu yok. Güzel İzmir’de ve Bodrum’da şu saate kadar hala aday belirlenebilmiş değil. İnsan kenrisine “Ortada nasıl bir sıkıntı var da en güçlü olunan merkezlerde dahi tereddüt yaşanıyor” diye sormadan edemiyor. O halde anlaşılıyor ki kavga, CHP içinde genel başkanın şahsında odaklanmaktadır. Genel başkan, lider nitelikli olarak ağırlığını koymamaktadır. Bu ağırlık konmazsa, Cumhur İttifakı’nın az önce saydığımız siyasetteki, ekonomideki ve dış politikadaki zaafiyetlerini lehlerine çeviremezler.

Sıkıntımız halk ile bütünleşmektir. Halk ile bütünleşmek, devletin bütün olanaklarını yanına alıp da yürümek değildir; demokrasi bu değildir. Demokrasi, halkın iradesinde bütünleşmektir. Devletin bütün imkanlarını kendiniz için kullandığınız zaman, Türkiye gibi ekonomisini tamamlayamamış, halkının cehaletini tam olarak silememiş, gelişmekte olan ülkeler arasında yer almaya çalışan bir ülkede siyasi sonuçlar alabilirsiniz. Ama demokrasiyi ve Cumruriyeti bitirirsiniz. Cumhur İttifakı’ndaki “Cumhur” ifadesi, bir kabuktan ibaret kalır.

Bu itibarla “Cumhur” kelimesinin hakkını vermek için bu ittifaktaki partilerin, söz konusu zaaflarını silmeleri icap eder. Silmezlerse muhalefete koz verir. Muhalefetin de bu kozu değerlendirebilmesi için kendisine çeki düzen vermesi şarttır.

Cumhur İttifakı, inanç birliği içinde yekvücut hareket ediyor. Oysa yamalı bir bohça gibidir ve her tarafları dökülüyor. Dökülen yerleri de çengelli iğne ile tutturuyorlar. Millet İttifakı’nın içinde olanlar ise birbirlerinin gözlerini oymaya çalıştıklarından, bu fırsatı maalesef bugüne kadar değerlendirememişlerdir. Mahalli seçimlerde kayıp CHP’nin değil, Cumhuriyetin ve demokrasinin kaybı olur. CHP de bunun vebalini yıllar değil, asırlar geçse de ödeyemez.

 

 

“SEÇİM HESAPLAŞMASINDA İTTİFAKLARIN KOZLARI”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) -Türkiye ne yazık ki, kutuplaşmış bir ittifaklar hesaplaşması içinde 31 Mart seçimlerine gidiyor. Bir tarafta iktidarı elinde tutan Cumhur İttifakı; diğer tarafta muhalefetin oluşturduğu Millet İttifakı. Üstelik, ittifaklar arası seçim yarışı, projeler üzerinden değil; çatışmacı atışmalar üzerinden, sağlıksız karalamalar, popülizm ve karşılıklı ötekileştirmeler üzerinde yürütülmektedir. Bu nedenle seçimde belli bir ittifak ve kişiler kazanmış gözükse de; ülkemiz ve ekonomimiz ciddi kayıplarla yaralanmış olarak bu seçimlerden çıkacak gibi gözüküyor. Peki  bu  projesiz ittifakların sandıktan başarılı çıkmak için ellerindeki kozlar nelerdi?

Cumhur İttifakı, her şeyden önce iktidarda olmanın avantajları ötesinde, devletin her türlü imkanlarını kullanmaktadır. Gerek Merkezi Hükümetin; gerekse partili Yerel Yönetimlerin imkanlarını kapsamaktadır. Yerelde Belediyelerin her türlü maddi ve insani donanımları; genelde ise iktidarın maddi ve manevi nüfuz, güç ve donanımları kullanıma açık olacaktır. Devletin, her türlü ekonomik teşvik, destek ve kredi imkanlarıyla, iş dünyası, ihracatçı, Kobileri seçim ekonomisi içinde desteklemesi bir yandan; sosyal kesimlere yönelik olarak tüm imkanların seferber edilmesi ve hatta vatandaşa yönelik yiyecek, yakacak ve be benzeri yardımların devreye sokulması diğer yandan (geçmiş seçimlerde gözlendiği gibi) bu seçimde de devrede olacaktır. Bunlar ötesinde Meclis’teki en büyük parti ile; geçmişteki muhalefetin ikinci büyük partisinin ittifak yapmış olması Cumhur ittifakı lehinde avantaj yaratıyor. Ayrıca her iki parti liderlerinin, denenmiş başarılı lider özellikleri ile kendi partileri üzerindeki güçlü konumları sayesinde partileri içindeki geleneksel dayanışma ve mutlak itaatçı davranış ve desteğe sahiptirler. Doğal olarak partilerin belirlediği belediye başkan adaylarının kişilikleri de, ikincil etkenler olarak önem kazanacaktır. Ayrıca Cumhur ittifakı, dış politika  olanaklarını, Suriye, Ortadoğu, ABD, Rusya bağlamında gündemde tutarak seçim için avantaj yaratma yönünde kullanmak isteyecektir. Nihayet Cumhur ittifakının erken davranarak zaman kazanmış olmaları, seçmenlerle daha uzun süre temas sağlamaları kendilerine avantaj  yaratacaktır. Ayrıca parti liderlerinin, üstelik iktidar kimlikleri ile seçim konuşmaların da kitleleri ve seçim sürecini yönlendirici  önemli bir unsurdur. Böylece İttifak için asıl ağırlık kazanan avantajlar; iktidar olmanın imkanlarının kullanılması; seçim ekonomisi uygulaması ve liderlerin hem kendi partisi hem de seçmen üzerindeki algısı özellikle öne çıkıyor. Millet İttifakı için yukardaki avantajların çoğu söz konusu değildir. Sadece önceden kendi yönetimlerinde olan belediye imkanları ile yetinmek durumundalar. En büyük seçim avantajları ise iktidar partisin iktidar sürecindeki yıpranmışlık ile devlet yapısında yaratılan sistem değişimi yanında tüm kesimleri derinden etkiyen Ekonomik verilerdeki bozulmalarda düğümlenmektedir. Döviz kurundaki hızlı yükseliş; tetiklenen enflasyondaki aşırı hızlanma, yaşamın bir çok alanda yüzde 30’un çok üzerinde pahalanması, işsizliğin tırmanışa geçmesi; genç ve eğitimli kesimde işsizliğin daha çok artması, iş olanaklarının daha çok yandaş kesimlere açılması Millet İttifakına sahip partilerin seçimde kullanacakları en güçlü argümanlardır. Yurt dışına zengin ve nitelikli insan göçü; yurt içine niteliksiz insan ve Suriyeli göçü gündemde olacaktır. Özellikle pahalılıkla birlikte kış aylarının getirdiği ek gereksinimlerin karşılanmasındaki zorluklar, mutfakta en temel ihtiyaçlar olan soğan ve  patates gibi temel gıdalarda aşırı yükselen fiyatlar, seçmenin muhalefete yönelmesini kolaylaştıracaktır. Memur ve emeklinin aldığı artışların, her gün yükselen fiyatlarla eridiğini görmesi  Millet İttifakının oy almasını kolaylaştırıcı etkenlerdir. Ancak  bu konularda, geliştirecekleri strateji, seçim sürecinin yönetimindeki başarıları ile liderlerinin performansı ve çıkardıkları adayların kişilikleri başarılarını belirleyecektir. Sonuçta; Türk seçmeni popülizmin yarattığı yapay umut ile ekonomik zorlukların getirdiği sıkışmışlık arasında tercihte bulunurken; 31 Mart sonrasının da rahat olmayacağının farkında olarak tercih yapacaktır.

 

 

“SEÇİMDE PARTİLER KADAR HALK DA İMTİHAN VERECEK”

Ertuğrul Yalçınbayır (Eski Başbakan Yardımcısı) -Önceki seçimde olduğu gibi bu seçimde de iki ittifakın varlığını görüyoruz. Bunlardan biri, muhafetin oluşturduğu Millet İttifakı; diğerine ise ben “Devlet İttifakı” diyorum. Devlet İttifakı, gerçekliği olmamasına ve gerçek gündemde bulunmamasına rağmen “devletin bekası” konusunu Türkiye’nin önüne koymaktadır. Türkiye, bir beka endişesi içinde değildir. Halkı bu endişenin varlığına inandırmak kadar yanlış ve tehlikeli bir şey olamaz.

Devlet İttifakı, bunu ve diğer yolları kullanarak, yürütmede olmalarının da avantajıyla haksız oy temini peşindedir. Son dönemde çıkartılan kanunlar bile bu amaca hizmet etmektedir. Bunların bir kısmı imar, vergi ve çeşitli aflardır. Ayrıca devletin başı olan Cumhurbaşkanının taraf halde partisinin seçim kampanyasını sürüklemesini ve protokolde ikinci sırada bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı’nın, görevinden ayrılmadan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olmasını hip birlikte izliyoruz. Bütün bakanlar ve bunlara bağlı her türlü idari ve mülki teşkilat, iktidar partisinin ve Devlet İttifakı’nın emrindedir. Yüksek Seçim Kurulu’nun görev süresi de bu şekilde yasaya aykırı biçimde uzatıymıştır. Bütün bunlar, devlet imkanlarının iktidardaki parti lehine kullanılmasıdır. Bütün bunlar, seçim hukukuyle ve seçimlerin adaletiyle bağdaşmayan durumlardır. Halk bu durumu görse, Devlet İttifakı’nın ne tür bir ittifak olduğunun farkına varır. Bu nedenle sadece partiler değil, halk da imtihandadır. Halk bu bu süreçte hak nedir, adalet nedir, yandaşlık ve kayırmacılık nedir gibi hususlarda imtihan olacaktır.

Millet İttifakı ise diğer taraftaki Devlet İttifakı ve onun başında bulunan ve partili bir devlet başkanı olan Cumhurbaşkanı’nın karşısında mücadele vermektedir. Kamu imkanlarını kullanan Devlet İttifakı karşısında Millet İttifakı, halkın mevcut adaletsiz şartları görmesi karşısında daha fazla oy alabilir.

 

 

“BİR SEÇİMİ KAZANMAK!?”

Zeki Hozer (Medical Park Hastanesi Başhekim Yrd.) -Seçimler, Ülkenin sosyal ve ekonomik yapısı, konjoktür, yerel dinamikler, parti-lider ve aday kompozisyonu gibi bir çok değişkenin dinamikleri hesaba katılarak projekte edilebilir. Bu konuda, kişisel yorumların azaltılarak bilimsel verilerin ışığı ile hareket edilmesi, tahminleri sübjektiviteden koruyabilir. Prof. Dr. Osman Özsoy gibi siyaset iletişimi ve sosyal psikoloji alanında uzman olan hocalarımız, bir seçim kazanma ile ilgili dört önemli kuralı sıralamaktalar: Değişim arzusunun tetiklenmesi, umut aşılanması, kuvvetli alternatif algısının oluşturulması ve pozitif söylem ya da propaganda.

Tabii bunlara ek olarak projeler, yeni ve daha önce dile getirilmemiş söylemler ile ittifak ruhunun devamlığı adına yapılacak ortak çalışmalar da konunun alt başlıkları olacaktır.

Bu perspektif ile değerlendirme yaparsak, CHP’nin İzmir’de önceki seçimlerdeki oy oranı, belirgin bir rahatlamayı parti yönetimine kazandırmış görünüyor. O kadar ki, bu yazının kaleme alındığı tarihte hala adaylar bile belirlenmiş değil. İktidardaki AK Parti’nin Ekonomi Bakanlığı yapmış kuvvetli ismi Nihat Kahveci ise iki aydır sahada yoğun bir çalışma içinde.

Öyle görünüyor ki yerel seçimlerin İzmir sayfası, küresel bir kent olmak yolunda projelerin havada uçuştuğu bir entelektüel derinlik arenası ve bilimsel verilerin analiz edileceği bir süreç olmak yerine, partilerin anti-parti oy oranını konsolide edeceği, adayların nabız tutma ve gönül alma gibi yerel kişisel dinamikleri potansiyelize edecekleri bir süreçte devam edecek.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Öğrenciler için ders zili zamlarla birlikte çaldı. Yeni dönem başlarken, eğitim-öğretim masrafları katlandı. Ekonomik krizin her alanda yaşattığı sorunlar okul sıralar...

''Kurulduğu 2002 yılından bu yana girdiği her seçimden birinci parti olarak çıkan AKP'de erime süreci mi başladı?'' Bugünlerde Ankara Gündemi'nin başında "bu sorunun c...

Türkiye ile ABD arasında Suriye'nin kuzeyinde oluşturulması planlanan güvenli bölgeye ilişkin taraflardan ''Anlaşma sağlandı'' açıklaması gelse de belirsizlikler devam...

Irak ve Suriye'ye ''terörün önlenmesi, barış ve huzurun sağlanması için'' çaba gösteren, asker gönderen Türkiye'de ''toplumsal şiddet olayları'' giderek tırmanıyor. GÖ...

Yerel seçimde İstanbul hezimetinin ardından AKP'de sular durulmuyor. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere büyük illerde seçimlerin kaybedilmesinin yankılarının yanı sı...

Atatürk'ün kurduğu kurum, "Atatürk'ü yok" sayıyor! Millet soruyor; ''Diyanet İşleri Başkanlığı ne yapmak istiyor?''

Yazarlar
Website Security Test