Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Girdi maliyetlerindeki artış çiftçiyi yıldırdı ve ekimden kaçış başladı

1.3.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Tarımda kendi kendisine yetebilen 7 ülkeden biri olarak gösterilen Türkiye'de tarımsal üretim her geçen yıl azalıyor. Çiftçinin girdi maliyetleri sebebiyle üretimden vazgeçmesi arz talep dengesini bozdu. TÜİK verilerine göre 2018 yılı meyve ve süs bitkilerinde üretim artarken, tahıl, bakliyat ile sebzelerde üretim ciddi oranda düştü. Bu da fiyatları artırdı. GÖZLEM konuyu uzmanlara sordu.

Türkiye'de sebze meyve fiyatları son dönemde adeta cep yaktı. Fiyatı artmayan tarım ürünü olmazken, bazı ürünler zam şampiyonu olarak adından söz ettirdi.  Fiyat artışının birçok nedeni var. En önemlisi, üretici kazanamadığı için üretmekten vazgeçiyor. Mazot, gübre, ilaç, tohum gibi girdilerin yükselmesi sonucu kazanamayan üretici tarladan soğudu. Bu durum Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinde de görülüyor. TÜİK verilerine göre, 2018 yılı meyveler ve süs bitkilerinde üretim artarken, tahıl, bakliyat ile sebzelerde üretim ciddi oranda düştü.

Düşen üretimin bozduğu arz talep dengesi fiyatlara yansıdı. Üretici ile tüketici fiyatı arasındaki yüksek kar marjının da etkisiyle temel gıda maddelerinin tamamının fiyatı arttı. Gıdaya gelen zamlar sebebiyle oluşan toplumsal tepkiye karşı hükümet, tanzim satış noktalarıyla çözüm bulmaya çalıştı. 81 ilin sadece ikisinde (Ankara ve İstanbul) kurulan çadırlarda domates, biber, patlıcan, salatalık, soğan ve patatesle başlayan satışlara yeni ürünler de eklendi. Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Salı günü tanzimde bakliyat satışına bugün başlanacağını açıkladı. Pakdemirli, "Nohut ve mercimek bugün, pirinç ise haftaya satılmaya başlanacak" dedi. Pakdemirli, nohudun kilosunun 5,5 lira, mercimeğin 4,5 liradan,  pirincin ise 6 liradan satılacağını kaydetti.

Fiyatlar neden artıyor

Uzmanlara göre dünyada tarımsal üretimde en büyük risk iklim koşulları olurken, Türkiye'de buna ilave olarak, girdi maliyetlerindeki sürekli artış, plansız üretim, ürün çiftçi çıkış fiyatının düşük olması, sürekli değişen politikalar verilen desteklerin zamanında açıklanmaması ve ödemelerin gecikmesi olarak sıralıyor. Türkiye üretimi teşvik etmek yerine birçok ürünü ithalatla karşılaması, üretimin düşmesine neden olan bir başka etken olarak görülüyor. Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli geçtiğimiz aylarda yaptığı açıklamada tarımda ithalat eleştirilerine "Paramız var ki ithalat yapıyoruz" cevabını vermişti.

Tarımda uygulanan yanlış politikalar ve çok sayıda ürünün ithal edilmesi üretim istatistiklerine yansıdı. TÜİK'e göre 2018 yılında bir önceki yıla göre üretim miktarları tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde yüzde 5.8, sebzelerde yüzde 2.6 azaldı. Buğday üretimi yüzde 7, arpa üretimi yüzde 1.4, kırmızı mercimek üretimi de yüzde 22.5 düşüş gösterdi. Meyveler ile içecek ve baharat bitkilerinde ise yüzde 0.8 artış var. Üretim miktarları 2018 yılında yaklaşık olarak tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde 64,4 milyon ton, sebzelerde 30 milyon ton ve meyveler, içecek ve baharat bitkilerinde 22,3 milyon ton olarak gerçekleşti.

Verilere göre bir önceki yıla göre buğday üretimi yüzde 7 düşerek 20 milyon ton, arpa üretimi yüzde 1,4 azalarak 7 milyon ton, çavdar üretimi değişim göstermeyerek 320 bin ton oldu. Baklagillerin önemli ürünlerinden yemeklik bakla yüzde 13,8 düşüşle 5,9 bin ton, kırmızı mercimek yüzde 22,5 azalarak 310 bin ton, yumru bitkilerden patates ise yüzde 5,2 gerileyerek 4,6 milyon ton olarak gerçekleşti. Tütün üretimi yüzde 14,4 düşüşle 80 bin 200 tona, şeker pancarı üretimi ise yüzde 10,6 oranında azalarak 18,9 milyon ton olarak gerçekleşti.

Sebze ürünleri üretim miktarı 2018 yılında bir önceki yıla göre yüzde 2,6 azalarak yaklaşık 30 milyon ton oldu. Sebzeler ürünlerinden kuru soğanda yüzde 9,4, domateste yüzde 4,7, kavunda yüzde 3,3 oranında azalış oldu.

Meyveler, içecek ve baharat bitkileri üretim miktarı 2018 yılında bir önceki yıla göre %0,8 oranında artarak yaklaşık 22,3 milyon ton olarak gerçekleşti.

Hububat konseyinden uyarı

Ulusal Hububat Konseyi (UHK), çiftçinin buğday ekiminden uzaklaştığı uyarısı yaptı. "2018 Hububat Sektörel Değerlendirme Paneli"nin artından yayınlanan sonuç raporunda, buğdayın stratejik ürün olduğu, üretiminden uzaklaşılmasının doğuracağı gıda arz güvenliği sorununa çözüm bulunması için ciddi önlemler alınması gerektiği ifade edildi. Konseyin raporuna göre, bundan 10-12 yıl önce 9 milyon hektar olan buğday ekim alanı 7.2 milyon hektara düştü. Raporda üretimin sürdürülebilirliği ve arz güvenliği açısından riskler oluşturduğuna dikkat çekildi. Buğdayda üretimin arttırılması için girdi maliyetlerini azaltıcı ve desteklemelerin zamanında verilmesi gerektiğine dikkat çekilen raporda, "Buğday ve ekmek üzerinden yapılan spekülasyonların önüne geçilmeli" çağrısı yapıldı. Raporda, çiftçinin yeniden ürüne dönmesi için girdi maliyetlerinin düşürülmesi, destekleme priminin 20 kuruşa çıkarılması, mazotta ÖTV'nin kaldırılması, Toprak Mahsulleri Ofisi'nin fiyat belirleme ve açıklama zamanları, ithalat zamanlaması üreticinin buğday ekimine devamı açısından hayati önem taşıdığı vurgulandı.

 

TARIMDA YAŞANANLARIN SEBEBİ UYGULANAN POLİTİKALAR

Ferdan Çiftçi (Eski Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkanı) -Bugün yaşananlar kendiliğinden olmadı. Sebebi uygulanan politikalar. Küresel iklim değişikliğine bağlı etkenler var. Bunların toplamı da çiftçi ve üreticinin kazanamaması gibi bir sonucu doğurdu. Çiftçi üretimden koptuğu için bir çok üründe ciddi rekolte düşüklüğü var. Tüketici yüksek fiyattan tüketirken üretici kazanamıyor. Üretenin kazanması, tüketenin de sağlıklı güvenli gıdaya ulaşması için sorunun kaynağına inmek gerekiyor. Rekolte düşüklüğünün kaynağında girdi maliyetlerindeki artış var. Girdi maliyetlerindeki artış, desteklemelerdeki yetersizlik üreticiye üründen kopardı. Tarımın temel girdileri tohum, gübre, mazot ve zirai ilaçtır. Baktığımızda mazot fiyatı son 17 yılda 94 kuruştan 6 lirayı aşmış. 6 katlık bir artış var. Benzer fiyat artışları gübrelerde de var. Çiftçinin en çok kullandığı gübre olan Amonyum Sülfat tonu 2003 yılında 194 lira iken şu anda bin 700 lira. DAP 1846'lık gübrenin tonu 2003 yılında 388 lira iken şu anda 4 bin lira. 2003'te tonu 309 lira olar Üre şu anda 2 bin 600 lira. 2020 kompoze gübre 285 liradan 2 bin 800 lira çıktı. Bu artışlara baktığımızda ortalama 10 katlık bir artış var. Bitki koruma ürünlerindeki artış ta son bir yılda yüzde 80 arttı. Tohum fiyatlarında da benzer artışlar var. Böyle baktığımızda üreticinin bu fiyatlar üzerinden üretim yapması mümkün değil. Buna bir de küresel etkiler eklenince üretim etkilendi.

Tüketici fiyatları ile üretici fiyatları arasında fark var mıdır, evet vardır. Ama bu fark hep vardı. Sanki bugün oluşmuş gibi bir algı yaratıldı. Bir kesimi suçlayarak konuyu beka sorununa getirmek doğru bir yaklaşım değildir. Yapılması gereken üreticinin kazanabileceği, tüketicinin de uygun fiyatlardan gıdaya ulaşabileceği bir sistemi kurmaktır. Bunun da yolu hem üretici hem de tüketici kooperatiflerinin kurulmasıdır. Böylece çiftçi kazanırken halkında, sağlıklı,  güvenli gıdaya uygun fiyata ulaşması mümkün olur.

Yapılması gereken AVM yasasının çıkarılması, zincir marketlere bir düzenleme getirilmesi gerekiyor. Yeni hal yasası da bu işlere çözüm olmayacaktır. Hal esnafının da bundan zarar göreceği başka bir yapıyı doğuracaktır.

 

 

"GIDADA SORUNLAR ÇÖZÜLMEDEN FİYAT DÜŞMEZ"

Ali Ekber Yıldırım: (Gazeteci/Yazar) -Gıda fiyatları gündemden düşmüyor. Her ay açıklanan enflasyon rakamlarının baş sorumlusu ilan ediliyor. Tarımda yaşanan bu sorunlar çözülmeden, gıda fiyatlarındaki artışın önüne geçmek mümkün değil. Gıda fiyatlarındaki artışın temel nedenlerinden birisi artan yüksek girdi fiyatları, iklim değişikliği ve buna bağlı olarak tarımsal üretimin azalması.

Tarımda uygulanan politikalarla ve bu yönetim anlayışı ile gıda fiyatlarının kontrol edilmesi çok zor. Çünkü işin kaynağında yanlış tarım politikası var. Türkiye, sorunun kaynağına inmeden sadece sonucu yani fiyatı tartışıyor. Oysa işin kaynağında yani tarım sektöründe çözüm bekleyen çok ciddi sorunlar var. Bu sorunlar çözülmediği için her gün bir yerden patlak veriyor. Karşımıza yüksek gıda fiyatları olarak çıkıyor. Tarımın temel sorunu yüksek girdi fiyatlarıdır. Mazottan gübreye, tohumdan ilaca, yemden hayvan materyaline kadar girdilerin büyük bölümünde Türkiye dışa bağımlı. Bu nedenle girdi fiyatlarını kontrol edemiyor. Ayrıca girdiler üzerinde yüksek vergiler var. Türkiye'de üretim yapan çiftçi, üzerine bindirilmiş KDV, ÖTV ile dünyanın en pahalı mazotunu kullanıyor.

Gıda fiyatlarındaki artışta Ocak'ta iklim değişikliğine bağlı olarak yaşanan felaketler çok etkili oldu. Özellikle sera üretiminin yaygın olduğu Antalya, Mersin, İzmir, Muğla gibi üretim merkezlerinde aşırı yağış, sel, hortum, fırtına gibi felaketler nedeniyle ürünler büyük zarar gördü. Sular altında kalan, zarar gören ürünler pazara çıkarılamadı. Ürün pazara gelmeyince büyük bir darlık yaşandı ve fiyatlar arttı. Kış sebzeleri olarak adlandırılan ıspanak, lahana, kereviz, turp, havuç, maydanoz, roka, tere gibi ürünlerin bile fiyatı normalin çok üzerinde arttı. Bu ürünler aşırı yağış ve ürünün su altında kalması nedeniyle hasat edilemedi. Toplanamadığı için pazara getirilemedi. Demetle satılan ürünlerin demeti küçüldü, fiyatı ise en az iki katına çıktı.

Gıda enflasyonundaki artış tek başına Ocak ayındaki felaketlerle açıklanamaz. Yıllardan beri tarımda biriken ve kronikleşen sorunlar var. Kuru soğandaki fiyat artışını önlemek için yapılan depo baskınları ile marketlere yönelik denetimin artırılması ve tehditlerle fiyatların düşürülemeyeceği bir kez daha görüldü. Ayrıca fiyatı artan ürünlerin ithal edilmesi ile de fiyatların düşmeyeceği anlaşıldı. Eğer ithalatla fiyat düşseydi kuru soğanın fiyatı düşerdi.

Baskınların, ithalatın çözüm olmadığı, tarım ürünleri fiyatındaki artışın temel nedeni; yüksek girdi maliyetleri, iklime bağlı olarak yaşanan olumsuz hava koşulları ve ürünün üreticiden tüketiciye ulaştırılmasındaki arz zincirde yaşanan organizasyon bozukluğu olarak sıralanabilir. Bu sorunlara çözüm üretmeden gıda fiyatlarının düşmesini beklemek hayal olur.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Mayıs ayında yarım milyon civarında daralan tarım dışı işsizliğin de sinyallerini verdiği üzere Haziran ayında sanayi üretimi, yıllık olarak yüzde 3.9 oranında azaldı....

Kuzey Suriye'de ''Güvenli Bölge'' oluşturulması yönünde Türkiye ile ABD arasında varılan mutabakata rağmen bölgede gerginlik tırmanıyor.

Zekeriya Mutlu, ''Ege Ticaret Merkezinin marangoz ve mobilyacı esnafı için bir ''sanayi sitesi'' olacağını belirterek ''Esnaf ve Kefalet Kooperatifi esnafa düşük faizl...

İçişleri Bakanlığı; HDP’li Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı, Van Büyükşehir Belediye Başkanı Bedia Özgökçe Ertan ve Mardin Büyükşehir Beled...

Toplu görüşmelerin seyrini ve Hükümetin zam teklifini eski Çalışma Bakanı Yaşar Okuyan'a sorduk, işte görüşleri...

Tallinn yönetimi, ''e-oturum'' programı ile 2014’ten beri 157 ülkeden 55 bin kişinin ülkede 7 bin 500 şirket kurmasını sağladı. Bu şirketlerin 500’e yakınını da Türkle...

Üçüncü kez görevine seçilen İnce, Güzelbahçe’nin ''rakı-balık'' yapmanın ötesinde bir kimliği olduğunu belirterek, ''5 büyük projeyi'' anlattı.

Yazarlar
Website Security Test