Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

''Dindar muhafazakar bir yaşam tarzına sahip olduğunu'' söyleyen gençlerin sayısı azalıyor, neden?

22.3.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÖZLEM konuyu uzmanlarına sordu, işte görüşleri...

ENGİN TATLIBAL

 

Çocukluğuma dair babamın anlattığı bir hatıra vardır; bana yemek yedirmeye çalışırken gayrı ihtiyari olarak "Yemezsen gezmeye götürmem" demiş. Ben de karşılığında "Yemeği de yemeyeceğim, gezmeye de gitmeyeceğim" demişim. Ömrünün ciddi bir bölümünü Türkiye'nin demokrasi mücadelesine adamış bir insan olan babam, bu yanıt üzerine "Ne yapıyorum ben" diyerek utandığını anlatır...

Bir çocuk için anlatılan bu anekdot, toplumun geneli için de geçerli aslında. Dayatılan değerler, dayatılan yaşam tarzları, velhasıl tüm dışlayıcı dönüşüm süreçleri, halk kitlelerinde bazen görünür bazen gizli tepkiler meydana getiriyor. Türkiye'yi 17 yıldır yöneten zihniyetin dile getirdiği "Dindar nesiller yaratacağız" dayatması da gizliden gizliye benzer bir tepkinin gelişmesine neden oluyor.

Bu fenomeni, ülkenin güvenilir araştırma şirketlerinden Konda'nın üç ay önce ve geçtiğimiz hafta açıkladığı iki rapor ile somut olarak gördük. 2008 ile 2018 yılları arasını kapsayan üç ay önceki rapora göre kendisini "dindar" olarak tanımlayanlar, 10 yılda yüzde 55'ten yüzde 51'e gerilemişti. Kendisini "ateist / tanrıtanımaz" olarak tanımlayanların oranı ise 3 kat artarak yüzde 1'den yüzde 3'e yükselmişti. (Bakınız: "Anadolu insanının değişim yönü: Dindar azalıyor, Ateist artıyor", Engin Tatlıbal, Gözlem Gazetesi, 12 Ocak 2019.)

Konda'nın geçtiğimiz hafta sonuçlarını açıkladığı son araştırmasına göre ise "gençler" arasında "kendisini dindar olarak tanımlayan" kitlenin azaldığı dikkat çekti. 15-29 yaşları arasındaki gençlerle 10 yıllık bir süreyi kapsayan araştırmanın sonuç raporuna göre "dindar muhafazakar yaşam tarzına sahip olduğunu" söyleyenlerin oranı yüzde 28'den yüzde 15'e geriledi. "Düzenli olarak oruç tutarım" diyenlerin oranı yüzde 74'ten yüzde 58'e, "Düzenli olarak namaz kılarım" diyenlerin oranı yüzde 27'den yüzde 24'e düştü.

12 Ocak'taki haberimizde ifade ettiğimiz gibi, "Yeni Türkiye" olmak yolunda yaşadıklarımızın tamamı, geçtiğimiz 10 senede yaşandı. Söz konusu 10 senede "Dindarım" diyenler azalıyorsa ve "Ateistim" diyenler artıyorsa, dönüşümü dayatanların oturup düşünmeleri gerekiyor. Zira "Dindar nesil" yaratma çabaları, başarıya ulaşmış görünmüyor. Toplumsal ayrışmanın doruklarına ulaşan bir Türkiye'de merak edilen, her iki cenahtaki "kindar" kitlelerin ne yapacağı...

 

"BÖYLE GİDERSE DAHA DA AZALIR"

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) -KONDA anketine göre ülkemizde dindar gençler azalıyor... Ülkemizde dinin siyasete bulaştırılması, dine olan saygıyı azaltmıştır. Özellikle çağdışı ve akıl dışı hurafelerin din kılıfı içinde gençlere sunulması; bilgi, bilim, teknoloji ve iletişimin bu denli ulaşılabilir olduğu bir çağda, gençleri siyasileştirilmiş olarak sunulan din anlayışından uzaklaştırmaktadır. Özellikle tarikatların öne çıkarılması; tarikat mensuplarının etkin yerlere atanması yüzünden başarılı  gençlerin kendine yer  bulamayışı, onların dine saygısını azaltmaktadır. Ayrıca siyasileşen dinin bizi, çağdaş bir ülke olmak yerine; her türlü sorun ve ilkelliğin yaşandığı Orta Doğu batağı ve Arap kültürüne yönlendirmesi  gençlerde ters tepmektedir. Unutulmasın Türk toplumunun kültür  kökleri, Orta Asya'nın doğa merkezli ve dünyevi bakış açısı nedeni ile akıl dışı yaklaşımları dışlar ve bu kökler nedeni ile Tuğrul Bey'in 1058 düzenlemesinden beri özünde; dini liderle devlet liderliğinin ayrıldığı bir anlayış ve laik düşünceyi içerir. En saf ve en temiz Türk İslam anlayışı da 13. yüzyılda Anadolu kültürü ile senteze ulaşan, Yunus Emre, Hacı Bektaş ve Mevlana'da doruklaşmış ve "Tanrı aşkı ve insan sevgisini" öne çıkarmıştır. Dışlayıcı ve yasaklayıcı değil kapsayıcıdır; uzlaştırıcıdır, çatışmacı değildir. Oysa bugün etkin tarikatların siyasi etki ile bütünleşerek sundukları din anlayışı bu saflığı, temizliği, kapsayıcılığını kaybettiği gibi; hem siyasete hem de ticarete alet edilmiştir. Gençleri uzaklaştıran bu yöndeki yanlış uygulamalardır. Ulvi din ve inanç algısı kişiseldir ve  kişilerin temiz vicdanına bırakılmalıdır. Ticaret ve siyasetin oyuncağı olarak kirletilmez ise, o zaman genç vicdanlarda hak ettiği yeri bulacaktır.

 

"İNSANLAR 'MÜSLÜMANLIK BU MU' DİYECEK NOKTAYA GELDİ"

İhsan Eliaçık (Araştırmacı Yazar) -Türkiye'ye benzer şartla ve koşullar içerisinde olan ülkelerde gördüğümüz bir gelişme bu. Özellikle üç ülke; Suudi Arabistan, İran ve Türkiye'de ateizm ve deizmin yaygınlaştığını görüyoruz. Din iktidarla buluşup kamu kaynaklarını kullanmaya, askere polise hükmedip baskı uygulamaya başlayınca iktidarlar ve onların temsil ettikleri şeyler yıpranıyorlar. Türkiye'de 16 yıldır İslam'a hizmet ettiğini ileri süren ve muhafazakar kökten gelen kadrolar ülkeyi yönetiyor. Ancak gele gele sonunda 'Müslümanlık bu mu?' sorusuna gelinmiş durumda. İnsanlar sırayla önce dinden soğudu, ardından deist oldu ve son olarak ateizme geçti. Ben bunu dini çevrelerin aksine olumsuz bir gelişme olarak değil, olumlu bir gelişme olarak görüyorum. Gençlerin deizme ve ateizme kayması Türkiye'de olumludur; çünkü hiç olmazsa mevcut egemen Emevi saltanat ve hurafe dininden bir çıksınlar. Kafaları ve kalpleri bir boşalsın, sadeleşsin. Ondan sonra hiç olmazsa gerçek İslam'ı görme ve anlama şansı artar diye düşünüyorum. Bundan sonra Türkiye'deki esas çekişme ateistler ile dindarlar arasında değil, bağnazlar ile reformcular arasında yaşanacak. Samimi ve ahlaklı bir ateist ile samimi ve ahlaklı bir dindar arasında ince iplik kadar bir fark vardır. Bu iki kesim arasında bir sorun yok ve rahatlıkla birbirlerine dönüşebilirler. İslam coğrafyası kendi aydınlanmasını yaşadığında bu topraklarda ateizme de gerek kalmayacak. (Euronews'da Sertaç Aktan imzalı haberden alıntıdır.)

 

 

"KUTUPLAŞMA, KÜLTÜREL FAY HATLARI ÜZERİNDEN YÜRÜYOR"

Bekir Ağırdır (Konda Genel Müdürü):2018 yılında 15 ile 32 yaş arasındaki gençlik ile 2017 yılındaki 15-32 yaş arası gençlik arasında çok fark var. Müthiş hızlı bir değişim yaşanıyor ve bunu gözlemleyebiliyoruz. Evrensel doğrulara yönelik bir gidiş olmakla birlikte bir lümpenleşme de görüyoruz. Türkiye'de uzun süredir toplumsal kutuplaşma dindar, az dindar, seküler, ateist, Türk, Kürt, Sünni, Alevi ve muhafazakar gibi kültürel fay hatları üzerinden ilerliyor. Ancak bu, olumlu bir enerji ortaya koyamıyor. İnsanların dörtte üçü, seçim sürecinde kendi hayatları için veya ülke için sıkıntılı bir süreç beklediklerini ifade ediyor. Yani yaşanmakta olan derin ekonomik sarsıntının sosyal ve politik bir tarafı da var. İnsanların ortak umutlarında ve ortak yaşama iradesinde, ortak kadere inançta, hukukun üstünlüğüne inançta zayıflamalar var. Bu zayıflama da toplumda bir endişe ve kaygı ortaya çıkarıyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Millet İttifakı'nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Ekrem İmamoğlu, seçimden 17 gün sonra mazbatasını alarak görevine başladı. Ancak Cumhur İttifakı, YSK'ya...

Şubat ayında sanayi malı üretimi yüzde 5,1, imalat sanayi üretimi yüzde 5,5, aramalı üretimi yüzde 9,7, sermaye malı üretimi yüzde 7,8 daraldı, işsizlik yüzde 14,7'ye ...

GÖZLEM, ABD Dışişleri Bakanlığı danışmanı Stratejist Sitilides'in ''IMF'e kadar uzanan'' tehdidini masaya yatırdı ve ''uzmanına'' sordu. İşte uzman görüşü...

İstanbul'da tüm parametreler ve somut rakamlar, Millet İttifakı Adayı Ekrem İmamoğlu'nun kazandığını gösteriyordu. Ancak itirazlarla, yeniden saymalarla, tekrar itiraz...

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Yeni Ekonomi Programı kapsamındaki ekonomide yapısal dönüşüm adımlarını anlattı. Açıklanan yeni yol haritasında öncelik finans ...

İzmir’de koltuklarına oturan yeni belediye başkanlarının ilk vaadi, ‘’hizmet’’ oldu. GÖZLEM, ‘’Yeni süreç İzmir’e neler getirecek, başkanlar yeni süreçte neler yapmalı...

Yazarlar
Website Security Test