Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Sonuçları ekonomiyi de Siyaseti de etkileyebilir

28.3.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türkiye iki gün sonra sonuçları ekonomiyi de siyaseti de etkileyebilecek bir seçime gidiyor. Seçim yerel ama propagandası genel seçim havasında geçti. Sandıktan çıkacak sonuçlar, siyasette ciddi sarsıntılara, fay kırıklarına yol açabilir. Uzmanlara göre seçimlerde belirleyici etken büyükşehirler olacak. Bu yerlerde alınacak sonuçlar hem iktidar hem de muhalefet cephelerinde yeni parti arayışlarını gündeme getirebilir.

Cumhur İttifakı, kendi tabanını ve kararsızları etkilemek, ekonomik krizi gündemden uzak tutmak için “Beka” ve HDP üzerinden tansiyonu yükseltti ama bu karşı bloğu daha da motive etti.   Millet İttifakı ve Saadet Partisi ise işsizlik, hayat pahalılığı, din istismarını ve toplumun üzerinde artan baskılara dikkat çekti. Ekonomik çevreler yerel seçimlerden sonra ekonomide dengelerin nasıl sağlanacağını, mevcut sorunların hangi önlemlerle çözüleceğini merak ediyor. Üretici, yatırımcı ve tüketici bir belirsizlik içinde seçimi bekliyor.

 

Ekonomi belirleyici olacak

Vatandaşların gündeminde ise yüksek enflasyon, işsizlik ve hayat pahalılığı var. Enflasyon yüzde 20 civarında, faiz hadleri bir ölçüde gerilemekte ise de hala çok yüksektir. Genel işsizlik yüzde 13, tarım dışı işsizlik yüzde 14,3 ve genç nüfustaki işsizlik yüzde 24 seviyelerinde. Sanayi üretimi gerilerken, ekonomi yılın son çeyreğinde yüzde 3 küçüldü.  Halkın gündeminin seçimlerde belirleyici olacağı tahmin ediliyor. Birçok yorumcuya göre ekonomik sıkıntılara rağmen, 24 Haziran 2018 seçiminde Cumhur İttifakı’na güçlü destek veren AKP ve MHP seçmeni, yerel seçimlerde ise ekonomik kriz nedeniyle "ihtar" verebilir ve büyükşehirlerde bazı belediyelerin rakiplere kaptırılabileceği belirtiliyor. AK Parti 24 Haziran seçimlerinde yüzde 42 oy almıştı, bu seçimde "psikolojik eşik" olarak dile getirilen yüzde 40'ın altında oy alması durumunda, erken genel seçimin gündeme gelebileceği konuşuluyor. Seçim sonuçlarına göre merkez sağ veya solda yeni parti arayışlarının başlayacağı ifade ediliyor.

Ekonomist Atilla Yeşilada, seçim sonrası için iki senaryo olduğu yorumunda bulundu. Anketlerden yola çıkarak yaptığı tahminlerini YouTube kanalında açıklayan Yeşilada, son bir ayda yayımlanan anketlerin ortalamasını yansıttığını belirterek, “AKP ve MHP bu seçimden yenilgiyle çıkacak. Yani, hem yurt çapında toplam oyları düşecek, hem de kritik bazı büyükşehirleri kaybedecekler. Tahminimin aksine AKP-MHP kazanırsa, Berat Albayrak ‘IMF’siz’ bir istikrar programı uygulayarak dış finans çevrelerinin kalbini kazanmaya çalışacak” görüşünü dile getiriyor.

Yeşilada, “AKP-MHP kaybederse?” sorusuna ise “AKP, Meclis’te tek başına kalabilir” cevabını veriyor. Erken seçim senaryosu olduğuna da dikkat çeken ekonomist, yeni bir parti oluşumlarının öne çıkacağını öngörüyor.

 

Kullanılan dil vatandaşları etkiledi

Liderlerin seçim meydanlarında kullandığı dil ve medya düzeni vatandaşları da olumsuz etkiliyor. Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Doç. Dr. Suncem Koçer ve Doç. Dr. Çiğdem Bozdağ’ın yanlış bilgi ve sosyal medya üzerine yaptıkları saha araştırması, vatandaşların sosyal medyada kendi görüşlerine yakın haber platformları ile gazetecileri takip ettiğini ve yine kendi görüşlerine yakın haberlere güvendiklerini ortaya koyuyor.

DW’nin haberleştirdiği araştırmaya göre,  farklı sosyoekonomik gruplardan kişilerle yapılan görüşmelerden çıkan ilginç sonuçlardan biri, hükümet kaynaklı bazı haberleri AKP seçmeninin dahi inandırıcı bulmuyor.  Seçmenlerin yalan haberden şikâyetçi olduğunu özellikle vurgulayan akademisyenler, "Örneğin, 8 Mart Feminist Yürüyüşü'nde ezanın ıslıklandığına inanmayan ya da şüpheyle yaklaşan AKP seçmenleri var. Muhafazakâr ailelerden gelen ve AKP'li olan 16-25 yaş arası gençlerin sorgulayıcılıklarını şaşırtıcı bulduk” diyorlar.

Öte yandan, insanların kutuplaşmış medya ortamını sorguladıkları ve bu ortamdan rahatsızlık duydukları da araştırmadan elde ettikleri bulgular arasında yer alıyor. Doç. Dr. Suncem Koçer, seçmenin kutuplaşan medya ortamından rahatsızlık duyduğunu ama bu ortamdan çıkma iradesi de göstermediğini belirterek, "Herkes günün sonunda kendi görüşünden haberlere inanıyor” diyor.

Araştırmanın bir diğer sonucu ise, habere duyulan güvensizlik… İnsanların kendi görüşlerine uygun haberlerin doğruluğuna dahi güven duymayabildiğini gösteren araştırma için Doç. Dr. Çiğdem Bozdağ, her kesimden vatandaşın gerçeğe ulaşma konusunda çaresizlik yaşadığını dile getiriyor. "Her iki kesimde de kafa karışıklığından kaynaklı bir mutsuzluk var. A Haber ve Fox TV kutuplaşmanın iki ucu olarak görüldüğü için seçmene güven vermiyor. AKP seçmenleri A Haber'i, muhalif seçmenler de Fox TV'nin yaptığı haberleri sorgulayabiliyor fakat bu mecraları takip etmeye devam ediyorlar” diyor.

 

"Kamplar arasında mesafe iyice açıldı”

Türkiye'deki siyasi kutuplaşma alanında yaptığı çalışmalarla bilinen İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Emre Erdoğan, genel seçimlerden bu yana kutuplaşma açısından değişen bir şey olmadığını düşünüyor. Doç. Dr. Erdoğan, "Bir yıl dolmadan ikinci kez seçime gidiyoruz. Çatışmalarla dolu bir sene geçirdik, insanların öteki tarafı dinlediklerini zannetmiyorum. Herkes kendi kaynaklarından besleniyor. Kamplar arasında mesafe iyice açıldı” diyor. İnsanların özellikle yazılı basında çeşitlilik aramadığını düşünen Erdoğan, kutuplaşmanın boyutlarını görmek için sosyal medyaya bakmak gerektiğini söylüyor. "Dünyanın her yerinde sosyal medya kutuplaştırıyor. Sosyal medya kesinlikle kutuplaştırmayı azaltan bir yer değil. 8 Mart için yaşanan tartışmaları gördük. Şu anda insanlar kendi görüşleri doğrultusunda bilgi almaya devam ediyor” diye konuşuyor.

 

 

“CHP’NİN KÜSKÜNLERİ DSP’DE KAN TAZELEDİ”

Ali Naili Erdem (Eski Milli Eğitim Bakanı) - Cumhur İttifakı seçimleri kazanırsa, 17 yıldır ortaya koydukları ekonomik ve siyasi görüşler nelerse aynı şekilde devam eder. Bunun eksi şekilde etkisi olur hiçbir şekilde artısı olmaz. Kötü bir ekonomi anlayışı, kötü bir dış politika aynı şekilde devam eder. Zihniyet ve işin başındakiler aynı kişiler olmaya devam ediyor. Bu nedenle bugün ekonomi hangi sıkıntının içinde ise, dış politikadaki durumumuz ne ise seçimden sonra da aynı şekilde devam edecektir. Millet İttifakı kazanırsa ise, ekonomide ve politikada düzelme imkanı olacaktır.

Seçimlerden sonra yeni partiler kurulabilir, Türkiye bunun için müsait bir durumdadır. Siyaset içerisinde merkez sağda büyük bir boşluk var. Onun doldurulması için yeni partiler hazır şekilde bekliyorlar. Bunlar ortaya çıkabilir ve güçlenebilir. CHP’deki küskünler DSP’ye giderek kan tazelemişlerdir. CHP’nin üst yönetimi seçimlerden sonra mutlak suretle bir değişiklik yaşanacaktır.

Ekonomik krize olumlu yönde yapılacak en önemli şey, Odalar, iş adamları ile birlikte Batı İttifakı’nı tazelemelidir. Yeniden Türkiye’ye yapısal kredilerin gelmesini sağlayacak bir çalışmanın yapılması gerekiyor. Bunlar yapıldığı takdir de ekonomi düze çıkacaktır.

 

 

“SEÇİM SONRASI EKONOMİ”

Muzaffer Demirci (Prof. Dr.) - Türkiye ekonomisi çok hassas ve oldukça kırılgan bir dönemden geçmektedir. Alınan kısa vadeli, seçime dönük önlemler de toplumun beklentilerini seçim sonrasına ötelemektedir. Dünya ekonomisine damga vuran küreselleşme modeli de ekonomileri durgunluğa itmiştir. IMF’in isim babalığı yaptığı bu görüşte herkesin karlı çıkacağı, yoksulluğun tarihe karışacağı vaatlerine yer verilmişti. Ancak 2008 krizinden sonra takke düşmüş ve yanlışlıklar ortaya çıkmıştır.

Dünyada korumacılık, teknoloji, ticaret savaşları ve Brexit konuşulurken jeopolitik yapısı birçok özellikleri yapısında barındıran ve geniş Pazar olanakları bulunan ülkemizde fırsatlardan nasıl yararlanılabileceğinin tartışılması yerine yanlış vizyon içine itilmiştir. Türkiye ekonomisi hem kur hem de faiz şoku ile karşı karşıya kalmıştır. Zamanında frene basılmadığı için son altı ayda oldukça pahalı bir ders alınmıştır. Türkiye ekonomik büyüme modelini dış borç ve ithalata dayalı yani dışa bağımlı bir model kurduğu için içilecek acı reçetenin topluma maliyeti ağır olacaktır. Para otoriteleri görevlerini yeterince yapamadıkları gibi seçime dönük gevşek maliyet politikaları ile bol keseden vaat edilen harcamalar seçim sonrası daha sert politikaların devreye girmesini kaçınılmaz hale getirecektir. Seçim sonrası hangi siyasi ittifak kazanırsa kazansın alınacak ekonomik önemler değişmeyecektir. Alınan kararların neden zamanında alınmadığı, neden topluma bu derece ağır maliyetlerin yüklendiği umarım sorgulanacaktır. İnşaat sektörüne ağırlık vererek kredilerle toplum borçlandırıldı ve tüketim kamçılandı. Ama sanayi yatırımları unutuldu oysa kaliteli büyüme sanayi sektörüne, teknolojiye ve kredilerin rasyonel kullanımından geçmektedir. Adaletin doğru çalıştığı, belirsizliğin azaldığı, para politikasının rasyonel yönetildiğini yerli ve yabancı yatırımcılara eşdeğer sunulması arzulanır.

FED ve Avrupa Merkez Bankası 2019 yılında parasal sıkılaştırmadan hızla uzaklaşmaya çalışarak piyasadaki olumsuz beklentileri kırmaya çalışmaktadır. Türkiye ekonomisinde kısa vadeli önlemlerle sorunlar çözülemiyor ama erteleniyor. Ekonomide bir güven sorunu yaşanmakta ve yatırımcılar önlerini göremedikleri için acele etmemektedir. Tüketiciler de daha fazla risk almamak için beklemeyi tercih etmektedir. Dolayısıyla tüketim talebi çok cılız. Yeterli kredi büyümesi olmadığı için de ekonomi küçülme sürecinde.

Merkez Bankası’nın net rezervleri kritik noktada enflasyon düşse de yüksek kalacak, faizler yüksek, işsizlik yüksek, özel sektör üretmekten ziyade var olma mücadelesi içindedir. Seçim öncesi alınan suni önlemler ileride daha büyük yaralar açabilir. O halde reel sektörün ve vatandaşların mutsuzluğu ancak herkesin bildiği yapısal reformların çözümü ve kurumların düzgün çalışması için planlı ve kapsamlı bir modelin adımlarının atılması ile ekonomiye olan güvenin kazanılmasından geçmektedir.

Hangi ittifak seçimlerden galip çıkarsa çıksın ekonomik sonuçları değiştiremez. Kendi ittifakını değil de Türkiye’yi düşünüyorlarsa mutlaka makro dengeleri oluşturması gerekiyor. Ekonomideki vatandaşın ve uzmanların eskiden beri dillendirdiği yapısal reformları alması gerekiyor. Eğer Millet İttifakı kazanırsa, Cumhur İttifakı olumsuz etkilenecektir. Hemen gündeme gelmese bile ileride erken seçimler, başkanlık sistemi gibi olaylar yeniden dillendirilecektir.

 

 

“1 NİSAN ORTAK AKIL TOPLANTILARI İÇİN MİLAT OLMALI”

Ramazan Abay(Prof. Dr.) - 2017 yılının ikinci yarısından bu yana yaşanan siyasi gelişmeler ekonomiyi ve ekonomi yönetimini sürekli ikinci plana itmiştir. Seçim kazanmak esas olduğu için de ekonomik sıkıntılar göz ardı edilmiş ve pansuman tedbirlerle üstü örtülmeye çalışılmıştır. Kredi Garanti Fonu destekli krediler, vergi indirimleri vb. tedbirlerle reel sektöre can suyu verilmeye çalışılmış, siyasetin dilinin ekonomik dengeleri asla dikkate almaması vb. nedenlerle 2018 yılı son çeyreğindeki çöküş nedeniyle ekonomik büyüme yüzde 2.3 ile kapanmıştır.

2019 yılı ilk çeyreğinde de aynı sıkıntılar yaşanmaya devam edilmiştir. O nedenle siyasi irade geçmişten de ders alarak 1 Nisan 2019 tarihini milat alarak ortak akıl toplantıları ile yola çıkmalı, kimseyi ötekileştirmeden, dışlamadan, en aykırı düşüncelere de bu toplantılarda yer verilmelidir. Ancak o zaman yeni bir yapısal ekonomik program hikayesi oluşturabilir. Ortak akıl toplantılarında ekonomik reformların içerikleri tek tek tartışılıp ortak karar oluşturulmalı, ortak başarı hikayesi yazılmalıdır. Ortak akılla tartışılması gereken belli başlı konular şunlardır:

1- Hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı güçlendirilmelidir.

2- Yapısal reformlar öncelikle belirlenmelidir. Ekonominin rekabet gücü ve verimliliği artırmaya yönelik politikalara öncelik verilmelidir.

3- Serbest piyasa ekonomisi kurallarından sapmadan yabancı sermaye girişleri ister portföy yatırımları olsun ister reel sektör yatırımları olsun özendirilmelidir.

4- Reel sektörün finansmana erişim olanakları kolaylaştırılmalıdır. 2000’in üzerinde konkordatoya giden işletmeler yeniden yapılandırılmalı ve ekonomiye kazandırılmalıdır.

5- Öz kaynaklarımızın yetersiz olması nedeniyle güçlü bir uzun vadeli dış kaynak kredisinin temini konusunda çaba harcanmalıdır.

6- 62 yıl önce yola çıktığımız Avrupa Birliği’ne katılım sürecimiz ivedilikle işler hale getirilmelidir. Söz konusu bu noktalarda ortak akılla yeni bir yapısal ekonomik program hikayesi oluşturulmaya özen gösterilmelidir.

 

“SEÇİM VE EKONOMİ DEĞİŞİME GEBE!”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr)– Ülkemizdeki siyasi partilerin cepheleşmesinin yarattığı kutuplaşma, 31 Mart seçimlerini yerel seçim olmanın çok ötesine taşıdı. Üstelik ekonomide işsizlikten enflasyona kadar bozulan dengelerin yarattığı bir ortamda bu seçimlerin gerçekleşmesi daha da stratejik bir seçim olmasına yol açtı. Üstelik mevcut ortamda iktidar cephesinin 17 yıllık seçim başarısını tekrarlayamama endişesi ile giderek sertleşen ve hatta tehditkar tutumları medyada gündem oluşturuyor. Peki, bu ortamda neler olabilir veya taraflar hangi davranış kalıpları sergileyebilir?   Seçimlerde eğer bir değişim olacak ise bu değişimin büyük kentlerde yaşanması söz konusu olacaktır. Muhafazakar Orta Anadolu, Karadeniz ve Doğu Anadolu kentlerinde sarsıcı değişim gerçekleşme olasılığı oldukça zayıf gözüküyor. Bununla birlikte 3 büyük kentten başlamak üzere sahil kentlerinde bir değişim rüzgarı esebilir. İktidar cephesinin tedirginliği de asıl bu noktadan kaynaklanıyor. Özellikle ülke ekonomisinin yüzde 80 dolayındaki ağırlığını oluşturan bu kentlerde yaşanacak bir iktidar değişimi, merkezi iktidarın güç ve ağırlığını sorgulanmasına yol açacaktır.

Bu kentlerde Cumhur ittifakının üstünlük kazanması ile, mevcut iktidarın bilinen yaklaşım ve tavırlarını sürdürme isteği korunacaktır. Ancak ekonominin geldiği yapısal konjonktür bu alışıla gelen ekonomi anlayışını artık taşıyabilir olmaktan çıkmıştır. Zira 17 yıldır inşaat sektörünün ve tüketimin sürüklediği ekonomi tıkanma noktasına ulaşmış ve ekonomik göstergeler bozulmuştur. Ekonominin ileri teknoloji ile yatırım ve üretime dayalı  bir yapısal dönüşüme ihtiyacı bulunuyor. İktidar bu tıkanmayı gözlediği için, son dönemde KOBİ, Teşvik ve Ar-Ge projelerini gündeme taşımaya çalışmıştır. Ancak ekonomideki biriken sorunlar sadece parasal teşviklerle çözülebilir türden değildir.  Kısa, orta ve uzun dönemli oluşturulacak para ve maliye politikalarının çok ötesine geçen sistem ve yapısal politikalara ihtiyaç bulunuyor. Oluşturulacak sistem politikalarının, çağın, bilimin ve teknolojik yeniliklerin gereklerine uygun zihniyet değişimine kadar uzanma ihtiyacı kadar; ülkemizin Orta Doğu ve Doğu Ak Denizde oluşan küresel gelişmeler ışığında yenilenmesine kadar uzanması gerekiyor. Ancak iktidar cephesi bu konularda, Küresel konjonktürü doğru okuyan realist politikalar oluşturma uğraşı içinde gözükmüyor. Aksine terörle bağlantılı bir “beka” sloganına sarılmak isterken,  Orta Doğudaki harita değişimine bile seyirci kalabilir.

Büyük ve sahil kentlerde, ekonomik krizin etkisi ile muhalefet cephesi olan Millet ittifakının kazanma olasılığında ülke siyasetinde daha köklü dalgalanmalar yaşanacaktır. İktidar gücünü elinde toplamış olan Sayın Cumhurbaşkanı iki seçenekten birini tercih edecektir. Bir seçenek kayıplar karşısında daha uzlaşmacı bir tavırla, ekonomik sıkıntıların uzaklaştırdığı seçmeni uzlaşma yoluyla geri kazanma yönünde olacaktır. İkinci seçenek, açıklamaları izlenir ise, belki de daha güçlü seçenek, tam aksine elindeki gücü muhalefet belediye başkanlarına baskı ve görevden alma yönünde kullanması durumudur. Ancak bu tavır öncelikle ülkede gerilimi arttırdığı gibi, zaten zayıflamış olan demokrasi kültürünün giderek sönümlenmesine yol açacaktır. Bir üçüncü seçenek İktidar partisi içinden yeni bir oluşumun filizlenmesi durumudur. Bu seçenek özellikle ekonominin yüzde 80’ini oluşan büyük kentlerin kaybı durumunda gündeme gelecek olup; Ülkede siyasetin tümüyle yenilenmesini beraberinde getirebilir. Ancak Ülkemizde siyasetin, yeni bir zihniyet içinde yenilenme ihtiyacı, sadece iktidar partisi ile ilgili olmayıp; muhalefet de aynı dertten mustariptir. Zira çağı, bilimi ve çağın zihniyetine uygun sistem, yapı ve süreç politikaları henüz hiçbir cephede yeterli ölçüde algılanmış değildir. Büyük kentlerde iktidar değişimi olur ise, bu değişim ilk sırada ekonomik sıkıntıların ve ikinci sırada yerel adayların kişilik ve başarılarından kaynaklanacaktır. Zira Türkiye’de siyasi partilerin hepsi çağı okuyup anlama ve buna uygun strateji oluşturma konusunda, iktidar ve muhalefeti ile sınıfta kalmışlardır; ki, ülke bu günkü konuma ve ekonomik koşullara maruz kalmıştır. Oysa Çağ, yeniliğin değişim ve dinamizme gebe.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Millet İttifakı'nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Ekrem İmamoğlu, seçimden 17 gün sonra mazbatasını alarak görevine başladı. Ancak Cumhur İttifakı, YSK'ya...

Şubat ayında sanayi malı üretimi yüzde 5,1, imalat sanayi üretimi yüzde 5,5, aramalı üretimi yüzde 9,7, sermaye malı üretimi yüzde 7,8 daraldı, işsizlik yüzde 14,7'ye ...

GÖZLEM, ABD Dışişleri Bakanlığı danışmanı Stratejist Sitilides'in ''IMF'e kadar uzanan'' tehdidini masaya yatırdı ve ''uzmanına'' sordu. İşte uzman görüşü...

İstanbul'da tüm parametreler ve somut rakamlar, Millet İttifakı Adayı Ekrem İmamoğlu'nun kazandığını gösteriyordu. Ancak itirazlarla, yeniden saymalarla, tekrar itiraz...

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Yeni Ekonomi Programı kapsamındaki ekonomide yapısal dönüşüm adımlarını anlattı. Açıklanan yeni yol haritasında öncelik finans ...

İzmir’de koltuklarına oturan yeni belediye başkanlarının ilk vaadi, ‘’hizmet’’ oldu. GÖZLEM, ‘’Yeni süreç İzmir’e neler getirecek, başkanlar yeni süreçte neler yapmalı...

Yazarlar
Website Security Test