Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Yüksek Seçim Kurulu mu, Yüksek Teslim Kurulu mu?

12.4.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

İstanbul'da tüm parametreler ve somut rakamlar, Millet İttifakı Adayı Ekrem İmamoğlu'nun kazandığını gösteriyordu. Ancak itirazlarla, yeniden saymalarla, tekrar itirazlarla, karar ertelemelerle, Büyükçekmece operasyonlarıyla, Maltepe geciktirmeleriyle günler geçti, hafta geçti, 12 gün geçti; karar yok. Ve sonunda ''Seçimin iptal edileceği ve 2 Haziranda yenileceği'' iddiası gündeme girdi. Gözlem, İstanbul'da yaşananları uzmanlara sordu, işte görüşleri...

ENGİN TATLIBAL

Türkiye, 31 Mart seçimlerinin üzerinden iki hafta geçmiş olmasına rağmen hala İstanbul'da sonucun açıklanmamış olmasının gerilimini yaşıyor. Türkiye'nin başka bölgelerinde de az oy farkı nedeniyle ihtilaflar yaşandı, ancak bunlar bir şekilde çözüldü. Örneğin Kırklareli'de Belediye Başkanı ve bağımsız aday Mehmet Kesimoğlu, ilk sonuçlara göre 248 oy farkıyla kazandı. İtiraz üzerine yeniden sayım yapıldı ve bu kez de 112 oy farkla yine seçimi kazandı. Bartın, Yalova, Giresun ve Karabük gibi merkezlerde 100-150 fark ile sonuçlar belirlendi. Hiç kimse "100-150 oy farkla seçim kazandım denilemez" demedi.

Ama iş İstanbul'a gelince duruma farklı yaklaşıldı. İktidar, öncül partileriyle birlikte 1990'lardan beri fiilen veya dolaylı olarak Recep Tayyip Erdoğan'ın yönettiği İstanbul Büyükşehir Belediyesi, AK Parti için "oldukça işlevsel" bir kurumdu. Burayı kaybetmeyi aklından bile geçirmediği muhakkak olan Erdoğan, "14-15 bin oy farkla İstanbul'da seçim kazandım denilemez" açıklamasını yaptı.

Sandıklar yeniden sayıldı, yeniden tasnif edildi. Sonuç değişmedi. Şimdi ise Büyükçekmece ilçesinde seçmen kaydırma gibi birtakım gerekçelerle yeniden sayım veya seçimin tümden yenilenmesi tartışmaları gündemde.

Yani kısacası, "zorlamayla yürütülen" bir süreç yaşanıyor İstanbul'da. Anne, misafir çocuğuna "Senin sıran bitti, bırak da biraz arkadaşın oynasın" diyor; ama çocuk, oyuncağı vermemekte diretiyor. Ama onun sırası bitti, Yüksek Seçim Kurulu'nun elindeki rakamlar da bunu tasdik ediyor. Çocuk artık oyuncağı arkadaşına vermeli ve anne, yani YSK da bunu sağlamalı.

Fakat seçimin başından itibaren önceki seçimlere nazaran daha adaletli bir profil çizen YSK, İstanbul konusunda işi ağırdan alıyor. Bu durum, çeşitli spekülasyonları da beraberinde getiriyor. Kulislerde YSK yöneticilerinin tehdit edildiği konuşuluyor.

Oysa bütün dünyanın ve Türkiye'nin de en az yüzde 50'sinin anti-demokrat ve otoriter bir yönetim sergilemekle eleştirdiği Erdoğan, "Tamamdır! Halkın demokratik tercihine saygı duyuyorum" diyerek tüm bu eleştirileri boşa çıkarabilirdi.

Şimdi iktidar kanadında seçimin yenilenmesi fikri ağır basmaya başladı. Ancak pek çok uzmana göre bu durumda İstanbul'da Ekrem İmamoğlu'nun oylarını daha da artırması ihtimali var.

 

BÜYÜKŞEHİRLERİ KAYBETMENİN BEDELİ NE?

İstanbul, Ankara ve İzmir gibi dev büyükşehir belediyelerini yönetenler, dev bir ekonomik gücü de kontrol ediyor. 2019 bütçesi bir önceki yıla göre yüzde 18,41 artışla 23,8 milyar lira olarak belirlenen İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), adeta dev bir holding. İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri Genel Müdürlüğü (İETT) ve İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) bütçeleri de eklendiğinde toplam bütçesi 35 milyar TL'ye yaklaşan İBB bünyesindeki 28 şirketin toplam cirosu ise 24 milyar TL civarında. İBB, bir özel sektör şirketi olsaydı, bu ciro ile İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) 2017'de yayınladığı "Türkiye'nin En Büyük 500 Şirketi (İSO 500)" listesinde, TÜPRAŞ'ın ardından ikinci sırada yer alacaktı.

Bünyesinde 15 şirket bulunan Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin 2019 bütçesi ise Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ) ve Elektrik Gaz Otobüs Genel Müdürlüğü (EGO) genel müdürlükleri ile birlikte 14 milyar TL olarak belirlendi. 11 şirkete sahip İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin 2019 bütçesi ise 5 milyar 995 milyon lira.

 

"SEÇİMİN YENİLENMESİNİ İSTEMEK VATANDAŞA SAYGISIZLIKTIR"

Ali Naili Erdem (Eski Milli Eğitim Bakanı)- Demokrasi milli iradeye dayanan bir resimdir. Demokrasi de oylar tartılmaz, eşit olarak düşünülür ve sayılır. Bir tek oy iktidar sahibi kılarken, bir oy iktidardan alır. Dolayısıyla İstanbul'da yapılan seçim hukuku zemininde bitmiştir durumdadır. İtiraz edenler mızıkçılık yapanlardır. Tamamen kendilerine göre, keyfi iradelerine göre bunu yapıyorlar. Yaptıklarıyla yalnızca seçim sistemine çomak sokmuyorlar aynı zamanda demokrasimizi de küçültüyorlar. Böylece şu anda İstanbul'daki seçim nereden bakarsanız bakın Ekrem İmamoğlu'nun lehine bitmiştir. Oylar çalındı diyorlar ama bunu derken kendilerini suçluyorlar. İktidar kendilerinde, güvenlik kendilerinde, denetim kendilerinde tüm bunlara rağmen CHP nasıl oy çalabilir? Seçimin yenilenmesini istemek İstanbul'da oy kullanan vatandaşın oyuna saygısızlık demektir. Oysaki demokrasinin özü oya saygıdır. Cumhuriyet tarihinde böyle bir durum sadece 1946'da yaşandı. O seçimde açık oy, gizli sayım yapıldı. Bu da ikinci bir ayıp olarak karşımız çıkıyor. Sonuçta vatandaş demokrasiye bağlılığını ispatlamıştır. Demokrasimiz bu seçim sonucunda ülke genelinde başarı kazanmıştır. İstanbul gibi bir dünya şehrinde alınan bu sonucun alkışlanması gerekir. Cumhurbaşkanı'nın bu sonuca evet demesi beklenirken direnmesini anlamıyorum. Hangi türlü itirazlarda bulunurlarsa bulunsunlar sonuç belli olmuştur. O sonucu değiştirme uğraşı boşunadır. Bu boş uğraşlarla kaybeden Türk milletidir.

 

"İTİRAZ VE TALEPLER YASAYA UYGUN DEĞİL"

Metin Öney (Eski Milletvekili)- Seçim yasası şimdi sıra ile belirteceğim konuları açık bir biçimde düzenlemiştir. Şöyle ki: "Seçmen listeleri" seçim öncesi düzenlenmiş ve kesinleşmiştir. Artık bu aşamada seçmen listeleri ile ilgili bir işlem yapmak mümkün değildir. Kaldı ki iktidar erkini elinde bulundurandan başkasının seçmen listeleri ile ilgili bir işlem yapması da söz konusu olamaz.

Aynı şekilde "sandık kurulları" da seçim öncesi tayin ve tespit edilmiş olup şu safhada değiştirilmesi veya yeniden düzenlenmesi de mümkün değildir. Bu konuda da iktidar erki önemli bir rol oynar.

Ve en önemlisi, seçim günü yapılacak itirazlar öncelikle "delilli, gerekçeli ve ilgililer tarafından" sandık başında ve sandık kuruluna yapılmalıdır. İtiraz sandık kurulu tarafından reddedildiği takdirde sırasıyla ilçe ve il seçim kurullarına ve sonra Yüksek Seçim Kurulu'na yapılabilmektedir. Bunun dışında hukuksal bir yol yoktur.

İstanbul'da yapılanlar bu yasal şartları taşımamaktadır. "Toptancı bir zihniyetle" "iptal oyları sayılsın veya şu sandıklar sayılsın veya tamamı sayılsın ve şimdilerde seçim iptal olsun" tarzındaki  itiraz ve talepler yasaya uygunluk taşımamaktadır. Hele "13 veya 14 bin oyla seçim mi kazanılır" gibi bir düşünceyi anlamak mümkün değildir. Kaldı ki bu sabah "bir oy alınır ve Yüksek Seçim Kurulu onaylarsa başım gözüm üstüne" denmiştir.

Demokraside bir oy çok önemlidir ve başkaca bir yol şimdiye kadar bulunamamıştır. Yasa da zaten "en çok oy alan kazanır" demektedir. Bu en çok oy "bir oyu da" kapsamaktadır.

Sonuç olarak yasaya uyulması ve kazanan Ekrem İmamoğlu'na mazbatasının verilmesi gerekir. Geç bile kalınmıştır.

 

"DEMOKRATİK SEÇİMLERİN KURALLARI GÖZ ÖNÜNE ALINMALI"

Onur Öymen (Eski Milletvekili)- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin 13-14 bin oy farkla kazanılamayacağını söyleyenler var. Oysa, 27 Mart 1994 tarihinde yapılan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde Refah Partisi adayı Melih Gökçek 393.623, SHP adayı Korel Göymen ise 387.152 oy almış ve seçimi Melih Gökçek 6471 oy farkıyla kazanmıştı.

Demokratik ülkelerde yapılan seçimlerde bazen sonuçların çok az oy farkıyla belirlendiği görülüyor. Örneğin, 2006 yılında yapılan ve 19.002.598 oyun kullanıldığı İtalyan meclis seçimlerini Romano Prodi'nin önderliğindeki Merkez Sol koalisyonu 24.755 oyla kazanmıştır. Bu rakam toplam oyların %0.065'ini oluşturuyordu.

Eisenhower 1952 yılındaki Başkanlık seçiminde 495 bin oyun kullanıldığı Kentucky Eyalet seçimini 700 oyla kaybetmişti.

2000 yılında ABD Başkanlığı için yapılan ve 2.912.790 seçmenin oy kullandığı Florida seçimlerinde George W. Bush rakibi Al Gore'u 537 oy farkıyla geride bırakmıştı.

Demokratik ülkelerde yapılan seçimlerde 1 oy farkla kazananın bile galip ilan edildiği görülüyor. Bunun örnekleri arasında İngiltere'de 1910 yılında Exeter'de yapılan genel seçimlerini; 1970 yılında ABD'de Missouri Eyaletinde yapılan seçimlerini; 2013 yılında Avustralya Senato seçimlerini; 1930 Kanada Federal Seçimlerini; 1950 Maryland Senato seçimlerini ve 1980 ABD Utah seçimlerini saymak mümkündür. Bu seçimlerde bazı adaylar rakiplerini sadece 1 oy farkla geçmişlerdir.

Seçim sonuçlarından memnun olmayanların tepkilerini dile getirirken ve rakibin başarısını küçümsemek isterken demokratik seçimlerin bütün dünyada kabul edilen kurallarını göz önünde bulundurmalarında fayda var.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Üçüncü kez görevine seçilen İnce, Güzelbahçe’nin ''rakı-balık'' yapmanın ötesinde bir kimliği olduğunu belirterek, ''5 büyük projeyi'' anlattı.

GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu; ''Çiftçinin bahtı kara kaderini kim ve nasıl kurtaracak?'' işte görüşler...

Türkiye İstatistik Kurumu, Temmuz ayında TÜFE'nin yıllık yüzde 16.65 olduğunu açıkladı. 12 aylık ortalamada enflasyon yüzde 19.91 olurken ÜFE ise yüzde 21.66 olarak ge...

Suriye'de ''Güvenli Bölge'' konusunda ABD ile ''Müşterek Harekat Merkezi'' kurulacak. Gözlem konuyu uzmanlara sordu.

Çoban Ateşi Hareketi ve Büyük Türkiye Hareketi ile ''merkez sağ parti boşluğunun doldurulması'' sürecine girildi. Ne var ki, ''olağanüstü Kurultay ile'' ortaya bir de ...

İmarı alındı; Eylülde temel atılacak olan Ege Ticaret Merkezi’nde üretim, teşhir, satış ve ihracat ''bir arada'' olacak.

Topcu ''Türk siyasetinin yanlış ellerde olduğunu'' belirterek, ''Bu gidişin önlenmesi gerek'' dedi ve ''Nasıl önleneceğini'' GÖZLEM'e anlattı.

Yazarlar
Website Security Test