Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Kılıçdaroğlu saldırısına karşı Cumhur İttifakı; ''Geçmiş olsun'' bile demediler

26.4.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Linç kültürünün hedefinde bu kez, son seçimde ülkenin üç büyük şehrinin belediyesini kazanan ve parlamentonun en büyük çoğunluğa sahip ikinci partisinin genel başkanı vardı. Cumhur İttifakı’nı oluşturan liderler olayı kınamak veya ''Geçmiş olsun'' demek bir yana, olaydan mağduru sorumlu tutan açıklamalar yaptılar. Kılıçdaroğlu ise ''CHP’yi sokağa çekmek istiyorlar'' diyerek itidal çağrısı yaptı. Uzmanlar, üç lideri olayın ardından yaptığı açıklamaları Gözlem için yorumladı.

ENGİN TATLIBAL

Birçok ülkenin tarihinde karanlık sayfalar vardır. Türkiye’nin de var. Ancak bizim farkımız, kara sayfalarımızın kendimizi her daim kıyasladığımız Batı ülkelerine nazaran daha yakın tarihlerde yaşanmaya devam etmiş ve ediyor olması.

Pek çokları içinde akıllarda en çok kalan kitlesel katliam, 1993’te gerçekleşen Sivas Olayı... Aziz Nesin’in ateist olmasını bahane eden ve bu konuda yaptığı konuşmaları ve yazdığı yazıları “dine hakaret” olarak telakki eden yüzlerce kişi, Madımak Oteli’ni ateşe vererek 33 kişiyi diri diri yakmışlardı. Olay, yedi gün yedi gece süren ve esasen belirli bir mezhepsel kimliğe haiz insanları, belirli bir bölgeden tamamen temizlemeyi amaçlayan bir “soykırım provası” olarak nitelendirilebilecek Maraş Katliamı’nın ardından, tarihimizin en karanlık sayfaları arasında yerini almıştı.

Sivas Katliamı’nın ardından çiçeği burnunda Başbakan Tansu Çiller, şöyle diyordu: “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir.”

Yine çiçeği burnunda Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in açıklaması şöyleydi: “Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş.”

İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu ise 33 kişinin ölümünün suçunu direkt olarak Aziz Nesin’e isnat ediyordu: “Aziz Nesin'in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir.”

Geçtiğimiz hafta da televizyonlarda “Yakın o evi” diye haykıran bir insan sesi duyuluyordu. Linç kültürü yine hortlamıştı. Türkiye’nin en büyük ikinci siyasi partisinin lideri yumruklanıyor, tekmeleniyor, bir avuç güvenlik görevlisinin çabasıyla apar topar bir eve kaçırılıyor ve dışarıda evin ateşe verilmesini isteyen nidalar yankılanıyordu. Yine bir katlmiam girişimi söz konusuydu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik öldürme girişiminin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan şöyle diyordu: “PKK ile hangi siyasi örgüt el ele kol kola geziyor? Bunun yanında da Türkiye'deki siyasi partiler kol kola veriyorlar? Sonra bu cenazeye gidiyorlar.”

Cumhur’un Başkanı, ana muhalefet liderinden bir “Geçmiş olsun” temennisini esirgiyordu.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, kuru bir “Tasvip edilemez”in ardından şu ifadeleri kullanıyordu: “Herkes PKK terörü karşısında tavrını almak ve safını belli etmek zorundadır. İkircikli tutumlar millet tarafından kayıt altına alınmaktadır ve milletimizin hafızası çok güçlüdür.”

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da gözü dönmüş saldırganlara hitaben “Değerli arkadaşlarım” diye söze başlıyordu: “Değerli arkadaşlarım, şu ana kadar mesajlarınızı verdiniz, tepkinizi gösterdiniz. Şimdi sükunetle Yener'in evine gidiyoruz annesine, babasına taziyelerimizi bildirmek üzere. Burayı boşaltıyoruz.”

MHP Lideri Bahçeli ise olaydan direkt olarak Kılıçdaroğlu’nu sorumlu tutar bir havadaydı: “O adama yumruk attıracak kadar ne yaptın sen Kemal Kılıçdaroğlu?”

Kısacası Türkiye’de ne yazık ki “mağdur olanın suçlanmasının” örneğini bir kez daha gördük.

 

 

Erdoğan: “Türkiye ittifakı yapmalıyız”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçim tartışmalarının geride kaldığını söyledi ve ekledi: “Seçim tartışmalarını geride bırakarak, ekonomi ve güvenlik başta olmak üzere asıl gündemimize odaklanmamız şarttır. Dönem, musafahalaşma, kucaklaşma, birlik ve beraberliğimizi perçinleme dönemidir. Gayemiz, milletimizin refahını artırmak, güvenlik ve özgürlük dengesini koruyarak devletimizin bekasına yönelik tehditleri bertaraf ederek, Türkiye'yi 2023 hedeflerine ulaştırmaktır. Terörle mücadelemizi kararlılıkla sürdürürken, inşallah ülkemizin ihtiyacı olan yapısal reformları da hayata geçirmeye devam edeceğiz. Gücümüzü milletten alarak, daima ortak akla, ortak vicdana, milletimizi bir araya getiren ortak değerlere vurgu yapacak; kimseyi dışlamadan, ötekileştirmeden siyaset yelpazesindeki herkesle Türkiye ortak paydasında buluşmanın mücadelesini vereceğiz.”

 

“TÜRKİYE İTTİFAKI’NDA GEÇ BİLE KALINDIĞINI DÜŞÜNÜYORUM”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.)–  İşlevsel bir çağdaş demokrasi için, zorunlu ve yeterli koşulları birlikte var olmalıdır. Zorunlu koşul etkin işleyen bir serbest seçim sisteminin varlığıdır. Ancak bu demokrasiyi garantilemez. Zira diktatörlükler de seçim ve halk oylaması yapabilirler. Demokrasi için seçim sistemi yanında, yeterli koşul olarak demokrasinin kültür değerleri olan, özgürlük, eşitlik, adalet, güvenlik, uzlaşma, hoşgörü, barış, liyakat, rasyonel düşünce, bilimsellik gibi değerler sisteminin toplumda ve partilerde etkin biçimde içselleştirilmiş olması; hukuk devletinin temel ve ortak değerleri olarak kabul görmesi gerekir.  Elbette bir siyasi partinin, toplum yönetimine ulaşabilmesi için seçimlerde oy maksimizasyonu temel bir hedeftir. Ancak bu oy maksimizasyonunun yukarıdaki değerler içinde aranması gerekir.  Bu değerler sisteminin içselleştiği topluluk ve partiler “devlet adamı” yetiştirirken; bunun olmadığı topluluklar Makyavelist çıkarcılar yetiştirirler. Bu nedenle bu kültür değerlerinin oluşmadığı topluluk ve partilerde, her ne pahasına olursa seçim kazanma yarışı, asla demokrasiye hizmet etmez aksine toplumda, zıtlaşma, kutuplaşma ve bölünmeye hizmet eder.

Ne yazık ki, Türkiye’de seçim süreçleri, ne pahasına olursa olsun, biz kazanalım mantığı içinde; karşı tarafı haklı, haksız karalama içinde geçti. Ne yazı ki bir taraf, karşı tarafın terör destekçisi olduğu yönünde algı yaratma gayretini yoğun medya desteği içinde kitlelere yansıttı. Benim şahsi kanıma göre, HDP’nin bir terör örgütü olan PKK ile aralarındaki sınırı netleştirememiş olması dışında,  tüm diğer siyasi partilerin terör yandaşlığı ile uzaktan yakından bir ilişkisi söz konusu değildir. Bu nedenle yukarda değindiğim değerler sistemini, aydın geçinen kesimlerinin dahi yeterli içselleştiremediği bir toplumda, dar kalıpsal düşünceye beyni hapsolmuş kitleleri yönlendirmek, bu tür tehlikeli konuları, enformasyon kirliliği yaratan yapay algılar olarak, kitle iletişim araçları bombardımanı ile sunmak ateşle oynaktan bile daha tehlikelidir. Sonra kontrol edilemez boyutlara tırmanır. Nitekim basına yansıdığı kadarı ile, bazı sağ duyulu kişilerin sakinleştirme çabasına rağmen, Sayın Kılıçdaroğlu’na yumruk atılması, bir bayanın “yakın bu evi” çığlıkları ve de yumruk atan kişinin serbest bırakılması ve üstelik sonrasında, “ellerine sağlık” anlamına gelecek biçimde, yumruk atan eli öperek poz veren kişilerin olması, bu tehlikenin boyutunu yansıtmıyor mu? Sayın siyasiler ve parti temsilcileri, eğer bir toplumda bağnazlık tohumları tabanda tutacak şekilde ekilmiş ise; izlerin adet yerini bulsun kabilinden olayı kınamanız ve ayıplamanız hiçbir işe yaramaz. Vakit geçmiş olabilir. Eğer bir “Türkiye İttifakı” aranacak ise ki ben geç bile kalındığı kanısındayım; bu ittifak, tüm siyasilerin “devlet adamlığı” denilen sosyal sorumluluk bilinci içinde yani yukarda özetlediğim demokrasinin kültür değerlerini içselleştirmiş, temel toplum değerleri, davranış kalıbı ve söylemi içinde olması gerekir. Aksi durumda kaybeden hepimiz oluruz.  Küresel çağda bu sorumsuz yönlendirmeleri artık kabul edemeyecek olan X, Y ve Z kuşaklarının gözünü dışarıdan çok içeriye yani ülkemize ve değerlerimize bağlamak istiyor isek; bilgi çağının küresel demokrasi değerlerini ülkemizde de yaratmalıyız. Keşke bunu öncelikle siyasetin sorumluluk mevkiinde olanlar yapabilse. Zira “Türkiye İttifakı” ancak daha üst erdem değerleri olarak, çoğulcu ve katılımcı demokrasinin çağdaş kültür değerlerini ortak ve temel değerlerimiz olarak içselleştirmekten geçiyor. Umarım herkes bu olaydan ders alarak, kendi yanlışını yüceltmek yerine; evrensel doğruları yüceltir.

 

 

Bahçeli: “Ülke bazlı, coğrafya tabanlı siyasi ittifak olmaz”

MHP Lideri Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türkiye İttifakı” söylemine karşı çıktı ve şunları söyledi:

“Türkiye ittifakından bahsetmek kafamızdaki soru işaretlerini çoğaltmıştır. Ülke bazlı, coğrafya tabanlı siyasi bir ittifak olmaz, olamaz. 82 milyon Türk vatandaşının inancı birdir, irfanı birdir, acısı birdir, ahlakı birdir, anısı birdir, adı birdir. Bizim ittifakımız cumhurladır. Sayın Cumhurbaşkanımızın Türkiye ittifakıyla neyi kastettiğini elbette bilemeyiz. Bizim bildiğimiz Cumhur İttifakı’dır. Öncelikli gündemimiz Cumhur İttifakı’na yönelik sabotajlara asla fırsat vermemektir.”

Bahçeli, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun saldırıya uğramasına ilişkin şu açıklamayı yaptı: “Akkuzulu Mahallesi'nde karşı karşıya kaldığı olaydan memnuniyet duymak mümkün değildir. Akkuzulular sert adamlar. Televizyonda yaşlı bir adam yumruk atıyor. O adama yumruk attıracak kadar ne yaptın sen Kemal Kılıçdaroğlu? Bir siyasi partinin lideri nereye nasıl gideceğine, kendisi araştırmalı, danışmanlarına sormalı, parti yöneticileriyle görüş alışverişinde bulunulmalı. Çubuk Akkuzulu Mahallesi'nde en son mahalli idareler seçimlerinde Cumhur İttifakı, 1260 oy almış, yüzde 73,30 oranında. CHP artı İP ittifakı 169 oy yüzde 9,83. Yani gerilim içinde yapılmış olan bir seçim iddiası var, bu seçim ortamında siz yüzde 9 oy aldığınız yere Mehmetçiğin cenaze namazına katılmak için gitmeyi düşünüyorsunuz. Ama orada karşılaşacağınız bir olayı neyle izah edeceksiniz?”

 

“BUNLAR DOĞRUSU DEVLET BAHÇELİ’YE YAKIŞIR İFADELER”

Namık Kemal Zeybek (Eski Kültür Bakanı)- Bahçeli’nin “Gitmemeliydi” sözü kabul edilebilir bir söz değildir. Demek ki Türkiye sınırları içinde siyasetçilerin gitmemesi gereken şehirler, beldeler, köyler var. Devlet Bahçeli her yere gidemez giderse de etrafını askeri birlikler ya da güvenlik güçleriyle kaplar, öyle gider. Akılla, mantıkla, demokratik kültürle bağdaşır şeyler değil bunlar. Önlem almalıydı diyor, daha ne yapacak? Önlemi partiler, siyasi kişiler mi alır, yoksa devlet mi alır? Eğer herkes kendi önlemini kendisi almaya kalkarsa bunun sonu neye varır? Diyelim ki önlem alıp bin kişiyle gitseydi oraya da sonra halk birbiriyle çatışsa mıydı? Bunlar doğrusu Devlet Bahçeli’ye yakışır ifadeler, o söyleyebilir.

Kılıçdaroğlu’nu eleştirmek başka bir şey; herkes herkesi eleştirebilir. Gerektiğinde Kılıçdaroğlu’nu ben de eleştiriyorum. İyi işleri olursa övüyorum, yanlış bulduklarımı da eleştiriyorum. Devlet Bahçeli “Yüzde 9 aldığı yere gitmemeliydi” diyor, kendisi bu yüzden mi hiçbir yere gitmiyor? İnsan binde bir oy alsa bile gider, gitmelidir. Bu ülkede bu sözleri birisi söylüyor ve o kişi hale önemli bir partinin başında durmaya devam ediyor.

 

 

Kılıçdaroğlu: “Bizi sokağa çekmek istiyorlar”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Çubuk’taki şehit cenazesinde kendisine yönelik gerçekleşen linç girişimine ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Protesto kabul edilebilir ama bu saldırı farklı. Güvenlik önlemi yetersizdi. Evdekiler evimiz yakılır mı korkusu yaşadı. Nazik davrandılar, çay demlediler. İçemedim, çıkmam gerekti. Amacın CHP'yi sokağa dökmek olduğunu düşünüyorum. Eve Emniyet Genel Müdürü geldi. Kamuflaj ile çıkartalım dediler, kabul etmedim. Nasıl geldim ise öyle çıkacağım dedim.”

 

“NEFRET SÖYLEMİNİN VE SİYASETİNİN VARDIĞI SON NOKTA”

Mehmet Şakir Örs (Gazeteci/Yazar)- Geçtiğimiz pazar günü, Ankara’nın Çubuk ilçesinin Akkuzulu köyündeki şehit cenaze töreninde; Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik menfur saldırı ve linç girişimi, bizce çok önemli bir siyasal olaydır. Bu durum, son dönemde siyasete egemen olan nefret söyleminin, kutuplaştırma ve düşmanlaştırma siyasetinin sonuçlarını, nerelere kadar uzandığını, acı biçimde göstermektedir.

Anadolu’yu tanıyan, kırsal kesimdeki yaşam ilişkilerini bilen birisi olarak, küçük bir köyde meydana gelen bu olayın provokasyon amaçlı olduğunu düşünüyoruz. Olayın zamanlaması, gelişim şekli ve önlenememesi, bizi böyle düşünmeye itmektedir. Yoksa şehit cenazesini önemseyip köylerine kadar gelmiş bir parti liderine, farklı düşüncede olsalar bile, köy sakinlerinin saldırabileceğini, üstelik onca devlet yetkilisi ve görevlisi arasında, doğrusu pek düşünemiyoruz. Bu durum, insanımızın hasletlerine de, geleneklerine de aykırı bir durumdur. Bizce burada büyük bir kışkırtma vardır.

Ana muhalefet lideri, devlet protokolünün en üst sıralarında yer almaktadır. Dolayısıyla o şehit cenazesine katılanlar arasında en önemli ve öncelikli korunması gereken isimdir. Oradaki protokol düzeni ve koruması, öncelikle buna göre şekillenmeliydi diye düşünüyoruz. Bakanların, komutanların, üst düzey güvenlik yetkililerin bulunduğu bir törende, ana muhalefet lideri nasıl yalnızlaştırıldı, nasıl o güruhun saldırısına terk edildi? Doğrusu bunu anlamak ve kabullenmek mümkün değildir. Bu olayda kesinlikle güvenlik zafiyeti ve eksiklikleri vardır.

Olayın siyasal boyutuna baktığımızda; bu olayın, yerel seçimin, özellikle de İstanbul seçim sonucu tartışmalarının oluşturduğu siyasal atmosferle de ilişkilenebileceğini düşünüyoruz. Hele aynı saatlerde İstanbul Maltepe’de buluşan çok geniş kitlelerin provoke edilebildiği bir ortamın sonuçlarını ise aklımıza bile getirmek istemiyoruz. Dolayısıyla, eğer olayın arka planında planlı bir provokasyon girişimi varsa, ilk elde, muhalefetin sokağa çekilmek istendiği, gerginliğin artırılmaya çalışıldığı savını akla getirmektedir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuyla ilgili değerlendirmesi de bu doğrultudadır.

Olayın bu boyutta kalması, daha kötü sonuçlara ulaşmaması, ülkemizi daha büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştır. Ancak bu önemli olayı enine boyuna ciddiyetle irdelemek, suçlularını ortaya çıkarmak, ülkeyi yönetmekle sorumlu olanların boynunun borcudur. Başkentin yakınında yaşanan olay sonrasında gözaltına alınanların serbest bırakılması ise, maalesef bu konudaki endişeleri artırmaktadır. Ana muhalefet liderine bir geçmiş olsun dileğinde bulunma nezaketinin bile gösterilmemesi, yaşanan olayın ‘gaz sıkışması’ olarak nitelendirilmesi, ya da o yörede alınan oyla ölçülmeye kalkılması, en azından büyük bir hafifliktir. Neredeyse, şehit cenazesine katılan ana muhalefet lideri, bu anlamlı davranışından ötürü suçlu ilan edilecektir.

Tüm ilgilileri, yetkilileri ve siyasetçileri, ciddiyete ve sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyoruz.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM konuyu masaya yatırdı, uzmanlara sordu. İşte görüşleri...

GÖZLEM Yayın Kurulu'nun konuğu olan Halaçoğlu ''Bir ülkede hukuku çökertirseniz, devleti çökertirsiniz'' dedi.

ABD - Çin arasındaki ticaret anlaşmasına yönelik endişelerin devam etmesi ve ABD ile İran arasında artan gerilim dünyayı da geriyor. Çin ile karşılıklı vergi artışı ge...

Türkiye ile beraber dünyanın da yakından takip ettiği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi, iş adamlarının korkutulduğu, yazarların ve sanatçıların fişlendiğ...

GÖZLEM, ''hayat pahalılığının önlenememesinin sebeplerini ve ne yapılması gerektiğimi'' uzmanlara sordu, işte ''karamsar'' cevapları...

Tarımda Milli Birlik Projesi'nin üst yapısını, ''yüzde 50'si yerli ve yabancı özel sermayeye ait'' Semerat Holding yönetecek. Bu tabloya, sektörün tüm paydaşlarından t...

İstanbul halkı, YSK’nın aldığı ve ''haklı sebepten yoksun olduğu'' hukukçuların çoğunluğunca kabul edilen bir karar ile 23 Haziran’da Büyükşehir Belediye Başkanlığı se...

Yazarlar
Website Security Test