Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Çubuk Olayı'nın üstü örtülmek mi isteniyor?

26.4.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Hakkari'de şehit olan Yener Kırıkcı'nın cenazesinde linç girişimine uğradı. Kılıçdaroğlu'na yumruk atan Osman Sarıgün başta olmak üzere 9 şüpheli, 3'ü doğrudan 6'sı ''adli kontrollü'' olarak serbest bırakıldı. Olayın ardından cevaplanmayan sorular kaldı. GÖZLEM konuyu masa yatırdı ve uzmanlara sordu; işte görüşleri...

GİZEM AY

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun İlçesi Akkuzulu Köyü'nde katıldığı şehit cenazesinde uğradığı saldırı siyasi kulislerde 31 Mart seçim sürecinin bir sonucu olarak değerlendiriliyor. Saldırının siyasetteki gerilimi daha da artırıp artırmayacağı, siyasilerin verdiği ve vereceği mesajlarda yatıyor. Siyasilerin şu ana kadar kullandığı dil gerilimi düşürmüş gibi görünmezken, linç girişiminin şüphelisi olarak gözaltına alınan ve aralarında Kılıçdaroğlu'na yumruk atan Osman Sarıgün'ün de bulunduğu 9 kişi ifadelerinin ardından serbest bırakıldı. Kılıçdaroğlu'nun aracının camlarına taşlarla vuran Ayşe adlı kadın için "adli kontrol" kararı alınırken, olay esnasında kalabalığa Kılıçdaroğlu'nun sığındığı ev için "Yakın o evi, o evi yakın" diye bağıran Fatma Başaran ise gözaltına bile alınmadı.

Kılıçdaroğlu, yaşanan saldırıyla ilgili, "Bana yapılan saldırı, daha doğrusu linç girişimi affedilecek bir olay değildir ama her şeye karşın sağduyumuzu korumak zorundayız" diye konuştu. Kendisine yumruk atan Osman Sarıgün'ün serbest bırakılmasıyla ilgili soruyu yanıtlayan Kılıçdaroğlu, "Siyasal baskı olmasa böyle bir tablo ortaya çıkmaz. Bunun dışında bir şey söylemek istemiyorum" dedi.

Kılıçdaroğlu'na yumruklu saldırıda bulunan Osman Sarıgün, jandarmadaki ifadesinde "Kılıçdaroğlu'nun PKK destekçisi olduğuna dair yapılan söylemlerden etkilendiğini, karşısında görünce sinirlenerek vurduğunu" itiraf eden Sarıgün, hakimlik sorgusunda ise "Bir arbede yaşanıyordu. Birisi bana yumruk vurdu. Zannedersem bu şahıs Kemal Kılıçdaroğlu'nun korumalarından biriydi. Ben de elimi salladım. Kemal Kılıçdaroğlu'na değmiş. Kasıtlı vurmadım. Kamuoyundan, devlet büyüklerimden ve Kemal Kılıçdaroğlu'ndan özür dilerim. Benim Kılıçdaroğlu'na karşı herhangi kin ve nefretim yoktur. Oradaki bir anlık psikoloji ile yaptım. Çok pişmanım" dedi.

 

İçişleri Bakanı "provokasyon yok" dedi

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, linç girişiminin provokasyon olmadığını belirtirken "CHP tarafından hadisenin provokasyon olduğu ve olayın dışarıdan getirilen insanlarca yapıldığı söyleniyor. Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda, olayın dışarıdan getirilen insanlarla yapılan bir provokasyon olduğuna dair bir bulgu yok. Olaya katıldığını tespit ettiğimiz kişilerin çoğunluğu Akkuzu mahallesindendir." diye konuştu.

 

CHP Araştırma Grubunun Raporu

Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik saldırıya ilişkin parti içinde, CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, başkanlığında oluşturulan araştırma grubu; yaşananların "organize bir linç girişimi olduğuna ilişkin önemli bulgulara ulaştı" bilgisini paylaştı. Araştırma grubu; linç girişiminde savcılığın tespitlerinin dışında olaya karışan başka insanlar olup olmadığını ve olayın arka planında olan kişi ya da kişileri belirlemek amacıyla çalışma yapıyor. Araştırma grubu linç girişiminin başından sonuna kadar kare kare fotoğraflarını çıkardı. CHP'li araştırma grubunun belirlediği veriler özetle şöyle:

- Köy halkından olmayan 15 kişi var: Savcılık olayla ilgili 37 kişi hakkında soruşturma yürütüyor. Bu kişilerin genelde Akkuzulu Köyü'nde yaşayanlardan oluştuğu belirlendi. Ancak olayla ilgili görüntüler incelendiğinde köy halkından olmayan ve linç girişiminde halkı kışkırtan 15 kişi daha tespit edildi.

- Güzergah üzerine taş yığılmış: Kılıçdaroğlu'nun cenaze namazının ardından yönlendirildiği güzergahta öbek öbek taşların yerleştirildiği; arabaların geçmesini engellemek amacıyla büyük bidonların yığıldığı belirlendi. Görüntülerde linç girişiminin başlamasıyla olaya karışan kişilerin söz konusu taş yığınlarına koşarak taş aldığı görüldü.

- 5-7 kişilik gruplar halkı provoke etmiş: Görüntülerde yaklaşık 5-7 kişilik grupların çok kısa aralıklarla halkı kışkırtmak için kalabalığın farklı yerlerine giderek provoke edici girişimlerde bulunduğu belirlendi.

- Kalabalığı yönlendiren kişiler var: Elinde taş olan bir kadının olaylar sırasında hedef aldığı aracın koruma aracı olması üzerine genç bir kişinin kadına arkadaki aracı işaret ederek Kılıçdaroğlu'nun arabasına taş atması için yönlendirildiği tespit edildi.

- Hem bozkurt hem İbda işareti: Görüntülerde bozkurt işareti yapan bazı kişilerin kalabalığın farklı yerlerinde daha sonra İbda-C işareti yaptığı tespit edildi. Söz konusu kişilerin yaşanan hengâmede Kılıçdaroğlu'nun yerini doğrudan işaret ettiği de belirlendi.

- Belediye çalışanları var: Halkı provoke eden ve CHP lideri Kılıçdaroğlu'na doğrudan fiziksel saldırı yapmak isteyen bazı kişilerin Ankara Büyükşehir Belediyesi çalışanı olduğu tespit edildi.

- Çatıdan sopa dağıtımı yapılmış: CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun yönlendirildiği güzergâh üzerindeki bir evin çatısından bir kişinin görüntülerine ulaşıldı. Görüntülerde çatıda oturan bir kişinin sopaları kalabalığa doğru sevk ettiği belirlendi.

- Yakın diyen bir kişi değil, bir güruh: CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun eve sığınmasının ardından bir kadının 'Yakın bu evi' diye bağırdığı kamuoyuna da yansımıştı. Ancak bu sırada evi kundaklamaya yönelik provokasyon yapan tek bir kadın olmadığı, kalabalık bir güruhun 'Evi yakın' diye bağırdığı belirlendi.

- Kılıçdaroğlu için koridor açılmadı: Cenaze töreninde olayların başlaması üzerine iktidar için açılan koridordan törene katılan bakan ve kamu görevlileri çıkış yaparken, herhangi bir koridor açılmayan Kılıçdaroğlu doğrudan provokasyonun yaşanacağı alana yönlendirildi.

- 452 kişilik güvenlik gücü müdahale etmedi: Cenaze törenine katılan bakanların korumalarının yanı sıra 300 jandarma ve 152 polisle birlikte 452 güvenlik gücü bulunmasına karşın Kılıçdaroğlu'na yönelik fiziki saldırılara hiçbiri müdahale etmedi. Yaklaşık 30 dakika boyunca saldırıları Kılıçdaroğlu'nun korumaları, CHP milletvekilleri ve CHP'liler engellemeye çalıştı.

- Korumalar bilinçli bir şekilde silah kullanmadı: Kılıçdaroğlu'nun korumalarının olay sırasında uyarı anlamında da olsa havaya ateş etmemesinin de bilinç bir şekilde yapıldığı belirtildi. Korumaların uyarı anlamında silah kullanması durumunda organize provokasyonun daha da şiddetlenebileceği ve olayların kontrolden çıkabileceği gerekçesiyle silah kullanmadığı kaydedildi.

 

 

OLAYIN GERİDE BIRAKTIĞI SORULAR...

a) "Seçim bitti. Artık 82 milyonu kapsayan bir Türkiye İttifakı kurmalıyız" diyen Cumhurbaşkanı, birkaç gün sonra saldırıya uğrayan Kemal Kılıçdaroğlu'na "geçmiş olsun" demedi, olayı "kendisi" kınamadı, neden?

b) Devlet Bahçeli, özetle "Cenazeye gidersen işte böyle olur, gideceğin yeri iyi tart, araştır, öyle git" anlamına "son derece çirkin" yorumlar yaptı; neden?

c) Eski Genel Kurmay Başkanı ve bugünün Milli Savunma Bakanı, "Kılıçdaroğlu'nun sığındığı evi "İçindekilerle beraber yakalım" diye bağırarak taşlayan saldırganlara "Değerli arkadaşlarım, mesajınızı verdiniz, tepkinizi gösterdiniz, artık dağılın" diye hitap etti. Bu nasıl bir gaflet ve delalettir?

d) "Devleti temsil eden" Ankara Valisi, taşlı, sopalı, tekmeli, yumruklu saldırısından "müessif protesto" diye söz etti; bu nasıl bir anlayıştır?

e) İçişleri Bakanı, basın toplantısında "Kılıçdaroğlu'nun cenazeye gelip geleceği, Emniyete haber verilmedi" dedi, CHP'liler "saat 10.13'de Koruma Müdürü tarafından emniyete haber verildiğini" ve de "Cenazeye gelip gelmeyeceğini soran Milli Savunma Bakanı danışmanına da "CHP Liderinin katılacağının söylendiğini" açıkladılar. Bu açık çelişki nasıl izah edilebilir?

h) İçişleri Bakanı'na sorulacak "ASIL SORU": "Cenazeye geleceği Emniyete haber verilmedi" diyen İçişleri Bakanı'nın bu açıklamasını kabul edelim ve "Diyelim ki öyle ve habersiz geldi. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve sonra da CHP Genel Başkanı geldiğinde 'bazı grupların tepki gösterdiğini' ve aleyhte bağırıp çağırdıklarını da açıkladınız. Orada ne kadar güvenlik birimi, timi olduğunu da saydınız. Bu gerilimli hava görülmüşken, asker / polis / üniformalı / mavi bereli / üniformalı / sivil; onca güvenlik görevlisi, Emniyet Müdürü, Jandarma Komutanı da orada, neden "güvenlik timleri ile CHP'lileri koruma tedbiri alınmadı? Güvenlikleri sadece Kılıçdaroğlu'nun korumalarına bırakıldı?

g) CHP Ankara Milletvekili ve Meclis Başkan Yardımcısı Levent Gök başta CHP Milletvekilleri linçten zor kurtuluyor, çekilmiş görüntüler tüyler ürpertici. Bir yığın adam saldırıyor, yumrukluyor, tekmeliyor. Görüntüler net. Buradan gözaltı yok; neden?

ı) Kılıçdaroğlu'na saldırılar dahil, bütün bunların sanığı olarak sadece 9 kişi gözaltına alındı; 3'ü sorgudan sonra serbest bırakıldı. Görüntülerde tekme tokat Osman Sarıgün başta o kadar saldırgan net şekilde görüldüğü hâlde "göstermelik 6 kişi de" savcılık ve mahkemede "adli kontrol şartı ile" serbest bırakıldı, neden?

i) Kılıçdaroğlu'na ilk yumruğu atanın AKP üyesi olduğu ortaya çıktı. Kesin İhraç talebi ile disiplin kuruluna sevk edildi. Bu adam, olaydan sonra Çubuk'tan, yakalandığı Sivrihisar'a kadar nasıl geldi?

 

"İNSANLIK DIŞI BİR KALKIŞMADIR"

Yekta Güngör Özden (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı)– Siyasal temsilcilerin, yandaşlarının yönelişlerine ve davranışlarına etki yapacak tutumlara karşı olmaları, kötü örnek olacak söz, yazı ve eylemlerden kaçınmaları gerekir. Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik saldırıların insanlık dışı bir çirkin kalkışma olduğu, bir kadının "Yakın!" sözünün duyulduğu kargaşa sırasında üst düzey siyasetçi, asker ve yöneticinin bulunduğu, özellikle yumruk atan saldırganın iktidar partisi AKP'nin üyesi olduğu gözetilirse olayın kötülüğü daha iyi anlaşılır. AKP'ye karşıtlığını partisinden ayrılarak bırakan ve iktidarın İçişleri Bakanlığı görevine gelen Süleyman Soylu'nun, durumun sorumluluğunu CHP'lilere yükleyerek kendisini kurtarmak için çelişkili, yanlış ve amaçlı sözleriyle yaptığı savunmasının inandırıcı hiçbir yönü yoktur. Milli Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı, yanlarında izleyici gibi duranlar olayın çirkinliğine katkı vermiş durumdadırlar. Suçlular, yüreklendirilmese, bir yerlere güvenmeseler, kışkırtılmış olmasalar birlikte böyle bir insanlık dışı kalkışmada bulunamazlardı. Birliktelikleri önceden tasarlayıp kararlaştırdıklarını kanıtlamaktadır. Suçluların bir tür linç girişiminin, İçişleri Bakanı yapılan kişinin "CHP'lilerin törenlere alınmaması"na ilişkin, önceki sözlerine verdiği güvenle yapıldığı açıktır. Olaydan sonra yapay, geçiştirici ve neredeyse Kılıçdaroğlu'nu suçlayıcı, suçluları kurtarıcı sözlerle, Erdoğan'ın gecikmiş açıklamasıyla sorun hafifletilmek istenmiştir. Sonra da Kılıçdaroğlu'nun Çubuk'a gidişine ilişkin anlamsız ve saptırıcı eleştirisine Bahçeli'nin sıfatına hiç yakışmayan sözleriyle destek gelmiştir. Olay açık bir kalkışmadır. Asla hafife alınamaz. Taş atan kadının serbest kalması bir yana, yumruk atan kişinin de serbest kalması kötü örnek oluşturmak yönünden de üzücüdür.

Demokrasinin en iyi barış ve insanlık aracı olduğu, ortamın insanlık değerlerine büyük katkısı olduğu asla yadsınamaz. Yurttaşlar kendi arasında birbirlerinin siyasal görüşlerine hoşgörü ile yaklaşarak, seçimden seçime verecekleri oylarla kararlarını açıklamak dışında birbirilerine karşıtlıklarını asla gündeme getirmemelidir. Oysa ülkemizde kimi siyasi parti ilgililerinin yanlış davranışları, karşısındakileri düşman gibi görmeleri ilkelliğiyle gündeme gelen üzücü olaylar hepimizi düşündürecek düzeye varmıştır. Bugün böyle olursa yarın genel seçimlerde neler olacağını kestirmek güçtür. O bakımdan herkese özellikle siyasi parti yöneticilerine büyük görev düşmektedir.

 

"GÜVENLİK ZAFİYETİ SORGULANMALIDIR"

Soner Aydın (Emekli Albay)-  CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu'na yapılan saldırı; başta Türk gelenek ve göreneklerine, İslam inancına, cenazeye, şehide ve misafire saygı olmak üzere pek çok değerimizin ne derece yıpratıldığının bir göstergesidir. Milletimizin inatla ve ısrarla kutuplaştırılmaya çalışılmasının sonucudur. Saldırı sonrası bazı devlet adamlarının, siyasi kimlik sahiplerinin ve iktidar yanlısı basının takındığı tavır ve sarf ettikleri sözler; bu olaydan rahatsızlık duymadıklarını ortaya koymaktadır ve benzer olayların tekrar edebileceği, hatta daha ciddi eylemlerle karşılaşılabileceğimiz endişesi yaratmaktadır.

Şehidimizin cenaze töreninde; bölgenin, vatandaşların ve devlet protokolünün koruma ve güvenlik önlemleriyle ilgili ciddi bir çalışma olmadığı dikkat çekmektedir. Güvenlik ihlalleri; seçim propaganda sürecinde Millet İttifakı'nı PKK ve FETÖ ile iş birliği halinde gösterme çabalarıyla başlatılmıştır. Böylece her türlü kötü niyetlinin arzu ettiği şiddet ortamının oluşmasına katkı sağlanmıştır. Olaylar başladıktan sonra zamanında ve yeterli karşılık verilmediği de görülmektedir. Yeterli koruma önlemi olan bir yerde saldırganın protokole temas mesafesine kadar yaklaşmasına müsaade edilmez. Bu daha geniş çaplı bir terör saldırısı da olabilirdi. Terör örgütlerinin, terörle mücadele eden bütün güvenlik güçleri tarafından bilinen eylem tarzlarından birisi; bir bölgede eylem yaptıktan sonra kalabalığın toplanmasını beklemek ve "asıl eylemlerini" toplanan kalabalığa yapmaktır. Bu nedenle şehit cenaze tören bölgeleri hem acılı masum vatandaşların hem de devlet protokolünün güvenliği için son derece hassas korunur. Durum böyleyken koruma ve güvenlik konusunda görülen bu zafiyetin sorgulanması gerektiği kanaatindeyim.

Olaylar esnasında saldırganları ikna yoluyla yatıştırma görevini Milli Savunma Bakanı ve Emniyet Genel Müdürü üslenmişlerdir. Oysa güvenlik güçlerinin elinde "toplumsal olaylara karşı hareket tarzı" planları olmalıdır. Bu planlarda, eylem ya da saldırı başladıktan sonra yapılacak operasyonun bir parçası olarak "ikaz, ikna ve yönlendirme" görevini kimin yapacağı belirlenmelidir. Bu görevliler ikna konusunda eğitimli personeldir. Saldırı başladıktan sonra oluşan güvensiz ortamda Milli Savunma Bakanı ve Emniyet Genel Müdürü gibi en üst düzeydeki devlet erkanı açık hedef haline gelmemeli/getirilmemelidir. Hangi düşünceyle, neye güvenerek bu şekilde hareket ettiklerini bilmemiz mümkün değildir.

Kuşkusuz çok önemli ve üzücüdür ama olaya sadece bir siyasetçiye yapılan saldırı olarak bakmamak gerekir. Halkın kutuplaştırıldığı, kin ve nefretle doldurulduğu ve kışkırtıldığı ortamlarda her türlü toplumsal olay beklenmelidir. Kutuplaştırıcı siyaset dilinin terk edilmemesi ve güvenlik zafiyetleri; bu şekilde toplumsal tepkilere zemin hazırlayacak, hatta terör örgütlerinin ve çıkar gruplarının istismar edebileceği ortamlar ve fırsatlar da yaratacaktır. Sorumluluk sahibi herkes bütün bunları düşünerek hareket etmelidir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM konuyu masaya yatırdı, uzmanlara sordu. İşte görüşleri...

GÖZLEM Yayın Kurulu'nun konuğu olan Halaçoğlu ''Bir ülkede hukuku çökertirseniz, devleti çökertirsiniz'' dedi.

ABD - Çin arasındaki ticaret anlaşmasına yönelik endişelerin devam etmesi ve ABD ile İran arasında artan gerilim dünyayı da geriyor. Çin ile karşılıklı vergi artışı ge...

Türkiye ile beraber dünyanın da yakından takip ettiği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi, iş adamlarının korkutulduğu, yazarların ve sanatçıların fişlendiğ...

GÖZLEM, ''hayat pahalılığının önlenememesinin sebeplerini ve ne yapılması gerektiğimi'' uzmanlara sordu, işte ''karamsar'' cevapları...

Tarımda Milli Birlik Projesi'nin üst yapısını, ''yüzde 50'si yerli ve yabancı özel sermayeye ait'' Semerat Holding yönetecek. Bu tabloya, sektörün tüm paydaşlarından t...

İstanbul halkı, YSK’nın aldığı ve ''haklı sebepten yoksun olduğu'' hukukçuların çoğunluğunca kabul edilen bir karar ile 23 Haziran’da Büyükşehir Belediye Başkanlığı se...

Yazarlar
Website Security Test