Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Seçim bitti, ama ''ekonomik göstergeler'' güven vermiyor

3.5.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu; işte görüşleri...

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) 25 Nisan'da yaptığı toplantıda, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 24 düzeyinde sabit tuttu. Para Politikası Kurulu toplantısının ardından piyasalar, doların yükselişine bir neden bulmaya çalışırken, Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya yılın ikinci enflasyon raporunu 30 Nisan'da açıkladı. Her iki açıklamanın ardından döviz de faiz de şaşırtıcı bir biçimde hareketlendi. İlk açıklamanın ardından hafta başında 5.81 lira olan dolar, 5.96 TL'ye kadar yükseldi.

Uzmanlar, Merkez Bankası'nın faiz oranlarını sabit tutmasına karşın dolarda yaşanan bu son artış, bankanın açıklama metninde yer alan tek bir cümleye "Gerektiği taktirde ek parasal sıkılaştırma yapılacaktır" bağlıyor. Daha önceki açıklamalarda yer alan bu cümle, bu kez metinden çıkarıldı. Bu cümle Merkez Bankası'nın dövize karşı gerektiği taktirde faiz artırımı yapabileceği anlamını taşıyordu ve çıkarılması faiz artışının gündemden düştüğünü gösterdi, ama faiz de artıyor.

Çetinkaya, 2019 yılı sonu enflasyon beklentilerini değiştirmeyerek yüzde 14.6 seviyesinde bıraktı. Murat Çetinkaya, "2019 yılı küresel büyüme görünümüne dair riskler aşağı yönlü. Bunun birinci nedeni küresel ekonomideki belirsizlikler. Mart sonuna kadar olan dönemde faizdeki sınırlı yükselişe karşın kredi faizlerinde düşüş eğilimi devam etti. TÜFE yılın ilk çeyreğinde 0.59 azalışla yüzde 19.71'e gerileyerek tahmine uyumlu gerçekleşti. İç talepteki zayıf seyirle enflasyonun üzerindeki etkisi belirginleşti. Yıllık enflasyondaki azalışta temel sürükleyici temel mal ve enerji grupları oldu. Birinci çeyrekte iç talebe bağlı olarak enflasyonun ana eğilimi bir miktar iyileşme gösterdi. Enflasyon tahminlerimiz, 2019 yıl sonu yüzde 14.6, 2020 yılı sonunda yüzde 8.2, 2021 yılında 5.4, orta vadede yüzde 5."

 

Faizin yönü yukarıya döndü

Enflasyon raporunun açıklanmasıyla da dolar/TL 5.9848'e çıkarak, son altı ayın zirvesine yerleşti. Dolar, son sekiz haftada TL karşısında yüzde 9'dan fazla değer kazandı. "Enflasyon düştükçe faiz de düşecekti" deniyordu. Bir süre böyle de oldu, faizlerle bir gevşeme yaşandı, ancak uzun soluklu olmadı. Faizde yön yeniden yukarıya döndü. Cuma günü Nisan ayına ilişkin enflasyon verisi açıklandı. TÜİK verilerine göre enflasyon nisanda ........ oldu. Enflasyon da artıyor faiz de artıyor. Kredi türleri içinden ihtiyaç kredisinde faiz 8 Mart'ta faiz yüzde 23.06'ya kadar geriledi. Sonraki haftalarda sürekli yükselerek 16 Nisan'da yüzde 26.29'a kadar yükseldi. Ticari kredilerde de artış sürüyor. Türkiye'nin en büyük özel bankalarından olan Yapı Kredi Bankası ticari kredi faizlerini nisan sonunda 4 paun birden arttırarak yüzde 33.95 seviyesine çıkardı.

TCMB verilerine göre en son 19 Nisan'da bankalarca açılan ticari krediler için ağırlıklı ortalama faiz oranları yüzde 26.55 seviyesinde. Ticari kredi faiz oranları 22 Mart'tan itibaren kademeli olarak artış trendine girmişti.

 

"Fırtına koparmaya çalışıyorlar"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TOBB'un 75. Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, "Birileri borçlanma rakamları üzerinden fırtına koparmaya çalışıyor" dedi. Erdoğan, "Maruz kaldığımız bunca saldırıya rağmen kamu borç stokumuzun milli gelirimize oranı yüzde 13,7 düzeyindedir. Göreve geldiğimizde bu oran yüzde 60'ın üzerindeydi. Bazı sirk cambazları döviz rezervine yönelik gayri samimi açıklamalarla bir psikolojik olumsuz hava oluşturmanın gayreti içindedir." ifadelerini kullandı.

Tüm göstergelerin yeniden yükseliş trendine girildiğine işaret ettiğini ifade eden Erdoğan, "Kur, faiz ve enflasyonu mutlaka hedeflerimize uygun seviyelere indirmekte kararlıyız." diye konuştu.

 

"Birçok şirket batıyor..."

Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Nurettin Özdebir ASO’nun meclis toplantısında yaptığı konuşmada şirketlerin borçlarını ödeyemedikleri için zor durumda olduklarına dikkat çekerek “Birçok şirket batıyor. Firmaların yurtiçi ve yurtdışı toplam borcu 2.5 trilyon TL. Son altı ayda özel sektör kâr edebilme kabiliyetini yitirmiş durumda, borcunu geri ödeyemiyor” dedi.

 

"KRİZDE SEÇİM MOLASI BİTTİ"

Uğur Gürses Ekonomi Uzmanı), seçimlerin üzerinden bir ay geçmesine rağmen ekonomi politikasında adım atılmamış olmasının durgunluk ve maliyet baskısı altında şirketler kesimini zorlu bir patikaya soktuğunu düşünüyor. Gürses, DW Türkçe'de yer alan analizinde, "Seçim geçti, ekonomi dünyası atılacak adımları bekliyor. Ancak henüz böyle bir gündem yok Ankara'da. Ekonomide üreten ve ticareti yürüten reel kesimin ise bunu uzun süre bekleme lüksü ve takati yok. Finansal alanda ise kur baskısı giderek belirginleşiyor." uyarısında bulunuyor. Gürses, şu bilgileri veriyor: "Seçim sonrası siyasi krizin de tansiyonu yüksek seyrederken, ekonomide de finansal alanda kur baskısı yeniden gündemde. Analistler son bir aydır Merkez Bankası'nın rezervlerine dair kuşkuları tartışıyor. Merkez Bankası ise bu kuşkuları dağıtacak hiçbir açıklama yapmadı. Mart ayında önce sert rezerv kaybı, ardından swap işlemleri ile döviz kabul etmeye başlamasına karşın bu işlemlerle uyumlu biçimde artmayan rezerv tablosu tartışmayı sıcak tutmaya devam ediyor. Tabiidir ki kur üzerindeki baskı da sürüyor. Seçim öncesinde rezerv kaybını nedeni, kuru düşük tutabilmek için piyasaya kamu bankalarının döviz satması, bunu da Merkez Bankası'ndan 'arka kapı' yöntemleriyle sağladıkları dövizlerle yapmalarıydı. Bir de swap işlemleri ile girdiği düşünülen dövizlerin rezerv artırıcı bir sonuç yaratmadığı da görülünce; döviz rezervlerine dair kuşkular artıp döviz kuru yükselmişti. İstanbul'daki seçim sonuçlarının neredeyse bir aydır Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından hala kesinleştirilmemesi, önceki hafta sonu CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibine yapılan linç girişimi ve sonrasında saldırgana gösterilen himaye gibi unsurlar TL'nin değer kaybını besledi.

Mart sonunda seçim öncesine göre bir ayda kur artışı yüzde 7.3 olurken, dolar kuru 6 TL'ye, Euro kuru da 6.65'e yaklaştı. Ocak ayı sonunda dolar kuru 5.26, Euro kuru ise 6 TL civarında idi. Türkiye'nin savunma alanında ABD ile F-35 uçakları, Rusya ile S-400 füzeleri alımı çabası, potansiyel bir krizi de gündemde tutuyor. Potansiyel kriz, potansiyel bir ambargo ya da yaptırım getirebilir. İşte bu 'bıçak sırtı' potansiyel henüz mali piyasalarda tam olarak fiyatlanmış değil. Ayrıca ABD'nin İran'a dönük yaptırımları nedeniyle petrol fiyatları üzerinde bir fiyat baskısı da ortaya çıkmış durumda.

 

Mutfak yangınına yakıt

Tüm bunlar, şirketler kesimine maliyet artışı, hane halkına bir 'mutfak yangını' biçiminde yansıyan enflasyona 'yakıt' olup yeniden hız verecek unsurlar. Ne yazık ki ne hükümetin ekonomi politikası çerçevesi ne de Merkez Bankası'nın izlediği para politikası bu gelişmelere ön alacak bir tablo sunmuyor. 25 Nisan Perşembe günü yapılan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplantısında faiz oranı değiştirilmese de açıklama metnindeki belirgin değişiklik Merkez Bankası'nın kaygılanmadığını gösteriyordu. Ancak bu değişiklik piyasaları kaygılandırmaya yetti. Banka, perşembe günü politika faiz oranını yüzde 24'te tutarken, o güne dek aylar boyunca açıklama metinlerinin ana çapası olan "ihtiyaç duyulması halinde ilave parasal sıkılaştırma yapılabilecektir" sözünü çıkarıp, "parasal duruş enflasyonu hedeflenen patika ile uyumlu seviyelerde tutacak şekilde belirlenecektir" biçiminde değiştirildi. Merkez Bankası'nın düzenlediği Beklenti Anketi'nde, henüz yılın başında ocak ayında yapılan ankette bu yılsonu için ekonomist ve piyasa uzmanlarının beklediği enflasyon oranı yüzde 16.45 iken, bu şubat ve mart aylarında gerilemişti. Nisan'da ise yeniden yüzde 16.23'e yükselmiş durumda. Bu tahminlerin ana omurgasını oluşturan varsayımların en önemlilerinden biri, gıda fiyatlarının yüzde 13 artacağı varsayımı idi. Ayrıca ithalat fiyatlarına dair tahminler de yarım puan aşağı çekilmişti. Oysa ne gıda fiyatları yılın sonunda yüzde 13'e düşecek bir eğilim gösteriyor ne de ithalat fiyatlarının temeli olan döviz kuru."

 

 

"EKONOMİDE DÖVİZLE DANS"

Muzaffer Demirci (Prof. Dr.)– 2019 yılının ilk 4 ayında Türk Lirası, benzer ülke paralarına göre en çok değer yitiren para durumuna düşmüştür. Çünkü;

1) Ekonomi politika uygulamasında yapılan hatalar yüksek işsizlik, yüksek enflasyon ve düşük büyümenin kaynağını oluşturmuştur.

2) Yargı bağımsızlığının zedelenmesi nedeniyle geleceğe olan güven duygusu zayıflamıştır.

3) Merkez Bankası'nın kurumsal işleyişinin zayıflaması ve hatalı hedefleri.

Türkiye'de sermaye hareketleri faizin klasik işleyişini bozmaktadır. Kuru yukarıya itmek için inmesini, büyümeyi sınırlandırmak için faizin artırılması fonksiyonu bir biriyle çelişkili hale getiriyor. Sıkı para politikası yoluyla iç talep dizginleniyor gibi gözüküyor ama ülkeye giren sıcak para tam tersi bir yaratıyor. Kredi genişlemesi yoluyla da ekonomiyi canlandırmaya çalışmak, dış açığı ve enflasyonu olumsuz etkileyerek kur ve faizlere yukarı yönlü baskı yapmakta ve finansal istikrarı tehlikeye atmaktadır.

Sıcak paranın ülkemizde finansman sağlamayı duraklattığı her dönemde kur veya faizden en az birini sıçratmak durumunda kalmıştır. Nitekim faizlerin ve enflasyonun eş zamanlı olarak fırladığını ve ekonominin durgunluğa itildiğine 2018 yılı Ağustos ayında görüldü.

IMF verilerine göre dünyada kabul edilebilir enflasyon gelişmiş ülkelerde yüzde 2 ila 2,5, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 4 - 5 iken, Türkiye'de 20 ile çok yüksek. Dünyadaki 175 ülke içinde sondan 6. Sıradayız. Dolayısıyla ilk hedef enflasyonu düşürmek olmalıdır.

Enflasyon ekonominin işleyişini, güçlü ve zayıf yönlerini gösteren önemli bir göstergedir. Enflasyonu düşürmek toplumda her kesimin çıkarınadır. Yüksek enflasyon TL cinsinden serveti eritir. Maliyetleri ve faizleri yükseltir. Nitekim halk enflasyon ve kur artışından korunmak için gelirlerini TL ile değil dövizle olan dostluğunu artırmıştır. Onun için hedef enflasyonu düşürmek olmalıdır. Ancak dolarize olmuş bir ekonomide bir birleri ile çelişen iki önemli sorun yüksek enflasyon ve yüksek cari açıktır.

Düşük enflasyon dövizin ucuz olmasına, dış borca dayanan cari açığın kapanması ise dövizin pahalı olmasına bağlıdır. Kısa vadede hem enflasyonu düşürmek hem de cari açığı kapatmak mümkün değildir. Ekonomide finans piyasaları öne çıkarıldığı için FED'in davranışına göre faiz, kur, borsa üçgeni ön plana çıkarılmaktadır. Makro ekonomik sorunlar ancak yapısal reformlarla çözülebileceği tasvir edilmektedir. Dengeli bir büyüme için tüketim ve verimliliğin birlikte artırılması planlanmaktadır. Eğer beraber gitmezlerse toplumun bir kesimi daha fazla zenginleşir, yani büyüme herkes için eşit ortamda olmaz.

Dolayısıyla yapısal reformlar gerekli denince ilk olarak kurumlarda, kültürde ve davranışlarda değişim akla gelir. Bunun kaynağı da uygulanan ekonomi politikalarında, para ve maliye politikalarındaki adalet ve eşitlik ilkeleridir.

IMF ile olan bir antlaşmada sıkı para politikası uygulanacağı ve alacaklılara borcun ödenmesi ön planda tutulacağı için halkın alım gücünün daha da düşmesine ve yoksullaşmasına izin verilmemelidir. Vatandaşların bankalardaki döviz hesapları bu politikanın bir güvencesi olabilmelidir.

Kaldı ki Türkiye ihracata dayalı bir büyüme modeli uygularsa, devalüasyon ve sonrasında enflasyon da çözülebilir. Yeter ki tasarruf, tüketim, reel sektör, finans sektörü istihdam ve gelir dağılımı arasında denge kuran bir politika yeğlensin.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

CHP'li Ekrem İmamoğlu'nun başkan seçilmesinin ardından istifa eden AKP döneminin İBB Genel Sekreteri Hayri Baraçlı'nın ekibi belediye 60 milyarlık İBB bütçesinin 40 mi...

25 Temmuz 2019 tarihli Merkez Bankası Para Politikaları Kurulu (PPK) Toplantısı'nda alınacak faiz kararı ne olacak?

Avrupa Birliği'nin (AB) yaptırım kararına Türkiye Akdeniz'e dördüncü bir gemi gönderme kararıyla karşılık verdi. Kıbrıslı Rumlar ise Kıbrıslı Türklerin ortak komite ön...

GÖZLEM, ''KUZEY AFRİKA'DA DA MI BİR 'SURİYE SENARYOSU' VAR?'' sorusuna cevap arıyor.

Duygu Özerson Elakdar, Urla’da Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan kiraladığı 2 bin 400 dönümlük alanda zeytin ormanı oluşturdu. Bölgeye 60 bin zeytin ağacı diken iş kadını ...

Abdullah Gül / Ali Babacan girişimi mi, Ahmet Davutoğlu çıkışı mı, Çoban Ateşi Hareketi mi şanslı? GÖZLEM uzmanlara sordu. İşte cevaplar…

Yazarlar
Website Security Test