Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

''Demokrasi Cephesi'' ne yapmalı?

10.5.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

İstanbul halkı, YSK’nın aldığı ve ''haklı sebepten yoksun olduğu'' hukukçuların çoğunluğunca kabul edilen bir karar ile 23 Haziran’da Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi için ''yeniden'' oy kullanacak. GÖZLEM, ''Ekrem İmamoğlu’nun adaylığında birleşen Demokrasi Cephesi’nin, ‘seçimin kazanılması için’ ne yapması gerektiğini'' uzmanlara sordu...

ENGİN TATLIBAL

Türkiye, tarihinde belki de ilk kez büyükşehir belediye başkanlığı seçiminin çok ötesinde anlam taşıyan bir yerel seçim tekrarına hazırlanıyor. AK Parti iktidarı karşısında parti ayırt etmeksizin tüm muhalefetin sembol ismi haline gelen Ekrem İmamoğlu, benzeri görülmemiş bir rüzgar yakaladı. Ancak oy farkını 23 Haziran’da kapatabilmeyi uman Cumhur İttifakı Adayı Binali Yıldırım’a karşı Millet İttifakı’nı artık iyiden iyiye aşan “Demokrasi Cephesi”nin alacağı tutum ve atacağı adımlar büyük önem taşıyor.

YSK kararının açıklandığı ilk anda tepkisel olarak ortaya çıkan boykot fikrinden vazgeçilmiş görünüyor. Türkiye’de siyaseti analiz eden pek çok isim, boykot veya sine-i millete dönülmesi seçeneklerinin doğru adımlar olmayacağı konusunda hemfikir.

Gerçek olan şu ki Ekrem İmamoğlu’nun 31 Mart’ta kazandığı zaferde en önemli etkenlerden biri de HDP’nin aday çıktartmaması ve hapisteki Selahattin Demirtaş’ın kendi tabanına yaptığı “AKP’nin kazandırtmayacak şekilde oy verin” çağrısı oldu. Geçtiğimiz hafta Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmede kendisine “bir açıklama yapması talebinin” iletildiği ve Binali Yıldırım için destek istendiği iddia ediliyor. Ne var ki HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, “Duruşumuz değişmedi” açıklamasıyla en azından şimdilik bu kapıyı kapatmış gözüküyor. Kaldı ki 31 Mart öncesinde Millet İttifakı’nı terörle işbirliği yapmakla itham eden Cumhur İttifakı’nın, Öcalan’ın yapacağı bir açıklamaya sırtını ne ölçüde dayayabileceği de soru işareti.

 

 

“BÜTÜNDE BİRLİK OLMANIN ZAMANIDIR”

Ali Naili Erdem (Eski Milli Eğitim Bakanı)– Bu dönemde demokrasi cephesi olarak isimlendirilebilecek kesimin, mutlaka bir ve beraber olması gerekmektedir. Cumhuriyet ve demokrasi ideallerinde hemfikir olanlar, kendi anlayışlarını bir tarafa bırakarak “bütünde” birlik olmak zorundadırlar. “Bütün”, şu anda 23 Haziran’da yapılacak seçimlerde Sevgili İmamoğlu’nun kazanması için çalışmaktır. Böyle yapılmazsa, sadece kendi siyasi partilerinin bünyesi içinde ve kendilerine mahsus hudutlar içinde değerlendirilirse, yanlış olur. Burada yapılacak olan, cumhuriyet ve demokrasi ideallerinde hemfikir olanların aynı noktada birleşmeleridir. Kanaatimce, zedelenmiş hukuku tamir etmek, örselenmiş olan demokrasiyi diri ve canlı tutmak, içi boşaltılmaya çalışılan cumhuriyeti Mustafa Kemal Atatürk’ün dönemindeki gibi şaşalı bir hale getirebilmek için herkesin bu ilkeler etrafında birleşmesi lazımdır. Bunun sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi olmadığı artık anlaşılmıştır. Konu, bunun çok ötesindedir. Bu itibarla uygar ve özgür kişilik neyi gerektiriyorsa o yapılmalıdır. Bana göre cumhuriyette, demokraside, hukukun üstünlüğünde, hakta, adalette, vicdanda bir ve beraber olanların aynı noktaya atış yapmaları lazımdır.

 

“SADECE SAADET’İN OYLARI BİLE İŞİ BİTİRİR”

Namık Kemal Zeybek (Eski Kültür Bakanı)- Ben CHP’li de değilim, İYİ Parti’li de değilim ve Cumhur İttifakı’nı ya da Demokrasi cephesini oluşturan bu iki partide eleşterdiğim yanlar elbette ki var. Ancak netice itibariyle önümüzde iki seçenek duruyor; Ekrem İmamoğlu ve Binali Yıldırım. Burada şu nokta çok önemlidir, Türkiye’de demokrasinin yok olmasına çok az kalmış durumdadır. Kurumları ve işleyişiyle Türkiye’de demokrasi, yüzde 20 oranında kalmış durumdadır. Nasıl kalmıştır? Örneğin siz bana soru soruyorsunuz, ben de size düşündüğümü söylüyorum ve siz de yazıyorsunuz. Bunu yapabilceğimiz birkaç mecra kalmıştır.

İyi kötü elimizde bir seçim sandığı vardı, İstanbul’da yaşananlar neticesinde o da ciddi bir yara aldı. Dolayısıyla öncelikle bu yaranın kapatılması ve bugünkü iktidara, son tahlilde onların da işine yarayabilecek bir ders verilmesi gerekmektedir. Bu ders, gittikleri yanlış yolda doğruları görmelerine yol açabilir. Yapılacak şey, artık bir sembol haline gelen Ekrem İmamoğlu’nun kazanması için çalışmaktır.

Seçim boykotu gibi söylemlerin artık terk edilmesi gerekiyor. Sine-i millet diye bir söz vardır ve bu, öyle kolay uygulanabilecek bir yol değildir. Yapılabilirse seçimler yenilenecektir, ancak tüm ittifak milletvekillerinin topluca istifasını gerektirecek böyle bir hareketin gerçekleşebileceğini düşünmüyorum.

Dolayısıyla tek çözüm, seçimde iyi çalışıp arayı açmaktır. İstanbul’da yaptıklarına benzer bir süreci Ankara’da yapamadılar, çünkü orada ara daha fazla açık. Arayı daha fazla açmak mümkündür, 100 bin oyu olan Saadet Partisi, seçime girmeyecektir. Sadece Saadet’in oylarını dahi Ekrem Bey’e aktarabilmeyi başarırlarsa, iş bitmiş demektir. Bunun yanında 31 Mart’ta sandığa gitmeyenlerin mutlaka oy vermelerinin sağlanması gerekiyor. Bunlar yapılabilirse AKP, YSK kararıyla aslında kendi ayağına kurşun sıkmış olacaktır.

 

“DEMOKRASİ İÇİN, EN GENİŞ BİRLİKTELİK VE SEFERBERLİK”

Mehmet Şakir Örs (Gazeteci/Yazar)- Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) adayı Ekrem İmamoğlu’nun yaklaşık 14 bin oy farkla seçilmesiyle sonuçlanan İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanlık seçiminin, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından iptali, kamuoyunda tartışmalar ve endişeler yarattı.

Öncelikle altı çizilmesi gereken konu, alınan iptal kararı kendi içinde birçok çelişkiyi barındırıyor. Büyük ölçüde hukuken, ahlaken ve vicdanen sorgulanmayı gerektiriyor. Hukuki içtihat haline gelmiş daha önceki kararlarla da çelişiyor. Bütün bu yönleriyle milli iradeyi, seçmen tercihini ve sandık demokrasisini yaralıyor.

YSK’nın kararı, yurttaşın, seçmenin; sandığa, sandık sonuçlarına, ilgili kurum ve kuruluşlara, olan güvenini zedelemiştir. Seçimi kazanmış Ekrem İmamoğlu’nun nezdinde büyük bir haksızlık ve mağduriyet oluşturmuştur. Bu mağduriyet o kadar büyüktür ki, iptal kararı iktidar partisine yakın birçok çevrenin ve seçmenin de içine sinmemiştir. Kamunun vicdanında derin yaralar açmıştır. Bu aşamadan sonra, Ekrem İmamoğlu, yalnızca CHP’nin değil, demokrasiden yana herkesin ortak adayı haline gelmiştir.

Artık İstanbul seçimi, sıradan bir yerel seçim, bir belediye başkanlığı seçimi olmaktan çıkmıştır. İşi bu noktaya iktidar bloğunun tutumu taşımıştır. Ama bizce bu kendileri açısından da yanlış olmuştur. İşin boyutu değişmiş, sorun kendileri için daha riskli ve daha önemli sonuçlara yol açabilecek bir konuma gelmiştir. Bugün için iptal kararına sevinenler, yarın bu karardan pişmanlık duyabilirler. Ama bu arada olan ülkenin ekonomisine, siyasal ve toplumsal yaşamına olmaktadır. Bu işin faturası maalesef tüm halka ve ülkenin geleceğine çıkmaktadır.

Şimdi yapılması gereken, 23 Haziran’da bu büyük haksızlığın, mağduriyetin giderilmesi; ülkemizde millet iradesine yapılan müdahalenin boşa çıkarılmasıdır. Bunun için, siyasal alanda en geniş demokrasi birlikteliğinin örülmesi gerekiyor. Dolayısıyla birlik meselesi, siyasi partilerin ya da seçim ittifaklarının da ötesine götürülmeli, demokrasiden yana olan herkesi, her seçmeni kapsamalıdır. Demokrasi için tam anlamıyla toplumsal bir seferberliğe ihtiyaç vardır. Artık İstanbul seçimi, yalnızca İstanbulluların sorunu olmaktan çıkmış, tüm Türkiye’nin demokrasi sorunu haline gelmiştir.

23 Haziran seçimine kadar tüm Türkiye’nin gözü kulağı İstanbul’da olacaktır. Ülkenin dört bir yanından yurttaşlar, İstanbul’da oy kullanacak seçmen akrabasına, yakınına, dostuna ulaşmalı ve oyunu ‘demokrasi’ doğrultusunda kullanmasını istemelidir. Halkımızın günlük yaşamında ‘her şerden bir hayır çıkarma’ anlayışı vardır. Bu olumsuzluk ve mağduriyet, ülkemizde yeni ve umutlu bir dönemin başlangıcına dönüştürülebilir ve dönüştürülmelidir. Ülkemizin ve halkımızın aydınlık geleceğine uzanacak yol, demokrasi için gerçekleştirilecek böylesi bir dönüşümden, birliktelikten ve seferberlikten geçiyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Duygu Özerson Elakdar, Urla’da Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan kiraladığı 2 bin 400 dönümlük alanda zeytin ormanı oluşturdu. Bölgeye 60 bin zeytin ağacı diken iş kadını ...

Abdullah Gül / Ali Babacan girişimi mi, Ahmet Davutoğlu çıkışı mı, Çoban Ateşi Hareketi mi şanslı? GÖZLEM uzmanlara sordu. İşte cevaplar…

GÖZLEM ''milyonları ‘indirilen’ enflasyona ezdiren'' acı gerçeği masaya yatırdı. İşte uzman görüşleri...

Yazarlar
Website Security Test