Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Ramazan'a da yüzde 32 gıda enflasyonu ile girdik

10.5.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÖZLEM, ''hayat pahalılığının önlenememesinin sebeplerini ve ne yapılması gerektiğimi'' uzmanlara sordu, işte ''karamsar'' cevapları...

Türkiye'de yaşanan ekonomik krize çözüm bulunamıyor. Hükümet krizin olduğunu kabul etmezken, açıklanan ekonomik paketler de çözüm olamıyor. İstanbul'da seçimlerin iptal edilmesiyle dövizin ateşi son günlerde yeniden yükseldi ve Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. İktisatçılar, Türkiye ekonomisi için "Bu saatten sonra kontrolden çıkabilir" uyarısında bulunuyor.

Cari işlemlerdeki açık, dış borç stokundaki artış hızı, enflasyon ve işsizlik oranlarındaki yükselişle birlikte sanayi üretim ve istihdam paylarında gerileme içerisindeki Türkiye ekonomisi, yine uluslararası sermaye hareketlerine bağımlı, istikrarsız bir yapısı ile özellikler son bir yıldır kriz içerisinde. Yaşanan ortamdan en fazla dar gelirli etkileniyor. Mutfakta adeta "yangın" var, gıda ürünleri ateş pahası. Türkiye'de nisan ayına ilişkin yıllık enflasyon bir önceki aya göre hafif de olsa gerileme kaydederken, gıda fiyatlarında yüksek seyir devam etti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre gıda fiyatları nisan ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 32 arttı. Böylelikle gıda fiyatları 2004 yılının başından bu yana geçerli olan endeks tarihinin en hızlı artışını yaşadı. Patates, soğan, biber, domates, bakliyat gibi temel gıda ürünlerindeki fiyat artışları dar gelirli aileleri olumsuz etkiliyor.

31 Mart Mahallî İdareler Genel Seçimi öncesinde vatandaşın ucuz sebze meyveye ulaşması için İstanbul ve Ankara başta olmak üzere bazı şehirlerde kurulan tanzim satış noktaları, seçimin hemen ardından kaldırıldı. Çadırlar, kurulduğunda Haziran ayına kadar açık kalacak, ateş pahası bakliyat ürünleri bile satılacaktı. Tanzimin sadece İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne maliyeti 4,5 milyon TL. Tarım Kredi Kooperatifleri'nin zararı daha fazla olduğu belirtiliyor. İstanbul'da seçim yenileniyor, bu ilde tanzim çadırları yeniden kurulur mu bilinmez ama gerçek olan seçim sonrasında iğneden ipliğe her türlü ürüne zam geldi. Gelen zamlar özellikle dar gelirli vatandaşların mutfağına yangın düşürdü.

Siyasi iktidar ekonomik kriz yok diyor ama mutfakta yangın var. Yangın, TÜİK'in açıkladığı verilerde de açıkça görülüyor. Nisan sonunda yıllık resmi enflasyon yüzde 19.5. En çok tüketilen gıda maddelerindeki yıllık artış yüzde 32. Gıda maddeleri içinde en çok tüketilen taze meyve sebzedeki yıllık artış yüzde 74. Sebze enflasyonunun simgesi haline gelen soğandaki yıllık artış yüzde 289,35 patateste yüzde 211,53. Sivri biberde yüzde 167.11. Domateste yüzde 110.  Gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 31.86. İşlenmiş gıdada yüzde 45,69. Ekmek ve tahıllarda 21.

Ekonomi yönetiminde mevsimsel koşulların gıda üretimini destekleyici hale gelmesiyle enflasyonda aşağı yönlü ivmenin başlayacağı beklentisi vardı. Fakat nisan ayında artan üretim maliyetlerinin fiyatlara yansımasıyla mevsimsel koşullarının etkisi henüz hissedilmedi. Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, tarımda kullanılan girdilerdeki enflasyonla, gerçekleşen enflasyon arasında ciddi bir uçurum bulunduğunu belirtti. Atalık, DW Türkçe'ye yaptığı açıklamada, özellikle tarım ilaçları ve gübrelerde açıklanan enflasyonun dört katı artış kaydedildiğini söyledi. Ahmet Atalık son 16 yılda Türkiye'de 3,4 milyon hektar alanda çiftçinin üretimden vazgeçtiğini belirtti. Atalık, "Belçika'nın yüzölçümü 3, Hollanda'nın 4 milyon hektar. Bunları dikkate alırsak ciddi bir sorunla karşı karşıya kaldığımız görülecektir. Son 10 yıldır üretici soğanın kilosunu 70-80 kuruştan satıyor. Dolayısıyla artan maliyetler karşısında aldığı fiyat yeterli olmayınca üretimi terk ediyor. Üretici ile tüketici arasındaki zincirin uzaması dolayısıyla da üretici para kazanamıyor. Gelişmiş ülkelerde üretici ile tüketici arasında ürün 2-3 kez el değiştiriyor. Türkiye'de bu sayı 4-5'i buluyor" değerlendirmesini yaptı.

Türkiye Halciler Federasyonu Başkanı Yüksel Tavşan da özellikle sera tarafında maliyetlere dikkat çekti. Tavşan fiyatların yavaş yavaş aşağıya gelme eğiliminde olduğunu belirtirken sera tarafında yatırım maliyetlerinin oldukça fazla olduğunu vurguladı.

 

 

"YENİ BİR EKONOMİ HİKAYESİ GEREKİYOR"

Muzaffer Demirci (Prof. Dr.)- Türkiye ekonomisi yüksek enflasyon, yüksek işsizlik, yüksek dış borç, yüksek kur artışı ve eksi büyüme özelliklerini yaşarken, yeni bir seçim kararı alınması, Türkiye ekonomisinin hem dış imajına hem de vatandaşına ilave ağır maliyetler yükleyecektir.

Bir yanda durgunluk ve işsizlik, diğer yanda enflasyonist baskıların altında iken seçimler nedeniyle ekonomide belirsizlikler artmakta üretim, yatırım ve yapısal reformlar unutulmaktadır. Seçim vaatleri ise bütçede olağanüstü açıklara neden olacaktır.

Seçimin yenileneceğinin açıklanmasının ardından dolarda 20 kuruşluk artış, 450 milyar dolar dış borcu olan ülkemize 90 milyar TL'lik ilave bir yük getirmiştir. Seçime kadar geçecek sürede Dolar/TL kuru 6.50'yi bulursa, 50 kuruşluk bir artış ülkemize 38- 40 milyar dolara ulaşabilecek ilave yüke neden olabilecektir.

Hükümetin yol, köprü, şehir hastaneleri gibi mega yatırımlara verdiği döviz garantileri ile özel sektörün borçlarını karşılayabilmek için daha çok TL ödemek zorunda kalınması da mali yapılarını bozacaktır. Kur ve faiz artışları ile fiyatlarda görülebilecek zam dalgası, enflasyondaki artışı, halkın alım gücünü düşürecek, yoksulluğu artıracak ve ekonomideki küçülmeyi daha da artacağa benzemektedir.

Türkiye'nin bir yanda halkın yaşam koşulları, diğer yanda üretim maliyetleri açısından enflasyon önemli bir sıkıntıdır. Öylesine kritik bir konu ki hem fakirliği, hem de işsizliği körüklemektedir. Ne var ki dünya ekonomisi oldukça sıkıntılı bir dönemden geçmektedir. Böyle bir ortamda Türkiye'nin gelecekteki hayatı, yaşam koşulları daha çok maliyetli olacak ama gelirimiz artmayacak. Büyük potansiyeli olan ülkemizde yılın ilk yarısını kaybettik. Ekonominin geleceği için yeni bir hikaye yazmak zorundayız.

 

 

"KİŞİSEL KEYFİLİK EKONOMİYİ UÇURUMA SÜRÜKLER"

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.)- Eğer bir toplumda, "işlevsel sistemler" yerine sürekli kişisel kararlar geçerli olursa, o toplumda keyfilik, kargaşa ve kaos devreye girer. Oysa toplumsal sistemlere istikrar kazandırmak, bilimsel bilgi ile buna dayalı olumlu deneyimlerin; ortak yöntem, değer ve ilkeler olarak, kurallara ve kurumlara dönüşmesi ile yani hukuk devletinin işlerliği ile mümkün olur. Zira yürürlükteki kurallar ve yasaların herkes için ve her durumda geçerli olması sayesinde geleceği öngörmek ve yönetmek herkes için kolaylaşır. Oysa toplumda politik ve ekonomik gücü elinde tutanların, bu gücü tarafgir ve kişisel olarak kendi si ve kendi grupsal çıkarları için kullanması durumunda mevcut sistemler devre dışı kalır ve toplumda keyfilik ve kaos devreye girmeye başlar.  Ne yazık ki Türkiye böylesi bir sürece girmiş bulunuyor. YSK'nın İstanbul seçim kararı, mevcut yasal düzenleme, uygulama ve teamülleri bir yana bırakarak, üst düzey siyasi otoritelerin kişisel yönlendirmelerini, emir telakki eden kişilerin hukuk dışı tercihleri ile bir kaos ortamı yaratmıştır.  Zira bu karar ile işlenen hukuk cinayeti yanında, ekonomi çok zor bir dönemde uçuruma doğru hızla sürüklenmektedir. Bilindiği gibi resmi rakamlarla İşsizlik yüzde 15; genç işsizliği yüzde 30; enflasyonun yüzde 20-30 bandı dolaylarında dolaşırken, bu yılın büyümesi yüzde 1 dolayında bir daralmaya yönelmiş bulunuyor.  Vatandaşın cebine ve mutfağına yansıyan hayat pahalılığı ise, bu resmi rakamların iki katı dolaylarında dolaşmakta;  soğan ve patatesi bile ithal eder durumda bir ekonomik kriz yaşanmaktadır. Yaşanan seçim süreci, bol keseden dağıtılan seçim vaatleri ve popülist uygulamaları tetiklemiş olup; mali disiplin sarsılmıştır.  İstanbul'da yenilenecek seçimler bu belirsizlik ve popülist uygulamalar sürecinin 50 gün daha sürmesine ortam yaratmıştır. Esasen beklenebileceği gibi ilk anda döviz kurlarında hızlı bir yükseliş devreye girmiş olup; ülkenin ve şirketlerin döviz kaynaklı borçları nedeniyle sırtlarına binen yük bu artışlar oranında katlanmış bulunuyor. Ayrıca seçim belirsizlik demektir. Belirsizlik sürdüğü sürece döviz kuru yükselişi sürecektir. Bu noktada dış güçleri suçlama hakkımız olamaz. Zira her ülke parasının değeri, ekonomisinin istikrar içinde verimli ve dinamik büyümesine bağlı olarak belirlenir. Türk parasının bu süreçte değer kaybı sürecektir. Sadece döviz kurunda yükselme değil; faiz oranlarında yükseliş devreye girecek ve ekonomide daralmanın yolları açılmış olacaktır. Sürekli sıcak para ihtiyacı olan ekonomimiz, hukuk dışı alınan karar nedeniyle, yabancı para girişini hem zorlaştıracak hem çok daha pahalı hale getirecektir. Yeni bir seçim yeni bir harcama yaratacağı gibi, bu dönem boyunca ekonominin acil sorunlarına çözüm üretmek değil; sorunlara yeni sorunlar eklemek gündemde olacaktır. Üstelik küresel arenada AB ile ilişkiler gerginleşecek;  ABD ile S-400 ve uçak krizi daha keskinleşecektir. Bu alanlarda haklılığımızı anlatmaya bile zaman bulamayacağız. Bu sorunlara odaklanmak yerine yetkililer seçim meydanlarında boy gösteriyor olacaktır. Üstelik Dünya Ekonomisinde, ABD ve Çin arasında bir ticaret savaşı yaşanırken; İran Ambargosu en çok bizi etkilerken; biz İstanbul seçimleri ile meşgul olacağız. Biz İstanbul seçimleri ile uğraşırken,  Suriye Sorunu kaynaklı tehdit ve tehlikeler sürekli aleyhimize gelişmeye devam edecek; dost görünen düşmanlar, fırsatı ganimet bilip, yeni mevziler kazanacak ve bizden daha çok taviz koparacaklardır. Ayrıca Kıbrıs ve Akdeniz'deki hayati çıkarlarımızın takibi ikinci plana düşecektir. Bütün bunlar ötesinde siyasi mücadele son deneyindeki gibi, ayrıştırıcı, gerilim arttırıcı, karşı tarafı suçlayıcı ve tahrik edici olacaksa toplumsal gerilimler daha da artacaktır. Tüm bunları topladığımızda gerek mevcut ekonomik bünyemiz;  gerekse yaşanan Sistem değişimi ile kurumsal devlet sorumluluğunun, ağırlıklı olarak Cumhurbaşkanlığı olarak tek kişiye bırakılması ve Sn. Cumhurbaşkanının İstanbul ile meşgul olması, sorunlara odaklanma ve çözüm arayışını zorlaştıracak ve öteleyecektir. İşte bu nedenlerle, geçmiş seçim döneminde gündeme getirilen sahte beka sorunu; bu kez reel beka sorunları yaratma potansiyeline dönüşebilir.  Bu yüzden, Devlet sorumluları için sorun İBB başkanlığı değil; ülke ekonomisi ve birikmiş sorunlara, işlevsel sistemler içinde, odaklanmak olmalıdır. Ekonomik sorunlar "işlevsel ve etkin piyasa sistemi ve piyasa politikaları" kapsamında çözümlenmelidir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM konuyu masaya yatırdı, uzmanlara sordu. İşte görüşleri...

GÖZLEM Yayın Kurulu'nun konuğu olan Halaçoğlu ''Bir ülkede hukuku çökertirseniz, devleti çökertirsiniz'' dedi.

ABD - Çin arasındaki ticaret anlaşmasına yönelik endişelerin devam etmesi ve ABD ile İran arasında artan gerilim dünyayı da geriyor. Çin ile karşılıklı vergi artışı ge...

Türkiye ile beraber dünyanın da yakından takip ettiği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi, iş adamlarının korkutulduğu, yazarların ve sanatçıların fişlendiğ...

Tarımda Milli Birlik Projesi'nin üst yapısını, ''yüzde 50'si yerli ve yabancı özel sermayeye ait'' Semerat Holding yönetecek. Bu tabloya, sektörün tüm paydaşlarından t...

İstanbul halkı, YSK’nın aldığı ve ''haklı sebepten yoksun olduğu'' hukukçuların çoğunluğunca kabul edilen bir karar ile 23 Haziran’da Büyükşehir Belediye Başkanlığı se...

YSK, ''İptal'' kararı ile yalnızca bir seçimi iptal etmiş olmadı, ülkenin ve demokratik rejimin geleceğini belirleyen ve o gelecekte şimdiye kadar demokrasi adına hep ...

Yazarlar
Website Security Test