Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Dolara kaçış kapısını ardına kadar açan gerçek; ‘’Güven Kaybı!’’

24.5.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türkiye'nin yaşadığı ekonomik krizi ''dış ve iç komplolara bağlamak ve çareyi baskıda aramak'' krizi kronikleştiriyor. Hem iç, hem de uluslar arası piyasalar alınan tedbirlere şüphe ile bakıyor ve ''krize çare olacağına'' inanmıyor.

Türk toplumu, kriz zamanlarında Türk Lirası yerine dolara ve altına kaçıyor. Bunu hemen tüm verilerde ve tüm ekonomik krizlerde görebiliyoruz. Ülkede yaşanan dolarizasyon "belirsizlikten" kaynaklanıyor. TCMB verilerine göre 5 Ekim 2018 haftasında 89.8 milyar dolar olan yurt içi yerleşiklerin (Vatandaşların) kıymetli maden dahil yabancı para mevduat ve fonları, 5 Nisan ile biten haftada 181.13 milyar dolar oldu. Yurtiçi yerleşiklere ait mevduatın Türk Lirası ve döviz cinsinden seyri incelendiğinde 2012 yılında bankalardaki her 100 liralık mevduatın 70 lirasını TL cinsinden 30 lirası ise döviz cinsinden tutuyordu. Bu yıl 10 Mayıs itibariyle artık her 100 liralık mevduatın 47 lirası TL cinsinden, 53 lirası döviz cinsinden tutuluyor.

Kriz üstü örtülemeyecek şekilde belirgin olarak yaşanırken, ekonomi yönetimi ise "her şeyin yolunda olduğu" algısını oluşturmaya çalışıyor. Gerçek olan ve tüm rakamların da teyit ettiği gibi Türkiye geçen yıldan bu yana çok derin bir ekonomik kriz yaşıyor. Ekonomi yönetimi, yaşanan ekonomik krizi dış komplolara bağlasa da gerçek öyle değil. Türkiye ekonomisi geçen yıldan bu yana atılan yanlış adımlar sonucu hem içeride hem de uluslar arası piyasalarda ciddi bir güven kaybına uğramış durumda. Venezüella tasnif dışı bırakıldığı için geçen yıldan beri Arjantin ile birlikte dünyanın en kırılgan iki ekonomisinden biri olarak anılıyoruz. Enflasyonu en yüksek olan ve parası en çok değer kaybeden ülke sıralamasında Türkiye ikinci geliyor. TL'nin değer kaybını önlemek için radikal kararlar yerine günü kurtarmaya, seçime endeksli kararlar alınıyor. Kaybeden ülke oldu, Yunanistan yüzde 3.3, Türkiye yüzde 7.6 ile dış borç bulabiliyor.

Dolar son bir ayda 5.82'den 6.15 TL seviyesine yükseldi. Dövizde yaşanan artışa rağmen ekonomi yönetimi, baskıyla faiz silahının çekilmesine (faiz artışı) izin vermiyor. Merkez Bankası Para Kurulu, son toplantısında politika faizini yüzde 24'te sabit tuttu. Buna rağmen devlet tahvilleri başta olmak üzere, konut, tüketici kredileri faizleri de artıyor. Mayıs ayı başında yüzde 24 seviyelerinde olan faizler, şimdi yüzde 25,72'ye kadar yükseldi.

Döviz ve faizlerde bu artış sürerken, Türkiye son iki haftada mali piyasalarda iki kritik adım attı. Adımlardan biri döviz satışlarında binde 1'lik kambiyo gider vergisi alınması, ikincisi de gerçek kişilerin bankalardan 100 bin dolar üzerinde döviz alma işlemlerinde teslimatın 24 saat sonra hesaplara geçme kararı. Ekonomistlere göre bu iki karar, Türk Lirası'nı "Savunmak", yerleşiklerin (vatandaşların) dövize meyletmesini, kolayca dövize erişimini, bunun maliyetini pahalı hale getirmek için alındı. Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu (BDDK), bahse konu kararın, sadece gerçek kişilerin gün içinde birden çok kez yaptığı "al-sat" hareketlerini önlemek olduğunu açıkladı.

Atılan bu adımlarda dövizin ateşini düşürmedi, artış sürüyor. GÖZLEM konuyu uzmanlara sordu. İşte cevapları...

 

 

"EKONOMİ YÖNETİMİNE GÜVEN ZAYIFLIYOR"

Muzaffer Demirci (Prof. Dr.)- Para politikasında Merkez Bankası BDDK ile birlikte yan yollara girerek faiz artırma yerine "TL verip döviz borçlanması", yani "Swap" işlemlerini sınırladı. Bu işlemlerin öz kaynaklara oranını yüzde 50'den yüzde 25'e çekti. Eğer yönetim olarak bu kapıyı daraltırsanız, TL bulamayıp içerde tutuklu kalan yabancı yatırımcı tekrar ülkeye gelip yatırım yapmaz.

Swap ile TL borçlanamayan ya TL varlıklarını satacak ya da repo yapacaktır. Tahvil ve hisse senetlerini rehin ederek TL arayacaktır. İşe bu yüzden 2 yıllık tahvillerin faizleri yüzde 28'lere, yıllık faizleri de yüzde 30'lara çıktığını yaşadık.

Kısa vadeli faizlere dokunmadan döviz kurunu sıkılaştırma hem kura yaramadı, ülke risklerini gösteren CDS'leri 500'lere fırlattı, hem de uzun vadeli faizleri artırdı. Dolayısıyla faizi yükseltmeme takıntısı ülkeye pahalı bedeller ödetmeye devam edildiği görüldü. Oysa Merkez Bankası sıkı durup para politikasını kurallara göre yürütür, faiz artırımının gereğini vurgulasa idi, önce enflasyonu, sonra da faizleri düşürür ve kurdaki istikrar kazanılırdı. Ekonomide belirsizlik azalır, TL'ye güven kazandırılır ve ülkedeki dolarizasyon zayıflardı.

Telefonla bankalara "faizleri bu rakamın üstüne çıkarmayın" denirse bu oranda enflasyonun altında tutulur ve kamu bankaları kanalıyla kur baskılamak için döviz satılırsa, kurala göre değil, seçime dönük, keyfi bir karar alınmış olur. Topluma güven kazandırılmaz. Kurallar yazılı olduğu gibi işlemiyor, kurumlar da kurallara göre çalışmıyor, olgusu yaratılmış olur. Nitekim TÜİK'in açıkladığı gibi bir ay önce yüzde 63.5 olan güven endeksi, mayıs ayında dip yapıp yüzde 55,3 oranında düşmesi, toplumun ekonomi yönetimine olan güvenin ne kadar zayıfladığını göstermektedir.

2019 yılının birinci çeyreğini kaybettik. İkinci çeyrekte de tüketici ve yatırımcı için genel bir eğilim değişimi olmayacak görünüyor. Seçim ve dış politika ekonomi için iki büyük sorun. Eğer biz belli ev ödevlerimizi kurallara uygun yaparak bünyemizi güçlendirebilirsek yolumuza az hasarla devam edebiliriz.

Dolarizasyonlu bir ekonomide toplumun güveni nasıl kazanılır örneğini komşumuz Rusya'ya bakarak yararlanabiliriz.

 

"KÖR GÖZÜM PARMAĞINA ADIMLARI

Uğur Gürses (Ekonomi Uzmanı)- Ankara baskıyla faizi, müdahaleyle döviz kurunu kontrol etmeye çalışarak, yurttaşların tasarruf ve borçlanma tercihlerine getirdiği kısıtlamalarla daha da kaygı yaratacak. Hukukun, özgürlüklerin, demokratik değerlerin başına gelenler gibi Türkiye'nin dışa açık serbest piyasa ekonomisi de önce "el altından" ve "arka kapı" yöntemleriyle ve giderek de sermaye hareketlerine getirilen "light" kısıtlamalarla içe kapanıyor.

30 yıllık kambiyo serbestisine açılan kimine göre masum görünen küçük deliklerin sayısı giderek artıyor. Hiçbir soruna çare olmayan ama "atılan taşla ürkütülen kuşa" değmeyen, daha da ötesi bu "ürkütmenin" bedelinin ağır olduğu bir kulvarda sürükleniyor ekonomi politikasına yön verenler. Son bir hafta içinde Ankara'dan iki adım geldi; biri döviz satışlarında binde 1'lik kambiyo gider vergisi alınması, ikincisi de gerçek kişilere yapılan döviz satışlarında bu dövizlerin kullanımının ya da teslimatının işlem gününde değil, ertesi iş günü yapılması kararı. Bu iki kararın neden alındığını sorsak, "TL'yi savunmak" için yanıtı alacağımız kesin. Yerleşiklerin dövize meyletmesini, kolayca dövize erişimini, bunun maliyetini pahalı hale getirmek için atıldığı çok açık.

Oysa TL'yi savunmanın ilk adımı, TL'den vazgeçmenin bedelini iyi ayarlamaktan, geçiyor. O da TL'nin fiyatını yani faizini. TL'yi cepte, tasarruf veya yatırım hesabında tutmayı özendirecek tek şey; TL'nin satın alma gücünün korunmasıdır. Yani düşük enflasyon, enflasyona karşı koruyan bir faiz seviyesi. Enflasyonun düşük seyredeceğine, bununla mücadelenin göstermelik değil ciddi biçimde yapıldığına dair güven oluşmasıdır. Oysa durum; "enflasyonu saldım çayıra, mevlam TL'yi kayıra" halinde.

Ankara 6 ayı aşkın bir süredir her türlü TL tasarruf aracının faizini düşük tutmak için bankalara ve borçlanan finansal kurumlara baskı uyguluyor. Yılın ilk üç ayında TL mevduat faizlerinin brüt yüzde 20.50'nin üzerine çıkamayacağı yönünde "aba altından sopa gösteren" ekonomi yönetimi, kurlardaki yükselişle şimdi yüzde 24'e çıkardı bu "yasağı." Bu seviyenin bile net getirisi enflasyon bekleyişleri ve dalgalanması karşısında koruyucu bir faiz oranı değil.

Ankara, bir taraftan faizleri bastırırken, diğer taraftan arka kapı yöntemleriyle kamu bankalarına döviz sattırarak kuru bastırıyor. Olan ne mi? Ülkenin yerleşik yurttaşları ve şirketleri tam gaz döviz satın alıyor. Merkez Bankası verilerine göre dört ayda döviz hesaplarındaki artış 20.2 milyar dolar.

Ankara'dakiler "ekonomiyi yüksekten atalım, ama zarar da görmesin" açılı bir yaklaşım sergiliyor. Son gelinen yer, sermaye kontrolü benzeri önlemlerin hayata geçirilmesi. Alınan kararlar, tercihini döviz olarak yapmış olan yurttaşları bile ürkütmekten, "bundan sonraki adımın ne olacağına dair" spekülasyonlara sürüklemekten başka bir sonuç getirmeyecek. Yurttaşları "dövizden uzak tutmak" amacıyla hazırlandığı anlaşılan bu "önlemlerin", tersine yurttaşların kafasında "döviz kıtlığı" lambalarının yanmasına neden olacağı çok açık. Bu ve benzeri kararlara imza atılırken o masada deneyimli uzmanlar olsaydı itiraz ederlerdi.

Ekonomi politikasına yön veren siyasetçilerin aynı zamanda seçim sonuçlarını beğenmedikleri için "sandığı deviren" siyasetçiler olduğu dikkate alınırsa, yurttaşların ve şirketlerin dövize meyletmesinin bir başka temel nedeninin sadece TL'nin faizi değil, güven kaybı ve keyfi yönetim biçimiyle toplumda yaratılan mülkiyet kaygıları olduğu görülür. (DW Türkçe)

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Son dönemde yurt dışında yatırım yapan Türk iş insanlarının en çok tercih adreslerden biri de Amerika Birleşik Devletleri. Sunduğu yatırım olanakları ile EB-5 yatırımc...

Gözlem Gazetesi Yayın Kurulu’nda konuşan Dışişleri Eski Bakan Yardımcısı Büyükelçi Naci Koru, bazı dış politika konularındaki görüşlerini paylaştı. Koru, göçmen akının...

Beş aylık bütçe açığı 66,5 milyar liraya ulaştı, işsizlik yüzde 14.1 arttı. Gençlerin yüzde 25,2'si işsiz. GÖZLEM konuyu masaya yatırdı...

Nisan ayından itibaren açıklanan enflasyon rakamları, pek çok uzmana göre "örneği görülmemiş, standart dışı sapmalar" gösteriyor. Gıdada ve imalat sanayi kalemlerinde ...

İşte, Türkiye'nin siyasi, sosyal ve ekonomik hayatını da etkileyecek olan Pazar günkü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi ile ilgili bu iki soruya uzmanları...

İç talebi canlandırmaya dönük adımlar hızlanıyor. KOBİ'lere 25 milyar TL'lik yeni destek paketinin duyurulmasının ardından BDDK, bazı sektörlerde kredi kartında taksit...

Yüksek Seçim Kurulu (YSK)'nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin yenilenmesine ilişkin kararının ardından İstanbul'daki 10 milyon 560 bin 963 seçmen 23 ...

Yazarlar
Website Security Test