Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

''Türkler olarak çok zekiyiz ama sabırsız ve istikrarsızız''

28.6.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

23 yılını Almanya’da profesyonel yönetici olarak geçiren Hauni Türkiye Genel Müdürü Cem Osman Aygün, kısa yoldan edinilen ve doğru olmayan bilgilerle fikir sahibi olan bir kitle yetiştiğini belirterek Türkiye’nin bunu tersine çevirmek için uzun bir sürece ve çok çalışmaya ihtiyacı olduğunu söyledi. Aygün, 1.1 milyar Euro’ cirosu olan dünya devi Hauni’nin Türkiye’de hayata geçirdiği ve geçireceği projeleri de anlattı.

Hauni Türkiye Genel Müdürü Cem Osman Aygün

ENGİN TATLIBAL'ın haberi

Olağanüstü koşullar, olağanüstü karakterleri meydana getirir derler. İddialı bir ifade olduğu düşünülebilir, ancak Gözlem Gazetesi Yayın Kurulu’na konuk olan Hauni Türkiye Genel Müdürü Cem Osman Aygün, bu önermeye uyan bir kişiliğe sahip. Çocuk yaşından itibaren geleceğini ve ne yapmak istediğini adım adım planlayan Aygün, hem girişimci olarak ve hem de profesyonel yönetici olarak iş dünyasında önemli başarılara imza atmış bir isim. Kendisiyle hayatı, iş yaşamını ve Hauni Türkiye’yi konuştuk...

Cem Bey, ilginç bir yaşam öykünüz var. Biraz kendinizden söz eder misiniz?

Çocukluğumdan beri hayal ederek bir yerlere gelmeye çalışan bir insanım, böyle bir karakterim var. Beş yaşındayken uzaya ilk çıkan Türk astronotu olmayı hayal etmiştim. Hatta üniversitede lisans eğitimi aldığım havacılık mühendisliği bölümünü tercih etmemde de bu hayalimin etkisi ve katkısı olmuştur. Ancak 1991 yılında geçirdiğim bir ameliyat nedeniyle bu hayalimi gerçekleştirmem mümkün olmadı. Biliyorsunuz, en ufak bir neşter darbesi dahi alsanız, pilot dahi olamıyorsunuz. Bunun yanında tekniğe çok meraklı olduğum için makina mühendisliği bölümünde yüksek lisans yaparak kariyerime devam ettim. Annem ve babam, 70’lerin başından itibaren Almanya’da yaşıyorlardı ve giden ikinci kuşak göçmenlerdendiler. Ancak ben doğduktan sonra, benim Türk kültürü ile yetişmemi istedikleri için Türkiye’de, anneannem ve dedemin yanında büyümemi istediler ve böylece ben Türkiye’de büyüdüm. Bunu yargısız biçimde ifade ediyorum, bir çocuğun anne babasından ayrı büyümesi doğru mudur, değil midir ayrı bir konu. Bunun benim örneğimde artıları ve eksileri var.

Ardından Almanya’ya gittiniz ve başarı hikayeniz de burada başladı. Bu dönemi biraz anlatır mısınız?

Almanya’ya gittiğimde gördüğüm şuydu: Türkiye’den giden ilk jenerasyon, orada kendi haklarını talep etme konusunda eksik kalmış ve bunun da dil ile yakından ilişkisi var. Bunun için annem ve babama şunu söyledim: Ben Almanca’yı ve Almanya’yı öğreneceğim, ama sizin yanınızda değil. Böylece evimize sadece 13 kilometre uzaklıkta bir yatılı okula gittim. Çünkü evde kalsaydım olacak olan belliydi; gündüz okulda Almanca öğrenmeye çalışacak, ama eve gelince annemlerle Türkçe konuşacaktım. Bunun arkasında bilinçli olarak yaptığım bir plan vardı ve işe de yaradı. Almanca’yı çok iyi seviyede öğrendim. Dili iyi bilirseniz, eğitiminizi de o temelde devam ettirebiliyorsunuz. Eğitimim sırasında da bir yandan sanayide çalıştım. Çünkü teoriyi pratikle destekleyerek en iyi öğrenmenin gerçekleşeceğine inandım. Üniversitedeyken en büyük kazanımın, kendini tanımaktan geçtiğinin farkına vardım. Bunu yapmak için harcanan zaman, ileride çok daha büyük kazanımlara yol açıyor. O dönemde çok kitap okudum, kendi içime doğru yaptığım yolculuklardan da büyük keyif aldım. İki yılda 250-200 kitap okumuşumdur. Kendine dürüstlüğün ne kadar zor olduğunu anladım. İnsanın ne istediği konusunda bile kendini çoğu zaman nasıl kandırdığını anladım. Eğitimim bitince Türkiye’ye dönmeye yeminliydim, ama çok güzel iş teklifleri gelince kalmaya karar verdim. 23 sene Almanya’da kaldım ve bunun son yedi senesi, üst düzey yöneticilik ile geçti. Almanya’da Alman olmayan bir insanı üst düzey yönetici yapmalarının bir koşulu vardır: En az Almanlar kadar, hatta daha iyi bir katma değer sunmanız gerekir. Bu olmazsa en iyi ihtimalle eşitler arasında ikinci olursunuz. Orada çok güzel tecrübeler edindim. 40’tan fazla ülke gördüm ve çalıştım, yaşadım.

Dünya çapındaki tecrübelerinizde öğrendiğiniz en temel şey ne oldu?

Almış olduğum en önemli ders şuydu: Dünyanın neresine giderseniz gidin, insanların beklentileri aşağı yukarı aynı oluyor. Belki bunları hayata aktarmada kültürel farklılıklar olabiliyor ki bunlar aslında önemli farklılıklar. Bu tecrübelerimden istifade ederek 2013 yılında ailemle uzun istişareler sonucunda ülkemize geri dönme kararı aldık. Bu karar, tamamen ekonomik boyuttan bağımsız bir karardı. Çocuklarımızı burada kendi kültürümüze uygun olarak yetiştirebilir miyiz diye düşünerek geldik. Ancak burada da madalyonun iki yüzü var; 23 sene Almanya’da yaşamış bir insan olarak insan oranın sosyal rahatlığına, kurallarına ve kaidelerine belli ölçüde bilinçaltında adapte olmuş oluyor. Bu nedenle insan, bu anlamda Türkiye’de trafik gibi unsurlar başta olmak üzere zorluklar yaşıyor. Bu zorlukları aşmada bence en önemli meziyet, toplumu ve insanları yargılamamak. Toplumu olduğu gibi kabul etmek ve yapabildiğiniz kadar katma değer üretmek gerekiyor. Çocuklarım döndükten sonra çok zorlandı. Kızım 10 yaşındaydı ve ilk iki yıl çok zorluk çekti. Çünkü o yaşa kadar çocuğunuzu özgüveni yüksek ve sorgulayıcı yapıda yetiştiriyorsunuz. Bu kez sorgulama size dönüyor, çocuğunuz diyor ki evet, istişare ettiniz ama benim karar alma yetkim yoktu, sen benim adıma karar aldın ve beni büyüdüğüm ortamdan kopardın. Düşünebiliyor musunuz? O yüzden bu zor süreci aklıselim geçirmek gerekiyor. Altı yaşındayken mülteci olarak Almanya’ya gelen eşim, Afgan asıllı. Kendisi, Türkiye’ye yerleşmek ve çocukları burada yetiştirmek için beni çok fazla motive etti.

Profesyonel iş yaşamı anlamında Almanya ve Türkiye’yi mukayese ettiğinizde gördükleriniz neler?

Nitelikli olup kendini geliştirmek isteyen gençlerimizin sayısı, en azından bizim işe alabileceğimiz kitle içinde çok az. Bir çok küstah, bir de çok itaatkar ve inisiyatif almakta zorluk çeken, iki uçtaki bir gençlik var. Türkiye’deki ilk görevimde çalışanlara “Bana Cem Bey demeyin, Cem deyin” demiştim, ama itiraf ediyorum, bu tutmadı. Bunun benden kaynaklanmadığını söylemek istiyorum. Bana saygıyı “Bey” diyerek göstermenize gerek yok, ben zaten yetkinliğimle ve becerimle sizin saygınızı kazamıyorsam, o makamı hak etmiyorum demektir. Bu bilinçle yöneticilik yapmak istedim ama beceremedim. Ancak Hauni’deki dördüncü senemde şunu başardım: Şirketimizde birinci hatayı teşvik ediyoruz, kim olursa olsun. Çünkü hata yapmıyorsanız, inisiyatif almıyorsunuz demektir. İnisiyatif almayacaksa ben neden İTÜ veya ODTÜ mezunu gençleri alayım şirkete? Her şeyi ben yapacaksam, tüm inisiyatifi ben üstleneceksem, bu şekilde çok da başarılı olmak mümkün değildir. Benim isteğim, bu inisiyatifi hakkıyla alacak ve kullanacak bireyler oluşturmak. Bunu ilk yıl beceremedik. İkinci yıl adımlar atıldı, üçüncü yıl ise sistem oturmaya başladı. Bunun yanında şunu da ifade etmeliyim, 23 yıllık Almanya geçmişinin üzerine, bazı konularda, örneğin görev taksimi ve işin takibi konularında Alman ekolüne göre davrandım ve bu bir zaaftı. Almanya’da bir görevi bir arkadaşıma verirdim ve örneğin üç hafta sonra işin bitmesini kararlaştırırdık. O süreçte siz işi aktif takip etmek zorunda değilsinizdir. Ama burada arkadaşlar çabalıyor, bir yerde tıkanıyorlar, tıkandığını size söyleme cesaretinde bulunamıyor, işin teslim günü geldiğinde ise “Yetiştiremedim” diyor. Peki üç hafta boyunca neden bana gelmedin? Anlıyorsunuz ki acaba benim bu konuda yetersiz olduğum düşünülür mü kaygısıyla bunu yapmamış. Bu durumu kendi zaafım olarak nitelendiriyorum. Bilinçsizce Alman ekolüyle hareket ettim ve burnumun üzerine çakılan ben oldum. Arkadaşlarımın karşısına çıktım ve hepsinden özür diledim. Çok şaşırdılar. İlk yıl 10 proje almışız, üçünü bitirememişiz. Sorumluluğu alan ve alması gereken bendim. Çünkü elemanını tanıması gereken bir kişi olarak projenin sorumluluğu bendeydi. Ve dedim ki bundan sonra süreçlerimizi nasıl yönetelim? Arkadaşlardan çok güzel, proaktif öneriler geldi. Katılımcı bir ortam oluştu. Şimdi de almış olduğumuz projeler var ve sonuca gitme noktasında iddialı bir ekip oluştu. Yani bütün bunlar süreç alıyor. Türkiye’de eğitimde köklü değişikliklere gitmemiz gerekiyor diyoruz ya, bunun uzun bir süreç sonunda gerçekleşebileceği çok aşikar.

Türk toplumu ve Alman toplumu arasında temel fark sizce nedir?

Almanlarla bizim toplumumuz arasında çok net farklar var. Bakın, bunu Almanlar dahil herkese açıkça hep söylüyorum: Biz, Almanlardan çok daha zeki bir ırkız. Ama Almanlar, iki unsur ile Türklerin önüne geçiyor; birincisi istikrar, ikincisi sabır. Bu iki haslet, bizim toplumumuzda gördüğüm kadarıyla ve genel manada eksik. Bu eksikler nedeniyle inanılmaz kayıplar yaşıyoruz. Örneğin bilgi eksikliğimiz var, bunu gidermek için olayların ve durumların kaynağını araştırmamız gerek ve bu da zaman istiyor. Ama biz bunu yapmıyoruz, güvendiğimizi düşündüğümüz bir insanın ağzından çıkan iki kelimeye dayanarak bilgi edindiğimizi düşünüyoruz ve o konuda hemen fikir geliştiriyoruz. Ne kadar çok üniversite mezunu var, gelip sizinle pek çok konuda tartışmaya giriyorlar ve görüyorsunuz ki fikirlerinin arkasında bilgi yok. Bu durumu onların yüzüne vurmanız da fayda getirmiyor, işte bu çok üzücü. Almanlar ise bu konuda çok daha temkinliler. Bilmedikleri konu hakkında “Bilmiyorum” diyorlar ve bunu diyemeseler de sırtlarını dönüp uzaklaşıyorlar. Ama alelade yorumlar yapıp fikirler ortaya koymuyorlar. Zeka konusunda üstünüz ve yaratıcıyız, ama bu konuda geri kalıyoruz.

Biraz da Türkiye Genel Müdürlüğü yaptığınız Hauni firmasından söz etmenizi isteyeceğiz. Ne iş yapar Hauni?

Hauni, tütün sektörüne A’dan Z’ye makine tedarik eden uluslararası bir firma. Tütünün ve kağıdın fabrikaya girmesinden itibaren sigara haline getirilmesi, paketlenmesi ve tüketiciye sunulmaya hazır hale getirilmesine dek kullanılan tüm ekipmanı sağlayabilen bir şirketiz. Bunun içinde yeni makine tedariği ve satışı, işimizin yüzde 50’lik kısmını oluşturur. Diğer yüzde 50’lik kısmı ise satış sonrası hizmetler oluşturur. Çünkü en düşüğü dakikada 12 bin sigara üreten makinelerden söz ediyoruz; bunların en hızlıları ise dakikada 20 bin sigara üretebiliyor. Bu makinelerin, örneğin bir saat çalışmamasının maliyeti çok büyüktür. 10 dakika bile durmasına bile tahammül edilemeyen bir üretim bandından söz ediyoruz. Bu nedenle makinelerimizin bakımıyla ilgilenen teknisyen kadromuzun yetkinliği, büyük önem arz eder. Uzman teknisyenlerimiz sürekli sahadadır ve bu arkadaşlarımız dünyanın her yerinde görev alırlar.

Sigara üretimi alanında son küresel gelişmeler neler?

Tütün sektöründe çok büyük bir devşirme sezonuna girmiş durumdayız. Dünyada tütün tüketiminde bir azalma var. Tüketici sayısı geriye gidiyor, ama insan sayısı arttığı için standart olarak yüzde 1 ile 3 arasında sigara tüketiminde global bir artış var. İkincisi, ABD’li bir üretici firma, tütünün zehrini büyük oranda emen bir ürün geliştirdi ve bunun da makinelerini biz Hauni olarak tedarik ediyoruz. Bu ürün Türkiye’de henüz yasak, ama firma, pilot piyasa olarak Japonya’yı seçti ve ürün, ilk yılda yüzde 5 bin 300 pazar artışı başarısı yakaladı ve dünya piyasasında da yüzde 5 gibi bir paya ulaştı.

Hauni’nin mevcut piyasa büyüklüğü ve Türkiye’ye ilişkin projeleri neler?

Bizim Hauni olarak, bir borsa şirketi olduğumuz için bu rakamları rahatça ifade edebiliyorum, 1.1 milyar Euro’luk bir ciromuz var. Bunun takribi 55 milyon ile 110 milyon Euro arasında değişen bir bölümü Ar-Ge’ye ayırıyoruz. Türkiye’de ise satış ve satış sonrası hizmetlere odaklanmış bir şirket olarak 2016 yılında ben görevi devraldım. Devraldığım sezonda sadece Almanya’nın yaptığı satışlara köprü görevi ve burada teknik destek yapıyorduk. Genel müdürlük teklifi aldığımda iki şey istedim: Birincisi bağımsız karar yetkisi. Beni rakamlarla ölçmek en büyük hakkınız, ama yetkiyi ben kullanmak istiyorum. İkincisi ise vizyon; eğer ben Türkiye’de açığa çıkan her türlü talebi Hauni olarak Türkiye’den karşılayacak duruma getiremeyeceksem, burada bana ihtiyacınız yok demektir. Bunu sağlayacak altyapıyı oluşturur ve bunu da sözleşmeme yazarsanız seve seve çalışırım dedim. Kabul ettiler ve başladık. Ardından bir atöyle açtık ve yedek parçanın Türkiye’de üretimi için bir ciro tahsis edildi. Bunu ABD’den sonra almış olan tek firma da Hauni Türkiye oldu. Bundan sonra bir üretimhane açmayı planlıyoruz. Burada sıfır makine yerine ikinci el makinelerin upgrade edilmesini istiyoruz. Çünkü uluslararası sermaye, yatırım tercihini yaparken makine maliyetlerine bakıyor. Türkiye’de ise makine ithalatı yasak ve o nedenle yatırımlar, diğer bölge ülkelerine kayabiliyor. Biz uygun maliyetle makine tedariği imkanını sunarsak, bu büyük firmalar Türkiye’de yatırıl yapmaya devam ederler. Türkiye’ye de böyle bir katma değer yaratma düşüncem var.

Kaç kişilik bir kadroyla faaliyet gösteriyorsunuz?

Başlangıçta yedi teknisyenimiz ve dört ofis elemanımız vardı, böyle başlamıştık. Bugün itibariyle 27 kişiyiz. Beş satış mühendisimiz, satış sonrası hizmetlerde dört arkadaşımız ve 14 teknisyenimiz var. Elinizdeki kadroyu değiştirmek kolaydır, ama ben, herkesin yetkin olduğu alanları keşfetmek için bir yıl harcadım. Şirket içinde görevlendirmeleri, yetenekler ölçüsünde değiştirdim. Ofiste çalışan arkadaşlarımız için yapıldı bu. Yeni aldığımız arkadaşlarımız için takım ruhu üst düzeyde var olan ve inisiyatif riskini alabileceğine inandığımız arkadaşlarla çalıştık. Tek bir arkadaşımızda yanıldık, onun dışında sirkülasyon söz konusu olmadı. Ne bir istifa oldu, ne de bir kişi dışında bizim gönderdiğimiz bir arkadaşımız oldu.

 

CEM OSMAN AYGÜN KİMDİR?

Hauni Türkiye Genel Müdürü Cem Osman Aygün, 1972 yılında Bilecik de doğdu. 1989 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde başladığı üniversite eğitimini, Almanya Ruhr Üniversitesi (Bochum)’ne geçiş yaparak devam ettirdi. 1998 yılında aynı üniversitenin Makine Mühendisliği Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. İş hayatına 1997 yılında Almanya’daki öğrencilik döneminde başlayan Cem Osman Aygün, 1999-2001 yılları arasında otomotiv sektöründe faaliyet gösteren Reilhofer KG şirketinde İş Geliştirme ve Satış Mühendisi olarak görev yaptı. 2001-2008 yılları arasında kurucusu olduğu GCM GmbH şirketinde Yönetici Ortak olarak görev alan Cem Osman Aygün; iki yıl süre ile Kazakistan, Kırgızistan ve Çin’de yaşadı. 2008 yılında otomotiv yan sanayisinde faaliyet gösteren SKR şirketinde yöneticilik, 2009-2013 yılları arasında makine üreticisi BWS Technologie GmbH Satış Müdürlüğü yapan Aygün, BWS’yi dünya pazarlarında güçlendirecek projelerin koordinasyonunu üstlendi. 2013 yılında Türkiye’ye dönen Cem Osman Aygün, 2016 yılına kadar İzmir Kemalpaşa’da kurulu AKG Termoteknik Sistemler A.Ş’nin Satış ve Pazarlama Direktörlüğü görevini üstlendi. Üretimi de Kemalpaşa’da olan ürünler ile hava sanayi, Jeneratör, rüzgar enerjisi ekipmanları, tarım ve iş makinaları, otomotiv gibi pek çok sektöre inovatif soğutucu çözümleri geliştirip üreten AKG Türkiye, 2015 yılında geçmiş tarihinin en yüksek ciro rakamına ulaştı. 1 Ağustos 2016 tarihinden günümüze Almanya’nın dünyaca ünlü tütün makineleri üreticisi Hauni’nin Türkiye Genel Müdürlüğü görevini sürdüren Cem Osman Aygün, iyi derecede İngilizce ve Almanca biliyor. Özel ilgi alanları arasında uzay bilimleri, nanoteknoloji ve felsefe bulunan Aygün, evli ve üç çocuk babası.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Öğrenciler için ders zili zamlarla birlikte çaldı. Yeni dönem başlarken, eğitim-öğretim masrafları katlandı. Ekonomik krizin her alanda yaşattığı sorunlar okul sıralar...

''Kurulduğu 2002 yılından bu yana girdiği her seçimden birinci parti olarak çıkan AKP'de erime süreci mi başladı?'' Bugünlerde Ankara Gündemi'nin başında "bu sorunun c...

Türkiye ile ABD arasında Suriye'nin kuzeyinde oluşturulması planlanan güvenli bölgeye ilişkin taraflardan ''Anlaşma sağlandı'' açıklaması gelse de belirsizlikler devam...

Irak ve Suriye'ye ''terörün önlenmesi, barış ve huzurun sağlanması için'' çaba gösteren, asker gönderen Türkiye'de ''toplumsal şiddet olayları'' giderek tırmanıyor. GÖ...

Yerel seçimde İstanbul hezimetinin ardından AKP'de sular durulmuyor. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere büyük illerde seçimlerin kaybedilmesinin yankılarının yanı sı...

Atatürk'ün kurduğu kurum, "Atatürk'ü yok" sayıyor! Millet soruyor; ''Diyanet İşleri Başkanlığı ne yapmak istiyor?''

Yazarlar
Website Security Test