Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Türkiye Orta Doğu çıkmazında ''yalnızlaşıyor''; ne yapmalı?

5.7.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Suriye'de durum gergin, Esad, Türk gözlem noktalarını vuruyor. Bağdat yönetimi, Türk ürünlerine ''yaptırım” seviyesine yaklaşan ithalat yasakları getiriyor. Libya’da General Halfer, Türkiye’yi ''düşman ülke'' ilan etti. İran – ABD / AB gerilimi ''sıcak müdahale'' sınırında. Kıbrıs’a ''esrarengiz füzeler'' düşmeye başladı. Doğu Akdeniz’deki ''Petrol ve Doğal gaz arama'' gerilimi giderek artıyor. GÖZLEM uzmanlara sordu; ''Etrafı saran bu ateş çemberini Türkiye nasıl aşar?..''

ENGİN TATLIBAL

Trump, G20’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için “Onunla çok iyi anlaşıyoruz, örneğin Rahip Brunson’ı iade etti” derken aslında çok derin bir diplomatik mesaj veriyordu. Bu cümlenin altındaki anlam, “Erdoğan ile onun dilinden konuşursanız, anlaşırsınız” idi. Pek çoklarına göre bu dil, “mütekabiliyet esasına dayalı” uluslararası nezaket ve çağdaş dış ilişkilerin icabı olan bir dil değil, karşılıklı tehdit ve gerilime dayalı bir dil. Yani aslında Trump’ın da sevdiği ve konuştuğu bir dil. ABD – Türkiye ilişkileri bu yüzden gerilim – uzlaşma ve anlaşma süreçleri arasında gidip geliyor.
Ancak bu dil ve bu söylemin yansıması olan politika, Türkiye’yi bölgesinde zor durumda bırakıyor. Nitekim Türkiye, güneydeki iki komşusuyla fiilen sıcak temasta ve doğudaki İran’ın karşı karşıya bulunduğu nükleer yaptırım krizi nedeniyle üçüncü bir ateşe maruz kalma riski altında.

Suriye ve Irak’ta durum
Geçtiğimiz hafta tehlikeli boyuta ulaşan bir gerginlik yaşandı ve aslında yaşanmaya da devam ediyor. Suriye hükümeti güçleri, İdlib’den Türkiye'nin 10 numaralı gözlem noktasına top ve havan atışları ile saldırılar gerçekleştirdi. Bu saldırıda bir asker şehit oldu ve üç asker yaralandı. Elbette Suriye’nin Rusya’nın bilgisi dışında böyle bir saldırı yapması mümkün değil; Türkiye’nin diplomatik muhatabı da Rusya olduğu için Moskova’nın Ankara’daki ataşesi Genelkurmay Başkanlığı'na çağırıldı. Yapılan açıklamada “Rusya nezdinde gerekli girişimlerde bulunuldu” denildi. Ancak bu girişimlerin ve sonucunun ne olduğu hakkında detay yok.

Öte yandan Türkiye’nin PKK kamplarının bulunduğu Kandil bölgesine, yani Irak topraklarına yaptığı askeri operasyonun Bağdat’ta yarattığı hassasiyet de artıyor. Operasyonda sivillerin öldüğünü belirten Irak Hükümeti, Türkiye’ye karşı “sembolik” bir ekonomik bir hamle yaparak bazı “gıda” ürünlerinde ithalat yasağı koydu. Mayıs ayında yumurta, haziran ayı itibariyle de içecek ve dondurma ithalatına yasak getiren Irak, şimdi de Türkiye'den yapılacak sofralık tuz, şehriye türleri ve makarna çeşitlerinin yasaklandığına dair tebliğ yayınladı.

Libya’da tansiyon yükseldi
Bu arada Kaddafi sonrası istikrarsız bir karanlıkta çırpınıp duran ve kabile çatışmalarının yaşandığı Libya’da doğu bölgesini hakimiyeti altında bulunduran Libya Ulusal Ordusu (LUO) grubu, Türkiye’yi “düşman ülke” ilan etti, limanları ve hava sahasını Türkiye'ye kapattı, Türk vatandaşlarının tutuklanacağını açıkladı. Nitekim 6 Türk vatandaşı gözaltına alındı, sonra serbest bırakıldı. General Hafter’in liderlik ettiği LUO, Ortadoğu denkleminde ABD, İsrail ve Mısır tarafından destekleniyor. Bu üç ülke ile de ciddi sorunları olan Türkiye ise Libya Merkezi Hükümeti’ni destekliyor.

Kıbrıs’ta yaz sıcağı
Bu arada, Kuzey Kıbrıs'a Rus yapımı bir S200 füzesi düştü. Doğu Akdeniz’de bulunan petrol ve doğalgazın Türkiye’siz bir ortaklık tarafından çıkarılması niyeti Ankara’yı birkaç yıldır tedirgin ederken, düşen S200’ün nükleer başlık taşıdığı iddiası önce ortalığı karıştırdı, ardından füzenin nükleer olmadığı anlaşıldı. Füzenin Suriye'den İsrail'e atıldığı, ancak yanlışlıkla Kıbrıs’a düştüğü iddiası ise havada kaldı.
Bu tablo ardından “hassas soruları” da beraberinde getirdi; “ABD ve Rusya, gizli bir uzlaşma ile Türkiye'yi denklemin dışına itmeye çalışıyor olabilirler mi?” / “ABD’nin ardından Rusya da mı Erdoğan’dan vazgeçti?” / “Türkiye’nin askeri ve ekonomik varlığı, hem ABD güdümündeki Irak’ta ve hem de Rusya güdümündeki Suriye’de tehdit altındayken, mevcut gidişat nereye varacak?”

GÖZLEM “bu soruları” uzmanlara sordu…

“SAĞDUYULU BİR DIŞ POLİTİKAYA YÖNELMEMİZ GEREKİYOR”
Mehmet Dönmez (E. Büyükelçi)- Türkiye'nin dış politikada karşı karşıya bulunduğu sorunlar çeşitlenmekte ve derinleşmektedir. Büyük Ortadoğu Projesinin iflas ettiği görülmektedir. Bu proje bölge ülkelerine ıstırap ve yıkımdan başka bir şey getirmemiştir. Türkiye bu konuda emperyalizmin aldatmacasına inanarak, bölge ülkelerinin rejimlerinin değişeceği umuduyla hatalı politikalara yönelmiştir. Mezhep ve ideolojik önyargıların dış politikada yerinin bulunmadığını Türkiye, Suriye ve Mısır örnekleriyle acı biçimde görmüştür. Bu yanlış politikaların Türkiye'ye maliyetleri hâlâ devam etmektedir. Dış politikada Cumhuriyet'in kurulduğu yıllardan itibaren izlenen barışçı politikaya ve “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” yaklaşımına yeniden dönmek gerekmektedir. Bunu yaparken de Dışişlerinin deneyimli kadrolarına ve uzun yılların tecrübesinden süzülmüş bilgi birikimine sahip kişilerin görüşlerine değer vermek uygun olur.
Suriye iç savaşının ülkemize yüklediği maliyet açıktır ve gelecek kuşaklarda bu maliyet daha da artacaktır. Türkiye'de varlıklarını sürdüren 3 milyonun üzerindeki Suriyeli nüfusun ülkenin toplumsal yapısına etkileri ve zararları hesaba katılmalıdır. Bu itibarla sınırlarımızın ötesinde vatan evlatlarını şehit vermek yerine Suriye rejimi ile artık doğrudan temas kurulmasının yolu aranmalıdır. Konu Rusya'nın tutumuna ve insafına bırakılacak nitelikte değildir. Sınır güvenliğimiz konusunda ülkenin yönetimine sahip otorite ile, yani Şam yönetimiyle görüşmenin zamanı gelmiştir.
Irak yönetimi de Türkiye'den gördüğü destek, ekonomik yardım ve özellikle Kuzey Irak yönetimine yönelik anlayışa rağmen, Türkiye'nin PKK/YPG konusundaki endişelerini anlamamakta ısrar etmektedir. Irak'ta merkezi yönetim ve Kuzey Irak Kürt bölgesinin uyum içinde bulunmadığı da bir gerçektir.
Libya'da olanlar ise emperyalizmin çirkin yüzünün en yeni örneğidir. Kaddafi'nin devrilmesinden bu yana istikrar bulamayan ülkede ortaya çıkan Halife Haftar adlı general (kendisini mareşal ilân etmiştir), Libya-Çad savaşı sonrasında ABD'ye kaçmış ve 20 yıl kadar CIA'nın formasyonundan geçtikten sonra tekrar Libya'ya dönerek silahlı kuvvetlerin komutasını ele almış ve 2011 darbesinde önemli görev üstlenmiştir. Libya Ulusal Meclisi ve aşırı İslamcılara karşı yürüttüğü mücadele 2017'de ülkede bir iç savaşa dönüşmüştür. Bu savaşta Haftar'a sağlanan ABD desteği, BAE üzerinden gönderilen silah ve askeri malzemenin medyada görülmesiyle açığa çıkmıştır.
Öte yandan Doğu Akdeniz'deki gelişmeler ve Türk-Yunan ilişkilerinde zaman zaman yaşanan gerginlik dikkate alındığında, Türkiye'nin güvenliğine ve çıkarlarına tehdit oluşturan bunca çeşitli ve kapsamlı sorunlar karşısında sağduyulu bir dış politikaya yönelmesi gerektiği açıktır.


“SORUNLARI ANCAK MİLLİ MUTABAKATLA ÇÖZEBİLİRİZ”
Soner Aydın (E. Albay)- Mayıs ayı başından bu yana kaleme aldığımız yazılarımızda; ABD’nin Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da ülkeleri yeniden şekillendirme çabalarından, Doğu Akdeniz’de ABD ve bazı AB ülkelerinin kendi çıkarları doğrultusunda yönettikleri Münhasır Ekonomik Bölge krizinden, Yunanistan’ın işgal ettiği ve silahlandırdığı Ege adalarından, Suriye yönetiminin İdlib’de hedef gözetmeden yaptığı saldırılardan söz etmiş ve bütün bunların ülkemize etkilerini değerlendirmeye çalışmıştık. Türk Silahlı Kuvvetlerinin Hakurk’ta icra ettiği Pençe harekatının PKK’nın bölgedeki hareket kabiliyetini önemli ölçüde kısıtlayacağını, geçmişte bu bölgeye yaptığımız bütün operasyonların müdahil taraflarca engellenmeye çalışıldığını da ifade etmiştik. Bütün bunların ABD tarafından yönlendirilen bölge ülkeleriyle ilişkilerimizi gittikçe daha çok gerdiği, son zamanlarda Rusya’nın da taahhütlerine sadık kalmayarak Suriye yönetiminin tahriklerine sessiz kaldığı dikkat çekmektedir. Şimdi görüyoruz ki muhataplarımız kıskacı iyice daraltmakta, sahneye yeni oyuncularını sürmektedirler.
90’lı yıllardan bu zamana kadar Irak’ın kuzeyinde yaptığımız bütün operasyonlarda, PKK sıkıştırıldıkça; Irak Merkezi Yönetimi, Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi (IKBY) (eskiden bunu KDP ve KYB adıyla yaparlardı) ve müdahil ülkeler dışarıdan, HDP ve destekçileri içeriden, TSK’nın sivilleri katlettiği haberlerini yayarak dünya kamuoyunun dikkatini çekmeye ve PKK üzerindeki baskımızı azaltmaya çalışmaktadırlar. Kandil’i ve Hakurk’u bilmeyen insanlar da PKK’lı teröristlerin bölgede mağaralarda yaşadıklarını, dağlarda dolaştıklarını, yerleşim merkezlerinde ise masum(!) sivillerin bulunduğunu düşünmekte ve bu propagandalardan etkilenmektedirler. Gerçekte teröristler bölgede sivil halkın arasına karışmıştır, aile kurmuştur ve hem bölge halkını hem de ailelerini, kendi çocuklarını kalkan olarak kullanmaktan çekinmezler. Bunu en iyi bilenler Irak yönetimi ve IKBY’dir. Buna rağmen Zergele’de sivillerin katledildiği propagandasıyla Türkiye’yi yumurta ve makarna ithalatını durdurmakla tehdit etmeleri üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Türkiye gibi bir ülkenin geldiğimiz aşamada yumurta ve makarnayla tehdit edilmesi ülkemizin ne durumlara düşürüldüğünün bir göstergesidir kanaatindeyim.
Libya’da ABD’nin güdümündeki aşiretlerin oluşturduğu çetelerin ülkemize uygulamaya kalktıkları sözde yaptırımlar da -muhatapların seviyesi ve ilişkilerin boyutu dikkate alındığında- son derece rahatsız edicidir. Müttefiklerimizin ve stratejik ortaklarımızın(!) ülkemizi düşürdüğü durum böylece ortaya çıkmıştır. Maalesef bunda bizim payımız da çok büyüktür.
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi ülkemizin Suriye’deki etkisi son derece zayıflamıştır. Fırat’ın doğusunda güvenli bölge tesis edilmesi askıya alınmış görünmekte, PKK uzantısı PYD/YPG özerklik yolunda ilerleme kaydetmektedir. Suriye yönetimi bir taraftan bölgedeki askeri birliklerimizi ve hatta KKTC’yi füze atışlarıyla taciz ederek Türkiye’nin bölgedeki varlığını sonlandırmaya çalışırken, diğer taraftan bölge halkına ve ülkemize müzahir gruplara Türkiye’nin kendilerini koruyamayacağı mesajı vermektedir. Böyle hassas bir dönemde KKTC’ye düşen füzeyi “kaza” olarak izah etmek teknik olarak da mantık olarak da mümkün değildir. Bu bir tehdit ve gözdağıdır. Rusya da bu duruma seyirci kalmakla Suriye yönetimiyle paralel düşündüğünü ortaya koymaktadır.
Tablo böyleyken biz hala kendi içimizde kısır siyasi çekişmelerle zaman kaybetmekteyiz. Dünyada örneği olmayan yönetim sistemimizle, kendi ordumuzu kendi elimizle etkisizleştirmekle, halkımızı siyasi çıkarlar uğruna kutuplaştırmakla, çok ağır bir FETÖ tecrübesi yaşamışken; hala, dünya gerçeklerine uzak, muhtemelen FETÖ gibi dış güdümlü tarikat ve cemaatlerin devlet, siyaset ve toplum üzerindeki etkisine seyirci kalmakla nereye kadar gidebileceğimizin farkında değiliz. Ekonomik sıkıntılar, işsizlik, eğitimsizlik ve kutuplaştırmalar halkımızı olumsuz etkilemekte, memnuniyetsizlik gittikçe artmaktadır. İç siyasetin ve toplumsal yapının dış politikaya etkilerini görmezden gelmekteyiz. Çevremize baktığımızda barışık olduğumuz ülkelerin sayısı yok denecek kadar az ve bölgede adeta tek başımızayız. Kısaca; tarihimizin en zor dönemini yaşadığımız endişesi içindeyiz. Böyle sıkıntılı dönemler ancak milli mutabakatla aşılabilir. Milli mutabakatı tesis etmek için de bütün siyasi partilerin, bütün sivil toplum örgütlerinin, bütün üniversitelerin, bütün iş dünyasının, bütün basının ve tabii ki bütün halkın ortak milli değerler etrafında zaman kaybetmeden kenetlenmesi gerekmektedir. Ulu önder Atatürk çok daha zor koşullarda bunu başardı. O’nun yolundan giderek yine başarabiliriz.


“PUTİN ERDOĞAN’IN DOSTU, AMA ESAD’I DAHA ÇOK SEVİYORDUR”
Hüsnü Mahalli (Gazeteci/Yazar)- Libya Ulusal Ordusu'nun sözcüsü, ‘Türk hedeflerin düşman hedef olarak tanımlandığını, Libya hava sahasının Türk uçaklarına kapatıldığını ve Libya karasularındaki Türk gemilerinin vurulacağını' söyledi. Türkiye ve Katar, Müslüman Kardeşler kökenli grupları destekliyor, diğerleri başka grupları. İlginç olan, savaşan grupların ve onları destekleyen ülkelerin tümünün Sünni olmasıdır. Libya'da Hıristiyan, Alevi, Şii, Ezidi ya da Kürt yok; Müslümanlar birbirini kırıyor. Zavallı Kaddafi'nin ‘dost ve kardeşleri' tarafından perişan edilen ülkesi... Ne işi var Türkiye'nin Libya'da? Yani Fizan'da? Ne işi var Türkiye'nin Suriye'de? Hani ‘Komşularla sıfır problem' olacaktı!
Ruslar olmasaydı Türk Ordusu'yla Suriye ordusu önceki gün fiilen savaşacaktı. Putin, Erdoğan'ın dostu ama Esad'ı daha çok seviyordur. Trump Suriye'de PYD/YPG'yi destekliyor, ama olsun, yeter ki bize “Şu insanlara bakın. Onlarla anlaşmak çok kolay. Hiçbir Hollywood setinde bu kadar güzel insanı bir arada bulamazsınız” desin.
Desin de en tehlikeli diplomatı David Satterfield'i Ankara büyükelçi olarak göndermeseydi. Adam kesin Türkiye'nin başına çorap örecektir. Adam; BOP, Irak işgali, Arap Baharı, Kudüs'ün İsrail'e verilmesi, İran'ın vurulması, bölge ülkelerinin dağıtılması, ABD'nin PYD politikası ve Kıbrıs'ın gaz savaşlarının mimarlarından. Daha başka birçok marifeti var. Ama olsun, nasıl olsa Trump bizi seviyor. Putin de seviyor. Olabilir, ama her ikisi şimdi Suudi Prensini seviyor. Prens Hazretleri de Erdoğan'a diş biliyor. Ülkelerin kaderi liderlerinin seviyor-sevmiyor ikilemine kalmış. Acayip bir demokrasi! Hiç kimse itiraz edemez. Prens Hazretleri ne derse o olur. Adam ‘Kaşıkçı'nın kellesini istiyorum' dedi ve kafa kesilerek önüne konuldu. Hem de İstanbul'da. Yani Erdoğan'ın ülkesinde. Ortadoğu'nun tipik ilkel kültür saplantısı. Adam Osaka'ya parmak arası terliğiyle gelmişti. Geçen yıl ABD'ye sivri burun rugan ayakkabısıyla gitmişti. İki yıl önce ‘Ben senden daha yakışıklıyım' diyerek Katar'ın Emiri Temim'le bozuşmuştu. O da ‘İyi de ben senden daha uzunum' deyince iki ülke savaşın eşiğine geldi. Her iki ülkede Amerikan üsleri var. ABD bölgedeki tüm askeri operasyonlarını Katar'daki üslerinden yönetiyor. Fırat'ın doğusunu da!
İşte bunun için hiçbiri Atatürk'ü sevmiyor!

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Duygu Özerson Elakdar, Urla’da Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan kiraladığı 2 bin 400 dönümlük alanda zeytin ormanı oluşturdu. Bölgeye 60 bin zeytin ağacı diken iş kadını ...

Abdullah Gül / Ali Babacan girişimi mi, Ahmet Davutoğlu çıkışı mı, Çoban Ateşi Hareketi mi şanslı? GÖZLEM uzmanlara sordu. İşte cevaplar…

GÖZLEM ''milyonları ‘indirilen’ enflasyona ezdiren'' acı gerçeği masaya yatırdı. İşte uzman görüşleri...

Yazarlar
Website Security Test