Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Ege'de neler oluyor?

27.9.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Milli Savunma Bakanlığı Eski Genel Sekreteri Emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, Deniz Harp Okulu'nda kamuoyuna sunulan Mavi Vatan haritasında aleyhimize bir durum olduğunu belirtti.

Türk Deniz Kuvvetleri, Genelkurmay ve Savunma Bakanlığının 2019 yılı Türk Kıta Sahanlığı ve MEB Sınırları

Büyük hali için tıklayın.

 

1974 yılında 24 derece boylamının doğusundan geçirilen Ege Denizi Türk Kıta Sahanlığı Sınırı, 2019 yılında bir boylam doğuya çekilerek 25 derece boylamının doğusundan geçiriliyor.

Büyük hali için tıklayın.

 

Ümit Yalım, Adalar Denizi Türk Kıta Sahanlığı hakkında bir açıklamada bulundu. Karadeniz ve Marmara Denizi'ndeki deniz yetki alanlarımızın uluslararası antlaşmalara ve hukuka uygun olduğunu belirten Yalım, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarımızın eksik tanımlandığını kaydetti. Yalım, Türk Deniz Kuvvetleri ile Genelkurmay Başkanlığı'nın 1974 yılında yayınladığı haritada Ege Denizi Türk Kıta Sahanlığı sınırlarının 24 derece boylamının doğusundan geçtiğini hatırlattı. Deniz Harp Okulu'nda 31 Ağustos 2019'da yayınlanan haritada bu sınırın bir boylam doğuya çekilerek 25 derece boylamının doğusu olarak işaretlendiğine dikkat çeken Yalım, bunun da sınırın yaklaşık olarak 85 kilometre doğuya kaydırma anlamına geldiğini vurguladı.

Türkiye aleyhine bir durum ortaya çıktığını vurgulayan Ümit Yalım, "Ege'deki deniz sınırını 25 derece boylamının doğusundan geçiren Türk Deniz Kuvvetleri'nin Ege Denizi'ni ortadan ikiye ayırarak eşit ve hakça paylaşım ilkesini esas aldığı değerlendirilmektedir. Ancak Deniz Kuvvetleri'ne bağlı gemiler ve TÜBİTAK Marmara Gemisi, 24 derece boylamının doğusunda fiilen araştırma yaparken, buna bir anlam verilememiştir. 2019 sınırının uygulanması durumunda Türkiye, Ege Denizi'nde önemli ölçüde kıta sahanlığını kaybetmiş olacaktır" uyarısında bulundu.

"Görüş farklılığı dikkati çekiyor"

Dikkati çeken diğer bir konuya da değinen Yalım, Türk Deniz Kuvvetleri ile Genelkurmay Başkanlığı'nın 1974 yılındaki görüşleri ile 2019 yılındaki görüşlerinin farklılık gösterdiğini vurgulayarak, "Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 11 Ocak 1974'te Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı'na bir yazı ve kroki göndererek Ege Denizi Türk Kıta Sahanlığında petrol arama sahaları hakkında görüş istemiştir. Deniz Kuvvetleri ve Genelkurmay Başkanlığı anılan sahalar ve Türk Kıta Sahanlığı sınırları hakkında 25-26 Ocak 1974'te olumlu görüş bildirmiştir. Dışişleri Bakanlığı'ndan da olumlu görüş alan CHP-MSP Koalisyon Hükümeti, 02 Temmuz 1974'te Bakanlar Kurulu Kararı ile TPAO'ya Ege Denizi Türk Kıta Sahanlığında petrol arama yetkisi vermiştir. Bakanlar Kurulu Kararı'na ek olarak konulan krokide, 24 derece boylamının doğusunda, 1923 Lozan Antlaşması'nın 12. Maddesi ile Yunanistan'a sadece kullanma hakkı verilen Kuzey Ege Adalarının Türk Kıta Sahanlığında TPAO'ya petrol arama yetkisi verilmiştir" ifadelerini kullandı.

"Önemli ölçüde kayıp olacak"

Yalım, Türk Deniz Kuvvetleri ile Genelkurmay Başkanlığı'nın 1974 yılında yayınladığı haritada Ege Denizi Türk Kıta Sahanlığı sınırlarının 24 derece boylamının doğusundan geçtiğini belirtti. Yayınlanan haritada ise bu sınırın bir boylam doğuya çekilerek 25 derece boylamının doğusu olarak işaretlendiğini dile getiren Yalım, bu nedenle sınırımızın yaklaşık olarak 85 kilometre doğuya kaydırıldığını söyledi. Yalım, "1974 yılında, Ege Denizi Türk Kıta Sahanlığı sınırlarının 24 derece boylamının doğusundan geçtiğini kabul eden Türk Deniz Kuvvetleri ve Genelkurmay Başkanlığı, 2019 yılında sınırı bir boylam doğuya çekerek 25 derece boylamının doğusundan geçirmiştir. Sınır yaklaşık olarak 85 kilometre doğuya kaydırılmıştır. Deniz Kuvvetlerine bağlı gemiler ve TÜBİTAK Marmara Gemisi, 24 derece boylamının doğusunda fiilen araştırma yaparken, Deniz Kuvvetleri ve Genelkurmay Başkanlığı'nın, harita üzerinde sınırı bir boylam doğuya çekerek 25 derece boylamının doğusundan geçirmesine bir anlam verilememiştir. 2019 sınırının uygulanması durumunda Türkiye Ege Denizi'nde önemli ölçüde kıta sahanlığını kaybetmiş olacaktır" açıklamasında bulundu.

"Mavi vatanımız 550 bin kilometrekaredir"

Ege Denizi'ndeki Türk ve Yunan adalarının teker teker işaretlenerek harita çalışması yapıldığını, her iki ülkenin esas hatları belirlenerek hatların ortasından Türk Kıta Sahanlığı sınırı geçirildiğini kaydeden Yalım, "12 adayı kuşatan ve üç gruba ayıran Türk adaları, Yunanistan'ın anılan bölgedeki kıta sahanlığını son derece sınırlı hale getirmektedir. 13-14 Şubat 1914 Altı Büyük Devlet Kararı, 1923 Lozan Antlaşması, 1947 Paris Antlaşması, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ve hakkaniyet esaslarına göre hazırlanan Adalar (Ege) Denizi Kıta Sahanlığı Haritası, denizdeki mavi vatanımızın daha geniş bir alanı kapsadığını açıkça göstermektedir. Türk Dışişleri Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve TBMM onayı olmadan 18 Mart 2019'da Birleşmiş Milletlere gönderdiği resmi yazıda, Doğu Akdeniz Türk Kıta Sahanlığı batı sınırı olarak 28° 00'  00''boylamını deklare etmişti. Dr. Cihat Yaycı'nın yayınladığı Doğu Akdeniz Türk Kıta Sahanlığı haritasında batı sınırı olarak 25° 30'  00'' boylamı esas alınmıştır. Yaycı'nın batı sınırı Dışişleri Bakanlığı'nın deklare ettiği sınıra nazaran daha olumlu olmakla birlikte Girit Adası üzerindeki ve etrafındaki egemenlik haklarımızı yok saymıştır. Doğu Akdeniz'deki sınır, Gavdos Adası'nın batısında 23° 20'  00'' boylamından geçirilmelidir. Yaycı'nın Doğu Akdeniz Türk Kıta Sahanlığı ve MEB Haritası yaklaşık olarak 75 bin kilometrekare eksiktir. Türkiye'nin, Adalar (Ege) Denizi ve Doğu Akdeniz'deki kıta sahanlığı sınırlarını, uluslararası antlaşmalar ve uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını kullanarak belirlemesi halinde deniz yetki alanlarımızın yani mavi vatanımızın yaklaşık olarak 550 bin kilometrekare olduğu görülecektir" dedi.

Ege Denizi mi, Adalar denizi mi?

Yaklaşık olarak 80 yıldır süregelen Yunan dayatması Ege Denizi adı yerine 600 yıldan fazla kullanılan Adalar Denizi adının kullanılması gerektiğini söyleyen Yalım, "Osmanlı Devleti döneminde, Mora ve Teselya'nın doğu kıyıları ile Anadolu'nun batı kıyıları arasında kalan deniz bölgesi Adalar Denizi olarak adlandırılmış ve bu ad 600 yıldan fazla bir süre kullanılmıştır.  Anılan deniz bölgesi 1809 Tarihli İngiliz haritasında Archipelago Sea - Adalar Denizi, 1863 tarihli Fransız haritasında Archipel - Adalar Denizi olarak tanımlanmıştır. Yunanistan'ın dayatması ile batılı ülkeler 1940 yılı ve sonrasında yayınladıkları haritalarda Adalar Denizi yerine Ege Denizi adını kullanmaya başlamıştır. Ankara Dil ve Coğrafya Fakültesi'nde, 1941 yılında icra edilen Birinci Coğrafya Kurultayı'nda Ege Denizi adının kullanılması kararlaştırılmıştır. Türk Tarih Kurumu ve Dokuz Eylül Üniversitesi tarafından 2017'de ortaklaşa düzenlenen Uluslararası Ege Adaları Sempozyumu'nda ise Ege yerine Adalar Denizi adının kullanılması kararlaştırılmıştır" ifadelerini kullandı.

"Denizdeki mavi vatanımıza sahip çıkarken gökyüzündeki mavi vatanımız Türk Hava Sahasına da sahip çıkılmalıdır" diyen Yalım sözlerini şöyle tamamladı: "Denizdeki mavi vatanımız sürekli olarak gündemde tutulurken gökyüzündeki mavi vatanımız göz ardı edilmektedir. Gökyüzündeki mavi vatanımız; Anadolu ve Trakya Yarımadası ile Marmara Denizi üzerindeki hava sahasına ilave olarak Karadeniz ve Akdeniz'de 12 millik karasuları, Adalar (Ege) Denizi'nde 6 millik karasularının üzerinde bulunan hava sahası olup yaklaşık olarak 1,3 milyon kilometrekaredir."

 

 

"6 MİL EGE'DE AÇIK DENİZ SAHALARINI YOK EDER"

Soner Aydın (Emekli Albay)– Milli Savunma Bakanlığı Eski Genel Sekreteri E. Kurmay Albay Ümit Yalım, yıllardır Ege Denizindeki Yunan işgaline dikkat çekmek için çaba sarf etmektedir. Yunanistan 2004 yılından bugüne kadar Ege'de Türk karasuları içindeki 19 ada, adacık ve kayalığı işgal etmiştir. Ümit Yalım son olarak, kıta sahanlığımızın Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız ve Genelkurmay Başkanlığımız tarafından yaklaşık 85 km. doğuya kaydırıldığını tespit etmiş ve kamuoyuna duyurmuştur.

Yunanistan'ın Ege'de hakimiyet alanını artırma çabaları yeni değildir. 1936'dan bu yana 83 yıldır karasularını ve kıta sahanlığını genişletme gayretindedir. 1923 Lozan Anlaşmasına göre 3 mil olarak kabul edilen karasularını 1936 yılında tek taraflı olarak 6 mile çıkarmıştır. Daha sonra, 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesini gerekçe göstererek karasularını 12 mile çıkarmaya kalkmış, Türkiye uluslararası hukuktan kaynaklanan gerekçelerle buna itiraz etmiştir. Komşumuz bu defa adaların karasularının da anakaralar gibi 6 mil olması gerektiği iddiasını dile getirmiştir. Şimdi de üzerinde insan yaşamı olmayan Türkiye'nin doğal uzantısındaki (Türk karasularındaki) ada, adacık ve kayalıkları işgal etmekte, iskana açmakta, kiliseler kurmakta, turist kabul etmekte, askeri birliklerini konuşlandırmakta ve silahlandırmaktadır. "1982 Deniz Hukuku Sözleşmesine göre, üzerinde insan yaşamı olmayan adaların kıta sahanlığı yoktur. Ayrıca bir kıta ülkesinin doğal uzantısı (karasuları) içinde olan adaların kıta sahanlığından da söz edilemez." Durum böyleyken söz konusu adaların işgali ve iskân edilmesi gelecekte kıta sahanlığı iddialarını daha karmaşık, içinden çıkılması daha zor bir boyuta taşıyabilecektir. Konu sadece karasuları ve kıta sahanlığı da değildir. 1944 Şikago Sözleşmesi ve uluslararası hukuk; "hava sahasını karasuları genişliği ile sınırlandırmıştır". Yunanistan'ın istek ve iddialarının, işgallerinin kabul edilmesi halinde Ege'de Türkiye'nin kullanabileceği hava sahası da kalmayacaktır.

Yunan işgaline göz yumulması, karasularını 6 milin üzerine çıkarılması, adaların karasularının da 6 mil olarak kabul edilmesi durumunda; Ege'de açık deniz sahaları yok denebilecek kadar azalacak. Türk deniz ticareti ve açık deniz balıkçılığı sınırlanacak. Ege'nin bütün kaynakları Yunanistan'ın kontrolüne girecek. Türk Deniz Kuvvetlerimizin Ege'den Akdeniz'e geçişi imkânsız hale gelecek. TSK'nın askeri deniz faaliyetlerinin icrası mümkün olmayacak ve Ege denizi Yunan egemenliğine geçmiş olacaktır. Yunanistan'ın Ege hakimiyeti emeli bütün açıklığıyla ortadayken adalarımızın işgaline tepki göstermememiz, sessiz kalmamız ve kıta sahanlığımızı 85 kilometre daraltmamıza anlam verilememektedir. Böyle devam etmesi ve bugün bunlara önlem alınmaması halinde bizden sonraki nesillere çok kötü bir miras bırakılacaktır.

Yunanistan, 1996 yılında da Kardak kayalıklarını işgal ederek fiili durum yaratmaya kalkmış ve Türkiye'nin kararlı tepkisiyle geri adım atmıştı. Günümüzdeyse; ne iktidarımızın, ne muhalefet partilerimizin, ne basınımızın büyük bölümünün, ne de her konuda fikir beyan eden kanaat önderlerinin ve her gün televizyonlara çıkıp siyasi propaganda yapan Prof.'ların konuyu görmezden gelmeleri anlaşılabilir değildir. Biz iç siyasetin girdabına kapılıp birbirimizle boğuşurken neleri kaybetmekte olduğumuz dikkatlerden kaçmaktadır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

YPG / PYD Fırat'ın Doğusu'ndaki "32 kilometre derinliğindeki Güvenli Bölgeden çekiliyor" ve "ağır silahları" bırakıyor. Güvenli Bölgesi ABD ile işbirliği içinde "Türk ...

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov "Suriye'nin toprak bütünlüğü zarar görmemeli" derken, Esat ordu birliklerinin girdiği "Kobani" başta Münbiç ve Rakka gibi şehirlerin "ne ...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesinin piyasalara yansıması nasıl oldu? Türkiye - ABD zirvesinden çıkan ateşkes kararının ...

GÖZLEM konuyu uzmanlara sordu. İşte cevapları...

Suriye'de Fırat'ın doğusundaki terör unsurlarına yönelik başlatılan ''Barış Pınarı Harekatı'' sonrası Türk ekonomisindeki gelişmeler nedir? GÖZLEM konuyu uzmanlarına s...

Türkiye İstatistik Kurumunun açıkladığı rakamlara göre tüketici enflasyonu tek haneye düştü. Çarşı / Pazar / Ev / Mutfak gerçeklerinden çok uzak olan bu rakamlara hem ...

20 yıl Adalet Partisi İzmir milletvekilliği, 5 defa bakanlık yapan ''İzmirli'' Ali Naili Erdem, Türk Siyasetinin dününü ve bugününü anlattı. İzmir'de bıraktığı izleri...

Yazarlar
Website Security Test