Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Gelir Dağılımı dengesizliği sosyal adaleti yok ediyor

27.9.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

İşsizlik (yüzde 13) ve yoksulluk (yüzde 21) kol kola artarken, nüfusumuzun yüzde 70.4'ü borçlu ve 9 milyon ''Yeşil Kart'' sahibi var.

MEHMET KOCABIYIK

Gerçek enflasyon ile sabit ve dar gelirliye yapılan zamlar arasındaki "ezici" fark, açlık ve yoksulluk sınırını ve nüfusunu, işsizler ordusu ile beraber hızla arttırıyor. Gelir dağılımındaki adaletsizlik zengin ile yoksul kesim arasındaki farkı her geçen gün büyütüyor.

Gelir dağılımındaki giderek artan bu büyük dengesizlik, ülkenin sosyal hayatını da etkiliyor. Ağır suç oranlarındaki artışın "ana sebebi" olarak "geçim sorunlarının insani ilişkilerde gerilimi arttırması" gösteriliyor.

"Nüfusu büyük geliri küçük" ve de "Nüfusu küçük geliri büyük" İki kesim arasındaki "toplam" gelir farkını, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) rakamları da ortaya koyuyor. TÜİK'in açıkladığı 2018 yılına ait Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçlarına göre, nüfusun yüzde 70'inden fazlası borçlu olan Türkiye'de, en zengin kesimle en yoksul kesim arasındaki fark iyice açıldı.

Araştırma sonuçlarına göre; en yüksek gelir düzeyine sahip yüzde 20'lik grubun toplam gelirden aldığı pay bir önceki yıla göre 0,2 puan artarak yüzde 47,6'ya yükselirken, en düşük gelire sahip yüzde 20'lik grubun aldığı pay 0,2 puan azalarak yüzde 6,1'e geriledi. Buna göre 2018 yılında Türkiye'deki en zengin yüzde 20'lik grubun geliri en yoksul yüzde 20'lik grubun gelirinin 7,8 katı oldu.

Gelir adaletsizliğini ölçen Gini katsayısı da 1'e biraz daha yaklaştı. Son 4 yıldır bu katsayı 1'e yaklaşıyor. Bu katsayının bire yaklaşması gelir adaletsizliğinin arttığını gösteriyor. Gini katsayısı bir önceki yıla göre 0,003 puan artış ile 0,408 olarak tahmin edildi.

Toplumun bir kesiminin ortalama refah düzeyinin belli bir oranın altında kalması durumu "göreli yoksulluk" olarak tanımlanıyor. TÜİK'in açıkladığı son istatistikte, ortalama gelirin yüzde 50'si dikkate alınarak yapılan hesaplamalara göre, göreli yoksulların sayısı bir önceki yıla oranla 0,4 puanlık artış ile yüzde 13,9 oldu.

 

Nüfusun yüzde 70,4'ü borçlu

TÜİK verilerine göre, nüfusun, yüzde 70,4'ü konut alımı ve konut masrafları dışında taksit ödemeleri veya borçları olduğunu, yüzde 58,3'ü evden uzakta bir haftalık tatil masraflarını karşılayamadığını ve yüzde 11,5'i konut masraflarının hanelerine çok yük getirdiğini beyan etti.

 

Türkiye'nin yüzde 21'i yoksul

Türkiye ortalama yıllık eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert geliri, 2018'de 24.199 lira oldu. Türkiye'de yıllık geliri "yoksulluk sınırı" 10.670 liradan az olan 16 milyon 888 bin kişi bulunuyor. Bu rakam, nüfusun yüzde 21,2'sine denk geliyor.

Ekonomide yaşanan küçülme nedeniyle, işsiz sayısı ile birlikte yardıma muhtaç yoksul sayısında da büyük artış yaşandı. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre, bu yılın ilk 6 aylık döneminde, aylık geliri 852 liranın altına düştüğü için devletin sosyal güvenlik primi desteğine muhtaç hale gelen kişi sayısı 366 bin kişi artarak, 8 milyon 628 bin kişiye ulaştı. Yasa gereği, gelirinin aynı hanede yaşayan aile içinde kişi başına düşen tutarı, asgari ücretin üçte birinin yani 852 lira 66 kuruşun altında olanlar, sağlık hizmetlerinden Yeşil Kart ile ücretsiz yararlanıyor.

 

Yeşil Kart 9 milyona yaklaşıyor

Ekonomide yaşanan küçülme nedeniyle, işsiz sayısı ile birlikte yardıma muhtaç yoksul sayısında da büyük artış yaşandı. Yoksulluk, bu yılın ilk yarısında aylık geliri 852 liranın altına gerileyen 366 bin kişiyi daha desteğe muhtaç hale getirdi. Yeşil Kart'lı vatandaş sayısı 8 milyon 628 bine ulaştı.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre, bu yılın ilk altı aylık döneminde, aylık geliri 852 liranın altına düştüğü için devletin sosyal güvenlik primi desteğine muhtaç hale gelen kişi sayısı 366 bin kişi artarak, 8 milyon 628 bin kişiye ulaştı.

Yasa gereği, gelirinin aynı hanede yaşayan aile içinde kişi başına düşen tutarı, asgari ücretin üçte birinin yani 852 lira 66 kuruşun altında olanlar, sağlık hizmetlerinden Yeşil Kart ile ücretsiz yararlanıyor.

Aynı hanede yaşayan aile içinde kişi başına düşen gelir tutarı 852.66 TL'nin üstünde çıkanlar ise aylık 76.6 TL tutarındaki Genel Sağlık Sigortası (GSS) primini kendisi ödüyor.

 

 

"MİLLİ GELİRİN YARISI BEŞTE BİRİN ELİNDE"

Şevket Özügergin (Ekonomist)- Gelir dağılımında görülen ve giderek büyüyen adaletsizlik aslında bütün dünyanın sorunudur. Zengin giderek daha zengin, yoksul giderek daha yoksul hale gelmektedir. Denetlenemeyen serbest piyasa mekanizması varlıkların gelişmiş ülkelerde toplanmasına yol açmaktadır. Daha kötüsü zenginleşen ülkeler bir şekilde sahip oldukları serveti, bu imkâna sahip olmayanlarla paylaşmak istememekte, daha korumacı politikalara başvurmaktadırlar. Küreselleşmenin ve ortak değerlerin geliştirilememesinin önündeki asıl engel de budur. Barınma, üreme ve beslenme gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamayan kitleler göçe zorlanmakta ve hem ulusal hem de uluslararası dengelerin bozulmasına yol açılmaktadır.

Türkiye'de de gelir dağılımındaki adaletsizlik hızla artmaktadır. Milli gelirin yaklaşık yarısına, nüfusun beşte biri sahiptir. Üstelik bu ağırlıklı değil basit bir aritmetik ortalamadır. 5'te 4'lük kısım içinde çok yoksul olanların sayısı oldukça fazladır. İletişim ve ulaşım araçlarının gelişmesi, iki kesim arasındaki farkı görünür hale getirdiği için, sosyal huzursuzluklar söz konusu olmaktadır. Böyle giderse imrenme duygusu, yerini tepkiye bırakacaktır.

Gelir dağılımındaki adaletsizlik liyakat sistemini de bozacaktır. Yönetenlerin daha varlıklı kesimlerden gelmesi ihtimali artmaktadır. Bu, ülkemizin haklı olarak övündüğü fırsat eşitliğine aykırı bir durum olacaktır. Gelirde denge bozulunca, yoksul kesim sağlık, eğitim ve sağlıklı beslenme konularına da yeterince kaynak ayıramayacak ve varlıklı kesimdekilerle eşit veya benzer koşullarda rekabet edemeyecektir.

 

"SICAK PARANIN YARATTIĞI ETKİ ORTADAN KALDIRILMALI"

Ali Nail Kubalı (Ekonomist)- Son yıllarda sadece Türkiye'de değil tüm Dünya'da ciddi gelir farklılıkları bulunuyor. Bu sıcak para dediğimiz Amerika'nın dış ticaret açığından kaynaklanan sıcak likidite paranın bir etkisidir. Çünkü bu para yönetilmek üzere büyük paraları yöneten büyük şirketlere gidiyor. Bu şirketler bu parayı yönetirken borsayı etkiliyor, yine bu şirketler girdikleri ülkelere büyük rantlar getirirken öte yandan borsalarını, dövizlerini, ekonomilerini etkiliyor. Tüm dünyayı gelir dağılımındaki eşitsizlikte etkileyen birinci etken budur.

Maalesef Türkiye'de devlet eliyle rantlar yaratılıyor. Bu belediyeler üzerinden sağlanabiliyor, belediyelerin karşı geldiği noktada İmar Bakanlığı üzerinden ve yasa değişiklikleriyle sağlanıyor. İmar yasasında yapılan değişiklikle o araziye ele geçirmiş olarak büyük bir rant geliri sağlamış oluyor. Bu şekilde hiç yoktan zengin olmuş birçok insan biliyoruz. İşte bu da gelir dengesini bozan ikinci etken olarak karşımıza çıkıyor.

Dünya'da 2008 yılında başlayan "Mortgage Krizi" bize biraz geç geldi ama uzun ve kalıcı oldu. Dolayısıyla işsizlik rakamlarımız, enflasyonumuz, faizlerimiz yükseldi. Bunlar işsizleri daha düşük gelirlere iterken, enflasyon ve faizden rant sağlayanları ise daha yüksek gelir gruplarına itiyor. Bu da gelir dağılımı eşitsizliğine yol açan üçüncü faktör olarak karşımıza çıkıyor.

Bu faktörler Türkiye'nin gelir dağılımını ciddi boyutta bozuyor ve düzetilmediği sürece de bozmaya devam edecek. Bunun sosyal, kültürel, eğitimsel olumsuz sonuçlarını ileride de görmeye devam edeceğiz. Maalesef Türkiye bu sebeplerden ötürü gelişmiş ülkeler düzeyine geçemediği gibi daha düşük ve küçük ülkeler Türkiye'yi geçiyorlar.

 

"İstikrar fonu kurulmalı"

Ben bundan önce de defalarca söylediğim gibi, büyük fon yönetim şirketleri, bankalar ve "hedge fund"lar tarafından getirilen sıcak paranın kayıt altına alınıp, döviz olarak bir istikrar fonunda (Sermaye Piyasaları İstikrar Fonu - SPİF) toplanması gerektiğine inanıyorum. Bu fonun en büyük beş özel bankanın genel müdürlerinden oluşacak bir yönetim kurulu ile yönetilmesini; giren ve çıkan paranın hangi kurumlar tarafından getirilip çıkartıldığının şeffaf bir biçimde günlük bültenlerle açıklanmasını; para döviz olarak kaldığı sürece ithalatta ve diğer ödemelerde kullanılmamasını, sadece sağlam ülkelerin (ABD gibi) devlet tahvillerinde değerlendirilmesini; büyük finans kurumlarının yurt dışına çıkaracakları dövizlerin ilk ağızda bu fondan karşılanmasını; fonun sattığı dövizler karşılığında gelen TL'lerin ise piyasalara bir fon yöneticisi gibi plase edilmesini önermiştim. Sıcak paranın girdisinde ve çıktısında, etkiyi en aza indirip güçlü bir piyasa ve güçlü bir ekonomi için bu istikrar fonunun kurulması gerekmektedir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

YPG / PYD Fırat'ın Doğusu'ndaki "32 kilometre derinliğindeki Güvenli Bölgeden çekiliyor" ve "ağır silahları" bırakıyor. Güvenli Bölgesi ABD ile işbirliği içinde "Türk ...

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov "Suriye'nin toprak bütünlüğü zarar görmemeli" derken, Esat ordu birliklerinin girdiği "Kobani" başta Münbiç ve Rakka gibi şehirlerin "ne ...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesinin piyasalara yansıması nasıl oldu? Türkiye - ABD zirvesinden çıkan ateşkes kararının ...

GÖZLEM konuyu uzmanlara sordu. İşte cevapları...

Suriye'de Fırat'ın doğusundaki terör unsurlarına yönelik başlatılan ''Barış Pınarı Harekatı'' sonrası Türk ekonomisindeki gelişmeler nedir? GÖZLEM konuyu uzmanlarına s...

Türkiye İstatistik Kurumunun açıkladığı rakamlara göre tüketici enflasyonu tek haneye düştü. Çarşı / Pazar / Ev / Mutfak gerçeklerinden çok uzak olan bu rakamlara hem ...

20 yıl Adalet Partisi İzmir milletvekilliği, 5 defa bakanlık yapan ''İzmirli'' Ali Naili Erdem, Türk Siyasetinin dününü ve bugününü anlattı. İzmir'de bıraktığı izleri...

Yazarlar
Website Security Test