Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

"Geliyorum" diyor; hâlâ dövmeye devam ediyoruz

4.10.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

İstanbul'daki can kaybı yaşanmayan deprem "Deprem değil, bina öldürür" gerçeğinin ciddi işaretlerini verdi. Sadece İstanbul mu, İzmir başta Anadolu'nun çok yerinde "aynı" risk var. Kentsel dönüşüm bir çözüm yolu olacaktı ama yaygın bir uygulama yok. Bazı uzmanlar "Kentleri dönüştüremedik, evleri dönüştürelim" diyor. İşte görüşler...

EDA EBRU NANECİ

Ülkemiz yüzölçümünün yüzde 92'si, nüfusunun yüzde 95'i ve sanayisinin yüzde 98'i deprem bölgesinde yer alıyor. Türkiye deprem kuşağında yer alması, bir yönüyle de kentleşme, yapılaşma ve denetim konularında aykırı uygulamalar ve rant politikaları nedeniyle deprem gibi doğal afetlerin faturası çok ağır çıkıyor. Hem canıyla hem de malıyla bu faturayı ödeyen yine vatandaş oluyor. Van depreminden önce sonuçları çok yıkıcı olan 17 Ağustos 1999 yılındaki Marmara depremi yaşandı. Tüm konuşulanlara yazılıp çizilenlere rağmen ders çıkarılmadı. Van depremi ise "tedbirsizliği" bir kez daha gözler önüne serdi.

On binlerce insanın can verdiği 1999 depreminden yirmi yıl sonra gelen ve İstanbul'da panik yaşatan 5.8'lik deprem, alınması gereken tedbirler açısından bir uyarı niteliği taşıyor ancak bu noktada farklı polemiklere giren siyasetçiler dikkati çekiyor. Büyükşehir Belediye Başkanı ile devlet büyüklerinin depremin ardından kavgaya tutuşması yerine el ele verip harekete geçmelerini beklemek bir hata mı? Yoksa olması gereken bu mu? Meydana gelen deprem sonra, "Her türlü tedbir alınmıştır" beyanatlarının verilmesi, ancak kısa süre içinde unutulması 20 yılda alışık olduğumuz bir manzara haline gelmişken bu davranışı beklemek yanlış mı?

Beton tabutta yaşam

İstanbul'da yıkıcı özelliği olmayan 'orta şiddetli' son sarsıntı, Türkiye'ye deprem gerçeğini bir kez daha hatırlattı. 5,8 büyüklüğündeki bu depremde dahi yüzlerce ev, bazı okul binaları, cezaevi, cami kullanılamaz hale geldi. İstanbul Valiliği'nce yapılan açıklamada 29 okulda eğitime ara verildiği duyuruldu. Açıklamaya göre 29 okuldan 9'u ağır hasarlı, 20'si ise hafif. Deprem bilimcilerine göre, İstanbul'da "ne zaman geleceği bilinmeyen, ama işaret veren" 7 ve üzeri şiddette bir deprem bekleniyor. Richter Ölçeği'ne göre 7.0 büyüklüğünde bir deprem, 6.0 büyüklüğünde bir depremden 10 kat daha büyük ve 30 kat daha yıkıcı. Bu şu anlama geliyor; 7 ve üzerindeki büyüklükte yaşanacak ve 30 saniyeden fazla sürecek bir depremde İstanbul'da yüzlerce okul ve konut yerle bir olabilir.
Deprem riski sadece İstanbul ile sınırlı değil. Türkiye'nin neredeyse her bölgesinde deprem riski bulunuyor. En riskli bölgelerden biri de İzmir. Jeoloji Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Alim Murathan, İstanbul'da bir fay hattı varken, İzmir'de 13 ayrı ve "aktif" fay hattının olduğuna dikkati çekti. Murathan, kıyı bölgelerin risk altında olduğunu, söz konusu 13 fayın önemli bir kısmının kent yerleşiminden geçtiğini vurguladı.

"İletişim kuramadık"

Deprem için hazır olmadığımız bilinen bir gerçek. Ancak İstanbul'daki depremin hemen ardından bir gerçekle daha yüzleşmek durumunda kaldık ki o da GSM operatörlerinin iletişime izin vermemesi... Yüzbinlerce insan saatlerce iletişim kurumadı. Bu durum "20 yılda ileriye gideceğimize daha da geriye gitmişiz" yorumlarına neden oldu. Her fırsatta teknolojisi ile övünülen ülkemizde, iletişimin aniden çökmesi hepimizi bir kez daha korkuttu; konuşamadık, haber alamadık. Japonya'da alınan önlemler sayesinde insanlar 5,8'lik depremde masasından bile kalkmıyor. Hal böyleyken, "Depreme karşı önlem alan ülkelerden teknoloji transferi ve bilgi birikiminden faydalanmak bu kadar mı zor?" sorusu akıllara geliyor.

Kentsel ve evsel dönüşüm...

"Kentsel dönüşüm" depremler açısından tedbir olarak iyi bir yöntemdi, ama yürümüyor... Ya belediyeler boş veriyor ya da halk kabul etmiyor. 1999 depreminin üzerinden tam 20 yıl geçti. Ders aldık mı? "Kentsel dönüşüm çaresi işlemiyor, işletilemiyor. Büyük projeler uzun yıllar sürüyor. Birtakım anlaşmazlıklar devreye giriyor. Deprem ise geliyorum diyor. Bu noktada acil çözüm önerileri var. "Depreme dayanıksız 'eski' binalarda" milyonlarca kişi yaşıyor. "En azından 'evsel dönüşüm' yolu açılsın!.." deniyor. Bu öneriye göre, her "yenilenen apartman" 50 / 100 can kurtaracak. Belediyelerin de teşvik edilmesiyle yapılacak bu tür projeleri bir - iki kat gabari ile gerçekleştirmek mümkün. Ancak "belediyeler" bu çözüme yanaşmıyor.

 

"ALLAH DAHA NE YAPSIN?"
Öcal Uluç (Gazeteci-Yazar) -Deprem uzmanı değilim, ama "ne olduğunu ve ne yapılması gerektiğini" herkese anlatacak, Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Yekta Güngör Özden ağabeyimin anlattığı bir anekdotu anlatacağım. Bir cümlede "3 defa 'anlatmak' fiilini kullandım, zira "Deprem konusunda" tıpatıp aynı "acı gerçeği" yaşıyoruz ve ne yazık ki, yetkililer katında hâlâ "anlayan" yok!..

Nehir kenarındaki bir kasabada yoğun ve şiddetli bir sağnak yağış sonrasına sel gelmeye başlamış. Herkes "tepelere doğru" kaçarken, kasabanın kilisesinin önünde duran Papaz'a da "Peder sende gel, sel geliyor" diye bağırıyorlarmış, ama o "Allahım beni korur, bütün hayatımı ona bağlı olarak yaşadım, her dediğini yaptım" diyor, yerinden kıpırdamıyormuş.

Sel artmış, sular hızla yükselmiş ve Kiliseyi de basmış. Papaz da Çan kulesine çıkmış. Bu sırada bir tekne ile kaçamaya çalışan kasabalılar Kilisenin önünden geçerken Papaz'a "Gel Peder, seni de alalım, sel yükseliyor, boğulacaksın" diye bağırmışlar. Papaz onlara da gene "Beni Allahım korur, onun evini terk etmem" diye cevap vermiş.

Sular iyice yükselmiş, Çan kulesini de basmaya başlayınca Papaz Kilise'nin çatısının en tepesine çıkmış. Bu sırada "Kasabada kaçamamış kimse var mı" diye kasabanın üzerinde tur atan helikopterdekiler Kilise'nin en tepesinde Papaz'ı görünce, ip merdiveni sallandırmışlar ve "Peder tırman, yoksa öleceksin" diye seslenmişler. Papaz, onlara da "Allahım beni korur" diye cevap vermiş ve ip merdivene tırmanmamış.

Sonunda azgın sular çatıda tutunmaya çalışan Papaz'ı da sürüklemiş ve Peder boğulmuş.
Ruhu, öteki dünyada yan yana olan Cennet ve Cehennemin kapısına ulaşmış. Oradaki Başmelek Papaz'ı "büyük bir saygı ile" karşılamış, "Peder sen Allah'ın en sevgili kullarından biriydin, Cennetliksin" diyerek cennetin kapısını açmış ve Papaz'ı buyur etmiş. Ama Papaz öfke içinde "Ben hayatım boyunca Allah'ıma hizmet ettim. Ama O, bir defacık hayatımı ona emanet ettiğimde beni kurtarmadı. Ben artık papaz mapaz değilim, dinden imandan da vazgeçtim. Beni Cehenneme atın" diye feryat etmiş.

Başmelek şaşırmış, doğru Allah'ın katına koşmuş ve durumu anlatmış. Allah demiş ki; "O kuluma söyle. Sel gelirken oraya kasabalıları kim gönderdi, tekneyi kim gönderdi, helikopteri kim gönderdi. Ben ona kurtulması için çok fırsat verdim, ama o kurtulmak istemedi. Ben daha ne yapayım?..
Deprem'e "kader olarak" bakanlar ve de 1999'dan beri "yer altından gelen bütün işaretlere rağmen" göz göre göre "Deprem değil, bina öldürür" gerçeğinin gereğini yapmayanlar, bu anekdotu dikkatle okusunlar.
Ne diyeyim; "Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az!.."

 

"ESKİ BİNA YIKILIP YENİDEN YAPILABİLİR"

Prof. Dr. Atilla Uluğ (Yer Bilimci) -Deprem konusunda çok eksiğimiz var. Çok daha dikkatli olmamız şart. Yıllar önce yurtdışında edindiğim bir tecrübe ile "kentsel dönüşüm" lafını zamanında en çok ben kullanırdım. Hükümet gelir kaynağı olacak diye kentsel dönüşüme sarıldı. Kentsel dönüşümün tadını tuzunu kaçırdılar. Esas yıkılacak kötü yerleri bıraktılar. Rant getirecek yerleri yapmaya başladılar. Asrın depremi İzmir'de henüz yaşanmadı ama eli kulağında o da İstanbul kadar tehlikeli. Kendime ait olan ve zemini sağlam olan bir dairede oturuyordum. En azından konutumun deprem güvenli olması açısından kırsal kesimde iki katlı ev yaptırdım oraya taşındım. Bu yetmez, bu tür tedbirler alıyoruz ama kamu binalarına gidiyoruz oralarda başımıza ne gelir orasını bilemiyoruz... Güçlendirme yapmak yerine yıkıp yeniden yapmak çok daha doğru. Bunun çok başarılı örnekleri de var. İstanbul'da evlerini yeniden yapmak için apartman olarak bir araya geldiler. Belediye de iki kat yükselti verdi. Bu daireleri müteahhit verdiler. Üzerine de kendileri biraz para verdiler. Aynı apartmanlarını yaptırdılar. Yapılan bina örnek oldu, kimse kentsel dönüşümü beklemedi ve bu yöntemle yeniden daha sağlam evlere kavuştular. Zeminin koşullarına göre, belediyenin de desteği ile bu her yerde uygulanabilir.

 

"İŞ YEREL YÖNETİMLERE DÜŞÜYOR"

Necip Nasır (Müteahhitler Federasyonu eski Başkanı) -İzmir yapı stoğu itibariyle dönüşüme ihtiyaç duyulan kent merkezi olarak en başta gelen illerden biri ve yaklaşık olarak yüzde 65 civarındaki konutlar kaçak yapılardan veya deprem yönetmeliğine uygun olmayan yapılardan oluşuyor. Maalesef İzmir, kentsel dönüşümde 2012'den bugüne kadar geç kaldık. Bugüne kadar bu durumun önünde hukuki ve kanuni bazı sıkıntılar yaşanmış olabilir ancak bu durum son zamanlarda çıkan kanun ve yönetmeliklerle giderildi. Örneğin son dönemlerde çıkan 1 Ekim 2017 Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği ile yetkilerin büyük bir bölümü yerellere verildi. İmar barışı ile mülkiyet sorunu giderildi ve burada aslında yerel yönetimlerin çok hızlı bir şekilde kentsel dönüşüme el atmaları gerekiyor. Allah muhafaza geçtiğimiz günlerde yapılan açıklamada Karşıyaka Alaybey'de ki dönemin belediye başkanı Cevat Durak'ın saptaması idi. Yaptığı analizlerde 7 emsal yoğunlukta, Alaybey Çarşı'ya kadar olan bölümde binaların temellerinin hepsi sıfır konumda. Böyle bir yapı stoğuna sahip İzmir'in merkezi var. Bu anlamda hızlı bir şekilde İzmir'in kent merkezinin planlarının ada bazlı düzenlenerek, yerel dinamiklerin bu noktada harekete geçmesi lazım. Burada da iş büyük oranda yerel yönetimlere düşüyor. İzmir'de çalışmalar yapıldı. Hükümet de Karabağlar Limontepe bölgesinde 5 etaplı bir projeye başlamıştı. Başlangıcından itibaren kurulan karşı derneklerle bu siyasi malzeme olarak kullanılmaya başlandı. İlk birinci etabında yapılması gereken şey fazla yoğunluk olduğu için oranın cazibe merkezi haline getirerek değer kazanmasına yönelikti. Hükümet bunu yaptı. CHP İl Başkanı "Kentsel dönüşümü biz yapalım" çağrısında bulundu. Tamam, bu noktada zaten yerel yönetimlerin yapması doğru ancak geç kalındı. Geçtiğimi dönemler bir kenara bırakılacak, bu durumun yaratacağı sorumluluk ve vebalinin altında herkes kalır. İnsanları öldüren depremler değil binalardır. Mühendislik hizmetlerindeki eksikliktir. Bu anlamda yerel yönetimlerin çok hızlı bir şekilde kentsel dönüşüme başlamaları gerekiyor. Evsel dönüşümü doğru bulmuyorum. Bugün itibariyle yapılan dönüşümler de özel sektörün dinamikleri yerinde dönüşüm yık yap yöntemiyle yaptılar. Doğru olan ada bazında düzenlemeler yapılarak, yerel yönetimler ve özel sektör işin içine çekilerek hızlı bir çalışma başlatmaktır. Evsel dönüşüm dediğinizde mevcut yapı yerinde yıkılıp yapıldığında zaten mevcut bir plansızlığın söz konusu olmayan ilimizde sosyal donatı alanları olmayan ve vizyonu olmayan beton yığını olmaktan öteye gidemez.

 

 

"DEPREM KONUSU, SİYASAL OYUNLARA ALET EDİLMEMELİDİR"

Mehmet Şakir Örs (Gazeteci-Yazar) -5,8'lik son İstanbul depremini, eşimle birlikte tüm sıcaklığıyla yaşadık. O günlerde tesadüfen İstanbul'da bulunuyorduk. 23 Haziran seçimleri sonrasında İstanbul'a ilk gidişimizdi. Doğrusu, seçim sonuçları nedeniyle, İstanbul bu kez bize daha güzel görünüyordu. Ancak deprem, İstanbul'un bütün büyüsünü bozdu ve keyfimizi kaçırdı. Buna karşın, biz yine de programımızı bozmayıp, deprem sonrası günlerde de bir süre İstanbul'da kaldık.

Dışarıdan gelmiş bir konuk ve gözlemci olarak, deprem sonrası koşullarında, İstanbul'un ne kadar büyük ve sorunlu bir kent olduğuna bir kez daha tanık olduk. Gerçekten İstanbul devasa bir metropol... Yılların biriktirdiği sorunlar o kadar çok, mevcut problemler o kadar ağır ki... Deprem meselesi, bütün bu sorunların üstüne adeta tüy dikiyor. İtiraf etmek gerekirse, önümüzdeki süreçte Ekrem Başkan'ın işi gerçekten çok zor!..

Deprem anında ve sonrasında, İstanbulluların çoğunlukla büyük tedirginlik ve panik yaşadığını gördük. 1999 depreminden bu yana, depreme yönelik önlemler anlamında öyle çok da mesafe alınmadığını; hatta tam aksine, durumun daha da ağırlaştığını gözlemledik. İşte bu yüzden, içinde bulunulan süreç, İstanbulluların endişelerini daha da artırıyordu.

1999 depreminden bu yana toplanan deprem amaçlı vergilerin ne yapıldığı, nerelere harcandığı sorusu, deprem sonrasında bütün halkın ortak konusuydu. Vapurda, otobüste, tramvayda insanlar hep bu konuları tartışıyorlardı.

İstanbulluların tartıştığı bir başka mesele de, merkezi iktidarın bütün baskılarına karşın 23 Haziran'da çok açık farkla belediye başkanı seçtikleri Ekrem İmamoğlu'nun devre dışında bırakılmak istenmesiydi. Oysa deprem konusu siyaset üstü bir konuydu. Yıllardır İstanbul'un ve Türkiye'nin yönetimini ellerinde bulunduranlar, kentsel yenileme ve binaların sağlamlaştırılması konularında üzerlerine düşen görevleri yerine getirmemişlerdi. Bırakın bunları, deprem sonrasında toplanılacak alanlar bile tartışmalıydı. Buralara AVM'ler, konutlar yapılmıştı. İnsanlarımızın deprem konusunda bilinçlenmeleri ve hazırlıklı olmaları bir türlü sağlanamamıştı.

İşte bütün bu gerçekler ortada dururken ve halk bunları tartışırken; deprem sonrasının örgütlenmesi ve toplantıları, halkın temsilcisi olan belediye başkanından adeta kaçırılmak isteniyordu. Bir bakıma yapılmak istenen, deprem bahanesiyle İstanbul'a fiili kayyım uygulamasıydı. Halkın temsilcisi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun baypas edilmesiydi. İşte halk bunları konuşuyor ve bunları yorumluyordu...

Bir kere altını özenle çizmek gerekiyor; deprem konusu, siyasal oyunlara alet edilemeyecek denli ciddi, önemli ve siyaset üstü bir meseledir. Bu konuda yılların ihmali ve birikmiş sorunları, ancak yerel yönetimlerle merkezi hükümetin iş ve güç birliği yapmasıyla aşılabilir. Bu konuda, başta yılların sorumluluğunu omuzlarında taşıyan merkezi yönetim sorumluları olmak üzere, herkes kendi konumlarını gözden geçirmeli ve davranışlarına çekidüzen vermelidir. İnsanımız, halkımız, tüm ilgilileri ve yetkilileri bu konuda duyarlı olmaya çağırıyor. Ayrıca, tüm sorumluların sorumluluklarını ciddiyetle yerine getirmesini istiyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Türkiye’de kadına şiddet eylemleri, çoğunlukla cinayetle sonuçlanıyor ve giderek artıyor. Erkek şiddeti durmuyor, durdurulamıyor. Savcılar “koruma kararları” almıyor. ...

“Esrarengiz” bir iddianın, iki gazeteci - Saray - Muharrem İnce - CHP Genel Merkezi arasında kopardığı fırtına ana muhalefeti sarstı ve... “Kumpas” ortada “sahipsiz” ...

Türkiye’de para piyasalarının gözü kulağı hep dışarı. En ufak bir haber döviz kurunu yukarı taşıyor. Döviz, gün içerisinde, hatta saatler içinde ciddi oranda artışlar ...

Afetler ülkesinde “koordinasyon noksanlığı” yıllardır sürüyor, Afetlerle “birçok” bakanlık, kurum ve kuruluş” ilgili, ama her büyük afette kaos yaşanıyor. “Çareyi” uzm...

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, "Biz 4 milyona yakın Suriyeli mülteciye ev sahipliği yaparken yaklaşık 3 milyona yakın Suriyeliye de Suriye tarafında yardım ed...

Türkiye İş Alemi'nin en büyük iki örgütü TÜSİAD ve MÜSİAD yeni vergi düzenlemesine itiraz eden açıklama yaptılar. İşverenler gibi işçi sendikaları (TÜRK-İŞ / HAK-İŞ / ...

Sakarya'da "Vali'nin otomobili" haberi yüzünden soruşturma açılan ve "işinden kovulan" Gazeteci ile Gaziantep'te "cami inşaatında çöken iskelenin altında kalarak ölen ...

Yazarlar
Website Security Test