Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

İnanç, bilimin önüne konuldu, bir de ''Araplaştırma'' iddiası ortaya çıktı; işte, bugün ne hâldeyiz?

11.10.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

20 yıl Adalet Partisi İzmir milletvekilliği, 5 defa bakanlık yapan ''İzmirli'' Ali Naili Erdem, Türk Siyasetinin dününü ve bugününü anlattı. İzmir'de bıraktığı izleri de...

Röportaj: Aysel Kanber

Eski Milli Eğitim Bakanı Ali Naili Erdem

Türk Siyaseti'nin duayen ve 1960 - 1980 döneminin simge isimlerinden Ali Naili Erdem ile "bugünün Türkiyesi" ve "İzmir" üzerine sohbet ettik. 20 yıl milletvekilliği, 5 defa bakanlık yapan Erdem, herkesin özellikle bugünün siyasetçilerinin okuması gereken "Siyaset / Rejim / Demokrasi / Yönetim" dersleri verdi ve uyardı. İşte sorularımız ve cevapları...

Türk siyaseti içerisinde olma nedeniniz nedir?

Tek parti döneminde insanlara farklı muameleler yapıldığı için rahatsızdım. 'Tanrı karşısında eşit olan insanlar, niye kanunların karşısında eşit olmuyorlar?' diyerek Halk Partisi'nin tutumundan şikayetçiydim. Demokrat Parti (DP) 1946'da kurulunca "Bu şikayetleri gidereceğim" düşüncesiyle partide görev aldım. 1946 senesinden bu yana siyasetin içindeyim. Hitler'in zulmünden Türkiye'ye gelen Prof. Prof. Ernst E. Hirsch, Hukuk Felsefesi dersinde bize "Nerede olursanız olunuz, hangi mevkide bulunursanız bulunun, ülkenizin sorunlarına yabancı kalmayın, uzak da durmayın. Biz Berlin'de ilim yapıyorduk, Hitler'i, zaman zaman işitiyorduk ama itibar etmiyorduk.  Gün geldi vatan aramak mecburiyetinde kaldık. Bereket ki, Gazi Mustafa Kemal Atatürk bize Türkiye'yi vatan olarak gösterdi. Şimdi sizden rica ediyorum politikanın dışında kalmayın. Ülkenizin sorunları ile de ilgilenin yoksa bir gün siz de vatan aramak mecburiyetinde kalırsınız, bizim kadar da şanslı olmayabilirsiniz" demişti. Hocanın bu sözleri bir kere daha kamçıladı ve politikanın zemininde görev almayı kendimize yaşam biçimi olarak kabul ettik.  O tarihten bu yana da ülkenin sorunları ile ilgili yükümlü olmayı namus borcu saydık.

27 Mayıs Darbesiyle insanlara DP'ye rey verdikleri için çok zulmettiler. Buna dayanamadım, doğrusu ya ailemin itirazlarına rağmen Parlamento'ya gitmeye karar verdim.

Babamın bana söylediği aynen şöyleydi; "Evladım Adnan Bey asılırken, sen Parlamento'ya gitmeye kalkıyorsun. Bu akıl işi mi?"

- Ama dinlemediniz, sonra?

Ona Selahaddin Eyyubi'nin cevabını verdim. Eyyubi, Haçlı Seferlerinde Arslan Yürekli Richard'ı tedavi etmiş. Richard, Eyyubi'ye demiş ki; sen bu kadar iyi bir doktorsun da madem niye politikaya girdin? Eyyubi'nin cevabı "Her gün bir yığın hasta geliyordu iyileştirip gönderiyordum ama hasta olan azalmıyordu. Anladım ki hasta olan toplumdur, onu düzeltmek için başına geçtim" demiş. Ben de babama bunu söyledim. "Bir hastalık var, bu insanlara farklı muamele yapılıyor, bu duruma benim gönlüm razı değil. Hukuku adil ölçüler içerisinde Türkiye'de uygulayacağız. Ve demokrasiyi Türkiye'de iktidar yapacağız." dedim ve politikaya girdim. Milletvekili seçildim, bakanlıklar yaptım.

Devlete hizmet etme mevkine gelen insanlar, zengin ve inşası tamamlanmış bir ülkeyi hedeflemeliler. Halkla bütünleşen bir insan devletinin üst mevkiinde olsa dahi, eğer halkı gözyaşı içindeyse kendisi gülemez, saltanat süremez. 1961 Meclisi'ne girdiğim zaman sadece Meclis Başkanı'nın makam arabası vardı. Şimdi komisyon başkanlarına dahi araba veriliyor. O Türkiye'den bu Türkiye'ye geldik. Siyasette görev alacak insanların fevkalade özverili olmaları lazım. Fuzuli tartışmalarla devlet yıpratılmamalı. Bürokraside eğer liyakata itibar etmezseniz o zaman devlet çarkı dönmez.

Beş bakanlık dönemi yaşadım, eğer bakanlık dönemlerimden başarı ile çıktıysam sebebi benimle beraber çalışan bürokratların fevkalade liyakatli olmalarıdır.

 - Başarı yolundaki rehberiniz ne oldu?

17 Temmuz 1920 Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yaptığı eğitim şurası var. Dikkatinize arz ediyorum. Ortada daha devlet yok, Cumhuriyet yok, hiçbir şey yok. Ama Gazi, eğitim şurasını topluyor. Gazi'nin yaptığı ikinci önemli adım İzmir'de yaptığı İktisat Kongresi'dir. Peki, bize ne demek istiyor bunları yapmakla? Diyor ki; "Bakın eğer doğru dürüst bir devlet olacaksanız, çağdaş ve zengin olacaksanız, özgür bir devlet olmak istiyorsanız eğitim ve ekonomiyi at başı getirmeye mecbursunuz. Bunlar bir kuşun kanatları gibidir. Bu kanatlardan birisi olmazsa kuş uçmaz."

100'üncü yıla yaklaşıyoruz, zaman zaman eğitim ile ekonomiyi at başı getirdik ama çok kereler ya ekonomi önde gitti, eğitim geride kaldı. Ya da eğitim öne gitti, ekonomi geride kaldı bu dengeyi bir türlü kuramadık. Kuramadığımız için de bugün Türkiye'de 26 milyon insan aç.

Eğer ekonomi ile eğitimi at başı getirebilmiş olsaydık, "Ne kadar üretiyorsan o kadar tüketiyorsun" gibi bir anlayışa sahip olur ve onun neticesinde de Türkiye aydınlığa doğru adımlarını atardı.

Ben İzmir'in çocuğuyum. Bununla şunu anlatmak istiyorum size; Batıya dönük pencerelerinizin adetini arttırdığınız nispette zenginleşir ve insanca yaşama seviyesine ulaşırsınız. Doğululaşma tarzındaki bir anlayış ki bugün uygulanıyor yanlıştır. Batıda akıl, ilim ve teknoloji iktidardır. Gazi de "Benim manevi mirasım ilimdir" diyor. Öyleyse İzmir'in milletvekili olarak bu üç şeyi orada yapmaya mecburduk ve yaptık. TÜPRAŞ'ı kurduk, PETKİM'i kurduk. Bunlar bizim akıl, ilim ve teknoloji birlikteliğinin eserleridir. Öyleyse şu suali sormaya mecbursunuz. Üretmeden zenginleşmeniz mümkün değil. Peki size demezler mi; "Bu son 17 yıl içerisinde üretilen ne var?" diye. Ne üretiliyor merak ediyorum.

Üretmeden zenginleşmeniz mümkün değil. Alman mucizesini yaratan iki adam vardır. Ludwig Erhard ve Konrad Adenauer. 1964 senesi Almanya'nın geçici Başkenti Bad Godesberg'de Erhard ile konuşuyorum. Yanmış, yıkılmış bir Almanya... "Nasıl yaptınız bu mucizeyi?" diye sordum. Erhard bana dedi ki; "Üretim, üretim, üretim."

- Siyasi iktidarların öncelikleri size göre nasıl sıralanmalı?

 Ben İzmir milletvekiliyim. Türkiye'yi bütünüyle kucaklamadığınız zaman Türk insanını mutlu etmeniz mümkün değil. Siyasi iktidarların en önemli görevlerinden birisi güvenlik, ikincisi mutluluktur. Mutluluk kısmında Türkiye şu anda dünyada 74'üncü sırada. Cahit Sıtkı diyor ki; "Memleket isterim, yaşamak sevmek gibi gönülden olsun. Olursa bir dert o da ölümden olsun." Sadece ölümün dert olacağı, bunun dışında hiçbir derdin olmayacağı tarzındaki bir üslup, siyasetçilerin görevidir.

Peki, bu görevi nasıl olacak siyasetçinin. Birincisi; hiç kimseyi ekmeğe ve özgürlüğe muhtaç hale getirmeyeceksiniz. "Ekmek mi, özgürlük mü?" diye bir ayrım da yaptırmayacaksın. İnsanlar ekmeğe ellerini uzatırlarsa, özgürlüklerini kaybederler. Öyleyse benim görevim; milletvekili olarak ekmekle özgürlüğü aynı anda vatandaşa verebilmektir.

Siyasetin içerisindeki arkadaşlar kendilerini aşarak, bir ülkenin bütününe mutluluğu, huzuru sağlama görevini üzerine alan insandır.

- Adalet Partisi genelinde bu "söylediğiniz yaklaşım vardı" diyebilir misiniz?

Evet vardı. Nitekim Süleyman Bey 1965 senesinde yaptığı konuşmada, "Şişli'de yaşayan hanımefendinin evinde medeniyetin ürettiği ne kadar alet varsa o aletlerin hepsi Hakkari'de yaşayan kadınımızın evinde de olacaktır." demiştir.

- İmam Hatipler ile ilgili Adnan Menderes ve Süleyman Demirel'in etki ve katkıları konusunda neler söyleyecek siniz? Bu konu yıllardır tartışılır.

İmam Hatip okulları hikayesi çok eski. 1946 seçimlerinde İsmet Paşa istenilen sonuçları alamayınca daha sonra senatör olan Halk Partisi'nden Prof Tahsin Banguoğlu başkanlığında bir komisyon kurdu. "Kayıpların sebebi nedir" araştırılsın diye. Banguoğlu'nun araştırması sonucunda yanlış hatırlamıyorsam Ulus Gazetesi'nin 1946 yılı 5 veya 6 Şubat tarihli nüshalarında sonuç şöyle özetlendi; "Vatandaş din ile ilgili ihtiyaçlarını giderecek personel bulamıyor."

Bunun üzerine "İmam Hatip kursları açılsın" dendi ve Yüksek İslam Entitüsü'nün kurulmasına karar verildi. Milli Eğitim Bakanlığım sırasında İmam Hatip okullarını açan bakanlardan birisiyim. Benden evvel de açtılar ben de açtım. Protokol yapılmış, o protokolde 550 İmam Hatip Okulu açılması isteniyor. Ben aşağı yukarı 200'lerdeydim. Refah Partili Oğuzhan Asiltürk Bakanlar Kurulu'nda itiraz etti: "Ali Naili Erdem protokole uymuyor" diye. Ben de dedim ki; "Şu anda Türkiye'nin ihtiyacı olan şey; mesleki teknik okul." Bugün de öyle bana sorarsanız. Bu okulların sayısını çoğaltalım ki, Türkiye'nin çağdaşlaşması mümkün olsun. O sene Necmettin Erbakan, "İmam Hatip Okullarını siyasi partisinin arka bahçesi olduğunu" ilan etti. Böylece İmam Hatip Okulları siyasete feda edildi. O gün bugündür bu konu artık iki yakası bir araya gelmeyen bir hale geldi.

Milli Eğitim Bakanlığım döneminde Genel Müdürüm Tayyar Altıkulaç'tı. Daha sonra Diyanet İşleri Başkanı oldu. Ona bir telkinde bulundum; "İmam Hatip okullarının müfredatı düz lisedeki edebiyat bölümlerine eşit olsun. Artı din derslerini koyun" dedik. İkinci bir talimatımız da "hiçbir yönetici, hiçbir öğretmen herhangi bir şekilde tarikata mensup olmayacak" oldu. Neden derseniz? Gazi'nin bir sözü var; "Bir tek tarikat vardır o da medeniyetçilik tarikatıdır." Bunu uygulayacağız dedik. Bunu uygulamıyorsanız eğer "O zaman bilimi dine teslim ediyorsunuz, inanca teslim ediyorsunuz" demektir." Bilimi inanca teslim ettiğiniz anda sömürge olmanın yolları açılıyor" demektir. Medeniyetten, bilimden çağdaş olmaktan çıktığınız gün uydu olursunuz. Bugünkülerin yaptığı şey o. Bugün inanç bilimin önüne geçmiştir, yanlıştır.

- Siyasetteki onca yıllık tecrübeniz, birikimiz bugün eğitimde gelinen noktadan nasıl çıkılabileceği konusunda nasıl bir formül ortaya koyuyor? Var mı bir çıkış?

Müfredat, okul, öğretmen. İmam Hatiplere "yeter" diyeceksiniz. Hadise şu; İmam Hatip Liseleri, kuruluş amacının dışında bir kimlik kazandı şu anda. Aklı başında İslam dinini Kuran'daki şekliyle anlatacak din adamları yetiştirmekti amaç. Dinin siyasetin emrine girmesi hem İslam'a kötülüktür, hem vatandaşa kötülüktür.

- Milli Eğitim Bakanlığı yapmış bir siyasetçi olarak Köy Enstitüleri ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Kapatmakla hata mı yapıldı?

Köy Enstitüleri ile ilgili çok araştırma yaptım, kitap okudum. "Acaba kapatılmasa olmaz mıydı?" sualini kendi kendime soruyorum. Aynı sorgulamayı Halk Evleri için de yaptım. Ben Halk Evleri'nde yetiştim diyebilirim. Halk Evleri'nde Hasan Ali Yücel'in ortaya koymuş olduğu programla Doğu kültürünün  klasikleri ile Batı kültürünün klasiklerini birlikte okuduk. Dolayısıyla Köy Enstitüleri'nin kapatılmasına bir hayli üzülmüştüm ve hâlâ üzülüyorum. Gençliğin kültür potansiyeli içerisinde yetiştirmede ise Halk Evleri müstesna yerlerdi. Köy Enstitülerinin kapatılmasını en son şair, yazar Atilla İlhan ile konuşmuştum. Bana Köy Enstitülerinin kapatılma sebebini anlatırken "Oralarda Marksizm kokuyordu, çocukları hayatla bütünleştirme metodu altında tamamı ile kentlerimizden koparan bir anlayış ortadaydı. Sazı bıraktılar onun yerine mandolini koydular." dedi. Bunu söyleyen Atilla İlhan, çok enteresan bulduğum için anlatıyorum onunla konuşmamızı. Solculuktan dolayı hakkında tahkikat yapılmış, çocukluk yaşlarında hapishanelere girmiş, Avrupalara gitmiş gelmiş bir adam.

Kendi kendime "Islah etmek çözüm olabilir miydi" diye düşünüyorum, ama doğrusu bu konuda net bir cevabım olamadı. Kafamda hâlâ bu işi net bir karara vardıramadım. "Öğretmen deyince, duvar ören adam mı anlıyorsun? Yoksa çatı aktaran adam mı? Sabanla yürüyen adam mı?" diye bana soruyorlar. Orada kafanız karışıyor. Bir de Köy Enstitüleri ile ilgili yapılan bir büyük yanlışı söylüyorlar. Köy Enstitüleri'nden mezun olanlara köylerde öğretmenlik yaptırılması ve daha ileriye gidişinin olmayacağı konusu. Bir diğer husus da, "Fevkalade düşük bir ücret ile çalışmaya mecbur ediliyorlardı" tarzında itirazlar var. Bununla ilgili on, on beş kitabım var, okuduğum. Hangisi doğrudur bilemiyorum ama gördüğüm şey şu; Gazi Mustafa Kemal, toplumun bütünüyle kalkınmasını istiyordu. Bütünüyle kalkınmayı o tarihte köyde yaşayan insan yüzde 85. Köylüyü kalkındırmadan devrimleri yapman mümkün değil. Ben meseleye biraz da bu noktadan yaklaşıyorum; devrimlerin gerçekleşmesinde köyün potansiyelinin devreye girmesi lazımdı ki bu tarz okulların açılmasına müsaade edildi. Ancak 1947'de Köy Enstitüleri'nin kapatılmasına karar verdiler, Hasan Ali Yücel'i Milli Eğitim Bakanlığı'ndan aldılar. Bunların hepsi İnönü zamanında olan hadiseler. Niye yaptılar? Başlangıçta İsmail Hakkı Tonguç ile yürüyen İsmet Paşa daha sonra acaba anlattığım endişelerden dolayı mı bu adımları attı? Yani bu okulları kaldıran Demokrat Parti değil, bunun altını çizelim.

- Eğitim sistemimiz çok tartışılır bir noktaya gelmiş bulunuyor. Sürekli değiştirilen bir sistem içerisindeyiz. Bu konuda model alacağımız bir ülke var mı?

Kimse kusura bakmasın benim eğitim sistemim Cumhuriyet ile birlikte yanlış bir yolda yürümeye başlamadı çok sağlıklı bir yolda yürümeye başladı. Süleyman Bey nereden mezun oldu ki geldi oraya? Ecevit nereden mezun oldu? Vehbi Koç nereden mezun oldu? Gerek ekonomide, gerek sanatta gerekse siyasette birçok isim bizim okullarımızdan mezun oldu. Bizim okullarımız yanlış bir yolda değildi. Bu konuda büyük yanlışlık 12 Eylül darbesiyle başlamıştır.

Günümüzde gelinen noktada ise inanç bilimin önünde. Ama bu şekilde bir yere varamazsınız mümkün değil. Cumhuriyet ilan edildiği zaman Gazi'nin İsmet Paşa'ya söylediği bir söz var. Diyor ki; "Cumhuriyet'i ilan ettik ama Cumhuriyeti yaşatacak nesilleri de yetiştirmeye mecburuz." Maalesef yeterince yetiştiremedik. Sonuç olarak; bağnaz, yobaz, hilebaz, hokkabaz hepsi karşımıza çıktılar ve İslam dinini bize anlatıyorlar. Bunların hiçbirinin İslam dini ile ilgisi yok. Yaklaşık 40 senedir İslam dini üzerinde çalışma yapıyorum. Bu kadar aydınlık bir din olmasına rağmen İslam'ın bu kadar kötü gösterilmesinin sebebini, "Araplaştırma" iddiasının eseri kabul ediyorum. "Bu toplumu Araplaştırma iddiası" devam ediyor.

İslam insaniyettir esasta. Kuran'da 723 yerde ilim kelimesi geçer. Bunun dışında yapılanlar tamamı ile yakıştırma olup, İslam'ı Araplaştırmak isteyenlerin güzelim Kuran'ı bir tarafa iterek, son zamanlarda Vahhabi'yi ön plana çıkartarak, bizi karanlığa mahkum etmenin yollarını arayanların işi. Bunların hiçbirisinin medeniyet ve modernleşme ile ilgisi yok. Modernleşmeye "gavurlaşma" diyorlar zaten. Cehaleti yenemedik, ekonominin adil dağılımını sağlayamadık. Gelir dağılımı şu anda Türkiye'de çok bozuk. Sıkıntı içinde olan, sadece ve sadece kendisine "Allah ve Kitabı önemlidir" diyene sarılıyor. Ancak kendisine "Allah'ın Kitabı" diye uzatılan şeylerin hepsi yanlış.

Ben seccadenin yerden kalkmadığı bir evde büyüdüm. Cebimde üç şey vardır benim. 1946'da üniversiteye giderken babam bana üç şey verdi. Bir Mushaf, Atatürk fotoğrafı ve Türk bayrağı. Bilimi reddetmeyen bir insan Kuran'a dosttur. Bilimi reddeden insan Kuran'dan uzaktır. Bunların anlattıkların şeyin bilimle hiç ilgisi yok. Şu anda İslam dinini tanınmaz bir hâle getirdiler. Güzelim İslam'ı "terör dini" yaptılar çıktılar.

Dolayısıyla bir ihtiyaçtan doğmuştur İmam Hatip okulları. Ama şimdi o ihtiyacı aşan noktaya gelmiştir. Tekrar söylüyorum Türkiye'nin ihtiyacı olan meslek okullarıdır. Ağırlık meslek okullarına verilmelidir. Şu anda Milli Eğime ayrılan pay ile Diyanet İşlerine ayrılan payı tetkik ettiğim zaman utanıyorum.

- Milli olma ve demokrasi konusunda neler söyleyeceksiniz?

 Gazi, milli kelimesini iki yerde kullandı. Milli Eğitim ve Milli Savunma. Öyleyse bunun kıymetini bilmek lazım. Atatürk ile başladık Cumhurbaşkanlığına ve kime geldik. Bundan başka bir şey söylemek istemiyorum. Cumhuriyetin evrelerinin tümünü yaşadım, böyle bir şey yaşamadık. Özgür ve uygar bir Türkiye hayalimizdir. Bunlar yoksa dünya devletleri arasında itibarlı olmayı bekleyemeyiz. Hukuktan kopmuş, keyfiliğin egemen olduğu bir dönem. "Benim memurum işini bilir" derseniz herkes rüşvet almaya başlar. Demokrasi ahlaksal ve hukuksal bir kavramdır. Eğer hukuku dışlar, ahlaka da "budalaların uydurması" diye bakarsanız demokrasi "kakokrasi" olur. Kakokrasinin olduğu yerde de keyfilik egemen olur. Keyfiliğin egemen olduğu yerde de kimin ne zaman alınıp hapse götürüleceğini kimse bilemez.

- Teşekkürler...

 

 

ERDEM, İZMİR İÇİN NELER YAPTI?

- İzmir için önemli bir yeriniz var. Özellikle politik yaşamınızda İzmir ile ilgili neler söyleyeceksiniz? Bu şehirde hangi izleri bıraktınız?

 Beş dönem İzmir milletvekili olarak Parlamentoda bulundum. 1965 senesi, rahmetli Osman Kibar Belediye Başkanıydı. İzmir'i ziyaretim sırasında "Sayın Bakan çok eksiklerimiz var, bunları senin sayende tamamlayacağız" dedi. "Nelerdir" diye sordum. İzmir'de iki tane hastane vardı. O hastaneler yetmiyordu. Onun üzerine Tepecik semtinde bugün de hizmet veren Kadın Doğum ile Çocuk hastanelerinin temellerini attık ve açtık. Osman Kibar bu sefer de, "İyi bu hastaneleri açtın da dışarıdan bir misafir geldiğinde onu karşılayacağım, ağırlayacağım bir otel yok doğru dürüst. Bu ihtiyacımızı karşılayacak bir otel olmalı." dedi.  "Tamam" dedim ve Efes Oteli'nin temelini attık. İkinci arzusunu da yerine getirdim. Üçüncü arzusu da "Koca bir İzmir'de çarşı yok Naili" dedi. Bunun üzerine de Kemeraltı'nda Oska Pasajı diye kapalı bir ufacık çarşı vardı. Şimdi Konak'ta büyük bir işhanı olarak gözüken Sosyal Sigortalar binalarını aynı zamanda Hükümet Binası olarak kullandığı kapalı çarşıyı kurduk, yaptık. Osman Kibar, "Önemli bir şey söyleyeceğim sana" dedi. "Peki hayrola" dedim. "Basmahane'nin önünde bir garaj var. Otobüslerin kaportaları büyüdü, bu garaja arabalar giremiyor." Çamdibi'nde bulunan ve halen daha kullanılan garajı yaptırdım. İzmir için yaptıklarımın hepsi bu değil elbette. Bir gün Saint Joseph'de okuyan çocuklar yanıma geldiler, "Biz burada ortaokulu bitiriyoruz ama ondan sonra liseye gitmek gerektiğinde Galatasaray'a gitmek mecburiyetinde kalıyoruz, bu büyük masraf. Buraya lise bölümünü açar mısınız?"  dediler. Hay hay dedim ve İzmir'e Tevfik Fikret Lisesi'ni açtım. Tabii bu arada İzmir'in bütün ilçelerini ortaokul liseler ile donattık. Yine İzmir'deki Kültür Sarayı da bizim eserimizdir. Balçova'da teleferik ve arka taraftaki gölet benim eserimdir, doğrudan doğruya benim projemdir. Sayın Burhan Özfatura döneminde Kordon'a ikinci yolu yaptık ve ihya ettik.

- Başka neler var?..

Bunları anlatıyorum çünkü 1946 yılında liseden mezun olduğumda İzmir'de üniversite yoktu. Türkiye'de sadece Ankara ve İstanbul'da üniversite vardı. Peki, İzmir'de üniversite meselesini nasıl düşünmek lazım idi? Sadece 9 Eylül ve Ege Üniversite'si yetmezdi. Bunlarla yetinmemek gerekiyordu. Bu arada Süleyman Bey bana dedi ki; "Amerika'da halk kapitalizmi büyük sonuçlar alıyor. Bunun başlangıcını İzmir'de yapabilir miyiz?" Naldöken'de Batı Çimento'yu kurduk.

Bundan iki üç ay önce Hollanda benim şerefime Ankara'da bir toplantı yaptı. Çalışma Bakanı olarak Hollanda'da faaliyet gösteren Türk işçilerine karşı yapmış olduğum ciddi çalışmalardan dolayı bana olan memnuniyetleri için. Bir tablo ve şilt verdiler. Bunu şunun için anlattım. 1965 senesinde Berlin'deyim. Berlin Belediye Başkanı Willy Brandt. Ben de o zaman Çalışma Bakanıyım. Brant'a yanmış yıkılmış bir Almanya'yı nasıl yeniden yaptıklarını sordum. Dört şeyi bir arada yaptıklarını söyledi. "Fabrikaları kurduk, hastaneleri açtık, okulları büyüttük, opera binasını ihya ettik." dedi. İzmir'i böyle değerlendirdim.

 

 

Ali Naili Erdem kimdir?

Türk siyasetinin bir dönem etkin isimlerinden Ali Naili Erdem, 17 Şubat 1927'de İzmir Kemalpaşa'da doğdu. Ankara Hukuk Fakültesi'nden 1951 yılında mezun olduktan sonra bir süre serbest avukat olarak çalıştı. Daha sonra politikaya atıldı. 1961'den 12 Eylül 1980'e kadar Adalet Partisi'nden İzmir milletvekili seçildi. AP Meclis Grup Başkan Vekili, Sanayi Bakanı, Çalışma Bakanı, Başbakan Yardımcısı ve Milli Eğitim Bakanı olarak görev yaptı.

Erdem, 1940'lı yılların ortalarından başlayarak edebiyat alanındaki çalışmalarını ve sosyal-siyasal konularındaki yazılarını Fikirler, İmbat, Çaba, Bayrak, Hisar, Türk Edebiyatı, Töre, Kemalist Ülkü, Gülpınar, Parlamento ve Türk İnşa gibi dergiler ile Ege Ekspres ve Tercüman gazetelerinde yayımladı. Makaleleri ve şiirlerinin yanı sıra çeşitli konularda verdiği konferanslarla da tanındı. Bu Toprağın İnsanları, Sevda Kuşatması adlarını taşıyan iki şiir kitabı var.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Türkiye'nin gerçek gündemi ne olmalı? GÖZLEM, son günlerde artan intihar olaylarının ardındaki asıl nedeni araştırdı ve Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durumu uz...

Tekrarlananlarla beraber yerel seçimleri yüzde 98'lik bir oranla tahmin eden Avrasya Araştırma Şirketi'nin Başkanının yaptığı açıklamayı GÖZLEM masaya yatırdı. İşte uz...

Trump-Erdoğan görüşmesi Türk-Amerikan ilişkileri ''Derin bir krizden'' geçtiği dönemde gerçekleşti. Görüşmeden sonra iki lider birbirlerine iltifatlar yağdırdılar.

"Barış" dedi, "Hürriyet" dedi, "Tam bağımsızlık" dedi, her şeyi, bütün mücadeleyi üçü uğruna verdi. "Yurtta Barış, Dünyada barış" en önemli ilkelerinden biriydi. O büt...

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO)'nin "tarım ürünleri ithalatında Kamu İhale Yasası'ndan muaf tutulmak istenmesi" sektörde büyük tepkilere yol açtı. GÖZLEM, konuyu uzmanla...

Tekstil sektörü ve paydaşlarını 1992 yılından beri destekleyen Ege Giyim Sanayicileri Derneği (EGSD) gelişen ve dönüşen sektörün en sıkı takipçilerinden biri konumunda...

Türkiye’de uzun süredir liyakat kurallarını yerle bir eden atamalar yapılıyor. Diplomasi tecrübesi olmayanlar, büyükelçi, yabancı dil bilmeyenler ateşe, veterinerler v...

Yazarlar
Website Security Test