Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Erdoğan - Trump işbirliği düğümü çözdü; Güvenli Bölge'ye "Türkiye" damgası!..

18.10.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

YPG / PYD Fırat'ın Doğusu'ndaki "32 kilometre derinliğindeki Güvenli Bölgeden çekiliyor" ve "ağır silahları" bırakıyor. Güvenli Bölgesi ABD ile işbirliği içinde "Türk Silahlı Kuvvetleri kontrol edecek.

Türkiye ile ABD, Perşembe günü Ankara'da gerçekleştirilen görüşmelerin ardından Barış Pınarı Harekâtı kapsamında "5 günlük ateşkes / ara verme" uygulanması konusunda anlaşmaya vardı. Ankara'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Türk heyeti ile ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence'in başkanlığındaki ABD heyetinin görüşmeşeri sonunda Suriye'nin kuzeydoğusuna yönelik operasyonu sonlandıracak bir uzlaşma metni hazırlandı ve açıklandı.

Anlaşmaya göre, Türkiye 120 saatlik bir süre için operasyona ara verecek ve bu zaman diliminde YPG, yaklaşık 32 kilometre derinliğinde oluşturulacak olan güvenli bölgenin gerisine çekilecek.
Çekilme tamamlandıktan sonra da Türkiye Barış Pınarı Operasyonunu sonlandıracak. ABD de Başkan Donald Trump'ın imzasıyla yürürlüğe giren yaptırımları geri çekecek ve "yeni yaptırımlar" da gelmeyecek.
BBC Türkçe'nin haberine göre, anlaşmanın bazı maddeleri Türkiye ile ABD arasında 7 Ağustos'ta varılan güvenli bölge uzlaşmasının bir tekrarı niteliğini taşıyor. Buna karşın anlaşma, ABD askerleri ve YPG'nin boşalttığı yerlere Rusya ve Suriye ordusunun girmesiyle değişen saha dengelerine nasıl yanıt verileceği gibi kilit soruları yanıtsız bırakıyor.

ABD'li ve Türk heyetler arasındaki görüşmeler, 4 saatten uzun sürdü. Görüşmenin sonunda açıklanan 13 maddelik anlaşmanın ilk üç maddesi NATO müttefiki iki ülke arasındaki ilişkilerin önemini teyit ederken, ABD'nin Türkiye'nin Suriye sınırından kaynaklanan "meşru güvenlik çıkarlarını" anladığını ve daha yakın eşgüdüm içinde olunması gerekliliğinin altını çiziyor. Analistlere göre, bu kapsamda NATO anlaşmasının 5'inci maddesini oluşturan "kolektif savunma" anlayışına da atıfta bulunarak son dönemde Türkiye-NATO ilişkileriyle ilgili ortaya atılan sorular karşısında bir gönderme yapılmak istendi.

İki ülkenin eşgüdüm yapacağı bir başka alan da Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ile mücadele olarak yeniden kayda geçirilirken, Türkiye, varılan uzlaşıyla kontrolü altında bulunduğu bölgede sivillerin zarar görmemesi için ABD'ye güvence verdi.

Güvenli bölge kurulacak mı?
Analistlere göre, anlaşmanın en önemli bölümleri arasında son 5 madde yer alıyor. Uzmanlar, 9'uncu maddenin, Türkiye'nin ABD'den çok uzun bir süredir talep ettiği unsurları karşılaması açısından önemli olduğuna dikkat çekiyor. Yapılan yorumlara göre, YPG'nin ağır silahlarının toplanması, tahkimatlarının ortadan kaldırılması ve sonuç olarak "güvenli bölge" kurulmasının yeniden kayda geçirilmesi Ankara açısından "önemli bir kazanım" olarak görülüyor.

ABD ile Türkiye arasında güvenli bölge konusundaki ilk uzlaşma Ağustos 2019'da sağlanmıştı. Bu anlaşma kapsamında çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu SDG sınıra yakın bölgelerden çekilirken, ABD ve Türkiye ortak devriyeye başlamıştı.

Ancak daha sonra Türkiye, taleplerinin yeterince karşılanmadığını belirterek, Barış Pınarı Harekâtı'nı başlatmıştı. Dün varılan anlaşmanın 10'uncu maddesinde, "güvenli bölgenin öncelikle Türk Silahlı Kuvvetleri'nin denetiminde olacağı" belirtilirken, uygulama süreçlerinin Türk ve Amerikan eşgüdümünde gerçekleştirileceğinin altı çiziliyor. Analistler, bu durumun, Ağustos'taki uzlaşma kapsamında Akçakale'de kurulan Ortak Koordinasyon Merkezi'nin faaliyetine devam edeceği, kara ve hava ortak devriyelerinin sürdürülebileceği yorumunu yapıyor.

Analistler ve uzmanlar ayrıca, güvenli bölgeye bir kez daha ve daha kuvvetli bir atıf yapılmasına karşın, gelinen noktada uygulama aşamasına geçilip geçilmeyeceğinin belirsizliğini koruyan noktalardan biri olduğuna dikkat çekiyor.

Taraflar hangi geri adımları atıyor?
Anlaşmanın kilit unsuru olarak gösterilen 11'inci maddede karşılıklı atılacak geri adımlar yer alıyor. YPG'nin güvenli bölgeden çekilmesini sağlamak için operasyona 120 saatlik bir ara vermeyi kabul eden Türkiye, çekilme işleminin tamamlanmasının ardından operasyonunu tamamen durdurmayı kabul ediyor.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 13 maddelik anlaşmada yer almasa bile geri çekilmenin Trump'ın 2019 başında ifade ettiği gibi 20 mil, yani 32 kilometrelik bir alanı kapsadığını kaydetti. Pence de görüşmenin ardından düzenlediği basın toplantısında 20 millik bir alandan bahsetti.

Analistler, Türkiye'nin Suriye'nin kuzeydoğusuna yönelik operasyonu, Menbic ile Irak sınırı arasında kalan bölgenin kontrolünü SDG'den alma amacına ulaşmadan durdurmayı kabul etmesinin başta ABD olmak üzere harekata yönelik uluslararası alandan gelen tepkiler karşısında atılmış bir geri adım olarak nitelendiriyor.

Bununla birlikte, anlaşmada operasyonun durdurulmasının ardından Türk askerinin bölgeden çekilmesine yönelik herhangi bir ifade bulunmadığına da dikkat çekiliyor. ABD ise Türkiye'nin bu adımının karşısında Trump'ın bu hafta içinde açıkladığı yaptırımları geri çekeceğini iletti. Aynı zamanda Türkiye'ye daha sert ve kapsamlı yaptırımların gündeme alınmayacağı konusunda da güvence verildiği belirtiliyor.

 

“30 KİLOMETRE UZAK YA DA SINIRDA FARK ETMEZ PYD TASFİYE EDİLMELİ”

Onur Öymen (Türk Diplomat ve Siyasetçi) -Buna iki açıdan bakmamız gerekiyor. Bizim oradaki önceliğimiz ve beklentimiz kendi güvenliğimizi sağlamak için PYD’lileri sınırdan uzaklaştırmak. Eğer ateşkese uyulursa bu amaca şimdilik ulaşmışız olarak sayabiliriz. Bunu ilerleyen günler içinde izlemek lazım, çünkü bu zamana kadar birçok ateşkes yapılmış ama uyulmamıştır. PYD bu ateşkese uyacak mı görmek gerekiyor. PYD, bir ABD’ye bir Rusya’ya bir Suriye’ye yanaşıyor. Kimden umduğunu bulacaksa o tarafa doğru yöneliyor. Bakalım şimdi ve ilerleyen günlerde hangi devlete yanaşacak. ABD ateşkes konusunda çok kararlı konuşuyor, PYD de ABD’den bu konuda bir vaat almışa benziyor. Şimdilik buna uyması beklenebilir ama beklemek gerekiyor.

İkincisi, PYD’nin 30 kilometre Güney’e çekilmesi bir anlam ifade etmez. Çünkü bir terör örgütünün sınırımızda ya da 30 kilometre daha aşağıda olması bir fark yaratmıyor. Türkiye yine bir terör örgütüne komşu olmuş oluyor. Bu terörün ne zaman ne yapacağı belli olmaz. PYD’nin tasfiye edilmesi lazım. Suriye’nin terörden tamamen arındırılması lazım. Amerika çekildiğine göre bu görev Suriye’ye ve Rusya’ya düşüyor. Bu sebeple Cumhurbaşkanının Soçi ziyareti çok önemlidir. Kurulacak güvenli bölgeye ne kadar Suriyeli yerleştirilecek o bölge nasıl yönetilecek, bunların hepsinin konuşulması ve ortak karara bağlanması gerekiyor.

Yaptırımların kaldırılması Türkiye ekonomisi için çok büyük ve iyi bir gelişmedir. Türkiye Cumhuriyeti ve halkı öyle her isteneni yapmayacağının mesajını çok iyi bir şekilde ABD ve Dünya’ya vermiş oldu.


"TÜRKİYE'NİN ÇETİN VE MEŞAKKATLİ TERÖRÜ ALT ETME MÜCADELESİ"

Mehmet Dönmez (Emekli Büyükelçi) -Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde başlattığı Barış Pınarı Harekâtı dokuzuncu gününü doldururken, ABD Başkan Yardımcısı Pence'in Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesinden ve iki ülke heyetlerinin Ankara'da Erdoğan ve Biden başkanlığında yaptığı 4 saat süren toplantıdan sonra birdenbire ortaya yepyeni bir tablo çıktı. Operasyonu sonlandıracak ve Türkiye'nin "Güvenli Bölge istek ve beklentilerine cevap verecek" 13 maddelik bir çözüm belge üzerinde anlaşmaya varılması, her bakımdan sürpriz oldu.

Perşembe gününün sabahında tablo şöyleydi: Türkiye 40 yıla yaklaşan terörle mücadelesini dünya kamuoyuna anlatabilme bakımından bir kez daha yalnız kalmıştı. 60 yıllık müttefikler, din kardeşi saydığı Arap alemi ve son olarak Çin dahi Türkiye'yi anlamayıp kınayanlar kervanına katılmışlardı.

Halbuki, bu harekâtı başlatılmasaydı önümüzdeki yıllarda uzun sınırlarımız boyunca Türkiye, ülkemize zarar verecek bir yapılanma ve onun iç irtibatlı destekçileri ile uğraşmak zorunda kalacaktı.
Başlatılan harekâtın yaratacağı çok sayıdaki zorlukların başında IŞİD mahkumlarının serbest kalmasının sorumluluğunun da Türkiye'ye yıkılacağı gerçeği de gelmekteydi. Nitekim Putin dahi Türkiye'nin IŞİD mahkumları konusunu yönetebileceğine ilişkin kuşkusunu dile getirdi.

ABD Başkanı Trump, Suriye'den çekilme kararına karşı olan yasa tasarısının Temsilciler Meclisinde büyük farkla kabul edilmesinden sonra tasarı lehinde olan üyeleri aşağılayıcı ifadelerle eleştirdikten sonra, Yardımcısı Pence başkanlığında bir heyeti Türkiye'ye gönderdi ve kimsenin beklemediği bir gelişme yaşanarak Türkiye ve ABD uzlaştı. Silahlar 5 gün için sustu ve harekatı Türkiye'nin isteklerinin gerçekleşmesi ile sonlandırma imkanı ortaya çıktı.

Halbuki, daha birkaç gün önce Trump'ın attığı "tweetler", açığa çıkan 9 Ekim 2019 tarihli Erdoğan'a muhatap mektubu kabul edilecek şeyler değildi. Trump ve ABD Kongresinden gelen "yaptırım açıklamaları" endişe yaratıyordu. İlk haberlere göre "açıklanan yaptırım kararı", Türk ekonomisine büyük darbe vuracak kapsamda değildi. Ama Temsilciler Meclisi ile Senato'dan çıkacak karar, daha ağır bir yaptırım paketinin geleceğini gösteriyordu. Bir yıl sonra Halk Bankası dosyasının gündeme getirilmesi bu endişeleri arttırır nitelik taşımaktaydı.

Erdoğan - Pence görüşmeleri ve alınan kararlar bu karamsar havayı dağıttı. Rusya - Esad cephesinden gelecek adımların neler olabileceği henüz net değil. Beklemek gerek.

“HAREKAT BÜTÜN ÜLKELERİN ÇIKAR İLİŞKİLERİNİ ORTAYA DÖKTÜ”

Soner Aydın (Emekli Albay) –Barış Pınarı Harekâtı ve henüz dokuz gününü doldurmuşken, Türkiye ve ABD heyetinin mutabakatıyla durdurulması; Suriye’deki gerçek durumu, ilgili bütün tarafların ilişkilerini, Suriye’nin geleceğini ve bütün bölgeye muhtemel etkilerini ortaya koymuştur. Harekâtın başlamasıyla birlikte ABD’nin Türkiye’ye rağmen, Türkiye ile ilişkilerini feda etme pahasına PKK uzantısı PYD/YPG’ye verdiği önem bütün açıklığıyla belli olmuştur ve son günlerde ortaya çıkan Trump mektubu da bunu teyit etmiştir. Harekât; PYD/YPG’nin ABD, AB, Arap Birliği, İran, İsrail, Filistin ve daha pek çok ülke için Türkiye’den de önemli olduğunu, bütün müdahil ülkeler arasındaki çıkar ilişkilerinin seviyesini, çapını ve hedefini açığa çıkarmış, Rusya ve Suriye yönetiminin PYD/YPG’nin varlığından ve amaçlarından rahatsız olmadığını göstermiştir.

Cumhurbaşkanımız 16 Ekim’deki Grup Toplantısında yaptığı konuşmada; harekât öncesinde ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde 20 mil (32 Km.) derinlikte bir güvenli bölge teklif ettiğini ifade etmiş, konuşmanın devamında Barış Pınarı harekatının hedefinin 30-35 km. derinlikte bir güvenli bölge oluşturmak olduğunu söylemiştir. 17 Ekim’de ABD heyetiyle varılan mutabakat sonrasında yapılan açıklamalardan anladığım kadarıyla da en az 30 km. derinlikte bir güvenli bölge tesis edilmesi kararlaştırılmıştır. ABD harekâttan önce 32 km. teklif ettiyse biz neden 30-35 km. derinliği hedef aldık ve sonrasında 30 km. derinliğe razı olduk? Hepsi aynı değil mi, harekât buna değer miydi? YPG’nin 30 Km.den daha derinde yuvalanması terör tehdidini ortadan bütünüyle kaldıracak mı, bu nasıl olacak? PKK güdümündeki PYD’nin bu güvenli bölge içindeki konumu ve rolü ne olacak? Yoksa bilmediğimiz başka konular mı var? Bu sorular kafa karışıklığı yaratmaktadır.

Zaman içinde basına yansıyan 13 maddelik mutabakat metninin her bir maddesi uzmanları tarafından tek tek ele alınarak irdelenecektir. Benim dikkatimi çekenler; Bölgedeki dini ve etnik toplulukların korunmasının taahhüt edilmesi, DEAŞ’la mücadelenin Türkiye’ye ihale edilmiş olduğu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) 2254 sayılı kararına yapılan vurgudur. ABD’nin DEAŞ’la mücadeleyi Türkiye’ye ihale etmeye çalıştığını yaklaşık bir yıldır yaptığımız değerlendirmelerde ifade etmiştik. Bu sürpriz olmadı. DEAŞ konusu da önemlidir ama asıl önemlisi Bölgedeki dini ve etnik grupların pek çoğunun SDG çatısı altında toplanmış olmasıdır. Bunlardan birisi ve en önde geleni de Kürtleri temsil ettiği iddia edilen PKK uzantısı PYD’dir. Korumaya PYD de dahil midir? Eğer öyleyse harekât hedefine ulaşmış olur mu? BMGK’nin 2254 sayılı kararına gelirsek; bildiğim kadarıyla bu karar Suriye’de bir seçim takvimi belirlemiş ve yapılacak seçimlerde Esad’ın aday olmaması yönünde kanaat oluşturmuştu. Mutabakatta 2254 sayılı karara vurgu yapılması Esad yönetimini tamamen ortadan kaldırmaya yönelik yeni bir hamle midir? Bu nasıl olacak, Türkiye; Rusya ve İran’a rağmen bu konuda nasıl bir rol üslenecektir?

Sonuç olarak; Suriye’de bir oluşturulacak güvenli bölgeyi de içine alan geniş bir bölgede bir Kürt yapılanmasının devamına ve 30 Km.den daha derinde de olsa YPG gibi bir silahlı terör örgütünün varlığının muhafaza edilmesine Türkiye dahil herkes razı olmuştur, Türkiye ile Suriye yönetiminin doğrudan diyalogla sorunları müşterek ele alma ve müşterek çözüm oluşturma zemini çok büyük ölçüde kaybedilmiştir kanaatindeyim.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Türkiye'nin gerçek gündemi ne olmalı? GÖZLEM, son günlerde artan intihar olaylarının ardındaki asıl nedeni araştırdı ve Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durumu uz...

Tekrarlananlarla beraber yerel seçimleri yüzde 98'lik bir oranla tahmin eden Avrasya Araştırma Şirketi'nin Başkanının yaptığı açıklamayı GÖZLEM masaya yatırdı. İşte uz...

Trump-Erdoğan görüşmesi Türk-Amerikan ilişkileri ''Derin bir krizden'' geçtiği dönemde gerçekleşti. Görüşmeden sonra iki lider birbirlerine iltifatlar yağdırdılar.

"Barış" dedi, "Hürriyet" dedi, "Tam bağımsızlık" dedi, her şeyi, bütün mücadeleyi üçü uğruna verdi. "Yurtta Barış, Dünyada barış" en önemli ilkelerinden biriydi. O büt...

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO)'nin "tarım ürünleri ithalatında Kamu İhale Yasası'ndan muaf tutulmak istenmesi" sektörde büyük tepkilere yol açtı. GÖZLEM, konuyu uzmanla...

Tekstil sektörü ve paydaşlarını 1992 yılından beri destekleyen Ege Giyim Sanayicileri Derneği (EGSD) gelişen ve dönüşen sektörün en sıkı takipçilerinden biri konumunda...

Türkiye’de uzun süredir liyakat kurallarını yerle bir eden atamalar yapılıyor. Diplomasi tecrübesi olmayanlar, büyükelçi, yabancı dil bilmeyenler ateşe, veterinerler v...

Yazarlar
Website Security Test